7 Temmuz 2009 Salı

“KUŞATMA VE ÇULLANMA”
Mustafa Nevruz SINACI

Sevgili ve değerli okuyucularım; Aziz ve kadim gönül dostlarım,.
Ülke, İnsan, Bayrak ve Toprağın; Adalet ve Hukuk’un gerçek sahipleri,
Hak yolunda fazilet mücadelesi veren ve/veya vermeye talip kardeşlerim !..
Geçirdiğim ağır bir felç nedeniyle üç ay’dan fazla bir süredir dostlarım hüzün, bil-umum vatan hainleri, insanlık, adalet ve hukuk düşmanları sevinç içinde. 7 yıldır çektirdikleri maddi-manevi baskı, aleni tehdit, günde on binleri bulan virüs saldırısı ve trojan (truva atı) zulmü ile organize büro baskınlarına rağmen; Allah’a şükür halâ ayakta ve hayattayız.
Borcumuz, derdimiz olmuş, bir el, bir ayak sıkıntı yaratmakta imiş ne gam !
İnsan, “Hürriyet, adalet ve bari hakikat (insanca yaşam) uğruna vardır. İşte bu minvalde kaderimiz ve karakterimiz olan süreç devam edecektir. Muhtemel kısa süreli mazeretimiz nedeniyle bazan “bilim insanları ve dava adamlarından nakiller“ yeri geldikçe ve mümkün oldukça da “kendi yazılarımız, yayın ve makalelerimizle“ inşâallah…

Yeni dönemi TURGEM Genel Başkanı kadim dostum Remzi UYSAL’ın (*) çok önemli ve değerli “BİR YORUM YAZISI“ ile başlatıyorum:
Makale 07 Temmuz 2009 tarihli. Konu ve başlık aynı.
“Kuşatma ve Çullanma“
“Türkiye Psikiyatri Derneği Üyesi Sayın Prof. Mehmet Kerem DOKSAT´ın posta kutuma düşen ’Türkçe Bülten’in ’Etiketler Bölümü’nde, “Erdenekon ATATÜRK´ün kişiliğine psikolojik saldırı“ başlıkllı yazısını ve de Sayın Gökhan DEMİR´in de bu yazının içeriğine 28.6.2009 günlü yaptığı eleştiriyi okudum.
Sayın Doksat yazısında, Türkiye´nin bugün içinde bulunduğu durumu, halkımızın nasıl bir psikolojik süreç ve travmalardan geçirilmiş olduğunu, ulusal duygu ve reflekslerinin nasıl yok edildiğinin, ülkemizin yağmalanmasına neden tepkisiz kalınmakta olduğunun, bir bilim adamı olarak analizini yapıyor.
Sayın Demir´in eleştiri yazısından; Ulusal ve laik devlet düzenimiz gerekirse dağılsın da, bu nasıl olursa olsun ve bunu kim yaparsa yapsın, bizim umurumuzda değil diyebilecek bir kesimin, devlet yapımıza ve aydınlarımıza duydukları öfkenin dışa vuruşu anlaşılıyor.
Aslında Sayın Demir´e, kendisi gibi düşünenlerin neler hissetiğini bize çok samimi bir şekilde hissettirdiği, anlatmaya çalıştığı için, teşekkür etmek istiyorum.
Demek oluyor ki; bir kesim Türkiye´de pusuya yatıp, emperyalistlerin Türkiye´nin başına çullanmalarını beklemiş. Ve bu kesim bunu, inanıyorum ki, dinimizdeki vatan sevgisi ile de bağdaşlastırabilmiş.Ama şu unutulmamalı ki; bugün ulusal onur ve değerlerimize saldıranların karşısında -birilerine kızdıkları için de olsa- suskun kalan kesim, gelecekte bu topraklarda ibadetlerini bile gönül rahatlığı içinde yapamıyacaklar.
Türkiye´nin başına çullanmakta olanlar, Pakistan ve Afganistan´da söz yerinde ise sokaklarda rastgele yakaladıklarına, terörist ve yandaşları diye Guantanamo´da yaptıkları ortada. Irak kapı komşumuz. O insanların yaşam haklarına, kutsal inançlarına ve hatta ibadethanelerde yapılan saldırı ve hakaretleri yıllarca okuyup, dinledik, görüntüleri izledik.
Anlaşılıyor ki, ülkemizde üstelik dindar geçinen bir kesim, kendileri gibi düşünmeyen aydınlarımıza, içlerine sindiremedikleri laik devlet düzenine, nedeni ne olursa olsun duydukları kin ve öfkeden, ülkemiz ekonomisinin can damarı olan bankalarımızın %70´ inin üzerinde yabancılara peşkeş çekilmesine seyirci kalabiliyorlar. Oysa, hiç bir Avrupa Birliği (AB) ülkesinde, banka sektöründe yabancı sermayenin oranı %21´i geçmez.
Biz bankalarımızı yabancılara orantısız şekilde yabancılara sunarken, Almanya´da birleşik sağ partilerin ağır bastığı ve başbakanı da sağcı olan koalisyon hükümeti, zarar eden bankalarda yüksek oranda hisse senetleri alıp, banka yönetiminde ve ekonomide devletin gücünü artırıyor. Biz de ise tam tersi oluyor. Bunun izahı nasıl yapılabilir? Sadece bankalar mı, yabancılara altın tepside sunduğumuz.
Bu da yetmezmiş gibi; yabancı banka sermayesi kuşattığı yerli sermayemize, en düşük kredi için bile, en güç şartları öne sürmekteler. Böylece yerli sermayemizin yok olmasına göz yumuluyor.
Bütün bunların kaynağı, ATATÜRK ve Devrimlerine, (Türk İnkılâbına) yurtsever aydınlarımıza duyulan, nefret, kin ve öfke midir?
Bunun vatanseverlikle, sağ duyu ile bağdaşır tarafı var mıdır?
Bugün soframıza gelen ekmek bile, tarım politikamız böyle devam ederse, vücudumuzda tıp biliminin bile tanımlamakta aciz kalabileceği hastalıkların nedeni olabilecektir. Genleri ile oynanmış ve köylümüze empoze edilen tohumlar, tarlalarımızın verimini tamamen yitirip, harmandan kaldırdığımız buğdayın da tohum olamıyacağına tanık olduğumuzda, hem bazı şeyleri düzeltmek için çok geç olacak, hem de bu zaman içinde çok şeyin ellerimizden kayıp gittiğini görebiliriz.
İşte üç ay içinde oluşan ve %13,8 küçülen ekonomimiz, milli gelirimizinden buharlaşıp uçan 57 milyar dolar, kimleri mutlu etmiştir?
Bu mu teğet geçen kriz?
Yoksa, Türkiye´yi kuşatma ve başına çullanmanın bir işareti midir?
Ülke değerlerinin yağmalanmasına, peşkeş çekilmesine göz yummakla mukkadesatcılık nasıl bağdaşabiliyor?
Oysa dinimizin en değerli ve kutsal öğesi, vatan ve toprak sevgisi değil midir?
Bana 27 yıl önce bir ayağı takma genç bir Filistinli´nin: „Bizim kıldığımız Cuma namazı kabul değil“ dediği, halen kulaklarımda çınlamaktadır.
Sayın Demir gibi düşünen ve davrananlar, istediklerinin “gönüllerince gelişmediğini” öne sürerek, bugün reddettikleri „eskinin“ de geri dönemeyeceğini, yaşayıp öğrenmek mi istiyorlar, yoksa?
İşte o zaman, bazı şeyleri düzeltmek için zaman da, firsat ta kaçmış olmayacak mı?
Allah Türkiye´yi, başımıza çullanmak için dışarıdaki pusu siperlerinde yatanlardan değil de, öncelikle içerideki işbirlikçilerden ve siperlerde yatanlardan korusun.
Korkarım ki bu süreci dibe vuruncaya kadar yaşayacağız.
Ama unutulmamalı ki; tarihimiz sabrımızın sınandığı örneklerle doludur.
Ondan sonra mı?
Tarihimizde yaşadığımız 86 yıl öncesinin örneğini kim yok sayabilir?“
(*) Remzi UYSAL, TÜRGEM Başkanı e.Mail:
uysalremzi@yahoo.de
***
SON VUKUAT
Peki; SSK ve Bağ-Kur emeklilerine, “Ekim 2008'de yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’nın 55. maddesi doğrultusunda, "Bir önceki 6 aylık (Ocak-Haziran, 2008) enflasyon oranında, yani % 3.83 zam yapıldığını; YASA GEREĞİ: 01 Temmuz 2009’dan geçerli olmak üzere de: 2008 yılı Tem.-Aralık enflâsyonu olan % 6.77 oranında zam yapmak zorunda olduğunu biliyor musunuz?
Yani adalet ve hukuk gereği 2009 yılı Temmuz ayı zammı % 6.77 olarak uygulanmak zorunda iken; (Yasanın amir hükmü ve iktisap edilmiş hak’a rağmen) Niçin (5.7.2009) SSK ve Bağ-Kur emeklilerine % 1.83 maaş zammı yapıldı acaba !?..
Hani Recep adalet (hüküm doğrultusunda) hak ilkelerine sahip ve saygılı idi!....
Bir yanda eski rical, evlât-ayâl, yandaş’a-yoldaş’a kıyak, diğer tarafta ekonomik kriz, fakr-ü zaruret, açlık-yokluk, yoksulluk içinde kıvranan, en hayati ve insani (mutlak/ zorunlu) ihtiyaçlarını tedarikten aciz, yaşamı zindana dönen, sefalete mahkum edilen asıl vatandaş!..
Biline ki; “ADALETSİZ HÜKÜMET’LER FAZİLETSİZDİR”

Hiç yorum yok: