11 Nisan 2012 Çarşamba

dindarlık, adalet, hüküm ve hikmet!......

DİNDARLIK, 
ADALET VE DEVLET
Mustafa Nevruz SINACI
Osmanlı İslâm Devleti’nin., evrensel İslâmi değer, adalet ahlâkı, insanî norm, ilke ve standartları terk ederek çöpe atmaya; Yönetim ve yaşam biçimini tefessüh etmiş (yozlaşmış, çürümüş) maddeci Batı kültürüne göre şekillendirme gafletine düştüğü 1700’lerden itibaren, muharref ve mukallit İncil yandaşlarının yıldızı parlamış, buna paralel olarak fanatik Musevi camiasında yükselme devri, Osmanlı’da (1734) gerileme, düşüş ve çöküş başlamıştır...
Bunun ana nedeni: Tabiatın boşluğa tahammül edememesidir.
Daha açık bir anlatımla batı, Türk ve İslâm âleminin içini boşaltıp değerlerini çalmış; Yerine kendine ait yozlaşmış, çürümüş, ahlâksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, namussuzluk illetini koymuştur. Merhum Milli Şâir Mehmet Akif Ersoy, bir Avrupa gezisi dönüşü bu hali tespit eder ve şöyle açıklar: “Batı İslâm’ın ilmini almış; Bize ancak adı kalmış pâyidar…”      
“EY İNSANLAR VE MÜSLÜMANLAR!...
‘Evrensel hukuk ve İslâm’a göre: Devlet insan içindir. İnsan’ı yaşat ki, devlet yaşasın, düsturu, iktisat ve müttefik içtihat gereği: Hak edilmiş ve helâl olmak şartıyla, ‘kazanç’tan en az bir yıl kullanıldıktan sonra vergi alınır. Gelir Vergisi oranı 1/40, yani: % 2.5 olup; gümrük hariç “peşin vergi” haram ve yasaktır. Başta tekel ürün ve hizmetleri olmak üzere; Akaryakıt, Doğalgaz, Tüpgaz, Elektrik, Su, Telefon, Ekmek zorunlu ihtiyaç ve sürüme dayalı “sürekli ve garantili” kazanç unsuru mal ve hizmetlerde azami kâr oranı, maliyet artı % 5;, Alımı isteğe bağlı, zorunlu ve yaşamsal olmayan mal ve hizmetlerde ise kâr oranı: Maliyet artı en fazla % 20’dir. Üretici, Sanayici ve Tüccar halka hizmetle memur-mükellef kimsedir. Fahiş ve haksız kâr edilemez. Devlet’in varlık sebebi millet adına piyasaları geliştirme ve kontrol, huzur, istikrar ve insicamı temin; Halkı, hür teşebbüsü, üretim ve hizmetleri Düzenleme, Destekleme ve özellikle Denetleme ile yetkili, görevli ve sorumludur.’ 
İYİ BİLİN!..”         
Enteresandır; Osmanlı ve İslâm devletlerinin duraklaması Batı’nın ayağa kalkmasına; Gerilemesi ise yükselmesine denk gelir. Bizde duraklama ve gerilemenin nedeni: "nepotizm, gayrimüslimlere yalakalık, ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa’ya yardakçılık, hak, adalet ve hukuku siyasete, din’i hem siyaset ve hem de ticarete alet edecek kadar ahlâki düşüklüktür. "
Dönem itibarıyla tüm İslâm âlemini kucaklayan, temsil ve izam eden Osmanlı’nın bu minval üzere zevali, doğal ve evrensel yaşam biçiminden uzaklaşarak; Hızla küfrün kucağına düşmesi, 200 yıl süren “hilâl-i salip” mücadelesi neticesinde sözde Müslümanların ric’ati (pes ederek geri çekilmesi), mağlubiyeti ile sonuçlanmış ve bu illetle yıkılıp gitmişlerdir.    
Gelinen nokta: Adalet ve faziletle hükümferma olunan 20 milyon 500 bin km2’lik bir cihan devletinden, 780 bin km2’lik arenadır. Oysa Cumhuriyetin kuruluş ilkesi Türk İnkılâbı ile Osmanlı’nın kuruluş düsturu birdir. İmanlı-şuurlu, onurlu-sorumlu, hak, adalet ve fazilete dayalı namuslu, dürüst, demokrat “antiemperyalist” Türkiye Cumhuriyeti…..     
Dolayısıyla, her iki halde de olması gereken, beklenen ve mayalanan ne idi?
“Ebed Müddet Devlet”; Hak, adalet, huzur, emniyet, eşitlik ve barış iklimi!..
OSMANLI’DA OLMADI!...
Bunun sebebi: İnsan için en doğal, rahat, özgür, şahsiyetli ve haysiyetli yaşam biçimi olan İslâm’dan uzaklaşmak, bid-at ve hurafelere saplanmak; Müslümanlık bir yana, insanlık dışı, alt ve alçak bir yaşam tarzına rıza göstermektir. Aşağıda arz, ifade edeceğim şekilde bu, bütün İslâm âlemi bir yana İnsanlık âlemi için de büyük bir hezimet, ıstırap, sıkıntı ve utanç nedeni olmuştur. 1700 ilâ 1930 yılları arasında aralıksız cereyan eden Müslüman odaklı savaş, tehcir (zorunlu göç), sistemli soykırımlar, suni olarak teşkil ve teşekkül ettirilen sözde ana dil, etnik kök, mezhep ve tarikat sapkınlıkları da hesaba katmak gerek!..    
İşte bu feci izmihlâl ve ağır hezimetin faili: Vahşi Batı, Hıristiyan ve Yahudiler;
Suçlu ve sorumlusu: Apaçık gaflet, dalâlet ve hıyanetle malûl, din tacirliğine müptelâ ‘Müslümanların Emir’i vasfını terkle “Kral” kisvesine bürünen, kibir, sefahat, saltanat ve ilmî sefalet zafiyetiyle illetli ümera (amirler, yöneticiler) ve bu zûl-zilletten maişet dilenecek kadar alçalan, ilim, ahlâk ve fazilet fukarası ulema, fukaha ile sözde zamanın aydınlarıdır...  (./..)   
DİNDARLIK, BİLİM VE DEVLET
Mustafa Nevruz SINACI
Devletten, sosyal hayat ve kurumlardan dini soyutlamanın, ahlâkı dışlamanın faturası daima çok yüksek olmuş; “insan, ekosistem ve bütünüyle doğal hayata ihanet” anlamına gelen bu menfur teşebbüsler, sonuçta çok büyük ekonomik, sosyal ve kültürel felâketler, travma ve çöküntülere neden olmuştur. (BAK: Dindarlık, Adalet ve Devlet)     
Mağdurları: Sorumluluk duygusu, medeni cesaret, onur, ahlâk, iman ve ilimlerini terk edip; Dinî ticarete, adaleti siyasete, ilmi menfaate alet etmeye kalkışan; rüşvet-iltimas, ayırma, kayırma, haksızlık, yolsuzluk ve suiistimale yönelen, icabında yalan söylemek ve yalan yere yemin etmekten kaçınmayacak kadar insanlık dışına çıkmış öz haini, sözde Müslümanlar… 
Bu yüzdendir ki; (1300–1923) 623 yıllık ömrün 434 yılını insanca ve İslâm’ca hüküm süren; Adalet ve barış iklimi, fazilet güneşi Osmanlı’nın çöküşü 189 yıl sürmüştür. Oysa yeni Türkiye Cumhuriyeti henüz 89 yaşındadır. Bilinen ve belli olan, tarih boyunca kurulmuş Türk devletlerine oranla henüz çok gençtir. Yenidir…
Mayası itibarıyla Osmanlı’ya rücu eder korkusuyla da;
Genç Türkiye Cumhuriyeti, olgunlaşmadan boğulmak istenmektedir..  
Bu istek ve ihtirasın zebunu ise: Kadim “Şark Meselesi’nden” mütevellit bedhahlardır.
Hakikatte MS 300 yıllarından beri Türk milletine karşı düşmanlığı bilinen ve sürekli bileylenen, tarihin en kanlı soygun, vurgun, katliam ve soykırımlarından biri “Haçlı Seferleri” ile maruf, eli kanlı, kara vicdanlı, haramzade, emperyalist batıdır. Musevi, Hıristiyan âleminin siyasal, sosyal, bilimsel ve kültürel yapısı; Türk ve Müslümanların, bütün devirlerine nazaran, çok ileri, koyu ve derin bir dindarlıkla örülmüştür… 
Hıristiyan Batı ve Kuzey Yıldızı Yahudiliğin referansı din’dir. (Din kullanılarak 19. yy’da İsrail devleti kurulmuştur.) Ancak öncelikle, “arz’ı idare etme” iddiası güden, yaygın söylem ve yayınlara göre bu ideal, iddia veya ütopyasını hayata geçirmek için evrensel bazda yoğun çaba harcayan Yahudi toplumunu ele almak ve analitik olarak incelemek gerek:
“EY İNSANLAR VE MÜSLÜMANLAR!...
‘Evrensel hukuk ve İslâm’a göre: Her insan bir devlettir. Devlet insan için vardır. İnsan’ı yaşat ki, devlet yaşasın düsturu, iktisat ve içtihat gereği: Her nevi kazanç sadece ve yalnızca “bir defa” vergilendirilir. Vergilendirilmiş kazançtan; ÖTV, KDV ve sair namlar altında, doğrudan veya dolaylı olarak başkaca vergi alınamaz. Buna teşebbüs ve tevessül insan hakları, adalet ahlâkı ve hukuka aykırıdır. Üretici, Sanayici ve Tüccar halka hizmetle memur ve mükelleftir. Meşru hükümet adaletin teminatı olmakla; hüküm ve hikmet de, adalet iledir. Hükümete rağmen hiç kimse fahiş ve haksız kâr elde edemez. Rüşvet, haksızlık ve yolsuzluk domuzluktur. Devlette suiistimal, ihmal ve hırsızlık varsa hükümet yok demektir. Devlet’in varlık sebebi. Millet Adına kontrol, huzur, istikrar ve insicamı temin; Sektörleri tanzim, tertip, üretim, hizmet, serbest rekabet, fiyat ve piyasaları “insan lehine” Düzenleme, Destekleme ve özellikle Denetleme ile yetkili, görevli ve sorumludur.’
İYİ BİLİN!..”        
MUKAYESELİ BİR İNCELEME VE DEĞERLENDİRME     
2012’de nüfusu 7 milyara ulaşan Dünyada yalnızca 14 milyon Yahudi / Musevi var.
(Kuzey ve Güney Amerika'da 7, Asya'da 5, Avrupa'da 2 milyon ve Afrika'da yaklaşık 100  bin Musevi yaşamakta) Buna mukabil, aynı dünya’da 1 milyar 600 milyon Müslüman var. (1 milyar 100 milyon Asya'da, 500 milyon Afrika'da, 44 milyon Avrupa’da, 6 milyon Amerika kıtasında.) Yani dünyada 1 Musevi’ye karşın 114 (!) Müslüman var... İyi ama bu Yahudiler Müslümanlardan niçin 100 kat daha güçlü ve daha zengin ve daha eğitimli ve daha mucitler?
            Tarafsızlık ve bilimselliği “Müslümanlar açısından” tartışmalı tespitlere bakalım…
NEDEN VE NİÇİN?..
Yakın çağın en etkin bilim adamı Albert Einstein; Psikanalizin (ahlâksızlık, dinsizlik ve insanlık düşmanlığı öğretisinin) babası Sigmund Freud; Sayısı milyonları bulan masum ve suçsuz insanın sefalet, açlık, yokluk, ideolojik kargaşalarda, harplerde telef edilmesine neden olan Karl Marks, Engels, Stalin, Buharin ve Kuzinen Yahudi idi… (./…)
DİNDARLIK, MİLLİYETÇİLİK VE DEVLET
Mustafa Nevruz SINACI
Enteresandır, özellikle esir, sığınmacı, mağdur ve mazlum milletlerin; Soy değerlerine sadık, inanç, kültür (hars) ve geleneklerinde her şeye rağmen samimi oldukları takdirde, diğer milletler ve egemen unsurlara nazaran; Bilim, sanat, keşif, icat ve buluşta, yani medeniyetin ilerleyip gelişmesinde, inkişafında çok büyük pay ve mesafeler kat ettikleri müşahede olunur.     
Meselâ tarihin her döneminde, dünyanın her yerinde, bütün baskı, dışlama, katliam ve kısıtlara rağmen, ısrarla dini şeriatlarını yaşayan Yahudiler ile Osmanlı ve İslâm âleminin, dindarlığı terk etmesiyle bazı Hıristiyanlar, bilimde Müslümanların yerini alarak, günümüze kadar büyük başarılara imza atmışlardır. 1700 öncesi Türk ve İslâm Âlimlerinin bilime katkı, ilim, icat ve buluşları dikkate alınmaksızın, yok sayılarak ve hakları yenilerek, hatta inkârla; İnsanlığa zenginlik, sağlık ve mutluluk kattığı iddia edilen, fakat gerçekten hayırlı ve yararlı bazı keşif ve icatlar da yaptıkları bilinen Yahudiler:
Benjamin Rubin insanlığa aşı iğnesini armağan etti., Jonas Salk ilk çocuk felci aşısını; Gertrude Elion lösemiye karşı ilaç buldu., Baruch Blumberg Hepatit-B aşısını geliştirdi., Paul Ehrlich frengiye karşı tedaviyi buldu., Elie Metchnikoff bulaşıcı hastalıklarla ilgili buluşu ile Nobel ödülü aldı. Gregory Pincus doğum kontrol hapı geliştirdi. Bernard Katz nöromasküler (kas sinir sistemi arası iletişim) alanında Nobel ödülü kazandı. Andrew Schally  endokrinoloji (metabolik sistem, diyabet, hipertiroid) tedavi yöntemi geliştirdi. Aaaron Beck Cognitive Terapi’yi (akli bozukluk tedavilerinde kullanılan psikoterapi yöntemini) geliştirdi. Gerald Wald  insan gözü hakkındaki bilgilerimizi geliştirerek Nobel ödülü kazandı. Stanley Cohen  embriyoloji (embriyon ve gelişimi çalışmaları) dalında Nobel aldı. Willem Kolff böbrek diyaliz makinesini yaptı. Peter Schultz optik lif kabloyu, Charles Adler trafik ışıklarını, Benno Strauss paslanmaz çeliği, Isador Kisse sesli filmleri, Emile Berliner telefon mikrofonunu, Charles Ginsburg ilk bantlı video kayıt makinesini geliştirdi. Stanley Mezor ilk mikro-işlem çipini icat etti. Leo Szilard ilk nükleer zincirleme reaktörünü geliştirdi.
Yahudi/Musevi toplumu içinden, son yüz yılda, insanlık uğruna gerek olumlu veya gerekse olumsuz yönde, ama sonuçta dünya çapında eylem, buluş ve başarılara imza atan bilim insanları çıkarken; Bir yandan Birinci ve İkinci Dünya Savaşları cereyan ediyor, Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş çalışmaları sürüyor; Orta Doğu’da ise Müslüman (?!) Arap kardeşlerimiz düşmanla el ele verip, birbirlerini boğazlıyorlardı!..
Sonra başımıza ve başlarına BOP (büyük orta doğu) ve BİP (büyük İsrail) projeleri musallat edildi. Türk’ü imha plânları ise, başta insanlık düşmanı Yahudi tarikatı masonluk olmak üzere özellikle Avrupa tarafından üretiliyordu. Bu projeler uyarı Mareşal M. Kemal Atatürk zehirlenerek öldürüldü. 11 Kasım 1938’de Türk İnkılâbı’na “karşı” devrim yapıldı.
Peki ama; son 100 yıl içinde Yahudiler bilimsel alanda 104 Nobel ödülü kazanırken, 1.6 milyar Müslüman neden yalnızca 3 Nobel kazandı. Yahudiler niçin bu kadar yaratıcı ve neden bu kadar güçlüler? Bunu anlamak ve çözebilmek için, Yahudi inancına bağlı, küresel çapta büyümüş, tanınmış şu yatırımcılara, işadamlarına ve markalarına bakalım:, Ralph Lauren (Polo), Levi Strauss (Levi's Jeans), Howard Schultz (Starbuck's), Sergei Brin  (Google), Michael Dell (Dell Bilgisayarları), Larry Ellison (Oracle), Donna Karan (DKNY), Irv Robbins (Baskins & Robbins), Bill Rosenberg (Dunkin Dougnuts), Richard Levin (Yale Ünv'nin kurucu başkanı). Musevi inancına bağlı, küresel çapta büyüyüp tanınmış sanatçılar: Michael  Douglas, Dustin Hoffman, Harrison Ford, Woody Allen, Tony Curtis, Charles Bronson, Sandra Bullock, Billy Crystal, Paul Newman, Peter Sellers, George Burns, Goldie Hawn, Cary Grant, William Shatner,  Jerry Lewis, Peter Falk... Yönetmenler ve yapımcı Yahudiler: Steven Spielberg, Mel Brooks, Oliver Stone, Aaaron Spelling (Beverly Hills 90210), Neil Simon (The Odd Couple), Andrew Vaina (Rambo 1 /2 / 3),  Michael Mann (Starzky and Hutch), Milos Forman (One Flew Over The  Cuckoo's Nest, Amadeus), Douglas Fairbanks (TheThief of Baghdat), Ivan Reitman (Ghostbusters), Kohen Kardeşler, William Wyler. William James Sidis.., (./..)  
DİNDARLIK; 
GELİŞMİŞLİK VE DEVLET
Mustafa Nevruz SINACI
Şimdi sorun kendinize: 250’lik IQ derecesiyle dünyaya gelmiş en parlak insan hangi dine mensuptur? Neden Yahudiler bu kadar güçlüdür? Çünkü: Çocuklara ve genlere kaliteli eğitim verirler...  Bu eğitim türü sorgulayıcı (teslimiyetçi değil), araştırıcı (ezberci değil) ve yaratıcıdır (bilgi üretmek/bulmak içindir)..
Peki: Neden Müslümanlar bu kadar güçsüzdür? Cevap: Yanlış eğitim verdikleri ve gelişime yararı olmayan sistemler uyguladıkları için (sözde Din eksenli, sorgusuz, araştırmaya önem vermeyen, ezberci ve dayatmacı eğitim...). Oysa dünyada yaklaşık 1 Milyar 676 milyon Müslüman yaşamakta. Yani, toplam dünya nüfusu içinde her 5 kişiden biri Müslüman. Her bir Hindu'ya 2, her bir Budist'e karşılık 2 Müslüman vardır. Her bir Yahudi'ye karşılık olarak da 114 Müslüman bulunmaktadır. Müslümanlar bu kadar kalabalıklar ama neden güçsüzler?
Nedeni eğitim(sizlik)dir. İslam Konferansı Örgütü'nün (OIC) 57 üyesi var ve ülkelerin tümünde sadece 500 adet üniversite bulunur. Yani üniversite başına 3 milyon kişi düşmekte!.. Başka bir deyişle 3 milyon kişi için bir üniversite.. Bunların kalitesi başka bir sorun!.. Fakat, sadece ABD'de 5 bin 758 adet üniversite vardır. Shanghai Jiao Tong Üniversitesi tarafından 2004 yılında hazırlanan ‘Dünya Üniversitelerinin Akademik değer Listesi’ne halk çoğunluğu Müslüman olan ülkelerin hiç birinden ilk 500’e giren bir üniversite olmadı. Neden? Bunun cevabı sadece: Kalitesiz, niteliksiz, amaçsız, anlamsız ve ezberci eğitimdir...
OKUMA YAZMA ORANLARI DA ÇOK DÜŞÜK!
UNDP tarafından toplanan verilere göre Hıristiyan dünyasında okuma-yazma oranı % 89’dur. Bunların %98’i en az ilkokul ve 100 kişiden 40’ı üniversite mezunudur. 15, Hıristiyan çoğunluğa sahip ülkede okuma-yazma oran ise %100’dür. Yani bu 15 ülkede okuma-yazması olmayan tek kişiye rastlamak mümkün değil. Oysa İslâm ülkelerinde durum bunun zıddı olup: Her 100 kişiden sadece 40’ı okuma-yazma bilir. Herkesin okuryazar olduğu bir tek Müslüman ülke yok!..Bunların %50’si ilkokul mezundur ve sadece %2’si üniversiteyi bitirmiştir.
BİLİM İNSANLARININ ORANLARI DA ÇOK DÜŞÜK!
ABD’de toplam bilim insanı sayısı 4.000, Japonya’da 5.000’dir. Müslüman çoğunluğa sahip 57 ülkedeki bilim adamı sayısı sadece 230 kişidir. (Akademisyenlerin hepsi bilim insanı değildir. Bilim insanı, pozitif bilimlerle aktif olarak uğraşan kişi demektir.) Ve beher 1 milyon Müslüman kişiye sadece 1 bilim insanı düşmekte. Teknisyenler bakımından Müslüman Arap ülkelerinde durum daha da kötüdür: Her 1 milyon Müslüman Arap nüfus içinde 50 teknisyen bulunur. Hıristiyan dünyasında ise her bir milyon kişi içinde 1000 teknisyen vardır. 
NEDEN?.. Kalitesiz eğitim ve araştırma geliştirmeye yeterli kaynak ayrılmaması... Çünkü Müslümanlar gayri safi milli gelirin sadece % 0,2’sini AR-GE’ye aymakta. Buna karşın Hıristiyanlar araştırma-geliştirmeye % 5, yani 25 kat daha fazla fon ayırmaktadır.
SONUÇ: İslam dünyasında yeni bilgi üretebilecek kapasite yok. Ayrıca dünyada üretilen bilgiyi kendi halkına öğretmekte başarısızlar. Bunun kanıtı ileri teknoloji ihracat rakamlarında saklıdır: Pakistan’ın ileri teknoloji ihracatının toplam ihracatın içindeki oranı  %1; Suudi Arabistan, Kuveyt, Fas ve Cezayir’in ise % 0,3; Hıristiyan Singapur'da % 58'dir.
Gelecek Bilgi temelli toplumların olacaktır. İlginçtir, 57 İslâm ülkesinin gayri safi milli hâsılalarının toplamı 2 trilyon doların altındadır. Buna karşın 310 milyonluk ABD tek başına 12 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretir; Çin 8 trilyon dolar, Japonya 3,8 trilyon dolar ve Almanya 2,4 trilyon dolarlık üretim yapmaktadır. (Hesaplama: Satın alma gücü eşitlenerek yapılmıştır.) Mal ve hizmet üretimi İspanya’da 1 trilyon doların üzerinde; Katolik Polonya’nın mal ve hizmet üretimi 489 milyar dolardır. Budist Tayland  545 milyar dolar değerinde mal ve hizmet üretimi yapar.
İşin daha acıklı tarafı şu: İslam Dünyasının gayri safi milli hâsılasının tüm dünya gayri safi milli hâsılasına oranı hızla azalmakta! O halde Müslümanlar neden bu kadar güçsüzdür? 
Cevap: Eğitim!. Tam anlamıyla söylersek; kaliteli ve çağdaş eğitim yoksunluğu. Çok kesin biçimde söylersek; akılcı olmayan, ezberci, teslimiyetçi, sözde din, hurafe eksenli ve çağdışı eğitim...
(*) Yararlanılan Kaynak: Dr. Faruk Saleem, Pakistan  (bitmedi….)

Hiç yorum yok: