<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239</atom:id><lastBuildDate>Wed, 16 Dec 2009 10:36:15 +0000</lastBuildDate><title>gerçek demokrat: MUSTAFA NEVRUZ SINACI</title><description></description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/</link><managingEditor>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>111</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-5225315943469895982</guid><pubDate>Wed, 16 Dec 2009 10:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-16T02:36:15.657-08:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;İNSAN HAKLARI VE ADALET AHLAKI&lt;/span&gt; &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Syi2VRxBIKI/AAAAAAAABbE/83EZBa-820o/s1600-h/%C4%B0NSAN+HAKLARI++serap.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415779028575527074" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Syi2VRxBIKI/AAAAAAAABbE/83EZBa-820o/s400/%C4%B0NSAN+HAKLARI++serap.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;On Aralık tarihi, 1948’den beri “İnsan Hakları Günü” olarak kutlanmakta.&lt;br /&gt;60 yıldır tüm dünyada ‘yalancıktan’ törenler yapılıyor, nutuklar atılıyor ve hatta bir süredir Orhan Pamuk(yan) nam ajan provokatör ile Barak Huseyin Obama gibi savaş ilâhlarına siyaseten edebiyat yahut “barış ödülü” (!) bile verilebiliyor!..&lt;br /&gt;Hayret ki, ne hayret… Dünya ne hale geldi bakınız!...&lt;br /&gt;Örneğin bizde; sadece 1983 yılından bu güne:&lt;br /&gt;Beyan ve kayıtlara göre Kürt kimliği ile maruf çoluk-çocuk, kadın-erkek, genç-ihtiyar, kundaktaki bebek dâhil 7’den 70’e yaklaşık 36 bin civarında vatandaşımız ile Türk, Laz, Arnavut, Boşnak ve sair asli unsurdan 4-5 bin kişi olmak üzere 40 binden fazla insanımızı “Kürt olduğu yalanını söyleyenler” katletti!&lt;br /&gt;Sivil halka “Kürt olduğunu söyleyenler” bombayla saldırdı!&lt;br /&gt;Türk askerine “Kürt olduğunu söyleyenler” pusu kurdu!&lt;br /&gt;“Kürt Sorunu” ve “AÇILIM” diyenler, devletin başına belâ oldular.&lt;br /&gt;Oysa bizim, et ve kemik gibi “TC” idealinde vücut bulduğumuz komşumuz, iyi ve kötü gün dostumuz, yol ve kader arkadaşımız, yakın akrabamız, gönülden sevgi ve saygı ile bağlı olduğumuz; “Türk soyunun en asil boylarından birinin mensubu” Kürt’ler; Bu mütecaviz, müteharrik, terör ve tedhiş ile malul varlıkları asla “Kürt” kabul etmiyor!..&lt;br /&gt;Onlara Ermeni, Rum-Yunan döl’ü, dönme ve devşirme diyorlar.&lt;br /&gt;Nitekim iddialarında samimi ve doğru olsalar bile, bu Kürtler (!) insan değildir.&lt;br /&gt;Olsa, olsa İnsan biçimine bürünmüş canavarlardır!&lt;br /&gt;Tıpkı Aborjinlerin, Avrupalıları “mute” (mutasyona uğramış varlıklar) olarak nitelemeleri gibi bir şey. Yani mutasyona uğramış, kimlik, kişilik ve insani değerlerini yitirmiş, yaratık ve haymatlos sınırına dayanmış Kürt’ler…&lt;br /&gt;Evet, BM tarafından 2009 yılı ana teması “ayrımcılık” olarak belirlenen “Dünya İnsan Hakları Günü” nü, biz Türkiye de böyle idrak etmekteyiz…&lt;br /&gt;Ne acı ve üzücü değil mi?.. Aslında BM Evrensel Beyannamesi’ni dikkatle incelerseniz, ayrımcılık adlı nifak tohumlarının onunla ekildiğini; Yenidünya düzeni, AB, globalleşme ve küreselleşme ile biçildiğini, ibret ve dehşetle görürsünüz.&lt;br /&gt;Hem de sözde, ‘bilgi çağı’nda insanlık; devasa (ısınma, iklim değişikliği, açlık-yokluk, yoksulluk-yolsuzluk, ekonomik kriz, soygun-vurgun, yalan-talan, terör-tedhiş vs. gibi) boyutlarda küresel ve kronik sorunlarla kuşatılıyor, kötülük ve sömürünün ablukası altına alınıyor. Kısaca insanlık “insanlık dışı” bir muameleye maruz kalıyor.&lt;br /&gt;Bu durum: 1215’de İngiltere Kralına kabul ettirilen Magna Karta; Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi; Sözde özgürlük-eşitlik ve kardeşlik sembolü, 1789 Fransız İhtilâli "İnsan Hakları Bildirgesi" ve bu alanda en temel belge kabul edilen 10 Aralık 1948 tarihli ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne aykırıdır.&lt;br /&gt;Çok açık ve net bir anlatımla; Dünyada, insan haklarının teminatı adalet ahlâkı, hukuk ve hak kalmamış, adeta keellem yekün ilga edilmiş gibidir!..&lt;br /&gt;Adalet ahlâkının olmadığı yerde, hukukun üstünlüğünden de bahsedilemez...&lt;br /&gt;Dolayısıyla: Öncelikle “İnsan, insanlık, hak-adalet, hukuk, yasa ve demokrasi” kavramlarının kamu vicdanında sorgulanması ve yargılanması zorunlu hale gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000099;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Syi3uZ82zzI/AAAAAAAABbU/G2Rou9qrFwk/s1600-h/GAL%C4%B0P+BARAN.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 80px; FLOAT: left; HEIGHT: 96px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415780559781023538" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Syi3uZ82zzI/AAAAAAAABbU/G2Rou9qrFwk/s400/GAL%C4%B0P+BARAN.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Örnek-1, Genel olarak insan hakları, adalet, hukuk ve ahlâk gibi, medeni boyut, norm yaşam ve davranış biçimleri alanında, (doğrudan yaşam, derin deneysel analiz ve tecrübi metot dediğimiz) toplumsal sentezler ve yoğun “bilinç” çalışmaları yapan (Bilinç Üniversitesi kurucusu) Galip Baran: "T.C.’ni Değiştirme ve Dönüştürme" başlıklı yazımı okuduktan sonra şöyle diyor: “Bu konuda düşüncem: Türkiye'yi bir “diğerkâmlar Cumhuriyeti” yapmaktır. Önerim, uygulamada geliştirilmiş "Diğerkâmlık Andı" üzerinde fiilen ve fikren çalışmak ve and’ı hayata geçirmektir. Eğer, bunu başarabilirsek her türlü iç ve dış problemle baş edebilmek kolaylaşacak, adalet sorun olmaktan çıkacak, hukuk kurumsal ve evrensel kimliğine kavuşacak, bu kadar polise, savcıya, hâkime ve büyük bir orduya asla gerek kalmayacaktır. Ne mutlu diğerkâm olabilene...” diyor, Galip Baran…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Örnek-2, Yolsuzlukla mücadelenin güçlendirilmesi strateji planında, yolsuzluğu ihbar edenlerin korumaya alınması, okullara dürüstlük dersi konulması maddeleri var.&lt;br /&gt;BM başta olmak üzere uluslararası kuruluşların yolsuzluk listelerinin başında yer alan Türkiye'nin durumunu düzeltmek için harekete geçen hükümet, AB istekleri arasında yer alan "yolsuzlukla mücadelenin güçlendirilmesi strateji planı" hazırladı.&lt;br /&gt;2010'da yürürlüğe girecek stratejik plânda “dürüstlük dersi” ile ilgili bölüm:&lt;br /&gt;“….MEB müfredatında dürüstlük konusuna yer verilecek. Yolsuzlukla mücadele ve temiz toplum temasını içeren projeler teşvik edilecek. (Sabah, 10 Aralık 2009)&lt;br /&gt;Oysa yukarda sözü edilen “diğerkâmlık andı” sorunu çözmek için yetelidir.&lt;br /&gt;Örnek-3, ABD Başkanı Obama, Norveç'in başkenti Oslo'da düzenlenen törenle bu yılın Nobel barış ödülünü aldı. Ödül’e lâyık görülmesi dünyada şaşkınlık yaratan Obama bu vesile ile yaptığı konuşmada:&lt;br /&gt;"Eylemlerimiz tarihin yönünü adalete çevirebilir"&lt;br /&gt;“Uluslararası hukuku çiğneyen ülkeler karşısında ‘gerçek bir bedel ödetecek’ yaptırımlar uygulanmalı, ‘güç kullanılmalı’ ve daha sert önlemler alınmalıdır”&lt;br /&gt;“Önce nükleer silahların yayılmasının önlenmesi, dünyanın nükleer silâhlardan arındırılması ve iklim değişikliğiyle mücadele yolunda çaba harcanması zorunludur” gibi “akil adam’lara” mahsus bir öngörü, basiret ve ağırlıkla, gidişat ve konjonktürün zorunlu kıldığı “acil ve güncel” konulardan söz etti.&lt;br /&gt;Yani silâhsızlanma, adalet, hukuk, demokrasi ve barış…&lt;br /&gt;Bütün dünyanın ve insanlık âleminin acil ihtiyacı…&lt;br /&gt;Doğrusu çok akıllıca..&lt;br /&gt;Amma lâkin ABD’nin işgal stratejilerini çağrıştırmakta!...&lt;br /&gt;Bura rağmen Obama “Nobel Barış ödülü” nü aldı!..&lt;br /&gt;Önemli ve zorunlu bir hatırlatma:&lt;br /&gt;“Alfred Nobel, ‘barış ödülünün’ insanlar arasında dostluk, uzlaşma kültürü, karşılıklı barış ve anlayışın gelişmesine katkıda bulunanlara verilmesini öngörmüştü.”&lt;br /&gt;TARİHİN YÖNÜ ADALET’DEN YANA DEĞİL!..&lt;br /&gt;Verilen örnekler, anekdot ve açıklamalar ışığında çok açık, net ve berrak biçimde anlaşıldı ki: Dünya barışa, hukuk ve adalete hasrettir. Bu, özgür bilim’in teminatı olan “demokrasi’nin” yaşam boyutunda yer almadığı anlamına gelir. Dolayısıyla tüm evren ve evrensel nimetlerin bizzat ‘kendisi’ (eşit ve adil yararlanma) için yaratıldığı ‘insan” yeryüzünde melül-mahzun ve mutsuzdur. Büyük çoğunluğu ıstırap çekmekte ve işkence görmektedir. Hükümetler ‘halkın değil’, halk düşmanı ‘hâkim unsurların’ elindedir.&lt;br /&gt;ÇÖZÜM: TARİHİN YÖNÜNÜ&lt;br /&gt;HAK, HUKUK VE ADALET’E ÇEVİRMEKTİR.&lt;br /&gt;Şurası unutulmamalıdır ki:&lt;br /&gt;Özgür ve güvenli, onurlu bir hayat sürme, beslenme, barınma, öğrenme, inanma ve inandığı gibi yaşama hakkı kutsaldır.&lt;br /&gt;Bu hak, her hangi bir fark ve ayrım gözetilmeksizin tüm insanların;&lt;br /&gt;Beslenme, barınma ve korunma yönünden ise, sahipli-sahipsiz tüm hayvanlar ve canlıların hakkı olup; Doğuştan gelen bu ‘tabii’ hakları korumak ve yaşanabilir kılmak hükümetlerin birincil “ÖNCÜL” görev, sorumluluk ve zorunluluğudur. .&lt;br /&gt;Bu hakları “tam bir eşitlik ve adalet ahlâkı ile” yaşatma gücünü kaybetmiş siyasi iktidarlar meşru ve hukuki değildir. İşte, günün ve sözde ‘bilgi çağı’nın sorunu budur.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;ASİMETRİK SAVAŞ, İNSAN HAKLARI&lt;br /&gt;VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt; &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Syi0L4AYsnI/AAAAAAAABa0/WLopCVnqbtY/s1600-h/D%C3%9CR%C3%9CSTL%C3%9CK+DERS%C4%B0.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 233px; FLOAT: right; HEIGHT: 277px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415776668018586226" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Syi0L4AYsnI/AAAAAAAABa0/WLopCVnqbtY/s400/D%C3%9CR%C3%9CSTL%C3%9CK+DERS%C4%B0.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1. Merhum Hablemitoğlu'nun, Köstebek adlı kitabı, sayfa 141: "Devletin gücünü devlet savunucularına karşı kullanma aşamasına gelmiş Fethullahçı’ların, operasyonel anlamda kayda değer başarıları olmuştur. Operasyonlarında, amaca ulaşmada her yolu mübah sayan ve her türlü sınır tanımaz fırsatçılık, ahlaksızlık, takiyye unsurlarını içeren bir konsept çerçevesinde hareket eden istihbaratçıların kullandıkları yöntemler şöyle: Telefon dinleme, tehdit, sahte belge üretimi ve montaj, çarpıtılmış bilgiye yönelik kampanyalar, hırsızlık, kundakçılık, şantaj amaçlı kadın pazarlama ve görüntü kaydı, her türlü illegal kayıt kullanımı (böcek, gizli kamera vb) rüşvet, gasp-darp, bilgisayar sahtekarlıkları, ev ve işyeri kurşunlama, emniyeti suiistimal, "hakim kiralama" v.d…”&lt;br /&gt;2. “DTP'li Kışanak: "Bu saatten sonra bu ülkede dökülecek her damla kanın, yitirilecek her canın sorumlusu AK Parti hükümetidir" (Basın: 09 Aralık 2009)&lt;br /&gt;11 Aralık günü de DTP, Anayasa Mahkemesi tarafından temelli kapatıldı.&lt;br /&gt;Soyadı “TÜRK” olan parti başkanı mahkeme kararını tanımadıklarını beyanla; “hukukun üstünlüğü” ilkesini hiçe sayarak, İnsan boyut, hak, hukuk ve adalete yönelik asimetrik savaşın bir parçası olduklarını adeta itiraf etti.&lt;br /&gt;3. “Finlandiya eski Sağlık Bakanı Dr. Rauni Kilde’den domuz gribi hakkında şok &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Syi2wX0bn9I/AAAAAAAABbM/yehBvtuXfb8/s1600-h/%C4%B0NSAN+HAKLARI+Finlandiya+Sagl%C4%B1k+Bakan%C4%B1+Dr.+Rauni+K%C4%B0LDE.gif"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; FLOAT: left; HEIGHT: 162px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415779494056927186" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Syi2wX0bn9I/AAAAAAAABbM/yehBvtuXfb8/s400/%C4%B0NSAN+HAKLARI+Finlandiya+Sagl%C4%B1k+Bakan%C4%B1+Dr.+Rauni+K%C4%B0LDE.gif" /&gt;&lt;/a&gt;açıklama: “Domuz gribi aşısı bir aldatmadır. Aşı ile dünya nüfusunun çoğu öldürülmek isteniyor, Düşüncenin sahibi eski ABD Başkanlarından Henry Kissinger’e ait. Karar 14-15 Mayıs 2009 tarihinde yapılan Bilderberg toplantısında alındı. ABD, hiçbir maddi kayıp yaşamadan hatta milyarlarca dolar kazanarak dünya nüfusunu üçte iki oranında azaltmayı hedeflemektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne domuz gribinin ölümcül bir salgın olduğu yönünde beyanda bulunması için baskı yapıldı. Aşıyı tercihli değil zorunlu yapmak istiyorlar. Özellikle hamile kadın ve çocukların ilk önce aşı ile zorunlu tutulması gelecek nesilleri hedeflediğini gösterir”&lt;br /&gt;Finlandiya hükümetinin sınıflandırmayı kabul etmeyip hastalığın derecesini “normal” olarak gösterdiğini ifade eden Kilde; “Hiç kimse aşının bir yıl, beş yıl ya da 20 yıl sonra ne gibi etkilerinin olacağını bilmiyor: Mutlak kısırlık mı? Kanser mi? Ya da ölümcül herhangi bir hastalık mı? ABD ileride bundan doğacak herhangi sıkıntıdan dolayı ilaç şirketlerine bir sorumluluk yüklenmemesi için şimdiden önlemini aldı ve onları tüm sorumluluklardan muaf tuttu. Bu bile işin ciddiyetini göstermeye yeter” dedi.&lt;br /&gt;4. Baltalı ilâh, halihazır dünyanın dört bir tarafındaki “masum ve mazlumlara karşı” haçlı seferi yürüten, savaş halinde ABD başkanı Obama Nobel barış ödülü aldı!...&lt;br /&gt;5. Domuz gribini Amerika mı üretti? Çin'in Şangay Pudong havaalanında 28 Kasım’da düşen ve 3 ABD’liye mezar olan kargo uçağının, havadan serpilmek üzere mutasyona uğramış grip virüsü taşıdığı belirtildi. Bir diğer korkunç iddia ise, uçağın Çin'den havalandıktan sonra gideceği Kırgızistan'daki gizli İsrail üssünü hedef aldığı ve kaza sonucu değil, İsrail gizli servisi Mossad'ın ajanları tarafından düşürüldüğü oldu.&lt;br /&gt;Kazadan kurtulan bir Endonezya’lının, Endonezya Savunma Bakanı Juwono Sudarsono'nın gizli operasyonlar yürüttüğü gerekçesiyle bir süre önce kapatılmasını istediği ABD Deniz Üssü'nün Tıbbi Araştırma Bölümü'nde görev yaptığı belirtiliyor. Endonezya Sağlık Bakanı Siti Fadilah Supari, A gribinin batılı ülkeler tarafından üretilen biyolojik bir silah olduğunu ileri sürmüştü.&lt;br /&gt;Çin'in yanı sıra Hindistan ve Nijerya'da da şüpheli biyolojik maddeler taşıdıkları gerekçesiyle ABD uçaklarının zorunlu inişe zorlandığı belirtiliyor. Virüsün çok farklı ve akciğerleri ciddi oranda tahrip eden ölümcül bir türü görülen Ukrayna’nın başkenti Kiev'de kasım ayında şüpheli uçaklardan halkın üzerine gaz püskürttüğü iddia edildi. Fakat Ukraynalı yetkililer, yüzlerce görgü tanığına rağmen olayı yalanlamışlardı.&lt;br /&gt;6. Amerikanın Planı: Bu bir komplo teorisi değil, diğerleri de… Buna komplo teorisi diyenler, şöyle bir düşünüp dursunlar. Ülkemizde ve dünyanın pek çok yerinde ABD oyununun küçük bir parçası oynanıyor. Ama bizim için bu küçük dediğimiz oyun, bütün hayatımızı derinden etkiliyor. Amerika basıyor ‘karşılıksız ve teminatsız’ kâğıttan başka bir değeri olmayan dolarları… Kayıtsızca ve sorumsuzca bastığı dolarlar ile 3. dünya ülkelerinde fabrikalar ve yeraltı-yerüstü kaynaklarını satın alıyor. Sözde kredi (borç) verip o ülkeyi esir alıyor, ekonomisine yön veriyor ve hiçbir zaman el attığı ülkenin ekonomisi düze çıkmıyor. Bu gerçeği dikkatle değerlendirip, çocuklarımıza nasıl bir dünya bıraktığımızı bir kez daha düşünelim... Ve biz ülkemizde sağcı, solcu, alevi-sünni, şucu-bucu diye didişip dururken, dünyayı sömüren ABD içimizdeki figüranlarıyla planını haince uyguluyor görelim.&lt;br /&gt;7. 20 yıllık kısırlaştırma “negatif ojenik” projesi: Küçük bir Kaliforniya Biyoteknoloji şirketi olan Epicyte, genetik mühendisliği; “erkeği kısırlaştıran, genetiği değiştirilmiş sperm öldürücü bir tür mısır”ı ABD Tarım Bakanlığından (USDA) aldıkları araştırma fonuyla geliştirdiklerini açıkladı. (1989) Toplumun üremesini engellemek ve erkekleri kısırlaştırmak amacıyla “sperm öldürücü mısır” kullanıma verildi ve "Negatif ojenik" projesi yürütülmeye başlandı.,&lt;br /&gt;Kara baronlar bununla da yetinmediler. Bir başka uygulama da şöyle oldu;&lt;br /&gt;1990'larda BM Dünya Sağlık örgütü, Nikaragua, Meksika ve Filipinler'de 15 ila 45 yaş arası milyonlarca kadının tetanoza karşı aşılanması için bir kampanya başlattı. Erkekler de aşı olabilirdi ama Aşı erkeklere yapılmadı. Bu şüphe uyandırıcı durumdan ötürü Katolik kilise organizasyonu olan Comite Pro Vida de Mexico (Meksika Yaşam Komitesi) aşıları test ettirdi. Test sonuçları ile, Dünya Sağlık örgütü'nün (WHO) yalnızca çocuk doğuracak yaştaki kadınlara dağıttığı aşıların Koryonik Gonadotropin (hCG) Içerdiği ortaya çıktı. Doğal bir hormon olan hCG, Tetanoz toksoid taşıyıcılarıyla birleştiğinde Kadınların hamile kalmasını engelleyen antikorları üretiyordu.&lt;br /&gt;Daha sonradan ortaya çıktı ki Rockefeller Vakfı, Rockefeller Nüfus Konseyi,&lt;br /&gt;Dünya Bankası ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, Dünya Sağlık örgütü (WHO) için Tetanoz taşıyıcın bir kısırlaştırma aşısı üretmek için 1972'de 20 yıllık bir proje başlatmışlardı. Ayrıca Svalbard Kıyamet Tohum Deposu'nun ev sahibi Norveç Hükümeti kısırlaştırıcı aşının Üretilmesi için 41 milyon dolar bağış yapmıştı!&lt;br /&gt;NETİCE OLARAK: Yukarıda görüldüğü gibi Dünyanın en büyük devletleri, en etkin kurumları, şirketleri, vakıfları; toplumların sağlık, üreme ve yaşamlarının pek çok evresini olumsuz etkileyen çalışmalar yapmakta ve düşmanca projeler üretmektedirler. Bunlar ve daha binlerce örnekle gözler önüne serilebilecek, benzer menfur faaliyetlerin tamamı: İnsani boyut, medeniyet, hak-adalet ve hukuk algı ve kavramlarına aykırıdır.&lt;br /&gt;YORUM: En basitinden, mufassalına, en etkin ve mükemmeline kadar bunlar; masum, tehdit ve tehlikeden habersiz, korumasız insan unsurunu hedef alan evrensel ve asimetrik bir savaştır. Hak, adalet ve hukuka aykırıdır. Dünya hukuk ve adalet teşkilâtı üstün hukuk zırhına bürünerek “kanun ve koruma” imtiyazıyla pasif-tepkisiz kalmakta.&lt;br /&gt;Oysa hukukun üstünlüğü ilkesi, “hukukçunun üstünlüğü” anlamına gelmez. Bu nedenle, insan hakları konusunda dünya hukukçuları ve yerel (milli) adalet kurumları daha aktif olmak, sorumluluk ve duyarlıkla artık inisiyatif almak zorundadırlar.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;TANITIM VE KAYNAKÇALAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;1.. www.loadedparanormal.com...&lt;br /&gt;2. http://nwoobserver.wordpress.com/2009/10/21/dra-rauni-kilde-on-the-swine-flu-hoax&lt;br /&gt;http://www.turkishforum.com.tr/en/content/2009/12/08/the-swine-flu-and-the-depopulation-agenda-dr-rauni-kilde/ http://www.youtube.com/watch?v=nTgyakGAddM&amp;amp;feature=player_embedded&lt;br /&gt;3.Joseph Moshe (MOSSAD mikrobiyolog): Domuz gribi aşısı bioweapon olan Cuma, Ağustos 21, 2009, &lt;a href="http://www.unfictional.com/joseph-moshe-mossad-bioweapon-swine-flu-vaccine-westwood"&gt;http://www.unfictional.com/joseph-moshe-mossad-bioweapon-swine-flu-vaccine-westwood&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-5225315943469895982?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/12/insan-haklari-ve-adalet-ahlaki-mustafa.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Syi2VRxBIKI/AAAAAAAABbE/83EZBa-820o/s72-c/%C4%B0NSAN+HAKLARI++serap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-580563233165293302</guid><pubDate>Tue, 08 Dec 2009 10:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-10T05:56:36.076-08:00</atom:updated><title></title><description>&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;GRİP VE ASRIN SOYGUNU&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sx4s3Ve7eGI/AAAAAAAABac/BuNRb_GANgE/s1600-h/domuz+gribi.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 291px; FLOAT: right; HEIGHT: 389px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412813131317213282" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sx4s3Ve7eGI/AAAAAAAABac/BuNRb_GANgE/s400/domuz+gribi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dikkat edin lütfen!.. Bu bir NBC taarruzu, yani biyolojik-kimyasal savaş..&lt;br /&gt;Aynı zamanda sosyometrik unsurlarıyla tam bir asimetrik saldırı.&lt;br /&gt;Ülkemizde bundan önce kene taarruzu vardı. Aniden tebahur ettiler. (buharlaşıp yok oldular) Ondan önce, Kuş (Tavuk) gribi… Milyonlarca garip, masum ve müsemma hayvan ateşe atılarak veya fırında yakılarak, hunharca katliamlarla telef ve itlâf edildi.&lt;br /&gt;Oysa Anadolu kenesi (böğlek) öldürücü değildir. Katil keneler, ya uçaktan atılma veya içerde üretilip sahradan dağıtılmadır. Sonuçta hedef seçilen insanlar en değerli milli varlığımız; Kuş, tavuk, koyun, inek vs. gibi hayvanlarımız ise milli servetlerimizdi..&lt;br /&gt;Hükümetlerin, Polis ve MİT dahil sorumlu kurumların gözü önünde, düşmanca ve alçakça yok edildiler!.. Zamanla anlaşıldı ve açığa çıktı ki, bazı hükümetler işbirlikçi idiler. Aleni veya gizli iştirak suçundan başbakan ve bakanlar yüce divan’da yargılandı.&lt;br /&gt;Daha da önceleri; Asya, Çin, Japon Gribi, hortumculuk, banka-banker ve döviz zedelik vardı. Mafya-medya-müteahhit-siyaset iştiraki sayesinde bu millet, depremzede de bile oldu. Sahte bunalım ve buhranlar, sanal kaos ve yapay krizler, gerçek kerizler tarafından “soygun-*vurgun” amacıyla tezgâhlanırken, fakir-fukara, garip-guraba takımı, hep yolunan kaz ve soyulan taraf oldu. Yıllar boyu ıstırap, dert ve sıkıntılarla boğuştu ve koyun koyuna yaşadı bu millet..&lt;br /&gt;Ama gerçek şu ki; bir türlü yakamızı bırakmadı bu melânet ve illet…&lt;br /&gt;Ya şimdi. “Grip veya asrın soygunu... (*)&lt;br /&gt;Domuz gribi arkasındaki ekonomik çıkarlar neler?&lt;br /&gt;Dünyada her sene milyonlarca insan malaryadan ölüyor, halbuki basit bir tül sineklik onları koruyabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor!&lt;br /&gt;Dünyada her sene 2 milyon çocuk ishalden ölüyor, halbuki 23 sentlik bir serum onları kurtarabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor! Kızamık ve zatüreden her sene 10 milyon insan ölüyor. Tüm bu insanlar daha ucuz ilaçlarla kurtulabilir.&lt;br /&gt;Gazeteler bunlardan da bahsetmiyor! Bundan yaklaşık 10 yıl önce kuş gribi çıktığında gazeteler bizi bilgiye boğdu "bütün diğer salgınlardan daha tehlikeli dünyayı tehdit eden salgın!" Gazeteler sadece tavukların korkunç hastalığından bahsediyordu.&lt;br /&gt;Buna rağmen toplam insan kaybı 10 sene de 25 milyon. Yani senede 2.5 milyon.&lt;br /&gt;Normal grip senede yarım milyon can alıyor. 25'e karşı yarım milyon!&lt;br /&gt;Niçin kuş gribinden bu kadar bahsedildi? Çünkü bu tavukların arkasında bir "horoz" vardı, Büyük ibikli bir horoz: Uluslararası Roche ilaç grubu.... Bu şirket Asya ülkelerine milyonlarca doz Tamiflu sattı, Ingiltere 14 milyon doz satın aldı. Kuş gribi sayesinde Roche, milyarlarca dolar kar etti. Bugün de domuz gribi psikozu başlatıldı.&lt;br /&gt;Tüm dünya medyası sadece bundan bahsediyor.&lt;br /&gt;Kuzey Amerika da Gilead Sciences şirketi Tamiflu ilacının patent sahibi.&lt;br /&gt;Bu işletmenin en büyük hissedarıysa Donald Rumsfeld: George Bush dönemi savunma bakanı, Irak savaşının stratejisti... Gerçek "Pandemie" (dünyayı etkileyen büyük salgın), çıkar salgınıdır, sağlık (ilâh, ilâç ve silâh ticareti) lejyonların çıkarları.&lt;br /&gt;Eğer domuz gribi söylendiği gibi gerçekten dünyayı tehdit eden büyük bir salgınsa (pandemi ise) dünya sağlık örgütü bu hastalıktan bu kadar tedirgin oluyorsa neden bu hastalığı dünya sağlığını tehdit eden bir hastalık olarak ilan edip, hastalığa karşı aynı ilacın jenerik türevlerinin üretilmesini önermiyor ve Roche'un haklarının iptalini isteyip yerine her ülkenin kendi üreteceği jenerik türevlerini üretmiyor?”&lt;br /&gt;Lütfen bu makaleyi mümkün olduğu kadar çok insanın okumasını sağlayınız.&lt;br /&gt;Herkes bu büyük salgının arkasındaki “dolandırıcılık” gerçeğini görsün.&lt;br /&gt;Çünkü akredite medya (kartel) sadece kendi sponsorlarının haberlerini veriyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(Kaynak: 1. Dr. Nazan Önoğlu, 2. Dr. Carlos Alberto Morales, mns: Anayurt, 29.11.2009)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;Baş-Bakan CEVAP VERSİN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Önce bir hatırlatma: 2009 yılında SSK ve Bağ-Kur emekli aylıkları ilk 6 ay için % 3,84 ve ikinci 6 ay % 1,83 oranında arttırıldı. Böylece yıllık kümülâtif zam oranı % 5,74'de kaldı. Yani, SSK ve Bağ-Kur emeklilerine diğer kesimlerden % 3 oranında daha az, haksız, adaletsiz, yolsuz ve usulsüz bir zam yapıldı.&lt;br /&gt;İşçi (SSK) ve Bağ-Kur emeklilerine gelince neden aynı hakkaniyet, adalet, hukuk ve eşitlik gözetilmedi? Neden adaletsiz bir tablonun oluşmasına göz yumuldu? Anlamak ve açıklamak mümkün olmadı!.. Oysa bu hesap yanlış, haksız ve adaletsizdi. Bütün ikaz, itiraz ve şikâyetlere rağmen haksızlık, yolsuzluktan ve adaletsizlikten dönülmedi. Şimdi yetkililerden bu yanlışı ortadan kaldıracak bir adım atmaları bekleniyor ve isteniyor.&lt;br /&gt;NİHAYET BİR “SORU” ÖNERGESİ&lt;br /&gt;Bu haksızlık, adaletsizlik, maddi baskı ve zulüm şiddetle sürerken, nihayet Demokratik Sol Parti (DSP) İstanbul Millet-Vekili Süleyman Yağız, 18 Kasım 2009 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na “çok önemli” bir soru önergesi verdi ve bu mağdur kitlenin hakkı ve hukuku konusunda sorular sordu.&lt;br /&gt;Kritik hatırlatmalar yaptı “alternatif çare ve acil çözüm öneriler de içeren” bu önergesinin en kısa sürede cevaplandırılmasını istedi... Gerçekte bu başvuru ve istem bir dikkat çekmedir., Fevkalâde ihmal edilmiş bir kitle ve konuda “ACİL” hatırlatma!..&lt;br /&gt;“Soru Önergesi” aynen şöyle: TBMM Başkanlığı’na, Ankara&lt;br /&gt;Aşağıdaki sorularımın, Başbakan Sayın Recep Tayip Erdoğan tarafından yazılı olarak yanıtlanması isteğimi bilgilerinize sunarım. Saygılarımla. 18 Kasım 2009&lt;br /&gt;Süleyman Yağız, DSP İstanbul Milletvekili&lt;br /&gt;“Her kesim gibi emekliler de insanca yaşama talebinde bulunmaktadırlar.&lt;br /&gt;Bu amaçla yıllardır sorunlarına çözüm aramaktadırlar. Ama buna karşın özellikle son yedi yıllık süre içinde yaşamlarının en sıkıntılı dönemini yaşamaktadırlar. O kadar ki, emeklilerin içinde bulundukları bu durum, onları açlık grevi yapma noktasına kadar götürmüştür. Bu bağlamda ve emeklilerin istekleri doğrultusunda şu soruları yöneltme gereksinmesini duydum: (sorular şöyle)&lt;br /&gt;1- Emekli aylıkları arasındaki farklılıkların giderilmesi için intibak yasasının çıkarılması konusunda hükümetinizin bir çalışması var mıdır?&lt;br /&gt;2- Emekli sendikalarının taraf alınacağı statü yasası çıkarılacak mıdır?&lt;br /&gt;3- Emeklilerin TÜFE ve KEY alacakları ne zaman ödenecektir?&lt;br /&gt;4- 2010 M. Yönetim Bütçe Kanunu'nda emeklilere daha fazla pay verilecek midir?&lt;br /&gt;5- Emeklilerin “yılda 2 ikramiye” ve “kış aylarında yakacak yardımı” talepleri karşılanacak mıdır?&lt;br /&gt;6- Emeklilere yaşadıkları kentlerde ve şehirlerarası ulaşım araçlarında indirimli seyahat etme olanağı sağlanacak mıdır?&lt;br /&gt;7- Özetle emekliler için de bir “açılım” yapılacak mıdır?”&lt;br /&gt;Devletten emekli, dul, yetim, malul ve ölüm aylığı alanların sayısı; SSK’dan: 4 milyon 605 bin. BAĞ-KUR’ dan: 1 milyon 783 bin ve Emekli Sandığı’ndan 1 milyon 660 bin olmak üzere toplam: 8 milyon 048 bin kişi..&lt;br /&gt;Ülkemizin en mağdur, malul ve haksızlıklara maruz kesimi; Başta SSK ve Bağ-Kur emeklileri olmak şartıyla, bu kesimin % 95’idir. O’nlar, devlet, millet ve yeni nesli bu günlere taşımalarına rağmen; Minnet ve şükran duyulmak, insanca, hakça muamele görmek yerine, “insanlık dışı” bir mezalime mahkum olarak süründürülmektedirler.&lt;br /&gt;Keza, yalnız yukarıdaki ana konularda değil; daha yüzlerce meselede mağdur, eş ve evlâtlarına karşı mahcup, mustarip ve perişandırlar. Bakan’ların başı ve millet adına vekâlet iddia edenlere “insanlık namına” duyurulur.&lt;br /&gt;UNUTMAYIN: Meşruiyet, sadece adalet ve hikmet iledir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;DEVLETİ TESLİM ALMAYA CÜR’ET&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İlk önce bir hususu tespit ve hatırlatmakta zaruret var:&lt;br /&gt;“Türkiye’nin Kürt sorunu var” demek ne kadar abes, anlamsız ve kastı mahsus (düşmanca) bir yalansa; “Dersimi zulüm ve katliam olarak nitelemek”, o kadar hainlik, devlete karşı zalimlik ve tarihi münkirliktir…&lt;br /&gt;Bayramda başlayan ve bugüne kadar aralıksız yaşanan gelişmeleri mutlaka takip etmişsinizdir. Eli kanlı, esbabı (varlık sebebi) kirli menfur örgüt taraftarı, kanunen ceza ehliyetini haiz bulunmayan ve reşit olmayan 15 yaş altı partizan ve sempatizanlar, sözde kuruluş yıldönümlerini havai fişekler ve Molotof kokteylleri ile kutladılar. (!)&lt;br /&gt;Ancak havai fişekler havaya değil, Türkiye Cumhuriyetine karşı atıldı.&lt;br /&gt;Hedef Türk Polisiydi.. Türk askeri, jandarması, iyi vatandaşları ve TC devleti…&lt;br /&gt;Bir taraftan, bebek katili menfur eşkıya başının konforlu-pahalı istirahatgâhına odaklanan tartışmalar; diğer tarafta Anayasa Mahkemesi Raportörü’nün DTP mutlaka kapatılmalı raporu. Beri tarafta ise hâlâ devam eden kuruluş kalkışmaları (!)..&lt;br /&gt;Dikkat edin lütfen…&lt;br /&gt;Bu kutlamalar öncelikle Mersin’de başladı.&lt;br /&gt;ABD, AB + Ermenistan şeytan üçgeninin yardım-yataklığı ile Türkiye düşmanlığı ekseninde menfur örgüt havai fişeklerini polis minibüsünde kullandı. Ardından, ciddi bir engelle karşılaşmadıklarını gören militan ve sempatizanlar; giderek artan bir coşku ile Siteler Karakoluna saldırdılar. Bu defa havai fişeklerle yetinmeyip, Molotof kokteyli kullandılar. Millet, Devlet ve hükümetin karakolu yangın yerine döndü.&lt;br /&gt;Hakkâri ve Yüksekova’da da ihanet kuruluş kutlamalarını (!) sürdürdü. Emniyet güçlerine taş ve sopalarla saldırıldı. Molotof kokteylleri atıldı; Halka ve milli servete tasallut edildi. Bu guruba polis su ve göz yaşartıcı bomba kullanmak zorunda (!) kaldı.&lt;br /&gt;Ağrı’daki gösterilerde menfur örgüt bir markete Molotof kokteyli attı. İçerideki 20 kişi yanmaktan zor kurtuldu. Aynı şaki ve şeamet tarafından İstanbul’da Belediye otobüsüne atılan Molotof kokteyli mağduru genç kız şimdi komada. Vatan hainleri ve ihanet şebekeleri yüzünden ölüm-kalım savaşı veriyor. Bilinen ve belli olan suçluları yakalatıp, aynı şekilde cezalandırmayan yetkili ve sorumlular kahrolsun. Haine af, atıfet ve müsamaha edenlerin Allah belâsını versin.&lt;br /&gt;Doğubeyazıt da kuruluş kutlamalarına (!) katılan yerler arasında.&lt;br /&gt;Hem de DTP, Kandil’den gelen Barış Elçilerini (!) yanına alıp miting düzenledi.&lt;br /&gt;Düzenlenen mitingde güvenlik güçlerine “barış” adına Molotof kokteylleri atıldı.&lt;br /&gt;İzmir’de “şuursuz” coşku seline kapılan sürülerden nasip alan illerimizden...&lt;br /&gt;Karşıyaka’da belediye otobüsüne, içinde insan olduğuna bakılmaksızın “insanlık düşmanı yaratıklarca” Molotof kokteyli atıldı. Yolcular canlarını zor kurtardılar.&lt;br /&gt;Adana’da Molotof kokteylinin yanı sıra havai fişekler de sahnedeydi.&lt;br /&gt;Ateşler yakıldı.&lt;br /&gt;Birkaç yıl sonra, tıpkı Irak’ta milyonlarca masum-müsemma insanın katledilmesine göz yuman Obama gibi, domuzlarca Nobel Barış Elçisi seçilmesi beklenir eşkıya başı, bebek katilinin posterleri eşliğinde devlete-hükümete kafa tutuldu.&lt;br /&gt;Bir ay kadar evvel İzmir’i “Faşist şehir” olarak tanımlayan DTP’li Ahmet Türk; yukarda anılan yerlerde siyasi uzantısı oldukları organize suç örgütüne yardım, yataklık ve yandaşlık yapan, devlete-hükümete karşı gelen, alış-veriş yapanından, kutsal bayram ziyaretine giden otobüs yolcusuna kadar yaklaşık 50 masum-müsemma kişinin hayatına kast edenler için nasıl bir tanımlama yapacak acaba?..&lt;br /&gt;Ayrıca nasıl oluyor da; Yargıtay Başkanını ve yargı mensuplarını henüz mahiyeti kesinleşmemiş bir oluşum namına dinlerken; tüm dünyada, menfur bir terör ve tedhiş örgütü olduğu sabit PKK’ya; yardım, yataklık ve yandaşlık yaptıkları bilinen kişileri dinlenip bu eylemler başlamadan önce tedbir alınmıyor? Bunun sebebi bilinmeli!..&lt;br /&gt;Söz konusu bölgede kelle koltukta görev yapan asayiş unsurları, asker, polis ve onların vefakâr aileleri bilmeli ki; hükümet, menfur suç örgütünü bitirme konusunda en az onlar kadar azimli, kararlı ve elinden geleni yapmak emelindedir.&lt;br /&gt;Ki hainler bilsin; “meydan boş değil”&lt;br /&gt;HELE BİR TARİHE BAJALIM!..&lt;br /&gt;Daha önce, Türkiye ile ilgili ve Osmanlı’dan bu yana süregelen bir “toplumsal dönüşüm projesi” açıklamıştım. Bu, her hangi bir resmiyeti olmayan ve tamamen Türk devleti’ni zaafa uğratıp, dolaylı yollarla ele geçirmek, halkını ve kaynaklarını sömürmek isteyen harici mihraklar tarafından, dâhili işbirlikçilerle beraber yürütülen sinsi bir projedir. Projenin aslı, müsebbibin idamı ile sonuçlanan çok eski bir hikâyedir.&lt;br /&gt;Anlatalım.&lt;br /&gt;1820’lerde Fener Rum Patriği olan Papa V. (Çingene) Gregorius, dönemin Rus Çarı’na Türklerin yola getirilmesi ile ilgili bir mektup yazar. Mektuptan Padişah II. Mahmut haberdar olur. Diğer yıkıcı ve bölücü faaliyetleri nedeniyle zaten patriğin suç dosyası kabarıktır. Mektup da deşifre olunca, malum Papa, patrikhanenin kapısında asılarak idam edilir. İşte o mektup:&lt;br /&gt;“Türkleri, maddeten ezmek ve yenmek mümkün değildir. Çünkü Türkler çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i nefis sahibidirler.&lt;br /&gt;Bu hasletleri de, dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, an’anelerinin kuvvetinden; Padişâhlarına, kumandanlarına ve büyüklerine olan itaat ve sadakatlerinden ileri gelmektedir.&lt;br /&gt;Türkler zekidirler ve kendilerini müspet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkârdırlar.&lt;br /&gt;Onların bütün meziyetleri, hattâ kahramanlık, cesaret ve secâat (yiğitlik, yüreklilik) duyguları’ da an’anelerine (örf, adet ve geleneklerine) olan bağlılıklarından, ahlâk salâbetinden (sağlamlık ve yüksekliğinden) ileri gelmektedir.&lt;br /&gt;Bu nedenle, Türklerde, evvelâ itaat ve sadakat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını yok etmek,dini metanetlerini zaafa (zayıflık-kuvvetsizlik) uğratmak icabeder. Bunun da en kısa yolu, milli ve manevi ananelerine uymayan harici fikirler ve davranışlara onları alıştırmaktır.&lt;br /&gt;Türkler, dış yardımı reddederler; Haysiyet duyguları buna manidir. Velev (hattâ isterlerse) ki, geçici bir süre için zahiri (görünen) kuvvet verse de, Türkleri mutlaka dış yardıma alıştırmalıdır.&lt;br /&gt;Maneviyatları sarsıldığı gün,Türkleri kendilerinden şeklen çok kudretli, kuvvetli, güçlü, kalabalık ve zahiren hakim kudretler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddi vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir.&lt;br /&gt;Bu sebeple, Osmanlı devleti’ni tasfiye için mücerret olarak (yalnızca) harp meydanlarındaki zaferler kâfi (yeterli) değildir, ve hattâ sadece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyet ve vakarını (ağırbaşlılığını) tahrik edeceğinden, hakikatlere nüfuz etmelerine de sebep olabilir.&lt;br /&gt;Yapılacak olan, Türklere hiçbir şey hissettirmeden bünyelerindeki bu tahribatı, her ne pahasına olursa olsun tamamlamaktır.”&lt;br /&gt;Patrik nam Papa’nın mektubu; İznik Konsüllerinin aynı konuda aldıkları kararlar ile örtüşür ve yol gösterir mahiyettedir. Bu mektup, kendini Bizans’ın hamisi sayan ve SSCB’ne kadar Bizans bayrağını kullanan Çarlığa ‘bahusus projeyi’ ilham eder. Proje, başta yakın akraba Fransa ve İngiltere olmak üzere bütün batı’ya açılır ve anlatılır. Kısa sürede benimsenir ve uygulamaya konulur.&lt;br /&gt;Misak-ı Milli sınırlarının tek hâkimi TC Devleti ve Türk milletidir!...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;T.C.’Yİ DEĞİŞTİRME VE DÖNÜŞTÜRME TAHMİNLERİ &lt;/span&gt;(*)&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SyD6IIbmrdI/AAAAAAAABas/aKnmheECtCY/s1600-h/GAL%C4%B0P+BARAN.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 114px; FLOAT: left; HEIGHT: 141px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413601769708498386" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SyD6IIbmrdI/AAAAAAAABas/aKnmheECtCY/s400/GAL%C4%B0P+BARAN.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;***Konu hakkında önce Sayın Rektör &lt;span style="font-size:130%;color:#000066;"&gt;GALİP BARAN&lt;/span&gt;'ın yorumu:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;"&lt;span style="font-size:130%;"&gt;T.C.’Yİ DEĞİŞTİRME VE DÖNÜŞTÜRME " konusunda düşüncem: Türkiye'yi bir Diğerkamlar Cumhuriyeti yapmaktır. Bu konuda önerim, uygulamada geliştirilmiş olan "Diğerkamlık Andı" üzerinde çalışmaktır. Bunu başarabilirsek her türlü iç ve dış problemle başedebilmek kolaylaşacak, adalet sorun olmakdan çıkacak, bu kadar çok polise, savcıya, hakime ve büyük bir orduya gerek kalmayacaktır. Ne mutlu diğerkam olabilene... " &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(BAK: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://bilinc-universitesi.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;http://bilinc-universitesi.blogspot.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Bu bizim yıllardır ilgilendiğimiz bir konu.&lt;br /&gt;Türk milletini değiştirme ve dönüştürme projeleri…&lt;br /&gt;Sonra, Türkiye Cumhuriyeti’ni bölme-parçalama ve “milli devlet” i ilga!..&lt;br /&gt;Kuvvetler ayrılığı ilkesini sonlandırma çabaları ve nihayet, aynı başlıklı bir proje çalışmamızda ifade ve itiraf etimiz gibi: (Bak: Kuvvetler Ayrılığı İlkesi Hakkında, MNS)&lt;br /&gt;“ATEİZM VE DİN TÜCCARLARI&lt;br /&gt;Görünürde, olup-bitenler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni taciz ve huzursuz etmeyi görev sayan bilumum dönme, devşirme, koza, kripto ve sabataistler ile Türk Ateizm tüccarları ve tüccar dinciler arasında cereyan eden bir RANT ve İKTİDAR kavgası. Bütün tarafların dayanağı ve güç kaynağı AB ve ABD olduğu için de bu mücadele çok çirkin geçmektedir.&lt;br /&gt;AKLISELİM VE SAĞDUYU SAHİPLERİ&lt;br /&gt;Bu tartışma gerilim ve gergin geçen “RADİKAL” müzakere sürecinde “akil insanlar” aklıselim ve sağduyu sahipleri şöyle düşünüyor. Öncelikle, mutlaka: “parlamenterlerin kürsü masumiyeti hariç tüm ayrıcalık, imtiyaz ve dokunulmazlıklar, memurin muhakemat kanunu dâhil mutlaka ve derhal kaldırılmasını, acil hale gelen “seçimlerin temel hükümleri” ve “siyasi partiler” kanunlarının “akıl, adalet, mantık ve kamu vicdanı” esas alınarak değiştirilmesini dile getiriliyor. Bu kesimin “olmazsa olmaz” tarzında üzerinde durduğu konu şu:&lt;br /&gt;Türkiye de bir “HESAPLAŞMA ve YÜZLEŞME” zorunlu hale gelmiştir!..&lt;br /&gt;Fakat bu cenahı dinleyen de yok, yazıp-söylediklerine aldıran da...&lt;br /&gt;YASALARIN DEĞİL KAFALARIN DEĞİŞMESİ LAZIM!....&lt;br /&gt;Şimdi biraz gerilere, bir-kaç yıl öncesine doğru gidelim ve “yasaların değil/kafaların” değişmesi gereğine dair, söz, söylem, yorum ve yayınlara bakalım.&lt;br /&gt;Daha bir yıl önce ülkede en çok tartışılan konu; Erkler, yani kuvvetler ayrılığı prensibi idi. Daha o zaman güçler savaşı başlamamıştı.&lt;br /&gt;Bu önemde Türkiye’de müthiş bir duyarsızlık, sorumsuzluk, kaygısızlık ve daha da vahimi; Muhtemelen kasıtlı ve art niyetli bir entelektüel cehalet; Yahut şuur-bilinç kaybı veya bazı dahili bedhahlar ile bunların doğal uzantıları olan dış güçler güdümünde bir “körler ve sağırlar birbirini ağırlar” diyalogu yaşandı.”&lt;br /&gt;ZÜLFÜ LİVANELİ’NİN İLGİ MAKALESİ&lt;br /&gt;Bu yazı, bizzat yazarı tarafından bizim TUKISH-FORUM’a gönderilmiş. Bana oradan geldi. Elbet bir başka yerde de yayınlanmış olabilir. Bunu okuyup-inceleyip, değerlendirdiğimde gördüm ki; Yazı yazarından ötürü enteresan. Dolayısıyla daha geniş bir kitle tarafından okunsun, bilinsin, değerlendirilsin istedim.&lt;br /&gt;Paylaşmaya değer buldum. Hele (seçilen bölümlere) bir bakın lütfen.&lt;br /&gt;“… Her sabah kalkıyor, gazeteleri okuyor, işe gidip geliyoruz, akşam televizyon haberlerini izliyoruz ve ülkedeki büyük değişimi fark edemiyoruz. Her şey aynıymış gibi geliyor. Oysa Türkiye büyük bir hızla değişiyor, dönüşüyor, bambaşka bir ülke haline geliyor. Bunu anlamanın en kestirme yolu, ülkeyi üç beş yıldır görmemiş birisinin tanıklığına başvurmaktır.&lt;br /&gt;İnanın bana, bütün samimiyetimle söylüyorum; bir süre sonra Türkiye iyice tanınmaz hale gelecek..Siz bile şaşıracaksınız. Peki, bu değişimin yönü ne? Bunu kısaca ”muhafazakârlaşma, Orta Doğu ülkesi olma, zenginleşme ve kalitesizleşme” olarak adlandırabiliriz.&lt;br /&gt;Dikkat edilirse bunlardan bazıları olumlu, bazıları olumsuz özellikler.&lt;br /&gt;Ama hepsi bir arada gerçekleşiyor.&lt;br /&gt;Yani önümüzdeki yıllarda şöyle bir ülkede yaşayacağız:&lt;br /&gt;Gökdelenlerle ve alışveriş merkezleriyle dolu, lüks mağaza ve Lokantalardan geçilmeyen, yabancı şirketlerin Orta Doğu merkezlerinin bulunduğu bugünkünden daha zengin bir ülke. Yani bir çeşit büyük Dubai ya da eski Beyrut!&lt;br /&gt;Öte yandan; daha da hızlanmış bir cahilleşme, kültürsüzleşme, lümpenleşme süreci. Her önemli işin başında; liyakata göre değil.. tarikat ilişkilerine göre seçilmiş insanlar. Alabildiğine muhafazakar ve alabildiğine Amerikancı bir ülke.&lt;br /&gt;İşte benim gördüğüm manzara bu.&lt;br /&gt;AKP’nin önümüzdeki yerel ve ondan sonraki genel seçimleri de alacağını söylemek kehanet değil. Bunu herkes görüyor. Hatta beş yıl sonra Erdoğan halk oyuyla seçilmiş cumhurbaşkanı olacak, belki de Abdullah Gül ü Başbakan olarak göreceğiz..&lt;br /&gt;Yani Türkiye en az on yıl daha AKP’nin elinde. Çünkü karşısında hiçbir güç yok.&lt;br /&gt;Koltuğunu kaybetmemek için uyuşturucu satıcılarını bile partisine üye kaydeden CHP başkanı, zaten AKP ile anlaşmalı olarak götürüyor bu sistemi. MHP deseniz, ortada.&lt;br /&gt;Önümüzdeki günlerde AKP hükümeti, “PKK liderlerini teslim alan hükümet” olarak alkışlanacak. Orta Doğu’dan ve Batı’dan Türkiye ye para akmaya devam edecek. Laik kesim ise bir yandan giderek küçülecek, bir yandan da yıllardır yaptığı gibi birbirini yemeye devam edecek.&lt;br /&gt;Bu kadar büyük bir değişim sadece iç dinamiklerle başarılamazdı..&lt;br /&gt;Amerika nın Orta Doğu meselesinde Türkiye ye biçtiği rol, uzun dönemli bir senaryoyla uygulanıyor. İçteki aktörler de, siyasiler, basın, üniversite, iş âlemi, aydınlar olarak rolün hakkını veriyorlar.&lt;br /&gt;Peki, 15 yıl sonra ne olur diyorsanız, onunla ilgili bir tahminde de bulunabilirim.&lt;br /&gt;Toplum, sistemli eğitimle dönüştürülmüş olacağı için, Cumhuriyetin kuruluş yılını bile hatırlayan kalmaz. İsteyen bu yazıyı kesip saklasın ve eğer Türkiye başka türlü gelişirse, beni utandırmak için suratıma çarpsın.&lt;br /&gt;Ama ne yazık ki bu pek mümkün görünmüyor.”&lt;br /&gt;İsteyen de, benim taa 2002’nin başlarında yazdığım şu makaleye bir baksın: “Türkiye’yi değiştirme ve dönüştürme; Ulusu yozlaştırma ve ayrıştırma projesi”&lt;br /&gt;BİR SEÇİM VE TESPİT&lt;br /&gt;İlk dış borç, aradan fazla bir süre geçmeden Fransa’dan alınır. Sonra, misyoner olarak özel surette eğitilmiş Fransız dilberleri-kızları ‘mürebbiye’ ithal olunur. Bu mürebbiyeler tarafından özenle yetiştirilen Osmanlı delikanlıları eğitim için Paris ve Moskova’ya gönderilir. Döndükleri zamansa tahribat başlar. Plân çok başarılıdır.&lt;br /&gt;Bunun diğer bir anlamı da; (projeyi çok iyi bilen ve başarı etkisini gören) Lord Kingros’un, İnönü’ye açıkladığı vasiyeti gereği Lozan’ın intikamını almak ve ülkeyi Sevr şartlarına dönüştürmektir. Bu çaba, büyük Atatürk’ün vefatı ile başlamış, 1950’ye kadar aralıksız sürmüş ve 10 yıllık bir kesintiden sonra 27 Mayıs 1960’dan itibaren yeniden yürürlüğe konulmuştur. Projenin temelinde kadrocular, bazı 150’likler, sol akımlar, Ermeniler, Rumlar, Yunan asıllılar, dönmeler, devşirmeler, koministler ile Atatürk’ün ülkemizden kovduğu Masonlar ve misyonerler vardır.&lt;br /&gt;Proje, tam anlamıyla gericidir. İrticai’dir. Mensup ve taraftarları son Osmanlı hükümeti gibi zayıf “maşa ve muhtaç hükümet” özlemi içindedir. Öyle maşa bir hükümet ki; Dış borcu nimetten sayacak, yeniden kapitülasyon devrini açacak, Türkiye’yi borçlandıracak, özelleştirme adı altında milli servetleri yabancıların yararına sunacak, her türlü denetimi kaldıracak, sol elit ve imtiyazlı sınıfı emperyalist ve kapitalistlerle ortak edecek, ceplerine iki pasaport koyacak ve çifte vatandaşlığın yolunu açarak “globalleşme ve küreselleşmeyi” yabancıların Türkiye’yi sömürerek semirmesi esasına oturtacak…&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;T.C.’Yİ DEĞİŞTİRME VE DÖNÜŞTÜRME TAHMİNLERİ&lt;/span&gt; (2)&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bunun için geleneksel bürokrasiyi çökertmek, lâiklik kisvesi altında ve ‘Tevhid-i Tedrisat Kanununa” aykırı olarak ‘tam bir gericilik, yobazlık ve irtica’ ile insanları din ve diyanetlerinden uzaklaştırmak, dini eğitim ve öğretimi olabildiğince kısıtlamak, milli değer ve manevi mukaddesleri baltalamak, ahlâkı yozlaştırmak, ahlâksızlık, sapıklık, iyilik ve insanlığı yok etmek; Böylece Türk milletini tarihi onur, ilke ve erdemlerinden arındırıp, paraya tapan, aç gözlü, heves, hırs, şehvet düşkünü ve ihtiraslarının zebunu olmuş zavallı, alçak mahluklara dönüştürmek ana hedeftir. Tıpkı kendileri gibi…&lt;br /&gt;Dahası, dokunulmazlıklar ihdas ederek imtiyazlı sınıfı koruma altına almak. Adalet ve hakkaniyete dayalı “hukuk devletini” ortadan kaldırarak, sosyal devleti, kapitalist ve emperyalist devlete dönüştürmek suretiyle halkı “potansiyel müşteri” olarak gören, Atatürk ve Türk inkılâbına aykırı yapılanmayı hayata geçirmek.&lt;br /&gt;“Her insan bir devlettir”, “Devlet insan için vardır”,“İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” ve “Zulüm abâd etmez insanı, ilim abâd eder” ilkelerini yaşam boyutundan kaldırarak; Devleti Milli hedefler ile varlık nedenlerinin dışına çıkartmak. Doğal olarak sonuçta: Globalizm ve küreselleşmeyi, Türk insanı ile bütün masum ve mazlum (az gelişmiş) ülkelerin müşterek çıkarlarına kullanmak varken, tam tersine bir yol izleyerek “tek dişi kalmış canavarlara” ülkeyi ve insanı peşkeş çekmek..&lt;br /&gt;Soygun-vurgun, sahtecilik, üçkâğıtçılık, yalan-dolan ve talanı kolaylaştırmak. Kaçakçı, soyguncu ve hortumculardan anarşist ve teröristler oluşturmak. Ekonomik suça, ekonomik ceza, ticari sır, geniş kapsamlı devlet sırrı (!?) gibi çağdışı ve insanlığa aykırı usul, esas ve kavramları yerleştirerek, gasp, irtikap, sahtecilik ve her türlü yolsuzluk ile hortumculuğu teşvik ederek uygun ortamı yaratmak. Böylece, üretim ekonomisini rantiyeciliğe iblâğ ettirmek. Amaç bu. Peki araçlar nedir.&lt;br /&gt;Araçlardan birincisi demokrasiyi yozlaştırmak…&lt;br /&gt;İnsan hakları kavramını ayrılıkçı, bölücü ve terörist gruplara nimet olarak sunmak. Diğer taraftan da, gerçek anlamda üreten vatandaşı pahalılık, enflâsyon, deflâsyon, faiz, yüksek (haksız) ve dolaylı vergi, harç (haraç) düşük maaş ve maaşlar arasında eşitsizlik, dengesizlik ve adaletsizlik kıskacına alarak, yokluk, yoksulluk, fakirlik ve cehaleti körüklemek. İnsanları ezmek. Kişiliksizleştirmek. Güven ve kimlik bunalımına sokmak. Yapay olarak yaratılan bunalımları desteklemek ve derinleştirmek için ara da bir kriz yaratmak.&lt;br /&gt;Vatandaşı “ADALET’Mİ, GÜVENLİK’Mİ” gibi, aldatıcı ve yanıltıcı bir tercihe zorlamak. Adaleti, sözde güvenlik uğruna (bilerek ve isteyerek) feda etmek. Siyasette ise; Temsilde Adalet, Siyasette İstikrar aldatmacası ile demokrasiyi dışlamak...&lt;br /&gt;Yozlaşmayı sürekli kılmak, milleti (art niyetli veya bilgisiz,beceriksiz,vizyonsuz) kalitesiz, karizmasız, milli ve manevi değer, ilke ve erdemlerden uzak, siyasi iktidar ve hükümetlere bağımlı hale getirmek içinse; Bir taraftan genel aflar, vergi afları ve disiplin afları çıkartmak, borç silmek, diğer taraftan “nâmerde muhtaç hale getirilen” memur ve emeklilere adalet ve hakkaniyet ilkelerine bütünüyle aykırı zamlar yapmak.&lt;br /&gt;Bütün bunlar projenin çok iyi yürüdüğü ve pek ustaca yürütüldüğünü gösterir.&lt;br /&gt;Yürütenler ise, artık kurumlara girmişler, atanmışlar, seçilmişler ve aklın alamayacağı yerlere kadar yükselmişlerdir. Bunlar, devletten en yüksek maaşı alırlar. Hiçbir hukuk devletinde kimseye nasip olmayan ayrıcalık ve imtiyazlardan yararlanır, üstelik, insan hakları, adalet ve hukuka temelden aykırı “dokunulmazlıkları” vardır. Emeklilikleri de ayrıcalıklı ve imtiyazlıdır. Kimisi emekli olduktan sonra bile çeşitli vakıf, kurum ve kuruluşlardan ayda 35 milyar TL’ye varan maaşlar edinir. Fiilen çalışanlar arasında maaşı 100 milyar TL’yi aşanları da vardır. Yasa ile kurulu Sendika, Vakıf, Oda, Banka ve Borsa’ larda ayrı bir saltanat hüküm sürer. Bunların çoğu “sarı” sömürü unsurudur.&lt;br /&gt;Oysa, Türkiye Cumhuriyeti anayasası “mutlak EŞİTLİK ve ADALET” üzerine kuruludur. Bakınız; Anayasa’nın, “değişmez, değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif olunamaz” başlangıç ilkeleri ne diyor?&lt;br /&gt;“Türk vatanı ve Milleti’nin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devleti’nin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği ‘MİLLİYETÇİLİK’ (!?) anlayışı ve O’ nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;&lt;br /&gt;Dünya milletleri ailesinin EŞİT HAKLARA SAHİP şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ebedi varlığı, REFAHI, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;&lt;br /&gt;Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milleti’ne ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı; (Öyle ise, Anayasa’nın amir hükmüne rağmen AB’ye katılım konusu bu güne kadar neden millete hiç sorulmadı ? Diğer demokratik hukuk devletleri ve medeni milletler gibi REFERANDUMA neden gidilmedi. Bizi yönetenler arasında bu güne kadar hiç mi adalet ve hukuka saygılı, Anayasa’yı okumuş ve ‘uygulamak zorunda olduğunun bilincini’ taşıyan yönetici olmadı ?)&lt;br /&gt;Sarahaten belirtilmiş ilkeler ve amir hükümlerdir. Bir’de 10. maddeye bakalım:&lt;br /&gt;“Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz”&lt;br /&gt;Şimdi “ADALELET ve KALKINMA (!?) partisi hükümeti’ne sorarlar:&lt;br /&gt;NEDEN BU ANAYASA UYGULANMIYOR?...&lt;br /&gt;ORTADA BİR KASIT’MI VAR?&lt;br /&gt;Ülkenin insanı, canı-kanı, Mehmetçiği, gerçek değeri, değer üreten ve değerleri canı pahasına koruyanları fakrü zaruret içindedir. Evine ekmek götüremez. Çocuğunun cebine okul harçlığı koyamaz. Eşine mahçuptur, akrabasına, dostuna boynu bükük. Evinde en az iki işsiz vardır. Yıl sonunda aldığı artış, otobüs zammına bile yetmez. Çoğu yol parası bile bulamaz. Evinde hapis veya mahalle kaldırımlarında gezmeye mahkumdur. Gâvur dediğimizin emeklisi bile dünya turuna çıkar, dolaşır. Bizimki hastalıkla, yoklukla, yoksullukla, işsizlikle boğuşur. Eziktir. Istıraplıdır. Çilelidir.&lt;br /&gt;Ya, onu bu hale getiren diğerleri !...Neden ? bir türlü Hukuk Devleti olunamaz?&lt;br /&gt;Onlar hem ulusal ve hem de uluslar arası kaynaklardan domuz gibi beslenir. Yararlanır. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarındadır. Bunların ‘üretme’ diye bir marifetleri ve kaygıları yoktur. Sadece ‘tüketmeyi’ severler. Bütün işleri kaçak, kayıt ve kapsam dışıdır. Sonunda, bilerek veya bilmeyerek (gaflet ve dalâletle) devleti’ de tüketmeye doğru giderler.&lt;br /&gt;İkincisi, memuru rüşvet almaya, halkı da rüşvet vermeye zorlamak, alıştırmak. Geleneksel kamu ahlâkını bozmak. Dengeleri derinden sarsmak. Doğal stabilizatörleri bilerek, alçakça yok etmek. Bilinçli, duyarlı ve sorumlu memur ve vatandaş yerine, ‘emir kulu’ prototipler yaratarak; Türk milleti’nin asil karakterinde var olan “sadece ve yalnızca Allah’a kul olmak” fikrine dayalı “özgür bireyi” yok etmek. Tıpkı Amerika’nın ‘demokrasi ve insan hakları adına’ yaptığı gibi; Özgürleşme, demokratikleşme ve modernleşme adına bütün bu inanç ve öz değerleri kaldırmak. Esas olarak da: Türk kimliğini, kişiliğini ve yükselen değerlerini yok etmek.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;T.C.’Yİ DEĞİŞTİRME VE DÖNÜŞTÜRME TAHMİNLERİ&lt;/span&gt; (3)&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu, Türkiye üzerinde giderek yoğunlaşan ‘psikolojik savaşın muhtelif vetireleri ile güncelleşmiş versiyonlarından başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;Aldatan put, proje gereği hükmünü icra etmektedir.&lt;br /&gt;İçerde bol taraftar bulmuştur. Dönmesi, devşirmesi, haini, zalimi; Türk’ün ekmeğini yiyip düşmanın kılıcını çalmak için adeta kuyruktadır.&lt;br /&gt;Konuya “Memura Disiplin Affı” ile girdik “Maaş Zammı” ve genel olarak, ülkenin ve bürokrasi’nin durumunu zaviyesinden baktık, inceledik. Tarihi bilgi ve belgeler ile Anayasadan örnekler vererek “süreci” değerlendirdik.&lt;br /&gt;Netice olarak:&lt;br /&gt;Yıllardır var olan ve mevcut hükümet tarafından da bilinçsizce uygulanan bir “Ulusu yozlaştırma ve ayrıştırma projesi’nin” pervasızca yürüdüğünü ve her şeye rağmen hükmünü sürdürdüğünü gördük. Proje’nin bir ‘halk partisi zihniyeti” sahiplenmesi olduğunu özellikle vurguladık. Neticesinin, gerici-solcu, ateist-pagan ve irticai kesimler, yani mürtecilerce amaçlanan yozlaşma, çürüme, toplumsal dengeleri bozma ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yıpratma ve yok etmeye yönelik olduğunu açıkladık.&lt;br /&gt;Bunların tamamı gerçek ve proje yıllardır yürürlükte.&lt;br /&gt;Yürütenler ise, kökü dış güçlere dayalı, devlet içinde ‘devlet gibi’ hareket etme cüret ve cesaretini gösteren; Dönme, devşirme, ateist, pagan ve yine bunlardan nemalanan yerli işbirlikçiler. Eki, ya bu işbirlikçilerin emaresi ne?&lt;br /&gt;Bunlar, devlette etkin oldukları zaman bir taraftan, tabanı ezmek için vergileri yükseltir, harçlar koyar, aldıkları vergi ile oluşturan kurumlarca üretilen ürün ve hizmetleri yine ‘vergi, bedel veya harç’ alarak ‘vergi mükelleflerine’ satarlar.&lt;br /&gt;Diğer yandan kendileri vergi kaçırırlar.&lt;br /&gt;Kahir ekseriyeti kayıt ve kapsam dışıdır.&lt;br /&gt;Bankaları kullanarak soygunlar düzenler, halkı ve kurumları hortumlar, üç kâğıtçılık yapar, döviz-faiz ve borsa spekülâtörlüğü ile iştigal ederler.&lt;br /&gt;Alınların akı ve bileklerinin gücü ile ‘helâl kazanmak’ gibi bir eğilim, arzu ve alışkanlıkları yoktur.&lt;br /&gt;Her işleri rüşvet, iltimas, baskı, gasp, irtikap, sahtecilik, yolsuzluk ve suistimalle yürür. Bu güruhun ahlâki değeri sıfırdır.&lt;br /&gt;Klâsik kapitalizm ve güncel emperyalizmin insanlık düşmanı akideleri bunların yaşam biçimidir.&lt;br /&gt;Menfur emellerine ulaşmak için ‘Din Tüccarlığı’ ve ‘Siyaset Simsarlığı’ dahil kullanamayacakları kisve ve giremeyecekleri şekil ve renk yoktur.&lt;br /&gt;Bukalemun karakteri bunların doğasıdır.&lt;br /&gt;Hayatın her aşamasında karşımıza çıkar, devleti ve bireyi soymak için ellerinden geleni yaparlar.&lt;br /&gt;Bu nedenle:&lt;br /&gt;Adının başında “Adalet” kelimesi yer alan ve bunu “Kalkınma” söylemi ile tahkim eden “ADALET VE KALKINMA PARTİSİ” ve “HÜKÜMET” :&lt;br /&gt;1. Adının adamı olmak, adalet ve faziletle icra-i faaliyet ve hükümet etmek;&lt;br /&gt;Toplumda var olan ve kamu vicdanını derinden yaralayan bilumum imtiyaz, ayrıcalık, dokunulmazlık, adaletsizlik, haksızlık ve eşitsizlikleri mutlaka ve derhal kaldırmak zorunda, durumunda ve mecburiyetindedir.&lt;br /&gt;Zira, hiçbir şekil ve surette vekil; Asilden ziyade hak, hukuk ve tasarruf imtiyazına sahip olamaz. Doğal olarak vekil, asilin emrinde ve hizmetindedir.&lt;br /&gt;Yani, “HAKİMİYET, KAYITSIZ VE ŞARTSIZ MİLLETİNDİR”&lt;br /&gt;2. Devlette süregelen ve artarak devam eden çürüme, yozlaşma, yosunlaşma, haksızlık, eşitsizlik, hukuk dışılık ve adaletsizliği kesin olarak ‘mutlaka ve behemahal’ önlemek zorunda ve durumundadır. Buna vekâleten memur ve mecburdur.&lt;br /&gt;Yükümlü ve sorumludur.&lt;br /&gt;Üstelik bu doğrultuda vasiyete muhatap, emir kulu ve ‘vaat” sahibidir.&lt;br /&gt;3. Dar kapsamlı ve TBMM’nin gizli oturumlarında alınmış uluslar arası ilişkilere raci çok önemli kararlar hariç olmak üzere “devlet sırrı” sınırlanmak ve ahlâksız kapitalist ve emperyalistler lehine işleyen ‘ticari sır’ kavramını bütünüyle kaldırmalıdır.&lt;br /&gt;Esas itibarıyla “gizli oturum” son derece aykırı ve “milli güvenlik kaygısı” söz konusu olmadıkça, ahlâksız ve demokrasiye aykırı alçakça bir uygulamadır.&lt;br /&gt;4. Genel af, ticari af, siyasi af, prim affı, alacak affı, imar affı, disiplin affı v.s., gibi muhtelif af’lar bir daha anılmamak üzere tarihe gömülmeli;&lt;br /&gt;Devlet ve millet adına hükümetlerin “kişileri ilzam eden, yani kul hakkına giren” alan ve konularda ‘kesinlikle af yetkisinin bulunmadığı’, buna sadece mağdur, maruz, muhatap veya maddi-manevi-bedeni tecavüze uğrayanın yetkili olduğu bilinmeli;&lt;br /&gt;Buna rağmen “genel af” çıkartan onursuz-sorumsuz, hukuk ve halk düşmanın hükümetler muaheze edilmeli, sorgulanmalı ve yargılanmalıdır.&lt;br /&gt;Devlete dikkat, umur ve ciddiyet kazandıracak bütün tedbirler alınmalı, atanmış veya seçilmişi dahil bütün millet memur ve hizmetlileri tam bir ‘sorumluluk bilinci içinde” çalışır ve iş görür hale getirilmeli; Devletin ve halkın işleri en yüksek namusluluk, dürüstlük ve saydamlıkla, insanca ve ‘adam gibi’, ‘ilkeli, onurlu, düzenli ve disiplinli’ olarak yürütülmelidir.&lt;br /&gt;5. Çalışanlar arasında; Kıdem, ehliyet ve liyakat baz alınarak ücrette adalet mutlaka sağlanmalı, çete ve polis devletlerinde olduğu gibi asgari ve azami maaşlar arasına asla ve kesinlikle devasa uçurumlar konulmamalı; Asgari ücret ile azami ücret arasındaki fark % 100’ü aşmamalı ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu günün şart ve ihtiyaçlarına göre derhal değiştirilerek revize edilmelidir.&lt;br /&gt;6. Ülkemizde, farklı kategorilerde emekli olan insanların % 90’ı perişan bir halde olup,bunların büyük bir bölümü açlık sınırının, miktarı çok az bir ‘imtiyazlı kesim’ dışındakiler de ‘yoksulluk sınırının’ altında maaş almaktadır. Bu durum devletin ve milletin utancıdır.&lt;br /&gt;Hükümetlerin varlık sebebi ve hukuk devletinin ilkeleri ile çelişir vaziyettedir.&lt;br /&gt;İleride birleştirilmesi öngörülen SSK, E. Sandığı ve BAĞ-KUR emeklileri arasında, en kısa sürede “norm ve standart birliği” sağlanmak suretiyle, bütün emekli maaşları insani boyut, norm ve miktarlara çekilerek, milletimiz ve devletimiz bu utançtan kurtarılarak, en değerli varlığımız olan İNSAN UNSURUMUZ korunmalıdır.&lt;br /&gt;7. Memura 40 + 40 zammı hem çok komik ve yetersiz ve hem de adaletsizdir. Bu nedenle, kök ücretlerde gerekli düzenlemeler yapılmak, adalet sağlanmak, belirli ilke ve kriterler uygulandıktan sonra “seyyanen” zam yapılmak suretiyle; Kesimler ve kategoriler arasında adalet sağlanmak zorundadır. Aksi taktirde, iktidar partisi “ADALET” ve “KALKINMA” kelimelerini adından kaldırıp atmalıdır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(*) Zülfü Livaneli, TURKISHFORUM 02 Aralık 2009&lt;br /&gt;(**) MNS, ULUSU YOZLAŞTIRMA VE AYRIŞTIRMA PROJESİ....&lt;br /&gt;Bak: www.oytrabzon.com veya Anayurt Gazetesi 2002 yılı arşivi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;===========================================&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000099;"&gt;e.POSTA : gercek.demokrat@hotmail.com&lt;br /&gt;WEB : http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com,&lt;br /&gt;POSTA : PK, 118 [ 06 442 ] Yenişehir/ANKARA&lt;br /&gt;NOT : Kaynak göstermek şartıyla yazılar yayına izinlidir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-580563233165293302?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/12/grip-ve-asrin-soygunu-mustafa-nevruz.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sx4s3Ve7eGI/AAAAAAAABac/BuNRb_GANgE/s72-c/domuz+gribi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-871449908205770715</guid><pubDate>Wed, 25 Nov 2009 16:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-03T02:36:56.134-08:00</atom:updated><title></title><description>&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SxeRMAwA_VI/AAAAAAAABaQ/_NGNRpZY1PA/s1600-h/PROF.+DR.+ATA+ATUN.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 155px; FLOAT: left; HEIGHT: 209px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410953112854789458" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SxeRMAwA_VI/AAAAAAAABaQ/_NGNRpZY1PA/s400/PROF.+DR.+ATA+ATUN.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;KKTC SEMPOZYUMU HAKKINDA&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000099;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bizim de bir bildiri ile temsil olunduğumuz “KKTC’ni Koruma Derneği”nce hazırlanıp, düzenlenen “KKTC’nin Statüsü Sempozyumu” 15 Kasım 2009 günü, çok başarılı bir organizasyon, katılım ve yönetim bakımından fevkalâde bir şekilde tamamlandı.&lt;br /&gt;Ben, kısmen de olsa devem eden rahatsızlığım nedeniyle katılamadım.&lt;br /&gt;Bundan dolayı elbette çok üzgünüm ve çok şey kaybettiğimin farkındayım.&lt;br /&gt;Fakat Dernek yetkilileri gönderdiğim “bildiri”mi sunmak nezaketini gösterdiler.&lt;br /&gt;Minnettar ve müteşekkirim.&lt;br /&gt;Başta “Milli Dava Kıbrıs” olmak üzere; “Sivil İnisiyatif” yani, HALK tarafından “KKTC’nin hukuki statüsü ve geleceği” yönünden belirleyici bir irade ve kararlılığın ortaya konduğu bu toplantı, her türlü takdirin üstündedir. Bu aksiyonla büyük bir başarı ve güçlü bir iradeye imza atılmıştır. Böylece, yıllardır süregelen oyunlar bozulmuş ve gerçekten, kanının son damlasına kadar Türk, Kıbrıslı kardeşlerimizin sesi-soluğu, yiğitçe haykırışı duyulmuştur.&lt;br /&gt;Umarım artık, eli kanlı, insanlıktan nasipsiz, mertlikten aciz, kahpe, sinsi ve kurnaz ‘AB, Rum-Yunan’ ikilisi ‘birleşik Kıbrıs’, ‘iki toplum tek devlet, kalıcı barış’ gibi Kazıklı Voyvoda (vampir) tuzakları, iğrenç yalan ve mürai teranelerini seslendirmeye cüret ve cesaret edemeyeceklerdir. Bunun daha bir kalleşçesi var. Sanki ortada bir sorun yaşanıyormuşçasına bu teraneleri üç maymunlar misali ‘hayâsızca’ tekrarlayıp duran dâhili bedhahlar.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;CEMİL ÇİÇEK’İN REST’İ:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;KKTC’nin 26. kuruluş yıldönümü töreninde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, “Kıbrıs meselesini Türkiye'nin AB politikasının önüne koyarak, eğer birileri 'Ya (KKTC) Kıbrıs ya AB' diye düşünüyorlarsa Türkiye'nin tercihi, sonsuza kadar Kıbrıs Türk’ünün yanında olacaktır. Bunu herkes iyi anlamalıdır” diye rest çekerek hükümet görüşünü açıklaması, Türkiye açısından yerinde, olumlu ve sevindiricidir.&lt;br /&gt;Bu, TC devleti ve RTE (AKP) hükümeti adına “çok net bir taahhüt” ve “mutlak surette bağlayıcı” bir açıklamadır. İşbu taahhüt aksine, AB, GKRY Rumları veya Yunanistan lehine, ada Türkleri (KKTC) aleyhine bir adım atılması, eylem, söylem vaat veya (açık-gizli) taahhüt eğilimine girilmesi; Cemil Çiçek’in mensup olduğu parti ve hükümetin iki yüzlü, hain ve dış patentli olduğu anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;VELEV Kİ!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Böyle bir emelin şu an için dahi varlığı AKP meşruiyetini ilgaya kâfidir.&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ise "Kıbrıs'ta çözüm, bizim insanlığa yapabileceğimiz en büyük katkıdır", "Kıbrıs Türk halkı, bu güzel adayı sizinle paylaşmaya hazırdır. Gelin, çözüm çabalarımıza siz de katkı koyun; güzel adamızın bir dostluk ve işbirliği adası olmasını engellemeyin" tarzında konuşması,.utanç ve hicap verici.&lt;br /&gt;Bu sözler ancak bir işbirlikçiye yakışır. Yazık, çok yazık!..&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;RUM KÜSTAHLIĞI VE SÜNEPELİK!..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;İkiyüzlü, kalleş ve kahpe Yunanlı, bir yandan Akritas plânı ve Megale idea’yı dayatır, diğer taraftan, büyük Yunanistan hayallerini İyonya (Anadolu) üzerine kurar, bunu ders kitaplarına yazar ve (kendince mert ve cesur) küstah bir tavırla açıklarken;&lt;br /&gt;“Kıbrıs Türk’ün Milli davasıdır. Taksim ihanet, ortaklık felâkettir..Kıbrıs’ın tamamı Türk olmak ve Türk kalmak zorundadır. Kıbrıs Türk’ün kan hakkı, can hakkıdır, şüheda emanetidir. Stratejik olarak Anadolu’nun “KİLİTTAŞI” dır.&lt;br /&gt;Büyük ATA; Mustafa Kemal Atatürk, başta Kıbrıs olmak üzere Ege’de 12 Ada’lar ve Selanik dâhil Batı Trakya’nın alınmasını vasiyet etmiştir. Bu vasiyet mutlaka yerine getirilecektir..”&lt;br /&gt;Diyecek kadar mert ve TÜRK bir siyasetçimiz yok mu?&lt;br /&gt;Türk’e Talat gibi konuşmak düşmez, Çiçek’te sözünün eri olmaya mecburdur.&lt;br /&gt;Neyse ki, aşağıda arz edeceğim “Kapanış Bildirisi’ni” okuyunca biraz ferahlayacak, ama yine de, ‘bizi resmen temsil edenler yönünden” bu kaygı, menfi kanaat ve geleceğe dair derin endişeyi paylaşacaksınız. İşte buyurun: &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SxeRDZM6UsI/AAAAAAAABaI/TzcoRqpGtYA/s1600-h/KKTC+GAZETE"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 400px; FLOAT: right; HEIGHT: 300px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410952964799615682" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SxeRDZM6UsI/AAAAAAAABaI/TzcoRqpGtYA/s400/KKTC+GAZETE" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“KKTC’NİN GELECEĞİ VE &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;STATÜSÜ SEMPOZYUMU” &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;KAPANIŞ BİLDİRGESİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Toprak birliğine, egemenliğe, demokratik bir işleyişe ve kurumları oturmuş (yerleşik) bir siyasi yapılaşmaya sahip ve kendi kaderini belirleme hakkı bulunan bir “Halk” oldukları, en son 2004 Annan Planı’nda uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak bir kez daha tescil edilen Kıbrıslı Türklerin, 15 Kasım 1983 yılında kurdukları “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” (BM Anayasası, uluslar arası antlaşmalar ’Londra, Zürich, Garanti’ ve sözleşmeler ile Hukuk-u düvel ‘evrensel hukuk’ gereği, dört başı mamur ve noksanlıktan münezzeh) yasal statüde bir devlettir.&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanı Sayın M. A. Talat’ın açılış konuşmasında “Yeminime sadığım, asla teslim olmayacağım” vurgusu ile dile getirdiği “Müzakerelerin hedefi KKTC’yi kurmak değildir. KKTC bir gerçektir” sözleri, tanınma stratejisinin artık seçeneksiz tek gerçek olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;Bağımsızlıklarını iki kez ilan eden Kosova Arnavutlarının, soğuk savaş sonrasında dünya siyasi konjonktüründe oluşan değişimi kullanarak üçüncü kez ilan ettikleri Cumhuriyetleri, aksi yöndeki bir BM Güvenlik Konseyi kararına rağmen BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin de dâhil olduğu altmış beş ülke tarafından tanınmıştır.&lt;br /&gt;(KKTC’nin uluslar arası camiada tanınması önünde de hiçbir engel yoktur)&lt;br /&gt;KKTC’yi Koruma Derneği’nin düzenlediği;&lt;br /&gt;“KKTC’nin Statüsü” konulu sempozyumun katılımcıları ve sempozyum organize komitesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığını deklare etmenin ikinci aşaması olan tanınma stratejisinin ertelenmeksizin yürürlüğe sokulması gerektiği kararını almıştır.&lt;br /&gt;(Bu vecibe; Ana Vatan Türkiye Cumhuriyeti ve meşru Türk hükümeti ile özgür iradeye sahip bütün Türk-İslâm ülkeleri için kaçınılmaz bir görev ve mutlak bir vazifedir. İçinde bulunduğumuz dönem itibarıyla Türkiye’nin, geçici de olsa “BM Güvenlik Konseyi üyesi” olması tarihi bir fırsattır.&lt;br /&gt;Bu fırsat çok iyi kullanılmak ve değerlendirilmek zorundadır.)&lt;br /&gt;Bu anlamda, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lider Hristofyas tarafından sürdürülen görüşmelerin tamamlanması sonrasında “KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ” nin tanıtılması ve Birleşmiş Milletlere üye bağımsız bir ülke statüsünde varlığını devam ettirmesi çalışmalarının başlatılmasını hedefleyen “KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NİN TANITILMASI” dönemine girilmesi, “KKTC’nin STATÜSÜ” sempozyumu’nun “Kapanış Bildirgesi” olarak kararlaştırılmış ve bu fikir birliğinin;&lt;br /&gt;Dünya, Türkiye ve KIBRIS TÜRK HALKI’NA duyurulması kararı alınmıştır.”&lt;br /&gt;İşte mesele budur.&lt;br /&gt;Hayırlı olsun.&lt;br /&gt;“EBED-MÜDDET” Başarılar diliyor;&lt;br /&gt;Bildiriye bütün kalbimizle katılıyor,&lt;br /&gt;Ve “KKTC’Nİ KORUMA DERNEĞİ” Sayın Başkan ve üyeleri ile Sempozyuma katılarak “bu istikamette karar ve kanaat beyan eden” değerli kanaat önderlerimizi yürekten kutluyorum.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SxePyuaxTJI/AAAAAAAABaA/2aSqPXCH8BM/s1600-h/KUL+HAKKI+1.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 160px; FLOAT: left; HEIGHT: 205px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410951578925485202" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SxePyuaxTJI/AAAAAAAABaA/2aSqPXCH8BM/s400/KUL+HAKKI+1.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;KURUMSAL GASP VE KUL HAKKI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Türkiye Cumhuriyeti, tarihi boyunca hiç görülmemiş uygulamalarla sarsılmakta!..&lt;br /&gt;Katmerli vergiler, haraç mesabesinde harçlar ve hukuk dışı KDV+ÖTV vurgunu, .&lt;br /&gt;Kaynağında vergilendirilmiş kazançtan, müteakip temlik-edinim, alım ve tasarruflarda “tekrar-tekrar” ve defalarca vergi almak. Bu suretle vatandaşa zulmetmek, alenen ve resen haksızlık ve yolsuzluk suçunu hükümet olarak fiilen işlemek… Kamu kurum ve kuruşları, ile bağlı iştirak, işletme ve “her ne kadar özel teşebbüs olsalar bile” resmen devletle ilişkili teşebbüslerde, ayniyle vaki usul, esas, tarh-tahsil ve uygulamalara engel olmamak!...&lt;br /&gt;Bilâkis, hiçbir hukuki, anayasal, evrensel ve insani gerekçesi, her hangi bir gerçekçi, akılcı, makul-mantıklı dayanağı olmayan bu antidemokratik edinim, uygulama, haksız tahsilât ve tasarrufları “kanun” çıkartmak suretiyle korumak, kalıcı kılmak ve sözde yasallaştırmak!..&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;KAMU ADINA HAKSIZ EDİNİM VE CÜRÜM&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kamu finansmanı amacıyla halktan “çok ağır” vergi tarh, takip ve tahsilâtına rağmen; Hukuk-ahlâk, mantık-mantalite olarak “% 100 kamu hizmetin mütemmim (tamamlayıcı-bütünleyici) unsurlarından; bedel, ücret, aidat, bağış, fon, katkı payı, özel idare hissesi, salma, harç-haraç, sabit ücret, seyyar ücret, döner sermaye gibi, rızaya aykırı ve mesnetten yoksun, spekülâtif “cebri tahsilâtlar yapılması” insan hakları, adalet ahlâkı ve hukuka aykırıdır.&lt;br /&gt;Üstüne üstlük; Devlette istatistik işleri, sabit ücretliye zam kriterleri, eşit işe, eşit ücret, müktesep hakkın korunması gibi, adaletsizlik ve eşitsizliğin derin uçurumlar yaratığı “temel insan haklarına” aymazca ve pervasızca riayetsizlik had safhadadır.&lt;br /&gt;En vahim olan tasarruf, alçakça, acımasızca ve zalimane hak gasp’ı ise:&lt;br /&gt;Elektrik (aydınlanma), Su, Doğalgaz (ısınma), Benzin-Mazot (üretim-ulaşım), Telefon (haberleşme), Konut-Kira (barınma), Eğitim ve Gıda (beslenme) gibi; En başta YAŞAM’ın, sonra da sanayi, tarım, ticaret-ziraat, zanâat-iktisat ve sair bütün toplumsal sürecin TEMEL GİRDİLERİ, hayati unsurları ve vazgeçilmezleri olan mal ve hizmetlerde;&lt;br /&gt;Haksız vergi (KDV-ÖTV), fahiş kâr uygulamaları!...&lt;br /&gt;Artı: Vatandaş aleyhine “maliyet arttırıcı” edinim-iktisap ve tasarruflar!..&lt;br /&gt;Araya özel şirket ve ortaklıklar konulması gibi aleni ihanet ve hainlikler…&lt;br /&gt;Başvuru, sınav, kayıt, talep, takip, tahsis ücretleri..,&lt;br /&gt;Bu, her köşeye bir Deli Dumrul dikmek ve köşe başlarını haramilerle tutmaktır!..&lt;br /&gt;Ve nihayet:&lt;br /&gt;Maliyetine arzı zorunlu kamu hizmetinden kâr gözetmek suretiyle; “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” zihniyetini güdenler ile “vatandaş koyun, devlet dediğin bir oyun, geleni soyun, gideni soyun” anlayışını, kendilerine şiar edine hırs, ihtiras ve kapris ehli kene, domuz taifesini tatmin vasıtasına dönüştürmektir.. Ki, bu ağır bir küfür ve insanlık suçudur…&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;BÖYLE BAŞLAMIŞTI!..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;1970’lerde Süleyman Demirel “Finansman Kanunları” namıyla adı ilk kez duyulan akıl, mantık, ahlâk ve hukuk dışı vergiler, yasa zoruyla gasp ve cebri harç kanunları için harekete geçtiği zaman, yer yerinden oynamış ve kıyametler kopmuştu. AP depremler yaşadı. 72’ler harekâtı patladı, 41’lerle büyük sarsıntılar yaşandı. AP bölündü ve mâkus talih sürecine girdi. DP kuruldu. Merkez parçalandı. İktisadi deprem, siyasi krizlerle derinleşti, depreşti ve şimdilerde iyiden iyiye kronikleşti.&lt;br /&gt;Şimdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti öyle bir hale geldi ki;&lt;br /&gt;- Hak, adalet ve hukuk anlamını, mutlak etki ve belirleyici gücünü yitirdi.&lt;br /&gt;- Elli yıldır hükümetlerin hâkimiyet (adaletle yönetim) ilkesi eridi ve yok oldu.&lt;br /&gt;- Ülkemiz dâhili ve harici bedhahlar tarafından; Resmi-gayri resmi, açık-gizli/örtülü;&lt;br /&gt;İktisadi, siyasi, sağlık, sosyal, kültürel.., Hasılı her yol ve yöntemle soyuluyor, sömürülüyor, vakıa soygun ve vurgun günden güne büyüyor. Dahası ülkemizin değerleri, eserleri ve son yıllarda her türden hayvanları kaçırılıyor. En az insanlarımız, sevgili ve değerli halkımız kadar, Allah’ın bir lütuf ve emaneti olan hayvanlarımızda baskı, tehdit, zülüm, işkence ve tehlikeye maruz bulunmaktadır!..&lt;br /&gt;“Ülkemizden CONI ler, KONI ler eliyle yurt dışına, Kedi’ler, Köpek’ler ve her türden çeşit, çeşit hayvanlarımız kaçırılıyor. İşin garibi dernekler ‘ülkemizin kedi-kopek ve hayvanlarını kurtarın’ diye bunların ülkelerine yalvarmakta; bu katil Coniler ve Koniler ise ülkemizi “BARBAR MILLET” ve “PIÇ’LER” diye ifade edecek kadar alçalmakta ve yurt dışında en iğrenç biçim ve iftiralarla ülkemizin protestolara maruz kalmasına neden olmaktadırlar. Hükümetin çıkarttığı Hayvanları Koruma Yasası ve mevzuatı işlememektedir. Yönetimler ve yöneticiler şu anda, değil öz yurttaşlarını, ülkenin hayvanlarını bile korumaktan acizdir. Hatta bunlardan bazıları hayvanlarımızı dışarıya peşkeş çeken kaçakçılarla birlikte olmakta ve onlarla düşünce ve eylem birliği içinde müşterek çalışabilmektedir.” (H.Ş,, Hayvan Hakları Savunucusu)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"UMUT TACİRLİĞİNİN KAMU ELİYLE UTANÇ VERİCİ TEZAHÜRÜ"&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;İşte güncel Belge: TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı’dan,&lt;br /&gt;“Halk Bankası Krizi Fırsata Çevirdi:&lt;br /&gt;Ülkemiz, son iki yılda 3,5 puan artan işsizlik oranıyla, işsizliğin en hızlı arttığı 54 ülke içinde 11‘inci sırada. Resmi rakamlarla % 13.4 olan işsizlik oranı, iş bulma umudunu yitirdiği için iş aramayanlar da hesaba katılınca yüzde 20‘lere ulaşmakta. Odamız araştırmalarına göre son 2 yılda her 4 mühendisten biri işini kaybetmiştir. Yaşadığımız işsizlik gerçeği bu derece yakıcı iken bir kamu bankası olan Halk Bankasının 2500 kişi için açtığı sınavda kişi başına 50 TL alması, ülkemizde insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan umut tacirliğinin kamuya kadar sıçramış, son derece düşündürücü bir tezahürüdür. Halk Bankasının işsizlerin iş umudundan ticari kazanç sağlamaya dönük uygulaması insan hakları ve onuru açısından kabul edilemez.. &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SxePoQRbKAI/AAAAAAAABZ4/OXcOjraHMCU/s1600-h/KUL+HAKKI+2.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 237px; FLOAT: right; HEIGHT: 356px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410951399034529794" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SxePoQRbKAI/AAAAAAAABZ4/OXcOjraHMCU/s400/KUL+HAKKI+2.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Banka’nın 21 Kasım 2009 günü Türkiye’nin 17 il ve bölgesinde yapacağını duyurduğu sınavda “masraf” adıyla kişi başına 50 TL tahsil etmesi, bu parayı yatırmayı sınava giriş ön koşulu olarak belirlemesi ve her sınavdan 50 TL alması ülkemizde "sosyal devlet anlayışının", vatandaş-kamu ilişkisinin, insan hak, özgürlük ve onurunun ne denli ayaklar altına alınmış olduğunun son canlı örneğini teşkil etmektedir.&lt;br /&gt;Anayasanın 49. maddesinde de belirtildiği gibi çalışmak herkesin hakkı ve ödevidir.&lt;br /&gt;Ülkemizde bu hakkını kullanamayan ve talep edemeyen 5 milyona yakın işsiz yaşamaktadır. Bunlara işsizlik sigortası uygulaması son derece sınırlı sürede ve asgari ücret seviyesinde yapılırken, işsiz insana iş sağlama sorumluluğunu taşıyan bir devlet kurumu, istihdam yaratırken oluştuğunu iddia ettiği maliyeti işsizlere yüklemeye çalışmaktadır.&lt;br /&gt;Kaldı ki; bu bir istihdam sınavıdır. Kendi kurumsallığını devam ettirmek için eleman seçen bir kurum ortaya çıkan tüm sınav maliyetini yüklenmek zorundadır. Oysa Halk Bankası 2500 kişilik kadro için binlerce başvuru almış ve işsizlerden topladığı 50 TL‘lerle (basına yansıyan bilgiye) göre 18 Kasım itibarıyla 17 milyon TL‘lik bir fon oluşturmuştur. Diğer yandan; kamu kurumu olan Banka bu sınavda KPSS sonuçlarından yararlanmamaktadır. İşsiz insanlarımız her yıl KPSS sınavlarına girerek istenen harç ve masrafları yapmalarına karşın neden KPSS sonuçlarından yararlanma yoluna gidilmemektedir? Bu tutumuyla kamunun, işsiz, aç insanların son paralarını alarak, onları doldurduğu gemilerde deniz ortasında terk eden, insanlık suçu işleyen umut tacirlerinden bir farkı var mıdır?&lt;br /&gt;İşsizliğin kıskacında, borçlarıyla, açlıkla ve umutsuzlukla boğuşan genç insanlarımıza bu onur kırıcı muameleyi reva gören bir devlet anlayışı olabilir mi? Ayrıca aynı yeteneklere sahip ancak bu sınava verecek 50 lirası olmayan bir gençle, parası olan gencin eşit koşullarda yarışamadığı bir ortamda kamu adaleti ne kadar sağlanmış demektir? Birçok üyemizin de başvurduğu ve bu uygulama karşısında tepkilerini meslek odalarına ilettikleri bu uygulamanın hemen durdurulmasını, toplanan paraların ivedilikle iadesini ve böylesi bir durumun bir daha yaşanmamasını istiyor, gereği için tüm yetkililere ve kamuoyuna duyuruyoruz.” &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-871449908205770715?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/11/kktc-sempozyumu-hakkinda-mustafa-nevruz.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SxeRMAwA_VI/AAAAAAAABaQ/_NGNRpZY1PA/s72-c/PROF.+DR.+ATA+ATUN.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-669850679942585351</guid><pubDate>Thu, 19 Nov 2009 14:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-19T07:28:08.646-08:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;TÜRK’ÜM, DOĞRUYUM!... &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SwVdRs7K20I/AAAAAAAABZw/EcVYulOD2yE/s1600/40+ASIRLIK+T%C3%9CRK+YURDU.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 170px; FLOAT: right; HEIGHT: 403px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405829486426643266" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SwVdRs7K20I/AAAAAAAABZw/EcVYulOD2yE/s400/40+ASIRLIK+T%C3%9CRK+YURDU.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ulu’l-emr (yönetim-hükümet) tarafından “milli birlik ve kardeşlik projesi” biçiminde açıklanıp-tanımlanan ve asıl adı “demokratik açılımlar” olan eylem plânının en başında “Kürt açılımı” yer almaktadır.&lt;br /&gt;Bunu; Irak, Ermeni, Rum-Yunan, Kıbrıs, İsrail, AB gibi evrensel; Dil, din, demokrasi, hukuk, ahlâk, anayasa, Alevilik vs., mahalli-yerel, sözde bilimsel, ekonomik-sosyal kültürel açılımlar izliyor. İş bu açılımlarda gözlenen tek ve yegâne temel nosyon “orijinal be objektif” olmamaları; Her birinde hâkim unsur mürailik, iki yüzlülük, yapaylık, sanallık ve zorlama!..&lt;br /&gt;Üstelik her açılımın kendine özgü takipçi, iddiacı ve sav’cısı belirli lobiler var.&lt;br /&gt;Bunlar arasında en dikkat çekeni; çok sinsi ve kurnazca ‘milli birlik-kardeşlik teranesi’ ardına sığınıp-saklanarak, esasta Kürt kisvesi ile Ermenicilik yaptığı ayan ‘GDO-AB’ damgalı dönme, devşirme, koza ve kriptolar. Her biri elli yıldır kamuoyunda iyi tanınıyor. Tanınma nedeni ise: Mâ-aile ‘Türk milleti ve devletinin başına atılan” her taşın altından çıkmaları. Tüm kirli ellerin, menfur emellerin ve belaların patentli sahibi olmaları…&lt;br /&gt;EYLEMLERİ KARAKTERLERİNE UYANLAR&lt;br /&gt;Bu güruhun lâğım çukurlarının bile kabulden hayâ edeceği iğrenç sicilleri var.&lt;br /&gt;Kimlik ve kişilikleri karakter kavramına ters; Ahlâken tam bir çöküntü içindeler.&lt;br /&gt;Bilumum rüşvet, iltimas (my bradır işleri) ayırma-kayırma (hamili kart, kardeş-yoldaş meselesi), görevi kötüye kullanma, hırsızlık-yolsuzluk, gasp-irtikap, suiistimal, organize çıkar örgütçülüğü (yol arkadaşlığı), anarşi, terör-tedhiş taşeronculuğu (bu kisve altında uyuşturucu, beyaz kadın ve insan-köle tüccarlığı, kiralık katillik, GDO, tohum, hormon, ilâç, ilâh ve silâh lobiciliği) ve ticari particilik (siyaset simsarlığı) ile din tüccarlığı yapanlar hep bu güruhtandır.&lt;br /&gt;Bunlar, benzerleri, yardım ve yatakçıları Türk halk lügatinde “domuz” olarak nitelenir.&lt;br /&gt;Zira bu gelenekte: ‘devletin malı deniz’, ‘hırsızlar ve yolsuzlar domuz’dur”&lt;br /&gt;Bahusus güruhun en nefret ettiği “şey”: DOĞRULUK ve DÜRÜSTLÜK!…&lt;br /&gt;Bu nedenle 2009 yılı başından itibaren “AND’IMIZ” a fena taktılar.&lt;br /&gt;Merhum Dr. Reşit Galip tarafından yazılan ve Mustafa Kemal Atatürk tarafından uygun görülerek, tasdik ve tasvip edilen ve bütün okullarda okunması emredilen milli AND.&lt;br /&gt;*Türk’üm, Doğruyum, Çalışkanım!..&lt;br /&gt;BİR İHANET VE MENFUR TEŞEBBÜS&lt;br /&gt;Dahili bedhah, dönme, devşirme, koza ve kriptolar öncülüğünde;&lt;br /&gt;'Andımız kaldırılsın’ başvurusu:&lt;br /&gt;“Diyarbakır'da mazlum-der ile bazı kimseler, okullarda her sabah okutulan "Andımız" ın kaldırılması için Milli Eğitim Müdürlüğü'ne başvurdu...&lt;br /&gt;Diyarbakır'da insan hakları ve mazlumlar için dayanışma derneği (mazlum-der) ile bazı şahıslar, okullarda her sabah okutulan ‘Andımızın’ kaldırılması için İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne başvurdu. Derneğin bir yönetim kurulu üyesi, 'Türküm' ile başlayan antta yer alan ifadeler Türkiye'nin mozaiğine uymuyor” dedi. (Sabah, 13 Haziran 2009 Cumartesi)&lt;br /&gt;YANDAŞ-YOLDAŞ MUTLULUĞU&lt;br /&gt;Müteakiben hadise, akredite dediğimiz; Türkiye’de yayınlanan ‘yabancı medya’da, buna paralel ‘kartel gazetelerinde’ yer aldı. Nesebi bozuklara “mevzii” olsun diye kasten tahsis edilen köşelerden vaveyla yükselmekte gecikmedi. “Evet, evet, ne demek Türk’üm, doğruyum, çalışkanım… Ardından dağa taşa yazılan, Kürt’ün gözünün içine sokulurcasına “Ne Mutlu Türk’üm diyene” demek de çok yanlış!.. Bir üniter devlette olmaz böyle şey, antidemokratik bunlar, hem de şoven, açılımların özüne, ruhuna, amacına aykırı bunlar!..&lt;br /&gt;Sonra ‘hiç umulmadık ve beklenmedik bir biçimde” MİLLİ eğitim bakanı: “Konu elbette tartışılabilir” dedi. Ne yazık, ne ayıp ve ne büyük bir talihsizlik bu!... Haklı ve doğru tepki gösterenlerin sesi-soluğu boğuldu. Yazılmadı, yazdırılmadı. Ekranlar vatanseverlerin ve milli devlet yanlılarının yüzüne kapandı. İhanet şebekeleriyse aylarca gündemden düşmediler.&lt;br /&gt;NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE&lt;br /&gt;Bir kere, “Ne mutlu Türk’üm diyene” vecizesi orijinal değil, soyutlama, aslı şöyle:&lt;br /&gt;“TÜRK Demek: Türk’çe düşünmek, Türk’çe konuşmak ve Türk’çe yaşamaktır. Ne Mutlu Türk’üm Diyene” Sözün özü ve aslı bu. &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(Bak: Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu / MNS)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Vecizenin aslına ve orijinaline 1960 sonrası hiçbir yayında rastlayamazsınız.&lt;br /&gt;Atatürk’ün 1924 (1928) Anayasası ile eser, hizmet ve inkılâpları da perdelenmiş; DP tarafından, 1938-1950 fetret devrinden sonra tekrar canlandırılan ve hayata geçirilen “Milli Rejim Kemalizm” , gizlenen, hafızalardan, hayattan ve tarihten silinmeye, inat, ısrar ve özenle unutturulmaya çalışılan bir rejim haline gelmiştir. AĞA BABALARINDAN ÖRNEK&lt;br /&gt;İşte size menfaatleri uğruna 'analarını bile satarlar' denilen, de’Facto haymatlos ve fiili primitiflerin hayran olduğu, 72 buçuk milletin yaşadığı, kamusal alanda İngilizceden başka bir dil kullanmanın yasak olduğu ABD’de her sabah “ilk, orta ve liselerde” söylenen AND:...&lt;br /&gt;"I pledge allegiance to the flag of the United States of America, and to the Republic for which it stands: one Nation under God, indivisible, with Liberty and Justice for all"&lt;br /&gt;Yani: “ABD'nin Bayrağına ve o bayrağın simgelediği Cumhuriyete sadakat için AND içiyorum. Herkes için özgürlük ve adaletle, Allah'ın gözetiminde, bölünmez – tek vatan"&lt;br /&gt;ABD kaç yaşında? 233; Osmanlı: 624, ya TC: 86, ayıp, ayıp, utanın biraz!..&lt;br /&gt;NE TÜRK VE NE DE DOĞRU-DÜRÜST&lt;br /&gt;Yukarda verdiğim örnekte açıkça görüleceği üzere; Neseben ve asaleten Türk, bilhassa Müslüman Türk’lerde “insan’a ve insanlığa aykırı” bir eylem, cürüm, teşebbüs ve yüzkarası suç temayülü yoktur. Çünkü, genelde zekâ düzeyi çok düşük primitif varlıklar, kripto-koza, dönme-devşirme, mason-misyoner ile Sırp-Rum-Yunan, Ermeni ve kompleks içinde kıvranan Bulgar halkları gibi kronik Türk-İslâm düşmanlarında çokça ve sıkça görülen bir hastalık bu.&lt;br /&gt;Dolayısıyla “dâhili bedhah” (iç düşman) dediğimiz uzantılarının huyudur kötülük.&lt;br /&gt;Sosyolojik bir vakıa, ama gerçek!...&lt;br /&gt;Örneğin: Genelevlerde hiç (nesepte saf ve asil) Türk kadını yoktur.&lt;br /&gt;Ülkemizi Gümrük Birliği tuzağına atmada acele ve öncülük edenler dönmedir.&lt;br /&gt;NEDEN? ÖNCELİKLE 301 VE CMUK!...&lt;br /&gt;Bunu bir düşünün!..&lt;br /&gt;Neden AB en çok CMUK üzerinde durdu?&lt;br /&gt;Niçin Türkiye, en ağır ve amansız dayatmalara CMUK nedeniyle maruz kaldı.&lt;br /&gt;Hatta bu uğurda ağır cürümler ve cinayetler işlendi?&lt;br /&gt;Ve nihayet: Ölüm cezası niçin kaldırıldı bir düşünün!..&lt;br /&gt;Tabii bu bağlamda “AB yanlısı olmanın” ne anlama geldiğini de…&lt;br /&gt;Türk insanının anlamakta çok güçlük çektiği bir meseleyi daha düşünün lütfen.&lt;br /&gt;Milliyetçi (nasyonal) bir parti (MHP) nasıl AB yanlısı (enternasyonal) olabilir?&lt;br /&gt;Ya millet enayi yerine konulup, fena halde kandırılmakta ya da “amansız” bir oyun oynanmaktadır!....Ne dersiniz? = Türk; Öğün, çalış, güven!...  ***/*****&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SwVck0JJL1I/AAAAAAAABZo/0qpAP-qnKcI/s1600/02+RES%C4%B0M+HURR%C4%B0YET+AVRUPA.png"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 313px; FLOAT: left; HEIGHT: 235px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405828715270188882" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SwVck0JJL1I/AAAAAAAABZo/0qpAP-qnKcI/s400/02+RES%C4%B0M+HURR%C4%B0YET+AVRUPA.png" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;İT ÜRÜR, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;KERVAN YÜRÜR&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Önce “ATA” sözünü iyice araştırdım. Bulgular şöyle:&lt;br /&gt;1. Kökeni Kumuk Türklerine kadar dayanan, orijinali "İt haplar, kervan geçer" olan çok güzel bir Türk atasözüdür. İlk kez 1600’lerin başlarında Muhammed Şeybâni Han'ın Divan adlı eserinde yer almıştır. "ne kadar hır gür çıkarmaya, engel olmaya çalışsalar da cürümleri yetmez, bu isler olacaktır" anlamına gelir. &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(İnternet: zamane sözlük)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Burada ‘it’; yasa, usul, ahlâk ve kural dışı, gelenek ve düzen karşıtı suç odaklarını; Kervan: Meşru ve hukuki, kurumsal düzeni, yani “devlet” i simgeler.&lt;br /&gt;2. 2007 Eskişehir mitinginde RTE muhalefeti eleştirirken: “Onlar çok konuşuyor ama biz çok iş yapıyoruz, içiniz rahat olsun, kervan yürür, kervan yürür!..” diyerek muhalefete meşru yoldan hakaret etmiş ve kalabalığın bilinçaltına "içinizden biriyim" mesajını vererek seçmenine seçmen katmıştı. &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(İnternet: İTÜ sözlük)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Örnek analiz edildiğinde; Alın teri, el emeği-göz nuru ve bilek gücüyle çalışarak helâl kazanan, vergisini veren, namuslu-dürüst, ilkeli, onurlu ve sorumlu hayat süren “iyi insan ve iyi vatandaşlar” kervan ehlini; Yalan-talan, soygun-vurgun, polemik ve demagoji takımı ise iti, yani güruhu temsil etmektedir. 2008 -2009 küresel ekonomik krizi çıkaranlar da bunlardır.&lt;br /&gt;Şimdi atasözünü ‘din, iman-itikat, hak ve hakikat’ miyarına (ölçeğine) vuralım.&lt;br /&gt;Ortaya çıkan fotoğraf şu: Ana ve evrensel yasalara özenle uyan, adalet ahlâkı ve hukuk bağlamında meşruiyet kespeden, kul hakkı ve haramdan şiddetle, mutlaka kaçınan “Namuslu, Dürüst ve Demokrat” kesim “hak yolunda yürüyen” kervan; Başta kene, sülük, vampir, bit-pire ve domuz misal (yasa ve ahlâk dışı) mazarrat “it” güruhundandır.&lt;br /&gt;Şimdi bir örnek daha…&lt;br /&gt;3. Gerçek yaşama bakıldığında dünyanın en güzel atasözü. Bakarsınız mahalle, sokak, hatta apartmanınızda bazı tipler vardır. Siz kendi başınıza yaşamak istersiniz, sevdiklerinizle parkta, bahçede gezer oynarsınız.. Derken bunlar türer gelir, onların farkına bile varamazsınız. Size taş atarlar, lâf atarlar. Adam sanıp siz de taş atarsanız, attığınız taşa yazıktır. Atmazsanız durmazlar. Durmadan bulaşırlar yağlı kara gibi. Gene taş atar. it gibi ürür dururlar. Yapılması en doğru hareket kervanı devam ettirip melâneti yok saymaktır. İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Bu itleri yok saydın mı bu sefer, it sürüsünü toplar ve dalaşmaya başlarlar.&lt;br /&gt;Bozacının şahidi şıracı hesabı birbirlerinin yalakalığını yaparak, sürü sepet saldırırlar. Ha, akıllı insan ne yapar?.Bunları kaale almaz. Bırakır havlayan havlasın… Eh, itin ağzı torba değil ki büzesin. Eğer illa havlayacaksa susturamazsın. Lâf yetiştirmek adına öğrenmemişsin ki, bu saatten sonra it' çe öğrenecek değilsin! Sen kendi yoluna devam eder gidersin. Doğrusu kervanın selameti için, “İte dalaşmaktansa, çalıyı dolaşmak” evlâdır.&lt;span style="font-size:78%;"&gt; (İnternet: Eksi Sözlük)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SwVRGF-tffI/AAAAAAAABZY/-dTtNRJ2N00/s1600/01+RES%C4%B0M+3+ACILIM.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 266px; FLOAT: left; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405816092854418930" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SwVRGF-tffI/AAAAAAAABZY/-dTtNRJ2N00/s400/01+RES%C4%B0M+3+ACILIM.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;YA DEVLET BAŞA, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;YA KUZGUN LEŞE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Yukarda açıklanan ve örneklenen atasözümüzle adeta birebir ötüşen, onu tamamlayan ve bütünleyen bir atasözümüz daha var: “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe”&lt;br /&gt;Anlamına gelince;&lt;br /&gt;1. Büyük bir zafer için her tehlikenin, hatta ölümün göze alındığını belirtir, sonunda büyük bir başarıya ulaşmak için yok olma tehlikesi bile göze alınır. (Viki sözlük)&lt;br /&gt;2. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe' demişler. Devlet başa geçmezse leş kargaları ortaya çıkar...devlet milletimizin güvenliğini ülke asayişini sağlamak zorundadır..yaklaşık 5 yıldır asayiş ve güvenlik önemsenmemekte ve kap, kaç-kurtul anlayışı hakim olmuştur..Ayrıca, devletin başına 'Devlet' gelmez ise, ya 'Devlet' başa ya kuzgun leşe.. (antoloji Com)&lt;br /&gt;KERVAN, “ADALET” VE “MEDENİ SİYASET’İ” SİMGELER&lt;br /&gt;Hukuk hikmetle (iyilik, insanlık, hakkaniyet), kervan meşruiyet ve adaletle kaimdir&lt;br /&gt;Başta Türk’ler olmakla, vahiy kaynaklı dindar yahut lâik; hak ve lâyıkıyla “hüküm-hikmet” üzere devlet, millet ve yönetimlerde “medeni siyasette” gelenek ve gerçek budur.&lt;br /&gt;Devlet, adalet ve faziletle (hükmeden yönetim) baştadır, iktidardır;&lt;br /&gt;Kuzgun (soyguncu-vurguncu, bozguncu) it’ler ve kuduz köpekler leş’tedir.&lt;br /&gt;İt (kötüler, harici ve dâhili bedhahlar) ulur, kervan (devlet) onur ve erdemle yürür.&lt;br /&gt;Ürüyenlerin, kervana yürüyenler arasından taraftar, yandaş ve yoldaş bulması büyük bir felâket; kervan Türkiye devlet’tir;.icrayı kullanan hükümet; Her konuda ve mutlaka adaletli, itlere karşı daima tedbirli, temkini-mukavim ve teyakkuz halinde olmaya mecburdur.&lt;br /&gt;EBED-MÜDDET DEVLET:&lt;br /&gt;Amerika da çocuklar her sabah AND içiyorlar. Anaokulundan Lise sona kadar tüm öğrenciler sabahları ders öncesinde, ayağa kalkarak hazır ol’da şu yemini ederler:&lt;br /&gt;“I pledge allegiance to the flag of the United States of America, and to the Republic for which it stands: one Nation under God, indivisible, with Liberty and Justice for all;&lt;br /&gt;Amerika Birleşik Devletleri'nin bayrağına ve o bayrağın simgelediği Cumhuriyete bağlılık ve sadakat için AND içiyorum. Allah’ın gözetiminde herkes için adalet ve özgürlük. Bölünmez, tek vatan Amerika" 233 yıldır bunu yapmaktadır. Anayasalarının nihai hükmü de: “Ya, Amerika’yı seveceksin ya da defolup gideceksin”&lt;br /&gt;Halbuki “TÜRKÜM DOĞRUYUM ÇALIŞKANIM” biçimindeki andımızın yanlış ve aykırı olduğunu tartışacak kadar alçaklaşır, köpekleşir, bir güruh olur, ama “it ulur, kervan yürür”. Devlete ve halka silâha çekmedikçe, polise taş atmadıkça, hırsızlık-yolsuzluk, anarşi, terör-tedhiş yapmadıkça “itin ürüme hakkı” vardır. Bu “hayvan hakları ve demokrasinin” doğal gereğidir. Devlet, hayvan haklarına ilişkin mevzuat ikame ederek bunların da hakkını korur. Ama güruhun “insan hakları” dernekleri oluşturarak ağır istismarları yanlıştır.&lt;br /&gt;Bunu AB veya ABD’nin it’leri yapabiliyor mu? Asla ve kesinlikle hayır!.&lt;br /&gt;Üstelik dünyada ne kadar ırk, din, dil ve inanç unsuru varsa ABD’de hepsi var.&lt;br /&gt;AB ülkelerinde de durum Amerika’dan farklı değil. Sokaklar bin türlü ırkla dolu.&lt;br /&gt;ABD VE AB’DE BAŞKA NE VAR?&lt;br /&gt;Meselâ ABD’de gerçek anlamda demokrasi, hukuk ve bütün kurum ve kuruluşlarıyla (kendi vatandaşları için) adalet vardır. Kimse polise taş atamaz, itiraz edemez, el aldıramaz, ABD Kızılderili, İNKA veya AZTEK katliamı yaptı diyemez. Suç işlemek, vergi kaçırmak, yolsuzluk ve suiistimal ‘devlet hariç’ herkse yasaktır. Devlet ise kendi ülkesinde suç işlemez, ülke dışında bütün Amerikalılara suç işlemek serbesttir. İçerde idam cezası ve adalet vardır. Polis iyi çalışır. Hukuk işler.&lt;br /&gt;OYSA AB’de ölüm cezası yoktur. Başta Türkler olmak üzere bütün yabancıları yakarak, işkenceyle veya hapiste öldürmek serbesttir. Yabancıların birbirlerini öldürmelerine, sömürmelerine ve işkence etmelerine de karışmazlar. Yeter ki, asli unsura halel gelmesin..&lt;br /&gt;Batıda, ABD’de olduğu gibi demokrasi de yoktur. Türkiye’ye nazaran bir tane bile lâik devlet yoktur. Örneğin bütün Avrupa da “milli dil” dışında, parklar ve bahçeler dâhil asla başka bir dil konuşulamaz. Avrupa’ya gidecekler önce dil kursuna gitmek zorundadırlar.&lt;br /&gt;AMMA LAKİN!... Bize göre Amerika ve AB, aşırı milliyetçi, şoven, dindar ve anti-lâik (gerici, mürteci ve yobaz) olduğundan, dünya nüfusunun üçte ikisini sömürür, milletleri diledikleri gibi böler-ayırır, birleştirir-üleştir, insanlar ve halkların kaderleriyle diledikleri gibi oyun oynarlar. AB konseyi insan hakları komiseri Alman T. Hammarberg “Ne mutlu Türk’ üm diyene” demeyi ayrımcılık olarak niteler. Buna Türkiye’deki it’ler çok sevinirler!. İşte, Kürt sorunu, Alevi sorunu ve dersim isyanını bastırma yerine “katliam” diyenler bunlardandır.&lt;br /&gt;NİÇİN?.. İliklerine kadar sömürdükleri, kaderleriyle oynadıkları, böldükleri ve parça-parça ettikleri devletlerde hak, adalet ve hukuk olmadığı için. Tıpkı Lord Curzon’un Lozan da İsmet’e dediği gibi, şimdi kuduz it’ler ürümekte, kuzgun leşe çullanmakta, kervan acizlik ve şaşkınlık içinde bocalamaktadır. Oysa Türk devlet-millet geleneği: Kul hakkı, adalet ahlâkı, fazilet derecesinde Cumhuriyet ve tam demokrasi; Sorun bunların tebahur etmiş olmasıdır.&lt;br /&gt;Bu gelenek 27 Mayıs isyanıyla çökertilmiş; Yürürlükten kaldırılan Atatürk anayasası ile Milli devlet ve milli siyaset çökertilmiştir. İmar-inşa, &lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;“Temiz Eller”&lt;/span&gt; ile mümkündür. .. /*&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SwVcWueJTeI/AAAAAAAABZg/fgL10NYqgM0/s1600/01+RES%C4%B0M+RTE+TELE+KULAK.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 224px; FLOAT: left; HEIGHT: 187px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405828473229495778" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SwVcWueJTeI/AAAAAAAABZg/fgL10NYqgM0/s400/01+RES%C4%B0M+RTE+TELE+KULAK.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;KUVVETLER AYRILIĞI &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;İLKESİ HAKKINDA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Son yedi yıl içinde bazı sözde siyasi ‘tür’lerin kuvvetler ayrılığı ilkesinden hiç bir şey anlamadıkları veyahut iktidar oldukları halde “diledikleri her şeyi, istedikleri biçimde” nasıl olup da yapamadıklarını bir türlü anlayamadıklarına, hayret ve dehşetle şahit olduk.&lt;br /&gt;Böyleleri daha öncede vardı.&lt;br /&gt;Hani şu ‘Güneş Motel’de alınıp-satılanlar, parti sahibinin zatına milyarlar, partisine milyonlar bağışlayıp ‘parlâmenter” veya “politikACI” olanlar!..&lt;br /&gt;Zaten 1960’dan beri ülkede MİLLET-Vekili yok. Olanların kahir ekseriyeti, kendi deyimleriyle (Atatürk ve Menderes’i tenzih ederek ve aflarına sığınarak yazıyorum) lider memurları. Anadolu da söyleniş biçimiyle “parti sahibinin uşakları” .&lt;br /&gt;Kadim hukuk ve “MEDENİ SİYASET” denilen Türk geleneği uyarı; yüz kızartıcı suç işlemiş ‘gişiler’ millete vekil olamazlar. Vekâlet esnasında başta rüşvet, iltimas, görevi kötüye kullanma, evrakta sahtecilik, devlet ve millet işine (ihalelere) fesat karıştırma ile bu nevi “alt varlıklarla” iştigal ve işbirliği, kesin bir tart (yerinden söküp atma) nedeni olmuş ve bu hususta (Atatürk ve Menderes dönemleri dâhil) asla müsamaha olunmamıştır.&lt;br /&gt;Şimdi etkili ve yetkili olanlar ile kendilerini ‘Millet tarafından seçilmiş’ vekil sananlar, usul-edep ve ahlâk dışı bir deyimle bakış açısı, anlayış ve kavrayışlarını açıklayıverıyorlar:&lt;br /&gt;“BİZİ IRGALAMAZ, HÜKMEDEN GÜÇ BİZİZ”&lt;br /&gt;Kuvvetler ayrılığı da ne demek oluyor? Diye devam ediyor cümleleri!...&lt;br /&gt;Açılım tartışmaları ile başlayıp tele-kulak skandalları ile alevlenen, üstüne üstlük, sıkça “yeni anayasa-sivil anayasa”, kanunlara ilişmeyen Anayasa Mahkemesi, “kuvvetler ayrılığı” adı ve ilkesi altında doğrudan yürütme erk’i emrinde yargı ve yasama talepleriyle yoğunlaşan gerilim ortamında “sağduyu” dile geldi:&lt;br /&gt;ABDURRAHMAN YALÇINKAYA’NIN AÇIKLAMASI&lt;br /&gt;Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, siyasi kişilerin, ''yargı organlarının açıklamalarından rahatsız oldukları'' yönündeki beyanlarının, kuvvetler ayrılığı ilkesinin göz ardı edilmesine yönelik beyanlar olduğunu belirterek, ''Siyasi çevrelerin politik çıkarlara dayalı beyanları, Anayasa'da yazılı güçler ayrılığı ilkesine aykırıdır'' dedi.&lt;br /&gt;''Yargıya güven ve saygı sürekli ise erdemliliktir. Siyasi kişilerin, yargı organlarının açıklamalarından rahatsız oldukları yönündeki beyanları, devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı bir medeni iş birliği ve iş bölümü olan, devlet organları arasında üstünlük anlamına gelmeyen, kuvvetler ayrılığı ilkesini göz ardı eden ve siyasi gücün her şeyin üstünde olduğu imajını veren beyanlardır.&lt;br /&gt;Hukuk devletinin gerçekleşmesini, demokratik kuralların yerleşmesini sağlayan yüksek yargı organlarına yönelik, siyasi çevrelerin politik çıkarlara dayalı bu beyanları, Anayasa'da yazılı güçler ayrılığı ilkesine aykırıdır.''&lt;br /&gt;YCBS Abdurrahman Yalçınkaya, “hukuk devletinin, siyasal iktidarın ve idarenin gücünün hukuk kuralları ile sınırlandırıldığı, kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı, kişi güvenliğinin sağlandığı bir devlet modeli olduğunu anımsatarak, ceza yargılamasına ilişkin kuralların usul kuralları olmakla birlikte kişilerin temel hak ve özgürlükleri ile yakından ilgili olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;ATEİZM VE DİN TÜCCARLARI&lt;br /&gt;Görünürde, olup-bitenler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni taciz ve huzursuz etmeyi görev sayan bilumum dönme, devşirme, koza, kripto ve sabataistler ile Türk Ateizm tüccarları ve tüccar dinciler arasında cereyan eden bir RANT ve İKTİDAR kavgası. Bütün tarafların dayanağı ve güç kaynağı AB ve ABD olduğu için de bu mücadele çok çirkin geçmektedir.&lt;br /&gt;AKLISELİM VE SAĞDUYU SAHİPLERİ&lt;br /&gt;Bu tartışma gerilim ve gergin geçen “RADİKAL” müzakere sürecinde “akil insanlar” aklıselim ve sağduyu sahipleri şöyle düşünüyor. Öncelikle, mutlaka: “parlamenterlerin kürsü masumiyeti hariç tüm ayrıcalık, imtiyaz ve dokunulmazlıklar, memurin muhakemat kanunu dâhil mutlaka ve derhal kaldırılmasını, acil hale gelen “seçimlerin temel hükümleri” ve “siyasi partiler” kanunlarının “akıl, adalet, mantık ve kamu vicdanı” esas alınarak değiştirilmesini dile getiriliyor. Bu kesimin “olmazsa olmaz” tarzında üzerinde durduğu konu şu:&lt;br /&gt;Türkiye de bir “HESAPLAŞMA ve YÜZLEŞME” zorunlu hale gelmiştir!..&lt;br /&gt;Fakat bu cenahı dinleyen de yok, yazıp-söylediklerine aldıran da...&lt;br /&gt;YASALARIN DEĞİL KAFALARIN DEĞİŞMESİ LAZIM!....&lt;br /&gt;Şimdi biraz gerilere, bir-kaç yıl öncesine doğru gidelim ve “yasaların değil/kafaların” değişmesi gereğine dair, söz, söylem, yorum ve yayınlara bakalım.&lt;br /&gt;Daha bir yıl önce ülkede en çok tartışılan konu; Erkler, yani kuvvetler ayrılığı prensibi idi. Daha o zaman güçler savaşı başlamamıştı.&lt;br /&gt;Bu önemde Türkiye’de müthiş bir duyarsızlık, sorumsuzluk, kaygısızlık ve daha da vahimi; Muhtemelen kasıtlı ve art niyetli bir entelektüel cehalet; Yahut şuur-bilinç kaybı veya bazı dahili bedhahlar ile bunların doğal uzantıları olan dış güçler güdümünde bir “körler ve sağırlar birbirini ağırlar” diyalogu yaşandı.&lt;br /&gt;BİRİLERİ ŞÖYLE DİYORDU:&lt;br /&gt;“Türbana ret çıkmasaydı üniversiteler okunmaz hale gelirdi. Bir hakem lazımdı, mahkeme o görevi üstlendi. 1960'ta meclis bizi halk seçti, ne istersek yaparız diyordu. Şimdiki gibi Anayasa Mahkemesi olsaydı, ihtilal olmadan halledilirdi...1960 İhtilali böyle bir imkân olmadığı için geldi. O zaman da Meclis, ‘Bizi millet seçti. Ne istersek yaparız’ anlayışındaydı..Yanlış hesap Bağdat’tan döner. Bu, kapatmadan çok daha önemli bir karar. Kapatırsın yeni parti kurulur ama bu, çok uzun vadeli tarihi bir karardır.. Türkiye bir hukuk devleti. Herkes bunu kabullenmeli. Bu karar olmasaydı üniversitelerde okunmaz hale gelinirdi. Hukuk söylüyor. Herkes kabullenecek. Bir hakem lazımdı. Mahkeme bu görevi üstlendi. Medeni tavır, hukukun verdiği bu karara saygı gerektirir. Anayasa Mahkemesi ne o tarafın ne bu tarafın; devletin. Onun dediğine herkes uyacak. Ne kadar ağır olursa olsun zorluklar aşılır. Demokratik sabır istiyor. Yalnız meşru zeminde kalmak şartıyla”&lt;br /&gt;Yukarıdaki sözler, öyle sıradan bir insana ait değil. Bu sözlerin sahibi, bu ülkenin son elli-altmış yılında şu veya bu şekilde imzası bulunan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e aittir. O Demirel ki; Türkiye’nin çok partili döneme geçtiği ve pek çok yazar tarafından “Beyaz İhtilal” diye anılan Demokrat Parti’nin iktidara gelişinden beri hedefte bir yerlerde olan adamdır. 1950’deki Beyaz İhtilali saymazsak, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan olmak üzere toplam 5 ihtilalin veya post-modern müdahalenin bazen tam ortasında, bazen de biraz kenarında kalmış bir adamdır. Kendi tabiriyle 7 kere gidip, 8 kere gelmiştir. İslam Köy’deki Demokrasi Müzesi’ndeki fötr şapka şeklindeki kubbeler böyle diyor çünkü...&lt;br /&gt;(S. Demirel, yukarıdaki sözleri 07.06.2008 Akşam gazetesi Ankara temsilcisi İsmail Küçükkaya’ya vermiş olduğu mülakatta dile getirmiştir.) (1).&lt;br /&gt;BÖYLE YORUMLAR YAPILDI:&lt;br /&gt;“Sayın Demirel’in bazı sözleri elbette abartılıdır. Ancak özünde ve genelde haklıdır bu sözler. Bir siyasi birikimin ve tecrübenin eseri olduğu kesindir. Dolayısıyla dikkate alınacak türden sözlerdir bunlar. Özellikle “Türbana ret çıkmasaydı üniversiteler okunmaz hale geldi” şeklindeki sözleri, elbette çok abartılı ve maksadını aşan sözlerdir. Yakın geçmişte başbakanla girmiş olduğu polemik sırasında türbanlı öğrenciler için söylediği “O zaman Arabistan’a gitsinler” şeklindeki sözleri kadar absürttür bu sözleri.&lt;br /&gt;Demirel de kabul eder ki; ortalıkta bir başörtüsü sorunu vardır ve bu sorunu çözecek de yine devlettir. (Çözülmedi) Zira devlet odur ki; vatandaşlarının sorunlarını çözmek için vardır. Başörtüsüne, çarşafa, peçeye, burka’ ya ve Başbakan’ın tabirince diyecek olursak; “velev ki siyasi simgeye yol açmamak için mi izin vermiyorsunuz? O zaman siz henüz devletleşme sürecini tamamlayamamışsınız demektir. Bu konuda kabul edilebilir haddi aşanlar mı çıkacak? O zaman tutar kulağından atarsınız kampüs dışına! Zira siz devletsiniz” */**&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİ HAKKINDA&lt;/span&gt; (2)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1924 (28) anayasa döneminde problem yoktu&lt;br /&gt;“Bu bağlamda, bazı istisnalar hariç genel yapı ve kurulum bağlamında mükemmel bir Anayasa (1981) göz ardı edilmekte, kanunlar hukuk kavramının dışında cebri yaptırım gücü olarak algılanmakta ve bu mantıkla uygulanmaktadır.&lt;br /&gt;Bundan daha iyisi ve en iyisi 1924 (1928) Anayasası idi.. (02-17 Kasım arası yazılı ve görsel medyada en çok telâffuz edilen konu) Süreçte rezaletin kamuflajı uğruna objektif bilim, adalet ahlâkı, bağımsız ve tarafsız hukuk, kelimelerin kavgası ve kavram kargaşasına kurban edilmekte topluma “aydın” yakıştırmacası ile lanse edilen köşe başı Donkişotları, yıllardır ülkemizde alenen uygulanan psikolojik savaş taktiklerine muadil hayali hedefler yaratmakta ve düşman adına kılıç salladılar.&lt;br /&gt;Tahribatın hedefi yalnız kutsal insan unsuru, iyi insan ve iyi vatandaş değildi!.&lt;br /&gt;Bilakis; Anayasa, adalet, hukuk, ahlâk, iktisat, eğitim, bilim, kültür ve savunma…&lt;br /&gt;Milli refleksler dâhil, bütün değerlerimiz bir-bir yok edilme tehdidine maruzdu..&lt;br /&gt;ÖNCE ANAYASAYA BİR BAKALIM:&lt;br /&gt;Yasama Yetkisi: “Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” (madde: 7) Yürütme (icra) Yetkisi ve Görevi: “Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.” (madde: 8) Yargı Yetkisi: “Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” (madde: 9)&lt;br /&gt;EGEMENLİK: “Kayıtsız şartsız milletindir. Türk Milleti egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. (madde: 6)&lt;br /&gt;EŞİTLİK: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. (10)&lt;br /&gt;ANAYASANIN BAĞLAYICILIĞI VE ÜSTÜNLÜĞÜ:&lt;br /&gt;Anayasa hükümleri, “yasama”, “yürütme” ve “yargı” organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan “TEMEL HUKUK” kurallarıdır. Kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz.&lt;br /&gt;OBJEKTİF NORM VE KRİTER:&lt;br /&gt;Bir milletin siyasi alın yazısında mevki sahibi olabilmek için, onun ihtiyacını görebilmek ve onun kudretini takdirde ehliyet sahibi olmak birinci şarttır. (Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1927)&lt;br /&gt;BİR DE UYGULAMAYA BAKMAK GEREK!&lt;br /&gt;Şimdi, yaşanan gerçekler ile millet iradesi çerçevesinde yapılması gerekenlere bakınız!&lt;br /&gt;Meselâ: Türkiye Büyük Millet Meclisinde usul, esas ve ahlâka uygun olarak millet tarafından belirlenmiş kaç milletvekili var? Var olanların kaçı millet adına hareket etmekte ve Anayasanın 7. maddesinin amir hükmüne uymuş olarak ‘bütün hak ve yetkilerini’ tefessüh etmiş ‘parti sahibi sultasına’ devretmemiş bulunmaktadır?&lt;br /&gt;Yürütme yetkisi TBMM üzerinde vesayet ihdas etmiş midir? Yoksa etmemiş midir?&lt;br /&gt;Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek yargı (mahkeme) başkanları ile Cumhuriyet Baş Savcıları her vesile ile hukukun bağımsızlığından söz etmektedirler.&lt;br /&gt;PEKİ; Adalet ve hukuk aynı zamanda mutlak eşitlikçi ve “BAĞIMSIZ” değil midir? Yukarda özellikle yazdığım TC’nin kurucusu Atatürk’ün vecizesi ile Anayasanın amir hükümleri doğrultusunda “Yargı-Yasama-Yürütme” sadece ve yalnızca “millet adına” tam bir eşitlik, adalet ahlakı ve hukuk perspektifinde halka hizmet etmek zorunda mıdır?&lt;br /&gt;“Bir Bilen” in tespit, teşhis ve çözüm önertileri; devamla:&lt;br /&gt;“Ancak Süleyman Demirel’in dile getirdiği “...Türkiye bir hukuk devleti. Herkes bunu kabullenmeli... Herkes kabullenecek. Burada bir hakem lazımdı. Mahkeme bu görevi üstlendi. Medeni tavır, hukukun verdiği bu karara saygı gerektirir. Anayasa Mahkemesi ne o tarafın ne bu tarafın; devletin. Onun dediğine herkes uyacak. Ne kadar ağır olursa olsun zorluklar aşılır. Demokratik sabır ister. Yalnız meşru zeminde kalmak şartıyla...” şeklindeki sözlerinin altına ben de imzamı atıyorum. Elbette Türkiye bir hukuk devletidir ve herkes hukukun üstünlüğünü kabul etmek ve hukukun verdiği kararlara uymak zorundadır. Aksi, anarşizm demektir!&lt;br /&gt;Bu bakımdan TBMM Adalet Komisyonu Başkanı AKP’li Ahmet İyimaya gibi adamların, ‘Anayasa Mahkemesinin kararlarını askıya alalım’ şeklindeki önerisini ciddiye bile almamak gerekir. Aksi durumda, kendi elinizle askeri darbeye ve ihtilale davetiye çıkarmış olursunuz. İşte bu noktada hemşehrim Osman Durmuş’u şiddetle alkışlıyorum. Televizyonların dün akşamki haberlerinde gördük, kendisine mikrofonu uzatarak Ahmet İyimaya’nın “Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının gerektiğinde veto edilmesine imkân tanıyacak biçimde düzenleme yapılması” önerisi hakkındaki değerlendirmesini oran muhabirlere kısa ve net cevap verdi çünkü: “Bu maya değişmelidir!”(2).&lt;br /&gt;Değiştirilmesi gereken şeyin, bozulan, kokuşan, özelliğini yitirip işlevini göremez hale gelen, işe yaramayan şey olduğu dikkate alınırsa; Sayın Durmuş’un ne demek istediği kolayca anlaşılabilmektedir. Kırıkkale’nin, AKP’li Milletvekili Vahit Erdem bile partisinin yanlış yaptığını söylüyorsa(3) MHP Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’a haydi haydiye hak vermek gerekir diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;Ayrıca, “Evet, gücünü milletten alan ve tamamı, seçilmişlerden oluşan Meclis, ya 9 üyeyi tutuklatıp yargılatmalı veya cüppeliler darbesine boyun eğip; ‘Meclis'in işlevi kalmadı’ diyerek istifa" etmelidir!.. Meclis'in kapısına kilit vurulmalı, anahtarı da; Yüce 11'ler Meclisi haline gelen Anayasa Mahkemesi'ne teslim edilmelidir!..”(4) diyerek hoyratça davranan, bol keseden yiyip işkembeden sallayan Hasan Karakaya gibi adamlar, tam da babasının oğlu olarak gördüğümüz MHP’li Deniz Bölükbaşı’nın da dediği gibi(5) mutlaka tıbbi gözetim ve psikolojik tedavi altına alınmalıdırlar.&lt;br /&gt;Tabi “Başörtüsünü bir tarafa bırakın, ortaya çıkan bu son durumla demokrasi ve hukuk devleti artık Türkiye’ye Kaf Dağı’nın arkası kadar uzaktadır. Erdoğan’ın ve AKP’nin yapacağı tek bir şey vardır; milletvekilliklerinden istifa etmek ve sine-i millete dönmek.&lt;br /&gt;MHP’nin de yapması gereken budur.&lt;br /&gt;Gerisi laf-ü güzaftır.”(6) diyerek ailesinin başına gelenleri ve babasının 27 Mayıs ihtilaline çanak tutmasını unutmuşa benzeyen Aydın Menderes de öyle.&lt;br /&gt;O Aydın Menderes ki; “Başbakan Erdoğan ve AKP deneyimsizliği, beceriksizliği ve içi boş gururuyla yargının yasama organının elini kolunu sıkıca bağlamak için ellerini ovuşturarak beklediği fırsatı altın bir tepsi içersinde yargıya sunmuştur.” (7) diyerek gerçek suçu ve suçluyu ortaya koyduğu halde, hiç çekinmeden ortamın daha da gerilmesini teklif edebiliyor. Gurur denilen şey, insanların genetik kodlarında olsa gerekir... “&lt;br /&gt;Buraya bir parantez açalım ve önemli hatırlatmalar yapalım:&lt;br /&gt;YOKSA!.. İKTİDAR, MEŞRUİYET VE ADALET&lt;br /&gt;“Gazetemizin dünkü nüshasında yayınlanan “Nedir bu kuvvetler ayrılığı ve ne değildir” başlıklı makalemizde irdelediğimiz kuvvetler ayrılığı 61 Anayasası ile kuvvetler birliği yerine ikame edilmiş olup; Devletin daha sağlıklı, adaletli, vatandaş hakları ve hukuk normlarına uygun bir zeminde yürütümünü esas almıştır. Yani hedef: Meşruiyet ve adalettir.&lt;br /&gt;Oysa Sistemin amaçlanan iyi niyetin ötesinde farklı bir gelişme gösterdiğini, zaman içinde yasal (meşru erk, Anayasal güç) kavramının dışına taştığını ve birbirlerini denetleyen onurlu ve sorumlu kurumlar yerine; İktidarı ve iktidar (devlet) nimetlerini paylaşma ve/veya yekdiğerini yıpratma, ikame etme biçimine iblağ etmeye yöneldiğini göstermiştir. Bu durum yargıda siyasallaşma, kutuplaşma, adalet ve objektif hukuktan uzaklaşma gibi kronik sorunları beraberinde getirmiş; Yasama ve yürütme de ise hızlı bir yozlaşmaya neden olmuştur. */**&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİ HAKKINDA&lt;/span&gt; (3)&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;SONUÇ: Lider (parti sahibi-sulta-vesayet) tasallutunda halktan kopuk, kitle dışı aleni dikta ve despotize siyaset kurumları, iktidarın şahsında AB güdümüne teslimiyet. Dahası talihsiz GB Antlaşması kapsamında hükümranlık hakkından ödün… Şimdiyse sürecin adeta bir parçası biçim kapatma davası. Meselenin özü aynı: Kuvvetler ayrılığı ilkesinin Anayasa, yürürlükteki yasa, adalet ve hukuk sistemi dışına çekilmek suretiyle uğradığı travma.&lt;br /&gt;AHMET İYİMAYA’NIN SÖZLERİ VE ÖNERİSİ&lt;br /&gt;Ahmet İyimaya’nın teklifi, gerçekten de dikkate değer bir teklif değildir. Bu tür öneriler, daha doğrusu bu tür önerilerin hayata geçirilmesi, yeni yeni gerginliklerin doğmasına sebep olur. Kuvvetler Ayrılığı ilkesini, Kuvvetler Çatışması haline getirmekten, sonuçta antidemokratik gelişmelere sahne olmasından başka hiçbir işe yaramaz.&lt;br /&gt;Bununla birlikte TBMM Başkanı Sayın Köksal Toptan tarafından dile getirilen ve başta kendi partisi olmak üzere, tepkiyle karşılanan Cumhuriyet Senatosu fikrini, ben oldukça mantıklı buluyorum. Zira seçkin kişilerden oluşacak böyle bir meclis, çoğu taşra politikacılığından ve delege oyunlarıyla gelen kişiler olan Millet Meclisi’nin yapmış olduğu yasaları bir kez daha inceler ve böylece, belki de Anayasa Mahkemesine fazla iş düşmemiş olur. Böylece Kuvvetler Ayrılığı prensibine işlerlik kazandırılmış ve “Anayasa Mahkemesi siyasi kararlar veriyor, yargı yasamanın görev alanına müdahale ediyor. 11 kişi 550 kişinin çıkarmış olduğu bir yasayı yok hükmünde sayabiliyor” şeklinde yapılan yaygaraların da nispeten önüne geçilmiş olur. Bunun neresi kötüdür? Üstelik bu ikili meclis uygulaması, başta ABD, İtalya ve İngiltere olmak üzere pek çok batı ülkesinde de bulunmaktadır.&lt;br /&gt;YA, MEHMET ALİ BİRAND?..&lt;br /&gt;Mehmet Ali Birand’ın her söylediğine inanmasam da, şu sözlerine az veya çok hak vermiyor değilim:&lt;br /&gt;“...Madalyonun bir de diğer tarafına bakalım. AKP bu ülkeyi yönetecek olan bir parti konumunda kalacağına göre, bugün gerçekleştiremediği türban girişimini veya din motifleri taşıyan diğer politikalarını ilerde yeniden gündeme getiremez mi?&lt;br /&gt;Bugünkü yapıyla bir yere varamayacağını gördüğüne göre, şimdi sil baştan yepyeni bir Anayasa hazırlayıp, onu da referandum aracılığıyla kabul ettirip, istediği her şeyi istediği gibi değiştirecek bir ortam yaratamaz mı ? Bir süre sonra, Anayasa Mahkemesi üyeleri değişecek ve yerlerine farklı düşüncedeki insanlar atanacaktır. Aynı şekilde rektörler de yavaş yavaş değişmeyecek mi? Eğer gerçekten böyle zıtlaşma, zorlama yoluna gidilirse -ben Erdoğan’ın böyle bir eyleme gireceğini sanmıyorum, daha doğrusu düşünmek dahi istemiyorum- işte o zaman felaket tamtamları çalınır ve o zaman son savunma topları devreye girer. Bu defa başka çocuklar harekete geçer.&lt;br /&gt;Bu da Türkiye’nin kaosa girmesi demektir.&lt;br /&gt;Bu olasılıkta ben bir iç savaş dahi öngörüyorum.&lt;br /&gt;Bundan dolayı, çok gecikmeden bir uzlaşı yolu bulunmalı.”(8) (9)&lt;br /&gt;Bir yandan bu tartışmalar yapılır ve yaşanırken, diğer taraftan da AKP hakkında adeta sonucu bilinen-beklenen ve ‘bütün safahatı ile’ bir oyun-senaryo mesabesinde o meşhur dava, “kapatma davası” başladı.&lt;br /&gt;O DÖNEM AÇILAN KAPATMA DAVASI&lt;br /&gt;Hiç kuşkunuz olmasın ve kaygı duyulmasın ki; sanılan ve söylenenin aksine Ak Parti kapanırsa kesinlikle bölünmeyiz. Aksine AKP bölünürken adalet ve hukuk sistemi uygulanıp yerleşeceği için milletçe bütünleşip devleti güçlendirebiliriz. Sürece ilişkin kesite bir bakalım:&lt;br /&gt;AKP, YCBS’nın kapatma istemine karşı hazırladığı savunmasını 30.4.2008’de genel başkanı RTE imzası ile Anayasa mahkemesi Başkanlığına sundu. İncelenirse görülecektir ki; savunma tamamen ‘bu davanın hukuki değil siyasi olduğu’ hususunun ispat edilmesi üzerine kuruludur.&lt;br /&gt;Bir bakıma AKP savunma ile adeta altı yıldan beri yönettiği ülkemizde hukukun siyasallaştığını ispat etmeğe çalışmış, bir başka deyişle hukukun olmadığını ikrar ederek ülkeyi içine düşürdüğü durumu tasvir ederek mezkür savunması ile adeta hukuka “gelin beni kapatın” diye çağrıda bulunmuştur. İşte savunmadan birkaç çarpıcı cümle;&lt;br /&gt;“Hukuk alanında keyfilik, kişisellik ve sübjektiflik, iddianamede görüldüğü üzere gerçeklikten uzaklaşmaya ve hukuk standartlarının örselenmesine yol açmaktadır. Hukuk alanında olguların doğru algılanamaması, çarpık bir okuma sonucu gerçeklerle ilgisi olmayan sonuçlara ulaşılmasının hepimiz için telafisi imkânsız zararlar doğuracağı açıktır.&lt;br /&gt;-Bu iddianame hukuk sisteminin en temel karakteri objektiflik, nesnellik, nedensellik ve rasyonelliğe dayanmamakta; en iyimser yaklaşımla bir algılama sorununun varlığını ortaya koymakta; Partimiz hakkında hazırlanan iddianame, baştan aşağı gerçekleri tersyüz eden, değerleri ve kavramları birbirine karıştıran, dahası koruyor gibi göründüğü ilkelere zarar veren ön yargılı bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu iddianamenin gerçekte olup bitenle bir ilgisi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;-Bu dava maalesef ülkemiz ve milletimize ağır ekonomik-siyasi bedeller ödetebilecek bir süreci başlatmıştır. Davayla hukuk sistemimiz zarar görmektedir. Hukukun siyasallaştığı düşüncesi, vatandaşların hukuka karşı güven duygusunu zedelemekte; Demokrasimiz ülkemiz ve milletimiz zarar görmektedir. Siyasi-ekonomik istikrarın tahrip edilmesi ülkenin ve halkın fakirleşmesi demektir. Türkiye’ye onlarca yıl kaybettirmeye kimsenin hakkı olmamalıdır. Davayla Devletimizin bütünlüğü zarar görmektedir” denilmekte.&lt;br /&gt;Ancak sürece rağmen esasa müteallik Anayasa değişikliği, yeni Anayasa, hattâ baskın- erken bir seçim bile telâffuz edilebilmektedir. Bu adeta bir ‘meydan okuma’ ve haddini aşan güç gösterisidir. Amma adil değildir. Dolayısıyla iktidar partisi, gerçek güç ve kuvvetin adalet olduğunu bilmeli ve bu evrensel gerçeğin artık farkına vararak, hiç olmazsa şu andan itibaren hak-hukuk ve adalet yoluna girmelidir. Velev ki, bu yol hayırlara vesile olabilir!..&lt;br /&gt;NETİCEYE DOĞRU!..&lt;br /&gt;Halk arasında yaygın kanaate göre; “Kuvvetler ayrılığı aslında demokrasinin gereği olarak düşünülmüş ve başbakanların krallaşmasını önlemek amaçlı yapılmıştır. Fakat bir kralı, despot ve mütehakkimi önleyelim derken milletin başına 5 kral icat edilmiş gibi bir durum ortaya çıkmıştır. Bakın hele ne haldeyiz?.Demokrasi bizde adı var kendi yok türünden”&lt;br /&gt;BİR “AYDIN YAKLAŞIMI” .&lt;br /&gt;Demokratik parlamenter sistemlerinin en temel özelliği olan “kuvvetler ayrılığı” ilkesini 1923’lü yıllardan 2000’li yıllara kadar ağır aksak tanımlamamız mümkündü. Bu kronolojik aralıkta, yer yer sistem meclis hükümeti sistemine, oligarşiye, militarizme, yargı devletine, teknokrasiye meyil gösterse de, bu gün için, kuvvetler ayrılığının fil ayakları olan yasama yürütme ve yargı erkleri cumhuriyet sonrası klasik tanımlamasını oldukça aşmış çizgisinden oldukça şaşmış durumdadır.&lt;br /&gt;BU GÖRÜŞE GÖRE:&lt;br /&gt;Bu Günkü Kuvvetler Ayrılığının Determinantları:&lt;br /&gt;1. Yasama: Silik olmasının yanında dominant parti başkanları sultasında inleyen ezik milletvekillerinden oluşan topluluk.&lt;br /&gt;2. Yürütme: Aşırı Otoriter ve antidemokratik kral tipli başbakanın emri altında ve dağıtım yapılan maddi manevi avantaya fitlenmiş teknokrat kadro kitlesi.&lt;br /&gt;3. Yargı: Cemaat disiplini veya hiyerarşisi sistemine kitlenmiş, sıradışı olana karşı oldukça allerjik, medyaya karşı aşırı duyarlı, çoğunlukla otoriteye itaatkar psikonevrotik bakış açısının bileşke kuvvetine göre hareket eden erk. ./.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;Kaynaklar:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;01- bkz. http://www.aksam.com.tr internet adresinde bulunan 7.6.2008 tarihli ve “Böyle bir imkân olsaydı 1960'ta ihtilal yaşanmazdı” başlıklı röportaj.&lt;br /&gt;02- bkz. http://www.cafesiyaset.com isimli internet sitesinde bulunan 9.6.2008 tarihli ve “MHPli Durmuş'tan imalı gönderme” başlıklı ve Kemal Doğan imzalı özel haber, ayrıca bkz. http://www.ihlassondakika.com/detail.asp?id=35476 internet adresinde bulunan aynı haber.&lt;br /&gt;03- bkz. Kırıkkale’de yayın yapan Bayrak isimli gazetenin muhabiri Murat Bulut’a vermiş olduğu mülakattan alıntı yapılarak http://www.forumneuro.com isimli internet sitesinde yayınlanan “Vahit Erdem partisini yerden yere vurdu” başlıklı haber.&lt;br /&gt;04- bkz. http://www.vakit.com.tr internet adresinde bulunan 9.6.2008 tarihli ve “Hukuk Öldü... Toprağı Bol Olsun” başlıklı makalesi.&lt;br /&gt;05- http://haber.gazetevatan.com internet adresinde bulunan 10.06.2008 tarihli ve “MHP'den Vakit yazarına sert tepki” başlıklı haber.&lt;br /&gt;06- bkz. Aydın Menderes “Karar” başlıklı makalesi, Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi, 9.6.2008.&lt;br /&gt;07- Aydın Menderes, aynı makale.&lt;br /&gt;08- 10.06.2008 tarihli Milliyet ve Posta gazetelerinde bulunan “Ne AKP durdurulabilir, ne de AKP istediğini yapabilir” başlıklı makalesi.&lt;br /&gt;09- 10.06.2008 Ömer Sağlam&lt;br /&gt;10- Mustafa Nevruz SINACI, Türkiye de “kuvvetler ayrıklığı yok, ilke geçerli değil”&lt;br /&gt;==========================&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;e.POSTA : gercek.demokrat@hotmail.com&lt;br /&gt;WEB : http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com,&lt;br /&gt;POSTA : PK, 118 [ 06 442 ] Yenişehir/ANKARA&lt;br /&gt;NOT : Kaynak göstermek şartıyla yazılar yayına izinlidir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-669850679942585351?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/11/turkum-dogruyum.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SwVdRs7K20I/AAAAAAAABZw/EcVYulOD2yE/s72-c/40+ASIRLIK+T%C3%9CRK+YURDU.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-1514512984802024343</guid><pubDate>Sat, 07 Nov 2009 17:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-10T01:21:31.020-08:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;EZELİ DÜŞMANLA RAKS&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;Siz, Drakula kimdir, nedir, bilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Svfbthc5gmI/AAAAAAAABYg/P4vC2sDmtAI/s1600-h/MNS+Vlad+dracula.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 319px; FLOAT: left; HEIGHT: 177px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402027853174375010" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Svfbthc5gmI/AAAAAAAABYg/P4vC2sDmtAI/s320/MNS+Vlad+dracula.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Drakula, Ulah (Germen) asıllı prens III. Vlad (Voyvoda)’dır.&lt;br /&gt;Türkleri alçakça-kalleşçe, canlı-canlı kazığa geçirerek veya vücutlarına kazık çakarak katleden; Korumasız bebek, çocuk, ihtiyar ve kadınlara yönelik mezalimi sayesinde adı tarihe “Kazıklı Voyvoda” olarak yazılan, vampirleşen ilk yarasa türüdür. Karanlık Batı ve her batılı ferdin iliklerine kadar sinmiş Türk-İslâm düşmanlığının en iğrenç örneklerinden biri olan III. Vlad Dracula (Tepeş) kara büyü okulu Scholomance'da öğrendiği büyüler sayesinde ölüm'den korunmuş (1431-1476) döneme damgasını vuran terör-tedhiş ve iğrenç suçlarından olsa gerek yaşarken Vampir'e dönüşmüştür. Goethe gibi İblis’e köle olunca dünyayı ele geçirme ve kana bulama sevdasına düşmüş; Fakat, dünyayı bu karanlık, kirli-kanlı el (crna ruka) ve kâbustan Osmanlı kurtarmış ve kafası kesilerek cehennemin dibine havale edilmiştir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SvfdGXGn3dI/AAAAAAAABYo/1Mrp-XWGmZ4/s1600-h/sedelik+kilisesi.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 240px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402029379404946898" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SvfdGXGn3dI/AAAAAAAABYo/1Mrp-XWGmZ4/s320/sedelik+kilisesi.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;Papa II. Urbanus&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;ve Türk (Müslüman) Kemiklerinden Kilise &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;&lt;br /&gt;Peki, ya Çek Cumhuriyeti’nde &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;Sedelik’e giden var mı? . .&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Gittiyseniz “Türk ve Müslüman” kemiklerinden mamul kiliseyi görmüşsünüzdür…&lt;br /&gt;Evet, Çek cumhuriyetinin Sedelik kentinde çok korkunç bir kilise var. Adına Kilise denilen bu şeytan tapınağının inşaat malzemesi ne tahta, ne taş ve beton, ne de demir, Tapınak tepeden-temele Türk (Müslüman) kanı ve kemiklerinden mamul.... 1218'lerin sapık papa’sı II. Urbanus haçlı savaşlarında öldürülen Müslüman naaşlarını gurur ve övünme aracı olarak Sedelik’e getirtmiş ve kemiklerinden kilise inşasını emretmiş. Papa’nın isteği üzerine 40.000 Türk’ün mübarek kemikleri derdest edilerek, bu menfur (kirli-kanlı, vahşi ve insanlık dışı yaratığın) emri yerine getirilmiş. Bu iki örnek, Müslümanlara hayâsızca saldıran ve ‘terörist’ diye iftira eden AB ironisi, iblis damarı, kanı-kimyası bozuk haçlı zihniyetinin gerçek yüzü ve tarihi hakikatini açıklayıp, “bizdeki mukallit, gaflet, hıyanet ve dalalet erbabına” hatırlatmak içindir. Tarihleri kan-kâbus, terör-tedhiş ve lânetle kazınmış sürülere medeni denilemez.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SvfdWFWYCJI/AAAAAAAABYw/_zntHsafl1E/s1600-h/ermeni+soyk%C4%B1r%C4%B1m%C4%B1.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 204px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402029649517086866" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SvfdWFWYCJI/AAAAAAAABYw/_zntHsafl1E/s320/ermeni+soyk%C4%B1r%C4%B1m%C4%B1.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;ŞOK RAPOR:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;"Ermeniler 2 milyon Osmanlı'yı öldürdü" &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(ABD, 22 June 2009)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;ABD Başkanı Ronald Reagan’ın hukuk danışmanlığını yapan Bruce Fein, sözde Ermeni soykırımı iddialarını değerlendirdi ve Ermenilerin bu iddialarının son derece asılsız olduğunu belirterek: “Reagan’ın başkan olduğu 1981’de bu konu, Beyaz Saray tarafından araştırıldı. Sonuçta Ermenilerin 2 milyon Müslüman Osmanlı’yı katlettiği ortaya çıktı. Ermeni iddialarının asılsız olduğu belgelendi. Bu nedenle Ermeniler, kendi arşivlerini açmıyor, çünkü bu gerçeğin ortaya çıkmasından korkuyorlar…” dedi ve açıklamalarını şöyle sürdürdü:&lt;br /&gt;“Osmanlı İmparatorluğu’nun azınlıklara karşı ‘müthiş’ sayılabilecek bir hoşgörü, özen ve özveri gösterdiği gerçeğini unutmamak gerekir. Azınlıklar, kendi dini özgürlüklerini ve hayatlarını son derece rahat bir şekilde sürdürdü. Ermeni terör çeteleri I. Dünya Savaşı sırasında Fransa ve Rusya ile birlikte Osmanlıları öldürdü. Bu rakamın 2 milyon civarında olduğu bir gerçek olarak belgelendi. Ermeni kayıplarının ise 500 bin civarında olduğu aynı araştırmalarla kanıtlandı. Ancak burada asıl önemli konu, Ermenilerin ihanetidir. Osmanlı da kendisini savundu. Özellikle ABD’de yaşayan Ermeniler, soykırım yalanı ile büyük getiri sağlıyor. ABD yönetimi de büyük paralar döndüğü için Ermenileri karşısına almak istemiyor. Ermeniler ısrarla kendi arşivlerini açmıyor. Çünkü yıllardır soykırım yalanı ile dönen getirimi kaybetmek istemiyorlar. Arşivler açıldığı anda gerçek ortaya çıkacak.”&lt;br /&gt;Mesele şu ki; Hiç kimse, kiminle dans ettiğinin farkında bile değil. Ülkemizde 7 yıldır vahim bir ‘bilinç kaybı ve milli şuur erozyonu’ yaşanıyor. Elli yıldır gaflet, dalâlet ve hıyanet hâkim! Bu nedenle “açılım” namına sahneye konulanların vahşi, alçak, hain ve kalleş batı’nın ‘Türk açılımı’, namı diğer ‘Şark Mesele’sinden’ başka bir şey olmadığı idrak edilemiyor!...&lt;br /&gt;Yani yönetim, gaflet-dalalet ve hıyanet içinde değilse, Yunan Temyiz Mahkemesinin Kıbrıs kararı ile ABD’den mezkür belgeyi alsın ve müzakere masalarına koysun bakalım. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;strong&gt;*******///*******&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;AÇILIMLAR VE AÇMAZLAR&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Her ne kadar hükümet, ‘Akan kanlar dursun; Analar ağlamasın’ gerekçesiyle cürmünü cemaate mâl-etmeye; ‘milli birlik ve kardeşlik’ yalanı ile de, suç teşkil eden eylemini devlet politikası göstermeye çalışıyorsa da nafile. Çünkü olay bir komplo, baskı ve dayatma eseri.&lt;br /&gt;Bakınız!..Yunan Savunma Bakanlığı’na yakınlığı ile bilinen, Amina&amp;amp;Asfalia dergisi yazarı ve strateji uzmanı Dimitris Patsules, Derginin 2009 yılı Temmuz sayısında; “ABD’nin, PKK’yı baskı aracı olarak kullandığını ve tamamıyla yok etmeyeceğini, Güneydoğu Anadolu bölgesinin uzun vadede, ABD ve İsrail’in desteğiyle oluşturulacak ‘Büyük Kürdistan’a dâhil edilmesinin planlandığı”nı yazıyor.Makale şöyle:&lt;br /&gt;“ABD askerinin 2010’da Irak'tan çıkması ve bölgede istikrar sağlanması çerçevesinde, PKK ile TC hükümeti müzakereye başlama kararına yöneldi. Şimdiye kadar PKK'ya katlanan ve onu Türkiye'ye karşı baskı unsuru ve sorun aracı olarak kullanan Washington, Afganistan-Pakistan cephesinde ihtiyaçların artmasıyla ABD ordusunun Irak'ta kalamayacağını anladı ve 2007’de politika değiştirerek Ankara ile PKK 'nın tehdit unsuru olarak kalmaması konusunda bir anlaşma yaptı. Karşılığında İsrail'den sonra Amerika'nın Orta Doğu'daki en sadık müttefiki olarak K. Irak'taki Kürt hükümetini tanımasını ve Irak'ın istikrarına yardımcı olmasını istedi.&lt;br /&gt;Sonuçta, Bağdat ve Kuzey Irak Kürt hükümeti, PKK'ya cephe aldı. Örgüt kaçış yolu, eğitim-ikmal ve yeniden organize için üs olarak kullanacağı güvenli bir yer kalmadığı için Türkiye'nin güneydoğusunda eylemlerini sürdüremeyecek.PKK şimdi zor durumda..Çünkü ABD Irak'a istikrar kazandırmak istiyor. Kürtler ise var olan ‘devletlerini’ koruma peşinde...&lt;br /&gt;Amerika ve İsrail, Orta Doğu'da ‘Büyük Kürdistan’ın kurulmasını öngörmekte ve 12 milyon Kürt'ün yaşadığı Türkiye’nin G. Doğusunun bu devlete dâhil edilmesini istemektedir. Bu stratejinin uzun vadede Türkiye'nin çöküşüne neden olacağı unutulmamalı!..”&lt;br /&gt;KRİTİK HAFTA:&lt;br /&gt;Yazar, Ekim sayısındaki "Kürt Meselesindeki Gelişmeler" başlıklı makalesinde: "Kürt meselesi kritik haftaya girmiştir. 25 yıl süren savaştan sonra ilk kez çözüm imkânı, TC’nin bütünlüğünü kurtarma çabalarıyla birlikte görünmektedir. Esasında Washington isterse, bir gecede PKK'yı yok edebilir veya Irak kuvvetlerince temizlenmelerini sağlayabilir. Ancak, ABD şu aşamada PKK'yı yok etmeyi değil, bir süre daha kullanmayı planlamaktadır.. .&lt;br /&gt;Ayrıca, ABD ve AB'nin PKK'ya karşı Türkiye'ye sağladığı yardımlar karşılıksız değil. PKK izole edilmeden siyasi çözüm bulunması talebi ağırlıklıdır. Erdoğan’ın Kürtler için geniş özgürlükleri kapsayan planlar hazırlaması ABD-AB isteğidir. Sonuçta, kaybeden Türkiye’dir. Çünkü çete savaşının bedeli askeri galibiyet değil, hükümetle müzakere ve siyasi bir çözümün kabul ettirilmesi idi. Bu itibarla PKK, hedefine ulaşmayı başarmıştır.&lt;br /&gt;Türkiye ve Kürtler arasında gerçek savaş, artık siyasi arenada sürecektir. Ancak bunun devamı, öngörülen çete harekâtlı baskı manivelası ile mümkündür. Şimdi Erdoğan, Kürtlere mümkün olduğunca az şey vermeye ve PKK'yı silahsızlandırmaya çalışmakta, oysa Kürtlerin amacı özlü haklar ile siyasi, ekonomik ve sosyal yaşamda kendi kaderlerini tayin edebilmedir.&lt;br /&gt;Generaller ve milliyetçi partilerin, Kürtlere serbestiler verilmesine tepkileri mesnetsiz değildir. Her ne kadar, DTP ve PKK'nın askeri sorumlusu Murat Karayılan, federe devlete dair taleplerini terk ederek, Türkiye'yi bölmeyecek bir çözümü kabul ediyor gözükse de; Türk liderler Kürtlerin gelecekte ülkeyi bölmenin ön şartlarını yarattığını, bunun sonucu olarak da, sonuçta bir Kürt devletinin kurulacağını bilmektedirler. İşte bu, İsrail ve ABD'nin hedefidir."&lt;br /&gt;Yunanlı strateji uzmanı D.Patsules olanları böyle açıklıyor. Atina Büyükelçiliğimizin bir tekzip’i var mı? Hayır. Hükümetten tepki, reddiye? Yok. Öyleyse hükümetin “demokratik açılım”ının her ne kadar içeriği belli değilse de, birtakım “ayrıcalık ve serbestiler” kapsadığı tahmin edilen projenin uygulamaya konulması halinde, Dimitris Patsules’un ifade ettiği gibi, bunun uzun vadede Türkiye’nin lehine gelişmeler yaratmayacağı çok açık.&lt;br /&gt;(Kaynak: Amina&amp;amp;Asfalia, Sinan Sungur, Odatv.com Kasım-2009) &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;strong&gt;*******///******* &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SvfjhcVHiqI/AAAAAAAABZA/VQOC-rhxI1M/s1600-h/CA2AGVHLCAH3KYHVCA44AEXPCA85DSEACAR98WJPCALQYG77CAJSRGUSCA0B4LFICAPWM29QCA0K7W9PCAV2X63DCAFTO38YCAXX4VM4CABXOM96CAP2FXJWCAZD249RCAN1H702CA8ZVNJ1CA3ACHKPCABHXJY6.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 197px; FLOAT: right; HEIGHT: 191px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402036441734154914" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SvfjhcVHiqI/AAAAAAAABZA/VQOC-rhxI1M/s400/CA2AGVHLCAH3KYHVCA44AEXPCA85DSEACAR98WJPCALQYG77CAJSRGUSCA0B4LFICAPWM29QCA0K7W9PCAV2X63DCAFTO38YCAXX4VM4CABXOM96CAP2FXJWCAZD249RCAN1H702CA8ZVNJ1CA3ACHKPCABHXJY6.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;TABİATIN LANETİ&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;VE GDO TEPKİSİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kimsenin aklına gelmez ve “hayati önemi haiz olmasına rağmen” kamuoyu ve halkın gündemine girmezken; 2009 yılı Kasım ayı başında Tarım Bakanlığı’nın ilgili yasa’dan önce, yönetmeliğini yayınladığı GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) konusu ‘umulmadık bir biçimde” patlama yaptı ve “şok etkisiyle” gündeme oturdu.&lt;br /&gt;Bu, ‘genelde dünya; özelde vatan, insan, toprak, bayrak ve doğa (çevre) sevgisinin ne anlama geldiğini ve ne demek olduğunu?’ bilenler, rasgele değil, ‘bilinçle-inançla’ yaşayan, başka deyişle ‘diğerkâm’ insanlar için çok önemli, sevindirici ve ümit verici bir gelişmedir.&lt;br /&gt;İnşallah bu mücadele sonuç alınıncaya ve halkımıza yönelik kimyasal-biyolojik savaş unsurları def edilinceye kadar, azim, irade, bilim ve kararlılıkla sürer…&lt;br /&gt;Bu ‘bilinçlenme ve kutsal olan yaşamı koruma” savaşının sürmesi zorunludur.. .&lt;br /&gt;ÇÜNKÜ: “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; hızla çoğalan, çeşitlenen ve artan hastalıkların % 72’sinin kaynağının besinler ve beslenmeye bağlanmakta olduğu” kritik bir dönemde konu, son derece önemli, dolayısıyla güncel olması çok doğru, yerinde ve isabetli….&lt;br /&gt;TABİATIN LANETİ&lt;br /&gt;Ancak, yıllardır amansız hastalıklara neden olan, insanları zayıf düşüren, dirençlerini (antikor özelliğini) kıran, madden-manen büyük zaaf, bedensel-ruhsal hasar ve tahribata neden olan hormonlar ile; Yahudi tekelinde kronik kanser misali; ‘kimyasal-biyolojik savaş’ unsurları bağlamında ülkemizi saran, insanlarımız, ürünlerimiz, tarım-toprak, su ve ziraatimizi alçakça sabote edip, olumsuz etkileyen tohum konusu ilişkilendirilerek birlikte ele alınmalı ve işlenmeliydi. Maalesef öyle olmadı. Ama buna da şükür.&lt;br /&gt;Lütfen hatırlamaya çalışınız! Aziz Nesin ne demişti?&lt;br /&gt;“Bu ülkede yaşayanların yüzde 60’ı geri zekâlı ve aptal!..”&lt;br /&gt;Aziz Usta bunu söylemeye söyledi, mahkemelik de oldu ama sebebini söylememekle çok büyük bir haksızlık yaptı millete. İşin garibi soran da olmadı. Ama biz, şahsen sormamış olsak da, soranları ve cevabını alanları bulduk, bildik, öğrendik..&lt;br /&gt;Sebebi: 1963 (Amerikan yardımı süt tozu ile bedenen zehirlenme ve sözde barış gönüllüsü ajan provokatörler tarafından beyin yıkama günleri)'den günümüze giderek yoğunlaşan-yaygınlaşan (kimyasal-biyolojik saldırı) hormonlu gıdalar!..&lt;br /&gt;İlk izin verenlerin, Atatürk’ün kurduğu (Tohum, fidan, hayvan vd) Islah İstasyonlarını kapatanların ve et, süt, meyve, sebze ‘besin-gıda maddesi” namına ne varsa hepsi dahil içine hormon katanların Allah belasını versin!... Usul ve füruğlarına, dahili bedhah (iç düşmanlar) ve harici patronlarına lânet olsun. Sözde bilim adına bunlara arka çıkanların tamamına da…&lt;br /&gt;GDO VE HORMON TEPKİSİ&lt;br /&gt;Hormonlu gıda ve GDO katkılı ürünler, antikor oluşumunu önlemekte ve hastalıklara karşı vücut direncini sıfırlamaktadır. Bu nedenle, DSÖ verilerinin de açıkça gösterdiği gibi dünyada hastalıklar hızla artmakta, Tıp bu artış karşısında aciz kalmakta, milletlerim milli gelir ve servetlerinin en büyük bölümü ise bu durumda sağlığa gitmektedir. Sağlık ve ilâç sektörü ise, büyük ölçüde virüs üreticilerinin elindedir. Yani GDO, suni tohum ve hormon imalatçılarının; Yani, İlâh, İlâç ve Silâh tüccarı vampirlerin elinde…&lt;br /&gt;BİR KAÇ ÖRNEK:&lt;br /&gt;1. Ülkemizin sağlık (sektör, ilâç, alet-edevat, teknik donanım ve tahkim) harcamaları toplamı 50 milyar Dolar/YIL olup; Sosyal Güvenlik yatırım, prim ve idame harcamaları buna dâhil değildir. Üstelik bu 50 milyar dolar tutarındaki miktar bütünüyle gâvura gitmektedir.&lt;br /&gt;2. Yabancı sigara üretim ve satışından önce ülkemizde “sigaradan ve sigaraya bağlı” hastalıklardan ölenlerin sayısı yılda ortalama 15-20 bin iken; Şimdi bu rakam yılda 120 bin kişiye ulaşmıştır. GDO, programlı tohum ve hormon kaynaklı ölüm ve hastalık sayısında ise akıllara durgunluk veren bir artış vardır. Bunu anlamak için 1963-2009 dönemine ait “nüfus ile mukayeseli” hastane, hasta, yatak ve ex sayılarına bir bakmanızda zaruret vardır.&lt;br /&gt;Aşağıda, başta GDO konusu gelmek üzere, buna mümasil, insan sağlığı, doğal bitki varlığı ve bu alanı etkileyen faktörler hakkında mükemmel bir çalışma ve araştırma var.&lt;br /&gt;Yazarı: Gıda Mühendisi Süleyman Akdemir…&lt;br /&gt;Kendisi, aynı zamanda “Tek Çare Kemalizm” isimli kitabın da yazarıdır. (*)&lt;br /&gt;Asla kafa karışıklığına yol açmayacak, son derece net, objektif ve orijinal bilgi, bulgu, tespit ve tavsiyelerle tahkim edilmiş “bu” değerli çalışmayı; Konjonktür gereği aydınlatma görevimizin bir parçası olarak bilgi ve görüşlerinize sunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SvktT91e2ZI/AAAAAAAABZQ/KHdq_75A_h0/s1600-h/S%C3%9CLEYMAN+AKDEM%C4%B0R.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 134px; FLOAT: left; HEIGHT: 204px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402399049047267730" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SvktT91e2ZI/AAAAAAAABZQ/KHdq_75A_h0/s400/S%C3%9CLEYMAN+AKDEM%C4%B0R.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;ORGANİZMALAR MI???...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Uygarlığın son yıllarda gösterdiği baş döndürücü gelişmeler, önceleri imkânsız görülen amaçların ve hedeflerin belirlenmesini, onların şekillenmesini etkilemiş, günümüz koşullarında farklı yaşam biçimlerinin insan eliyle oluşmalarına yol açmıştır.&lt;br /&gt;Başka bir deyişle, insanoğlu, doğaya bir ölçüde müdahale etmeye başlamıştır. Bilimsel gelişme ve insanın doğaya müdahalesi, belki de bundan sonraki tartışmaların odak noktasını teşkil edecektir. Var olan teknolojiler ve bunların insanlığın geleceğindeki rolleri konusu ise, tüm dünyada temel tartışmaları da beraberinde getirmiştir.&lt;br /&gt;Son günlerde basın ve televizyon kanallarında, daha önce son derece sağlıklı görülen bir katkı maddesinin yasaklanmasına, yada, insan sağlığı adına tedavi amaçlı kullanılan farmasötik (ilaç formunda) bir ürünün sakıncalarının ortaya çıkmasına dair haberlerin ciddi anlamda yoğunlaşması dikkat çekmekte ve ürkütücü boyutları gözler önüne serilmektedir.&lt;br /&gt;Yıllar boyu sağlık için tüketilen onlarca çeşitli (doğal olmayan) maddelerin yarattığı riskler, üreticileri çok da fazla üzmüş veya ticari kaygıların ağırlığı açısından, standart insanların vicdani sorumlulukları kadar bile etkilemiş gibi görünmemektedir.&lt;br /&gt;Bu tavır sürmekte ve insanlar tarafından beslenme yoluyla alınan her türlü ürün için, birbirine zıt iki farklı anlayışı karşı-karşıya getirmektedir.Kabul edilmiş,yıllarca denendiği için risk değerlendirilmelerinde sorun yaşanmamış, yeni gelişmeleri ve mevcut metodolojiyi savunanlarla, belirlenen süreler için gerekli etkileşim analizlerini yaparak çok yeni atılımları öngören modern moleküler biyoteknolojiyi savunanlar, tamamen karşıt görüşler ileri sürmekte ve mücadele etmektedirler.&lt;br /&gt;Mevcut teknolojileri ve doğal yöntemleri benimseyenler için, genetiği değiştirilmiş organizmalar, (GDO) onlarca yıl sonra ortaya önlenmesi, aşılması mümkün olmayan risklere ve sağlık sorunlarına neden olabilir endişesi ile zaten sıcak karşılanmamaktadır. Genetik alanında sağlanan olağanüstü gelişmeler ve bunların günlük gıdalarla sürekli tüketilir olması, bir zamanların korku filmlerine konu olan frankenstein (frankenşıtayn) türü varlıklar veya metabolizmalar oluşturması riski yüzünden genellikle reddedilmektedir.&lt;br /&gt;Sigaranın kanser riski bile onlarca yıl sonra ortaya çıktığına göre, bakış açısı ile ilgili olarak, hak vermemek elde değildir. Modern moleküler biyoteknolojiyi savunanların, çeşitli kültür bitkilerinin genetik şifreleri ile oynayarak ve aslında bitkilere, bitkilerden değil de, çeşitli mikroorganizmaların genlerinden alınan molekülleri monte ederek sağladıkları avantajlar cazip görünmesine rağmen “hayvanlaşmış bitkiler” ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;Süreç içinde hangi olumsuzlukların yaşanacağını tahmin etmek bile bazen çok zorlaşacaktır. Kanser tedavisi için kullanılan ilaçların tedavi etmesi gereken kanseri geliştirdiğinin tespit edilmesi, normal ve kabul edilir deneme sürelerine rağmen ortaya bu sonucun çıkması, bitki genlerine bitkisel olmayan moleküller monte edilmesine karşı çıkanların ellerini doğal olarak güçlendirmiştir. &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;**/**&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;TABİATIN LANETİ VE GDO TEPKİSİ&lt;/span&gt; (2) &lt;/strong&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SvfjbTJS17I/AAAAAAAABY4/rc2lnJcoATs/s1600-h/GDO+2.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 171px; FLOAT: right; HEIGHT: 224px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402036336189429682" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SvfjbTJS17I/AAAAAAAABY4/rc2lnJcoATs/s400/GDO+2.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Genetiği değiştirilmiş organizmaların gerekliliğini savunan üreticilerin savları ise, genellikle, daha yüksek verimlilik, zararlılardan etkilenmeyen veya zararlıların etkisine daha az maruz kalmış en düşük hasarlı ürün elde edilmesi, hızla artan dünya nüfusu gibi konulardan bahsedilerek desteklenmektedir.&lt;br /&gt;Çeşitli ürün yelpazelerinde yapılan deneyler sonucu alınan neticeleri savunarak, bu şekilde yapılan üretimin gelecekte tek çıkış yolu olarak gösterilmesi ve bunda ısrar edilmesi gibi, belki de kabul edilebilirliğini iyice zorlaştıran bir yaklaşımla sunulması, bu ürünlerin, şüphe edenleri tatmin etmekten uzak bir görünüme bürünmesini sağlamaktadır.&lt;br /&gt;Dünya Sağlık Örgütü araştırmalarında hastalıkların % 72 kaynağının beslenmeye bağlanması, bu açıdan baktığınız zaman ürkütücüdür. Bilimsel gelişmeye karşı çıkmak ve çeşitli buluşları reddetmek, düşünen üreten insan için asla mümkün değildir. GDO larla ilgili çalışmalar ve onları geliştirip insanlığa sunan modern moleküler biyoteknoloji şaşırtıcı bir hızla mesafe almakta, radikal bazı değişimleri de beraberinde getirip güncelleştirmektedir.&lt;br /&gt;Son derece karmaşık, kontrolü güç, hassas ve titizlik gerektiren bir dizi teknoloji uygulamalarıyla elde edilen bu ürünler esas itibarıyla ‘genlerle oynamayı’ gerektirmektedir.&lt;br /&gt;Tarihe baktığınız zaman mucitlerin yaşamlarını pek zengin olmadan sürdürdüklerini, başka bir deyişle, buluşların kabul edilmesinin öyle kolay bir iş olmadığını biraz da üzülerek izlersiniz. Çünkü teknoloji ve gelişme, sıradan insanlar için, takip edilebilir veya hemen algılanabilir konular değildir. Bir yeniliği takdim edersiniz.&lt;br /&gt;Onlarca yıl geçtikten sonra değeri anlaşılabilir.&lt;br /&gt;Geçen süre insanlık adına kayıp hanesine yazılması gereken ve paranın satın alamadığı tek şey olarak öne sürülen zamandan başka bir şey de değildir.&lt;br /&gt;Son 25 yıl içinde ortaya çıkan genetiği değiştirilmiş ürünlerin de böyle bir süreç yaşaması son derece doğaldır. Bilim adamları ile sıradan vatandaşların aynı konuya çok farklı bakmaları normaldir, mümkündür. Arada ise diğer gelişmelerden farklı bir risk faktörü vardır. Söz konusu olan materyalin etkileyeceği ve belki de geri dönülemez hasarlara yol açacağı varlık, bizzat insanını ta kendisidir.&lt;br /&gt;O halde, konu tamamen insan varlığının geleceği ile ilgilidir. Yanlış beslenmenin, sadece insanların oluşturduğu çevre kirliliğinin, doğal olmayan gıdaların, doğal olup da bilinçsiz yemek hazırlama metotları ile aslında yenmeyecek duruma getirdiğimiz gıdaların ve diğerlerinin insan varlığına yönelttiği tehditler gözden geçirilirse, geleceğimiz adına, her türlü teknolojik gelişmeyi daha çok araştırıp, ince eleyip sık dokumamız gerekmektedir.&lt;br /&gt;Başka bir açıdan baktığımız zaman ise durum gerçekten çok ciddidir.&lt;br /&gt;Aynı konuda, bilim insanlarının bu seviyede farklı düşündükleri ve taban-tabana zıt görüşlere sahip olarak ısrarcı tutum takınmaları olağan bir durumdan çok öte, gerçekte ise acıtıcıdır.&lt;br /&gt;GDO lu ürünlerin Dünya Ticaret Örgütün’ün (DTÖ) baskıları ile bu kadar yaygınlaştırılması, doğal ürünler üzerindeki riskleri, ürünlere karşı çıkanların haklı çıkmaları halinde insanlık için, belki de bir felakete neden olabilecektir.&lt;br /&gt;Savunma mekanizmaları çok güçlü çeşitli hayat formlarının, bu tür ürünlere direnemeyişleri, bu ürünlerin kuşku ile karşılanmasında en büyük etkenlerden biridir. Çünkü, insan organizması, kültür bitki zararlısı diğer canlılarla kıyaslandığı zaman, daha dirençsiz, daha büyük risk altındadır.&lt;br /&gt;Etkilenmesi ise onlarca yıl sonra olabilmektedir. Sürekli yüksek oranda alkol kullanan insanda görülecek olan hasarlar, bazen 40-50 yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Acaba yeni geliştirilen genetiği değiştirilmiş organizmaların etkisi kaç yıl sonra ortaya çıkacak veya insan genetiğini de etkileyerek kuşaklar arasında bir deformasyona neden olmayacağı nasıl garanti edilecektir?&lt;br /&gt;Gen teknolojisi en başta, mısır, soya, patates, pamuk, kolza ve domates ürünlerini gündemine almış, yoğun olarak ülkemize girmeye başlamıştır. Son yıllarda yapılan spesifik araştırmalardan kamu oyuna bildirilen bir örneği sizlere sunmak, bir fikir vermesi açısından önemli olabilir.&lt;br /&gt;Pancar şekeri tamamen doğal olan pancar bitkisinden elde edilmektedir.&lt;br /&gt;Doğal yollardan, katkısız, sağlıklı şeker elde etmenin en garantili ve geçerli metodu budur. Ülkemizde kurulan fabrikalardan bazıları ise nişasta bazlı şeker üretmekte ve piyasaya sürmektedirler. Bu üretim biçiminde genellikle GDO lu mısırların yaygın olarak kullanıldığı ise çok yüksek bir ihtimaldir. Önceki yıllarda ortaya çıkan deli dana hastalığının artışı ile, insanlarda rastlanan ve hızla artan Alzheimer hastalığının büyük ölçüde GDOlu ürünlerle ilişkilendirilmesi, durumun zaman içinde yükselen bir tehdit boyutunun da olduğunu gözler önüne sermiştir.&lt;br /&gt;GDOlu ürünler doğal olmayan çevre kirliliği oluşturmakta, diğer bitki formlarını etkilemekte, ekosistemi değiştirmekte ve önemli oranda sosyo-ekonomik sıkıntılar yaratmaktadır. Bir kısım ürünlerde ise baz olarak domuz geni kullanılıyor olması iddiası, işin başka yönüdür. Sağınıza solunuza baktığınız zaman rahatlıkla görebileceğiniz çeşitli allerji vakaları artışı, yine GDOlarla ilişkilendirilmektedir. Alınan toksik (zehirli) maddelerin tasfiyesi ise başlı başına sorun oluşturmakta, ortaya çıkan toksisite (zehirlilik) zor giderilebilmektedir. Antibiyotiklere direnç kazanmış patolojik (hastalık yapan) mikroplar, kanserojenik etkiler, besin değerlerinde görülen bozulmalar ve geliştiği saptanan beri-beri hastalığı da tabloyu genişletmektedir.&lt;br /&gt;En çok dikkat çekmesi gereken konu ise, organik hallerindeyken hayatlarını bu ürünlerle sürdüren doğal bitki zararlıları, aynı bitkinin GDO’lu olanını ASLA YEMEMEKTEDİR.&lt;br /&gt;Doğal ürünlerin öneminin arttığı günümüzde, sahip olduğu coğrafyası ile ve 12600 endemik çeşitliliği ile dünyanın önde gelen bir ülkesi olmamızın farkına varmamızın ve buna göre bir üretim modeli oluşturmamızın zamanı geldi ve geçiyor.&lt;br /&gt;Kontrolsuz, denetimsiz, araştırma laboratuarları eksik ve yetersiz uygulamalarla çağın gerisinde kalarak bu tehditlerin üstesinden gelebilmenin mümkün görülmediği ülkemizde durum gün geçtikce daha vahim bir hal almaktadır.Var olan kaynaklarımızın altın değerinde fırsatlar sunduğu bu coğrafyada, risk oluşturmayan organik gıda üretiminden vazgeçerek, GDO lu ürünleri tercih etmenin, günümüz koşullarında, kendi-kendini tüketmekle eş anlamlı olduğu inancı ile, aziz milletimizin tüm insanlarına, sağlıklı, mutlu ve geleceğinden endişe duymayan bireyler olarak mutlu günler dilerim.&lt;br /&gt;(*) Süleyman AKDEMİR: 1948 yılında Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladıktan sonra A.Ü. Ziraat Fakültesinden mezun oldu. (1969) Almanya’da Goethe Enstitüsünde dil eğitimi aldı. Uzun yıllar ticaretle uğraşan Akdemir, imalât, ihracat ve gıda maddeleri bayiliği gibi çeşitli iş alanlarında faaliyette bulundu. Yurt içi ve yurt dışı araştırmalarını, mesleği gereği “Beslenme ve Koruyucu Hekimlik, Çevre Sağlığı” gibi alanlarda da sürdüren Akdemir’in; Kemalizm, Din, Sosyo-Ekonomik Sistemler ve Felsefe gibi alanlarda da yoğun araştırmaları vardır. “Tek Çare Kemalizm” Akdemir’in ilk kitabıdır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#000099;"&gt;&lt;strong&gt;************&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;e.MAİL: gercek.demokrat@hotmail.com / WEB: http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com,&lt;br /&gt;Posta: PK, 118 [ 06 442 ] Yenişehir/ANKARA - NOT: Kaynak göstermek şartıyla YAZILAR yayına izinlidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#3333ff;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;GELEN YORUMLAR VE DEĞERLİ KATKILAR:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;From: aydin_sami@hotmail.com / To: gercek.demokrat@hotmail.com; Subject: RE: MNS // HAFTANIN MAKALELERİ, (ekli ve içinde) Date: Sat, 7 Nov 2009 16:33:42 +0000&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Tesekkürler kardesim.&lt;br /&gt;Çek cumhuriyetinin Sedelik kentindeki Türk (Müslüman) kanı ve kemiklerinden mamul korkunç kilise cok ilginç. Bunu ve diger bilgileri bizlerle paylastiginiz için tesekkürler.&lt;br /&gt;Sempozumda gorüsmek uzere, selamlar, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Aydın Selçuk Sami&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;***&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;From: haticesahin12@hotmail.com / To: gercek.demokrat@hotmail.com&lt;br /&gt;Subject: / Date: Sat, 7 Nov 2009 21:57:04 +0200&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Sn. Sınacı, yazılarınız çok güzel ve dikkat çekiçi.Acı ama gerçek.&lt;br /&gt;Bizler ne yapmalıyız? Drakulalar halen ayakta. Teşekkür ederim.&lt;br /&gt;Saygılarımla, &lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;Hatice Şahin &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;From: cetincatan@hotmail.com / To: gercek.demokrat@hotmail.com; dusunce_firtinasi@googlegroups.com / Subject: "GERÇEK GÜNDEMİ YANSITAN İLETİLER İÇİN ŞAHSEN TEŞEKKÜR BORÇLUYUM" Date: Sat, 7 Nov 2009 16:38:52 +0200&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Sn.M.Nevruz SINACI; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Öncelikle,selamlar ve saygılar sunuyorum..&lt;br /&gt;"Düşünce Fırtınası Grubu üyelerine" imzanız altında,ulaştırılan iletileri dikkatlice&lt;br /&gt;okuyanlar arasında yer almakta olduğumu belirtmek istemekteyim...&lt;br /&gt;EKRANLARA YANSIYAN ve ülkemizin gerçek gündemiyle sorunları üzerinde bire/bir örtüşen,konular ;ilgi çekici olduğu kadar,düşündürücü ve "bilimsel" nitelik&lt;br /&gt;ve özellikler arz edebiliyor...!&lt;br /&gt;Yerli ve yabancı "kaynaklardan yararlanılarak" grubumuza,dolayısiyle,ilgi duyan,3.şahıslara,aktarmış olduğunuz bu çalışmalar için,şahsen teşekkürü&lt;br /&gt;bir borç bilmekteyim.Keza; her geçen gün,özellikle,ileri teknolojiye dayalı,buluş,&lt;br /&gt;bilgi ve belgelerin izlenmiş olması,ufkumuzu genişlettiği kadar, bilgi dağarcığımızdaki "birikimlerimizi de, güçlendirmiş oluyor..Bu nedenle;&lt;br /&gt;Zahmetleriniz için,bir kez daha teşekkür ediyor,saygılar sunuyorum...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;ÇETİN ÇATAN&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;(Araştırmacı/Yazar) (07.11.2009) pm.16:37&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-1514512984802024343?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/11/taslaktr.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Svfbthc5gmI/AAAAAAAABYg/P4vC2sDmtAI/s72-c/MNS+Vlad+dracula.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-3212612045495581971</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2009 13:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-30T02:09:49.843-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#660000;"&gt;DOMUZ, GARİBİ FENA VURDU &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sulrb0tq6tI/AAAAAAAABYY/NyD-kP0M0MM/s1600-h/domuz+garibi.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 294px; FLOAT: right; HEIGHT: 226px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5397963754131090130" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sulrb0tq6tI/AAAAAAAABYY/NyD-kP0M0MM/s400/domuz+garibi.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Evet, öteki Türkiye fena halde domuz garibi!... Zuhuratın (ilk görülme) tarihi yarım asrı buluyor. Gerçekte bir nüksetme hadisesi!.. İsterseniz son zamanlarda vaki en belirgin tespit ve teşhislerden bir örnek vereyim:&lt;br /&gt;“Burdur Cumhuriyet Başsavcısı Ali Nevzat Açıkgöz, ‘2009 Adli Yılı’ açılış töreninde yaptığı konuşmada şöyle dedi: “İddia ediyorum ki, iki yıl ülkemizde yolsuzluk ve hırsızlık yapılmasın, Türkiye ekonomik açıdan şahlanma dönemine girecektir.” &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Prof. Dr. İsa Kayacan, Oğuzeli Gazetesi, Bucak- Burdur 10 Eylül 2009) &lt;/span&gt;Lütfen heyecanlanmayın ve yanlış da anlamayın.&lt;br /&gt;Burada bahse konu, tıpkı küresel ekonomik kriz gibi, ülke dışında yaşanan müzmin pislik, hırsızlık, yolsuzluk, yağma, yalan-talan ve her türden namussuzluk sonucu oluşan ve neticede bize de bulaşan “domuz gribi” değil! Daha beter, daha rezil, işkenceyle süründüren, zalimi âbad eden, mazlumu sürünerek öldüren cinsten.. Aslında benzer bir melanet. Peki nedir?&lt;br /&gt;Cevap, hani bir ATA sözümüz var ya: “Devletin malı deniz, yemeyen domuz”&lt;br /&gt;Bir sivil toplum kuruluşu bunu 2000yılında, “Devletin malı deniz, hırsızlık, haksızlık ve yolsuzluk yapan domuz” biçiminde tescil ve tasdik ettirerek “İnsanlık Forumu Vizyon ve Misyon Deklerasyonu” başlığını taşıyan açıklama biçiminde bütün Türkiye de yüz binlerce nüsha dağıttı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;((Ankara C. Başsavcılığı’nın izni ve Valiliğin (Em. Md.lüğü 26.02.200 tarih ve…/10865 Sayılı) onayı ile)) &lt;/span&gt;Zira o dönemlerde de “domuz garibi üretme operasyonları” baş döndüren bir hızla sürüyordu. Öyle ki, bankalar hortumlanıyor, parlamenter borsaları açılıyor, üçkâğıtçılıktan (borsa, faiz, döviz) muazzam vurgunlar vuruluyor, özelleştirmelerden en az % 50 pay ve asgari % 20 hisse gasp ediliyor; Yalan-talan,soygun-vurgun tam bir çılgınlıkla sürüyordu…..&lt;br /&gt;Gerçekte bu ATA sözü, yüce dinimizin “kul hakkı’na” ilişkin hükümlerine dayanır.&lt;br /&gt;Kul hakkı, geniş ve derin bir kavramdır.&lt;br /&gt;Çoğu âlim ona İslâm’ın (Müslüman olmanın ve Müslüman kalmanın) şartı; Bir kısım ulema da İman’ın (İslâm’ı fiilen yaşamanın) şartı der. Bana göre her ikisi de (yer, durum ve derecesine göre) doğrudur. Zira özel haller dışında, genelde kulun bedeni, can ve malına vaki tecavüzler maddî hukuk, insanların iç dünyası, ilke, inanç ve ruh yapısına verilen zararlar ise manevî hukuk bağlamında mütalâa olunur. Gerçekte bu mütalâa yanlıştır. Çünkü ileri-modern (çağdışı-kadük) güncel hukuk anlayışına nazaran, kadim hukuk kuramı baz alınarak objektif norm ve evrensel kriterlere vurulduğunda yanlışlık apaçık ortaya çıkar. Yani hukuk, “HAK” ve “ADALET” kavramından hareketle, maddi-manevi, ispat ve tespiti kabil her suçu kapsar.&lt;br /&gt;Konuyu açabilmek için bazı Kur-an ayetlerine bakalım:&lt;br /&gt;“Kim bir nefsi, kısas yahut yeryüzünde fesat çıkarma sebeplerinin biri olmaksızın öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Mâide Sûresi, 32)&lt;br /&gt;Bu bağlamda, ülkemizde idam cezasının kaldırılmış olması; İnsan hakları, adalet ve objektif hukuka aykırı olup, namuslu-dürüst, iyi insan ve iyi vatandaşlara karşı işlenmiş bir suçtur. İdam cezası, “lüzum gördüklerini” gizlice infaz eden ikiyüzlü AB hariç olmak üzere; ABD dâhil dünyanın bütün devletlerinde vardır.&lt;br /&gt;Şu işe bakın ki, sözde “İdam cezası” bulunmayan AB’de demokrasi yoktur.&lt;br /&gt;Meselâ: Allah yolunda can verip Şehitlik mertebesine erişen bir mümin (ki, ibadette daim, namazında-niyazında olmayana şehit denilemez, bu mertebe ile anılamaz ve şehitmiş gibi muamele edilemez) bunun büyük mükâfatını görmekle birlikte, kul hakkı ve kullara olan borçlarından kurtulamaz. Zira kul hakkının affını Cenâb-ı Hak mağdur kula bırakmıştır. (yani, devlet ‘hükümetler’ kul hakkını şamil/kapsayan af’lar çıkartamaz) Keza, samimi tövbe eden bir müminin de geçmiş günahları affolunur, ama kul hakkı bu affa girmez&lt;br /&gt;Af kurumu, öncelikle ve mutlaka mağdurun müracaatını zorunlu kılar.&lt;br /&gt;Mağdur veya maktul’ün hukuki ve manevi vekili (hayatta olan en yakın akrabası) af ve bu hususu mercie beyan etmedikçe, failin fiili suç, kendisi suçlu olmaktan çıkamaz ve suçuna tam karşılık gelmek koşuluyla hükmolunan cezadan kurtulamaz.&lt;br /&gt;“Tövbekâr olanlar hakkında hukukullah dâvâsı güdülmez. Ancak hukuk-u şahsiye dâvası kalır.” (Hak Dini Kur’an Dili) Burada helâlaşma şartı mutlaktır. Aksi takdirde bir kimse, hak sahibinden helâllik almadıkça günahının cezasından kurtulamaz. Kur-an da, kullar arasındaki adalet esaslarını tespit eden birçok ayet den sonra;&lt;br /&gt;“İşte bu Allah’ın hudududur, onu tecavüz etmeyin.” mealinde İlâhî ikaz gelir.&lt;br /&gt;Demek ki, kul hakkını çiğnemek, Allah’ın hududuna tecavüz etmektir.&lt;br /&gt;Bu hâl ve hakikatin “gece-gündüz” haram, yalan ve talan peşinde koşan, zahirde sureti haktan görünüp, gerçekte güruha mensup, “mürai, münafık ve din tüccarlarına” anlatılması; Hak cihazı, hukuk ve adalet mekanizması kullanılarak toplumdan tart edilmesi görevi, başta âlim ve bilhassa amirlere ait bir vazifedir.&lt;br /&gt;Halk ise: Bilinen ve belli olan hırsız, yolsuz, rüşvetçi, suiistimalci, kaçakçı, kıyakçı, sahteci, anarşist, terörist, (bunların yardım ve yatakçıları) zalim, mücrim, ahlâksız, adaletsiz, namussuzlar ile bunların bileşenlerini (tamamlayıcı ve bütünleyici unsurlarını), bir başka deyişle mütemmim cüzlerini dışlamak, insan yerine koymamak, mümkün olduğu kadar hayat ve muhitinden uzaklaştırmak zorundadır. &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SuWkMgRznAI/AAAAAAAABYI/ecSN_xr6Cmo/s1600-h/DOMUZ.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 244px; FLOAT: right; HEIGHT: 290px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396900263203412994" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SuWkMgRznAI/AAAAAAAABYI/ecSN_xr6Cmo/s400/DOMUZ.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;DOMUZLARDAN KURTULMANIN YOLU BUDUR.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Artık “devletin malı deniz, yemeyen domuz” diyen, kime iltica edecek (sığınacak) ve kimden yardım dileyecek? Bilumum gerici-yobaz ve fanatik mürteci savlarının aksine insan, Allah’ın kuludur. O’nun hukukuna riayetsizlik ise, sonuçta İlâhî azap nedenidir…&lt;br /&gt;Tövbe kapısı hariç, bundan kurtuluş yolu yoktur.&lt;br /&gt;İşte bu noktada hukuklar birleşir.&lt;br /&gt;Bu nedenle AKP hükümetinden beklenen ilk icraat: “Temiz Ekler Operasyonu” idi.&lt;br /&gt;Olmadı. Olmaması halk üzerinde çok büyük bir hayal kırıklığına yol açtı.&lt;br /&gt;Kirli eller: Yani domuz, kene, bit-pire ve vampir taifesini ise çok sevindirdi.&lt;br /&gt;Yani kısaca: BİLİNMELİDİR Kİ;&lt;br /&gt;Başta İnsan olmak üzere, hayvanlar ve canlıların yaşam alanı, bu alan ile kaim imkân, ihtiyaç, kaynak, dayanak ve-sair maddi-manevi unsurların; Rüşvet-iltimas, gasp, irtikap, görevi kötüye kullanma, hırsızlık-yolsuzluk-suiistimal, fahiş fiyat-pahalılık, haksız edinim, adaletsiz vergi, kayıt-kapsam dışılık, kaçakçılık gibi “Domuzların iştigaline dâhil” haksız edinim ve kul hakkı tecavüzlerinden mütevellit öteki Türkiyeli “Domuz Garibi” fakir-fukara, garip-guraba, masum ve müsemma vatandaşların hak’ını teslim, Hükümet, Adalet (yargı) ve hak-hukuk mabedi TBMM’nin mutlak görevidir!.... ÖYLE İSE: Adalet ahlâkını kaim, hukuk’u hâkim ve bozulan-sarsılan hak dengelerini tesis; Öncelikli ve yegâne “AÇILIM” olmak zorunda değil mi?&lt;br /&gt;Gayrisi meşru değildir biline. &lt;/span&gt;***/***&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SuWkYcbhdrI/AAAAAAAABYQ/cdHmUD4pkTY/s1600-h/ATATURK+VE+KURTLER+2r381md.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 223px; FLOAT: left; HEIGHT: 175px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396900468328855218" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SuWkYcbhdrI/AAAAAAAABYQ/cdHmUD4pkTY/s320/ATATURK+VE+KURTLER+2r381md.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;AÇILIMLAR; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK PROJESİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Şimdi “demokratik açılımın” adı “milli birlik ve kardeşlik projesi” oldu. Bu iyi. Demek ki bundan böyle kendi parmağımızı kesmeyecek, ayağımızı çıngıraklı yılan deliğine sokmayacak, boşu boşuna belâya bulaşmayacak ve kendi hayatımıza kendi ellerimizle kastetmeyeceğiz. İnşâllah!... Milli Birlik Beraberlik ve Kardeşlik Projesi…&lt;br /&gt;Demek ki artık, adına Türkiye Cumhuriyeti denilen bu beden, bu ruh bizim.&lt;br /&gt;Üç buçuk sergerde, eli kanlı maşa ve menfur işlerle iştigal kirli eller uğruna haneyi harap, tahrip, tarumar etmeye (cüret’e) hak sahibi olunmadığı bilindi ve idrak edildi her hal…&lt;br /&gt;Asırlık misafirleri de haneden çıkarmaya gerek yok…. Çünkü: Milli birlik, kardeşlik ve barış her şeyi galiptir. Anlaşılan biraz olsun kendimize geldik ve hakikatin farkına vardık.&lt;br /&gt;“BİZ BİR MİLLET VE DEVLETİZ”&lt;br /&gt;Recep’in, yüksek frekansta seslendirdiği projenin anlamı bu!..&lt;br /&gt;Düşünmek bile istemeyiz. Ama “bütün ana diller yerine ‘sadece Kürtçe’ yayın yapan kanalın kurulması gibi” veya “Anadolu medeniyetleri Enstitüsü yerine, salt Kürt Enstitüsü kurmak gibi” bilim, akıl-mantık veya mezkür “milli siyaset’in” inadına aksi yapılırsa ne olur?&lt;br /&gt;Allah’ın mahlûkatında O’nun rızası dışında tasarrufa kalkışılmış olunur.&lt;br /&gt;Buysa hem objektif ve evrensel hukuk’a ve hem de Hukukullah’a (Allah’ın hak ve hukukuna) karşı isyan, hem de kul hakkını ihlâl olur ki, aynı fiil ile iki hukuka birden fena halde tecavüz edilmiş olunur.&lt;br /&gt;Milletin maddî ve manevi hukukuna en büyük tecavüz olan, “öldürme, ayırma, bölme” kastıyla kurulmuş, İnsanın yaşama hakkına son verme, onun bu kâinatla olan bütün bağlarını kopartma, münasebetlerini bir anda kesip atma, kulu, Rabbine ibadetten alıkoyma, İlâhî eser, tefekkür, rahmanî nimetlere şükürden menetme kastıyla cinayet işleyen, Allah’ı tespih eden bedeni yetmiş trilyona yakın hücresi ile bütün tespihlerini bir kurşunla delip geçme, yahut bir bıçakla kesip atma ihanetine düşmüş olanları; Af ve atıfetle himaye ve hakiki hak sahibi şehit yakınları, Gaziler ve topyekün millete rağmen kucaklama vatana ihanettir..&lt;br /&gt;Çok iyi bilirsiniz ki: Fıkıh âlimleri infazın üç yerde (masum, mazlum, illa mağdur ve muhatabın affı vuku bulmadıkça) caiz ve zorunlu olduğunu söylerler.&lt;br /&gt;1. İmandan sonra küfre girmek.,&lt;br /&gt;2. Evli olduğu halde zina etmek ve.,&lt;br /&gt;3. Haksız yere bir insanın kanına girmek. Bunlar dışında insan hayatına son verilemez ve fakat mağdur affetmedikçe, fail (suçlu) devlet veya hükümetler tarafından kesinlikle affedilemez.&lt;br /&gt;Yâni, Allah’ın sonsuz kudretine nazaran bir insan yaratmakla bütün insanları yaratmak arasında fark olmadığı gibi, Onun sonsuz rahmet ve adaleti noktasında da bir insanın katli ile, bütün insanların katli arasında fark yoktur. Bu nedenle katiller asla affedilemez.&lt;br /&gt;İnsanoğlu her nasılsa, başkalarının hakkını çiğnerken o insanların Allah’ın kulu olduklarını unutuyor. “Ben Allah’ın bir kuluna zulmedersem, Onun kahrına hedef olurum.” diye düşünemiyor. Bunun içindir ki, kendisine İlâhî ikazlar geliyor.&lt;br /&gt;Bu rahmanî ikazlara tercüman olma sadedinde Allah Resulü de (asm) ümmetini defalarca ve değişik şekillerde ikaz etmiştir. Misâl: “Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.” (Buharî, Müslim)&lt;br /&gt;“Ümmetimden müflis odur ki, kıyamet günü namaz ve zekâtla gelir. Ama, bu arada sövdüğü şu kimse, dövdüğü bir başka kimse dahi gelir. Bunun üzerine kendisinin hasenatından şuna verilir, buna verilir. Üzerinde haklar bitmeden kendi hasenatı tükenirse, o zaman onların hatalarından alınır kendisine yüklenir. Daha sonra cehenneme atılır.” (Müslim)&lt;br /&gt;İşte!... bütün “Açılımlar, Milli Birlik ve Kardeşlik Projeleri” bu kriter ve kıstaslara uygun olmak zorundadır. Aksi takdirde “meşruiyet” nihayet bulacak ve mukabele-i bil-misil, hukuken meşru bir “HAK” halini alacaktır. &lt;/span&gt;***/***&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ATAA’dan (ABD) Karşı Atak&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;*ATAA Massachusetts Eğitim Rehberindeki ‘soykırım yalanı ve iftirası” ile ilgili Türk görüşlerinin sansür edilmesine karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürüyor&lt;br /&gt;*Birinci Bölge Amerikan Temyiz Mahkemesine başvuru yapıldı&lt;br /&gt;*Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) ve Türk Amerikan Yasal Savunma Fonu (TALDF) destek vermek için bu çabalara katıldılar&lt;br /&gt;Griswold-Massachusetts davasında taraf olan Türk Amerikan Dernekleri Kurulu (ATAA) bölge mahkemesinin daha önce verdiği aleyhteki kararı tersine çevirtebilmek için Birinci Bölge Amerikan Temyiz Mahkemesine başvurdu.&lt;br /&gt;Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) ve Türk Amerikan Yasal Savunma Fonu (TALDF) de ayrı ayrı sundukları savunmalarla çabalara destek verdi.&lt;br /&gt;HATIRLATMA&lt;br /&gt;Ekim, 1999’da Massachusetts Valisi; www.ataa.org adresini öğretmenler tedrisat rehberinden, ATAA'nın bölgedeki üye derneği, New England Türk Amerikan Kültür Cemiyeti (TACSNE)’nin kamusal savunmasına ve ondan önce de bir eyalet eğitim uzmanları komisyonunun Ermeni meselesinin (Türkler ve Ermeniler arasında) tarihi bir çekişme olduğunu, ATAA internet sitesinin ve Ermeni tezini sorgulayan diğer karşı görüşlü Türk sitelerinin eğitim kaynakları olarak uygun bulunduğunu belirlemesine rağmen sansürledi.&lt;br /&gt;Nisan 2009 da, Bölge Mahkemesi, öğretmenler tedrisat rehberine hangi eğitim malzemesinin konacağı kararının, son analizinde, eğitimsel değil politik bir karar olduğuna hükmederek ATAA’nın tezini reddetti.&lt;br /&gt;ATAA Başkanı Günay Evinch (Övünç) kamuya yaptığı bir açıklamada söyle dedi:&lt;br /&gt;"Türk-tarafının görüşlerini eğitim açısından yararlı bularak tedrisat rehberine kabul eden bir eğitim uzmanları komisyonunun, etnik politika tarafından buldozerle ezilip geçilmesine meydan veren bu alt mahkeme kararı ile aynı görüşte değiliz.&lt;br /&gt;ATAA, bir insanın ne öğreneceğini, ne okuyacağını veya ne söyleyeceğini politik güçler saptamamalı düşüncesindedir.&lt;br /&gt;Tarihi gerçeklerin göstergesi de bu olmamalıdır.&lt;br /&gt;Aksi halde, eğitim en güçlü lobinin zulmüne terk edilir, tabu ve dogmalara karşı çıkmak imkânsızlaşır, bilimsel merak ve ifadeyi özendirmek zor hale gelir.&lt;br /&gt;Osmanlı Tarihi uzmanlarının büyük bir çoğunluğu ki bunlar kesinlikle Türk kökenli değildir, Ermeni soykırım iddialarına karşı çıkmaktadır ve hiç kimse onların kitaplarının yakılmasına izin vermemelidir, internette bile olsa."&lt;br /&gt;ATAA, Ermenilerin Türklerden altı misli daha kalabalık olduğu Massachusetts eyaletinde adalet ve hakkaniyet aramaktadır ki, orada yaşayan Türk asıllı (Türk-Amerikalılar) Amerikan anayasasının koruması altında yasal görüşlerini eğitim sisteminde dillendirebilecek fırsatı bulabilsinler.&lt;br /&gt;ATAA bölgedeki üyesi, TACSNE derneğine toplum hizmetleri ve kamu eğitimi için teşekkür eder. ATAA nın yeni seçilen, başarılı ve yetenekli bölge temsilcileri Ali Çınar ve Tomris Azeri, bir yandan kulaklarını Türk toplumuna dikerek eğitim sisteminin ve sivil özgürlüklerin nabzını tutarlarken, diğer yandan da ifade hürriyetinin kazanacağına olan güvenlerini ifade etmişlerdir.&lt;br /&gt;ABD’de yaşayan Türkleri, bu cesur azimli ve kararlı mücadelelerinden dolayı kutlar; aynı cesaret, kararlılık, azim ve iradenin burada, yani Türkiye’de oluşmasını dilerim. (MNS: Ankara, Ekim 2009)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3333ff;"&gt;e.MAİL: gercek.demokrat@hotmail.com&lt;br /&gt;WEB : http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com&lt;br /&gt;Adres: PK, 118 [06.442] Ankara&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-3212612045495581971?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/10/domuz-garibi-fena-vurdu-mustafa-nevruz.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sulrb0tq6tI/AAAAAAAABYY/NyD-kP0M0MM/s72-c/domuz+garibi.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-5680298199382507953</guid><pubDate>Mon, 19 Oct 2009 09:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-19T04:58:59.363-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/StxTb9vLgUI/AAAAAAAABX4/OFMEuMVxERs/s1600-h/TAR%C4%B0H+KOM%C4%B0SYONU+1.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 212px; FLOAT: left; HEIGHT: 300px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394278193577034050" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/StxTb9vLgUI/AAAAAAAABX4/OFMEuMVxERs/s400/TAR%C4%B0H+KOM%C4%B0SYONU+1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;“TARİH KOMİSYONU”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Mesele, Revan’da oynanan Ermenistan-Türkiye maçıyla başladı gibi!..&lt;br /&gt;Sonra, Bursa’da Türkiye-Ermenistan maçı…&lt;br /&gt;“Açılım” kategorisine yeni eklenen Ermenistan’a kapı açılması ve normalleşme konusunda Halk Partisinin sahibi Deniz Baykal, bir ara ne dedi?&lt;br /&gt;“Bu, konjonktürün zorunlu kıldığı, Türkiye’nin de gereğini yapma konusunda baskılara maruz kaldığı, doğrusu, mecbur edildiği bir konudur!...”&lt;br /&gt;Demek ki Recebin “kamera istemem” feryadının sebebi bu olsa gerek.&lt;br /&gt;İşin içinde iş, oyun, saklılık ve gizlilik var. Baykal işkillenmekte haklı,&lt;br /&gt;Çünkü o’da, ‘gizliliğin nemenem melânet” olduğunu artık iyi biliyor.&lt;br /&gt;Yani maç, durup dururken “Ermeni Açılımı”na dönmedi herhal…&lt;br /&gt;Mesele, binlerce dönme, devşirmenin, bizzat infaz ettikleri, iyi vatandaş Hrant Dink’in cenazesinde “biz Ermeniyiz” diye haykırma “nedenlerine” kadar gidiyor.&lt;br /&gt;Hatta, o kadar la da kalmıyor, çok öncesi bile var.&lt;br /&gt;YOKSA; Takım ruhu, futbolun gücü, barış için spor falan hikâye.&lt;br /&gt;Maç’tan anladığımız tek şey: Açıkça, mertçe, erkekçe ve dürüstçe oynandığında, sahada Türk kazanır. Türk düşmanları bunu çok iyi bildiklerinden, daima Türk’e ve Türkiye’ye karşı ikiyüzlü, içten pazarlıklı, kahpe ve kancıktırlar.&lt;br /&gt;Anlayacağınız, takım çatıştırmaktan maksat bambaşka idi, olmadı.&lt;br /&gt;Yani; “uşaklığı öğrenemeyen Türk” daima batının bir yerlerine batar.&lt;br /&gt;Tarafların rakip takım dedikleri Türk çocukları, çok akıllı oynadı. Takımın oyun düzeni mükemmeldi. Bütün tertip ve teşebbüslere rağmen oyunculara müdahale etmek mümkün olmadı. Sonuçta senaryo ters tepti. İstenmeyen oldu. Türkiye kazandı. Aferin. En azından biz, tribünlerden gerçekleri gördük. Ve bir de baktık ki!...&lt;br /&gt;“Ermeni protokolünde sınırların açılması yanında öyle bir hüküm var ki, tam rezalet. "Tarih Komisyonu" kurulmasıyla ilgili madde, Türk, Ermeni, İsviçre ve Fransız tarihçilerinin toplanmasını öngörüyor. "Türkler Ermenilere soykırım yaptı mı yapmadı mı" diye araştırıp bir karar verecek olan komisyon bu!. Tam komedi, rezalet, fecaet…&lt;br /&gt;Türkiye baştan 3-1 mağlup.&lt;br /&gt;Bir Frenk oyunu bu, frengili necis, kalleş ve iğrenç!..&lt;br /&gt;Ermeni, İsviçreli, Fransız tarihçiler ‘Soykırım olmadı’ diye mi rey verecekler?&lt;br /&gt;Bir kere bu ülkelerde demokrasi yok. Üstelik ‘Türkler Ermenilere soykırım yapmamıştır’ demek yasaktır. Aksi takdirde İsviçre ve Fransa mahkemeleri derhal hakkınızda cezai takibe girişir. TTK Başkanı Halaçoğlu için mahkeme tutuklama kararı vermedi mi? İsviçre ve AB'nin talebi üzerine AKP, Halaçoğlu'nu TTK Başkanlığı'ndan da attı. "Ermeni soykırımı yalandır" açıklaması yapan İP Genel Başkanı D. Perinçek de İsviçre Mahkemeleri tarafından mahkum edilmedi mi?...&lt;br /&gt;Şu hale nazaran, AKP Hükümetinin "Tarih Komisyonu" kurulmasını öngören protokolü imzalaması çok vahim sonuçlara yol açacak bir hatadır. Bu, açıkça hain bir tuzak olup; mezkür komisyondan Türkiye aleyhine karar çıkacağı kesindir.&lt;br /&gt;Karar çıktığı zaman da AKP’nin bu gaflet-dalalet eseri yahut bilerek, oyunun bir parçası sıfatıyla üstüne atladığı bu tuzakla Türkiye “soykırım yaptığını” kabul etmek zorunda kalacak ve Komisyon kararı Türkiye'nin soykırım yaptığını tescil edecektir.&lt;br /&gt;Yani böylece, AKP sayesinde tüm dünya önünde mahkum edilmiş olacağız.&lt;br /&gt;Çünkü AKP hükümetince imzalanan protokol (TBMM’de onaylanması halinde) gereği kurulmuş bir komisyon karar vermiş olacaktır... Kararla AKP sayesinde Türkiye köşeye sıkıştırılacak, sonra toprak ve tazminat talepleri peş peşe gelecektir.&lt;br /&gt;Yani AKP tarafından açılan kapı doğrudan SEVR’e açılmaktadır biline.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;***&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;MİLLİ DAVA DÜŞMANLIĞI&lt;/span&gt; &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/StxTBn0v1oI/AAAAAAAABXw/Odbl3z7AoBY/s1600-h/TAR%C4%B0H+KOM%C4%B0SYONU+2.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 400px; FLOAT: right; HEIGHT: 263px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394277741018207874" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/StxTBn0v1oI/AAAAAAAABXw/Odbl3z7AoBY/s400/TAR%C4%B0H+KOM%C4%B0SYONU+2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Art arda gelen açılım bombardımanları medyada ciddi bir sersemliğe yol açtı.&lt;br /&gt;Kafalar karıştı. İlkeler sarsıldı. Ezberler bozuldu.&lt;br /&gt;Etnik kök, gerçek din, (fanatizm) örtülü nesep, gizli meşrep, kadim efendi, sözde ilke ve esaslar deşifre oldu.. Düğmeye basıldıktan elli yıl sonra şimdi mal meydanda. Her gün bir başka veçhesiyle (yönüyle) açılıp, saçılma sürüyor.&lt;br /&gt;Beklenir süreçte öyle bir evre başladı ki, neticesi düşman başına.&lt;br /&gt;Üstelik, namuslu-dürüst, onurlu-sorumlu Türk vatandaşları ile hakiki, samimi, muttaki Müslümanlara karşı!... Hem de Ermeni’si, Rum’u, Yunan’ı, Yahudi’si dâhil AB ve ABD nam örgütlenmiş bilumum devletleşmiş suç örgütleri, kan emici kene ve vampirler ile…&lt;br /&gt;Onlar, bütün dünyayı sarsan ‘küresel krizi’, soygun ve vurgunlarıyla yarattılar..&lt;br /&gt;Çılgın hırs, ihtiras ve bencillikleri durmak, ateşle dolası karınları doymak bilmiyor.&lt;br /&gt;Bil-umumu, fakir-fukara, garip-guraba üzerinden yat-kat, at-araba ve gemi sahibi oldu. Başta din tüccarlığı, misyon tacirliği, insanlık-hak, adalet ve hukuk istismarını meslek ve meşrep edindiler. Milletleri tahrik, istikrarı tahrip ve devletleri tarumar; İlâh, ilâç ve silâh ticaretinden devasa edinim, gasp ve irtikap, nitelikli dolandırıcılık ve soygunlar yaptılar.&lt;br /&gt;İnsanlık, bu sinsi düşmanlık, derin kalleşlik, doyumsuz hırs ve ihtirasın bedelini çok ağır ödedi. Ödemeye devam ediyor ve “kendine gelmedikçe” de ödemeye devam edecek. Genelde küresel ısınma, açlık-yokluk, sefalet-cehalet, kuraklık, hastalık;&lt;br /&gt;Özelde: Milli değer, şahsiyet-haysiyet ve karakter kaybı, kölelik ve uşaklıkla…&lt;br /&gt;Yani bir nevi “domuz garibi” sürüler gibi..&lt;br /&gt;Örneğin: Bizde milli tarih ve milli hafıza saldırıya uğradı,. Milli dava’lar alaya alındı, rencide edildi. Aslında izafi olan sosyoloji, psikoloji ve mantık bilimleri ile üzerinde en çok oynanan tarih (vakıa) ilmi, şüphe, şaibe, yalan-iftira ve tereddüt bulutlarıyla örtüldü.&lt;br /&gt;Metafizik, tarikat ve tasavvuf menfur emellere alet ve istismar edildi.&lt;br /&gt;Elli yıl öncesine kadar Mustafa Kemâl Atatürk’ün “Türk demek; Türkçe düşünmek, Türkçe konuşmak ve Türkçe yaşamaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene.” Vecizesi ayniyle söylenir, bütün yurttaşlar tarafından ‘mürşit ve düstur” kabul edilirdi. Sonra söz, önce sebep-hikmet, anlam ve dayanağından soyutlandı. Geriye, ihtiyat-tedbir ve yatırım maksatlı (strateji ve taktik gereği) “Ne mutlu Türk’üm diyene” bölümü kaldı.&lt;br /&gt;Şimdi, “sen, ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ dersen, öteki de‘ne mutlu Kürt’üm, Lazım, Arnavut’um diyene’ diyecektir. Bu nedenle söz dağdan taştan silinmeli, minarelere mahya olmamalı, her bir yerden kazınmalı... İlkokul öğrencilerine de sabahları “Türküm, doğruyum, çalışkanım…” parçası söyletilip, öğretilmemeli. Bu tahrik ve bölücülüktür” diyorlar!...&lt;br /&gt;OLUŞLAR YENİ “EMRİVAKİ” DEĞİL !... &lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/StxTolyd7cI/AAAAAAAABYA/2Z8KrNmvq14/s1600-h/TERRORR.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 197px; FLOAT: right; HEIGHT: 308px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394278410486672834" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/StxTolyd7cI/AAAAAAAABYA/2Z8KrNmvq14/s400/TERRORR.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gerçekte bu öyle pek yeni bir olgu değil. Evveliyatı, kökleri var.&lt;br /&gt;Bu nedenle, kasıtlı olarak yaratılan ‘kavram kargaşasını’ bir yana itip, olanlara ve olaylara bilimsel bakmalıyız. Tarih ne diyor? Doğa ne anlatıyor? Eşyanın tabiatı ne!...&lt;br /&gt;Bunlar çok önemli. Çünkü: Huzur, istikrar ve insicam üzere olan bütün milletler “Milli Devlet” üzere vardır. Milli devletler ‘milli davalar ve milli idealler” temelinde yükselir.&lt;br /&gt;Milletlerin tarih içinde ebed-müddet varlıklarını korumaları, milli davaları diri, sağlam ve canlı tutmaları, akılcı, cesur ve gerçekçi milli stratejilerinin olması ile mümkündür.&lt;br /&gt;Yakın tarihimizin strateji üstatları Osmanlı idi.&lt;br /&gt;Şimdilerde Osmanlı’nın yerini ABD ve AB aldı.&lt;br /&gt;Japonya, Çin ve Rusya onlardan sonra gelmekte..&lt;br /&gt;Üstelik, çağımızın küresel stratejileri, başta ekonomik (emperyalist-vahşi kapitalist), sosyal (önceden seçilen yaşam ve sömürge alanlarında meskun milletleri huzursuz, geçimsiz, daimi stres ve gerilim içine sürüklenircesine bir hayat, manâ, din, moral ve motivasyon olarak yozlaştırma), kültürel (hedef kitleyi milli değer, örf, adet, gelenek ve doğal-yerleşik yaşam biçiminden uzak bir deformasyona itme, kültür emperyalizmi ve psikolojik savaş yöntemleri kullanılarak yabancı dille eğitim yapılan kolejler açarak kimliksizleştirme, kişiliksizleştirme) ve siyasal (iç dinamikleri deforme edip, millet iradesini hiçe sayacak, objektif süjeleri ortadan kaldırıp, milli hassasiyetleri gönüllü olarak yok edecek yöneticiler yetiştirmek…&lt;br /&gt;BİLGİ ÇAĞI İSTİSMARCILARI!..&lt;br /&gt;Özgür bilim, fazilet anlamında Cumhuriyet ve demokrasiye aykırı olarak;&lt;br /&gt;“Bilim” sözcüğü ve “Bilgi Çağı” kelimelerini sıkça kullanarak!…&lt;br /&gt;Ülke içinde uşaklar ve paraya tapan, zayıflık ve zaaflar ile malul ortaklar edinmek.&lt;br /&gt;Siyasal, sosyal, dinsel ve ırkçı-bölücü, iş birlikçi akımlar yaratarak, ayrımcılık, anarşi ve terörü körüklemek. Küresel güç veya bunlara partner olmanın anlamı maalesef budur.&lt;br /&gt;Diğer bir anlamda insanlık aleyhine hareket etmek ve faaliyet göstermektir.&lt;br /&gt;Yukarda açıkladığımız sözde “büyük” strateji devleri işte böyle yapmakta, kirli oyunlar oyunlarla bu alanlarda, hukuk, ahlak ve insanlık aleyhine faaliyet göstermektedirler.&lt;br /&gt;Başta ABD olmak üzere çoğunda, bu amaçla oluşturulan ve adına ting-teng denilen modern, kapsamlı, çok zengin ve büyük imkânlarla beslenen, desteklenen düşünce kuruluşları vardır. Bu tür düşünce kuruluşları hükümetler adına stratejiler ve senaryolar üretir;&lt;br /&gt;Aynı zamanda bu senaryoların uygulanmasına nezaret edecek uzmanlar da yetiştirirler. TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ&lt;br /&gt;Yani, senaryo içindeki gerçek görevleri toplum mühendisliği’dir.&lt;br /&gt;Toplum Mühendisliği; Bir toplumu ezmenin, çok ucuz ve sorunsuz olarak iliklerine kadar soymanın, karın tokluğuna hayvan (eşek) gibi çalıştırmanın ve sömürmenin ileri, çağdaş ve modern adıdır. Maalesef buna da, insan hakları, adalet ve hukuka aykırı olmasına rağmen “meslek” denilmektedir.&lt;br /&gt;Şu anda maksimum hızla hayata geçirilen ve uygulanan “yenidünya düzeni”, “küresel emperyalizm/yeni sömürgecilik), “NAFTA”, Dünya Bankası, IMF, Dünya ticaret merkezi ve ABD’nin “11 Eylül ikiz kule” olayları hep bir senaryo ürünü ve emperyalist güçler tarafından “haçlı (yağmacılık) ruhu ile üretilerek” üretilerek, insanlık aleyhine ve fakat belirli güruhlar lehine uygulanan, ağırlıklı, büyük stratejilerdir.&lt;br /&gt;Burada “güruh” dan maksat: Herhangi bir din, inanç, mezhep yahut milliyet farkı gözetmeksizin, bütün dünyayı yönetmeye kalkışan ve sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen sözde “aile” bağlamında örgütlü mahlukat kast olunmaktadır. Ki, bunların en belirgin özelliği, hak, hukuk ve adalet düşmanı olmaları ve bütün inançlar bazında genel din tüccarlı (dinler arası diyalogculuk) yapmalarıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/StxSS7kSUPI/AAAAAAAABXo/AHpdZrA0oTc/s1600-h/M%C4%B0LL%C4%B0+DAVA+KIBRIS.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 250px; FLOAT: left; HEIGHT: 361px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394276938864021746" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/StxSS7kSUPI/AAAAAAAABXo/AHpdZrA0oTc/s400/M%C4%B0LL%C4%B0+DAVA+KIBRIS.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;MİLLİ DAVA (!) KIBRIS&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Türkiye, emperyalist bir devlet değildir.&lt;br /&gt;Kuruluş ilkeleri ve ilk (1924) anayasası gereği emperyalizm karşıtıdır.&lt;br /&gt;Gerçek, samimi ve tarihi politikaları da…..&lt;br /&gt;Kaldı ki, dünyanın en büyük emperyalist devletlerine karşı verilen bir “kutsal savaş ve efsanevi direniş” sonucu kurulmuştur.&lt;br /&gt;Bu manâdan mülheme olmak üzere adı: İstiklâl Savaşıdır.&lt;br /&gt;İstiklâl Savaşı, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük strateji dehalarından biri ve O’nun önderliğinde Türk Milleti tarafından başarılmıştır.&lt;br /&gt;Bu nedenle “dâhili ve harici” bedhahlara (gizli) düşmana karşı daima hazır ve nazır olmak Türk milletinin genlerinde vardır. Şiarımız: “Hazır ol cenge her daim, eğer istersen yurtta ve dünyada barış” ilkesidir. “Yurtta sulh, cihanda sulh” vecizesinin hakiki manâ ve münderecetı ayniyle budur.&lt;br /&gt;Nitekim “Kurucu ATA” M. Kemal Atatürk Türk genliğine emanet ve vasiyetinde: “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir..” emrini vererek, bilvesile milli cevherin öz, kaynak ve asıl dayanağını da belirtmiştir: “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kan’da mevcuttur” ..&lt;br /&gt;Nedendir bu vasiyet?&lt;br /&gt;“Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.&lt;br /&gt;Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.”&lt;br /&gt;İŞTE SEBEP BUDUR!...&lt;br /&gt;Lâkin Türkiye’de henüz strateji kurumları ve düşünce kuruluşları yoktur.&lt;br /&gt;Çünkü hem varlıkları istenmez ve hem de hükümetler bunları desteklemez.&lt;br /&gt;İç düşmanlar (dâhili bedhahlar) halkın asla ve hiçbir zaman, örneğin bir Kıbrıs gibi milli davalar gütmesini ve bunları sahiplenmesini istememişlerdir.&lt;br /&gt;Aksine “milli” damgalı her şeye karşı çıkmışlar ve düşmanlık etmişlerdir.&lt;br /&gt;Bunların başında: Milli Devlet, Milli Ordu ve Milli Anayasa gelir.&lt;br /&gt;ANAVATAN’IN MİLLİ DAVALARI!...&lt;br /&gt;Bu unsurlar 27 Mayıs isyanı ile anayasa ve cari mevzuattan kazınmıştır. Adları zoraki “milli” lâfzı içeren Milli Eğitim ile Milli Savunma bakanlıklarının isimlerini hiçbir zaman hazmedememişler; Bu kurumları içten çökertmek, milli-ilmi ve manevi değerlere karşı tahrip, tahkir, tezyif ve tekzip görevleri yaptırmak en büyük emelleri olmuştur. Bu sebepledir ki Milli Eğitim diplomalı binlerce hırsız, yolsuz, sahtekâr, anarşist ve terörist AB tarafından iftiharla himaye edilmektedir. Ordu içinde de, maalesef, uluslar arası Yahudi tarikatı olan masonluk, hırsızlık-yolsuzluk, rüşvet-iltimas, suiistimal ve asker aileleri bağlamında namussuzluk yer, yer mümkün vakıalar arasında yer almakta; namaz ictimaları, İslâmi yemin ve İmam kadroları kaldırılmış bulunmaktadır. Bunlar “Milli ordu ve Peygamber Ocağı” kavramlarına vurulmuş kahredici darbelerdir.&lt;br /&gt;DAHİLİ İZOLASYONLAR!...&lt;br /&gt;Netice itibarıyla Türk devleti ve siyaset hayatının derinlerine nüfuz etmiş “gayri milli unsurlar” Milli strateji üretmenin, milletçe “milletlerarası organizasyonlara” taraf olmanın, “bir dünya devleti gibi”, halkı zenginleştirecek, refah ve saadet içinde mutlu kılacak, adalet ve hukuk standartlarını evrensel bazda yükseltecek tarzda hareket etmenin de karşısındadırlar. Bunlar, genellikle dönme ve devşirmedir.&lt;br /&gt;Türklüğü ve İslâm’ın yüceliğini idrakten aciz kalmışlardır.&lt;br /&gt;Kimlik ve kişilik yoksunu olduklarından dolayıdır ki “partner”liğe bayılırlar.&lt;br /&gt;İşte bunlar (dahili bedhahlar) nedeniyle zorunlu alanlarda basit güncel politikalar, yaşanan sorunlara karşı alternatif projeler ve çözüm önerileri üretebilecek milli ve mukavim AR-GE’ler bile henüz teşekkül ettirilememiştir..&lt;br /&gt;Mevcutlar “sürgün yeri” olarak kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;Dışişleri teşkilâtı ise hâla “monşerlere” teslim.. Yani milli değildir!...&lt;br /&gt;Bu nedenle AİHM sürekli aleyhimize çalışıyor, siyasi kararlar üretiyor ve TC’yi tüm dünya karşısında taciz ederek, küçük düşürüyor. Türk milleti ve evrensel hukuk’un en temel hak ve stratejisi “mütekabiliyet”, “mukabil hak”, “ecri misil”, “misilleme” ve “mukabele-i bil misil” gibi, hak, adalet ve hukuk’ betimleyen kavramlar Dışişlerinin lügatinde yok!...&lt;br /&gt;Neden acaba? Yoksa biz hâkim ve hükümran “özgür” bir devlet değil miyiz?..&lt;br /&gt;Yahut sorun, sadece “milli” meselesinden mi kaynaklanmakta? Oysa!...&lt;br /&gt;Başta, GB antlaşması ile kaybedilme yoluna girilen Kıbrıs, 12 Adalar, (adalar hükümetler ve dışişleri bakanlıklarının gözü önünde) Lozan Antlaşmasına aykırı olarak silahlandırılmış, her bir adaya askeri yığınak yapılmış, Anadolu’yu rahatlıkla vurabilecek menzilde füze rampaları ve askeri hava alanları inşa edilmiştir. Hava sahası konusunda da Yunanistan pusudadır. Önü alınamadığı takdirde Türkiye açık denizlere çıkması engellenecek ve bir kara devletine dönüştürülecektir.&lt;br /&gt;Hükümetler tam bir korkaklıkla bu MESELELERE KARŞI ses çıkartamamakta ve sözde barışı korumak adına olan bitene göz yummak gaflet ve dalâletini göstermektedirler. Kuzey Irak, Musul, Kerkük, Karabağ, Doğu Türkistan ve Kıbrıs’ın durumu ortadadır. Lütfen aşağıdaki (konuyla ilgili) örneği bir inceleyin.&lt;br /&gt;Çok şeyin farkına varacaksınız.&lt;br /&gt;Nasıl bir ateş çemberi içinde olduğumuzu açıkça göreceksiniz.&lt;br /&gt;Bir şeyi daha tabii; Ülkemizi yıllardır yönetenlerin gaflet ve dalâletini...&lt;br /&gt;Buyurun: Sadece yakın tarihi inceleyin yeter!...&lt;br /&gt;MİLLİ STRATEJİ VE KIBRIS&lt;br /&gt;Strateji ufkun ötesini görebilme (basiret ve feraset) sanatıdır.&lt;br /&gt;Askeri Strateji: Askerlik mesleği bakımından, gelecekte bilinen-belli olan veya müstakbel düşmanlar tarafından, hesaplanan beklentiler dâhilinde yönelebilecek tehdit, tecavüz, tahdit (sınırlamalar) ve tehlikelerle mukabil hangi imkânlar, şartlar ve ihtimallerle karşı konulabileceğini iyi hesaplama ve uzağı görebilme ilmi ve sanatıdır.&lt;br /&gt;Düşmanlara karşı mukabil tedbirler almak bu ilim sayesinde kabil olmaktadır.&lt;br /&gt;Buna göre “strateji”elde mevcut imkânlarla en iyi sonuca ulaşmayı sağlayacak şekilde durumu yönlendirme ve yönetme kabiliyeti, öngörü, basiret ve beka sanatıdır.&lt;br /&gt;Bu çerçevede; Atatürk’ün uzağı görme (basiret/öngörü) ve Askeri Strateji bakımından eşsiz bir deha, nadir bir komutan ve büyük bir devlet adamı olduğu her geçen gün biraz daha açığa çıkmakta ve bütün dünyada çok iyi anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;Strateji ilimi ve sanatına yetenekleriyle sahip olmayanlar ülkeyi, ülke kaynaklarını, siyasi partileri, şirket ve dernekleri, kısaca halkı, hükümetleri ve orduları hakkıyla ve lâyıkıyla yönetemezler, yönetirlerse de başarılı olamazlar.&lt;br /&gt;Türkiye’nin elli yıldır ufkun ötesini ve gerçekleri görebilenler tarafından değil;&lt;br /&gt;Burnunun ucunu bile göremeyenler tarafından yönetilmeğe çalışıldığını, kaç yıldan beri “kördüğüm” haline getirilen Kıbrıs’ın durumu ve “milli davanın” kaybedilmek üzere olması açıkça göstermektedir.&lt;br /&gt;ŞURASI UNUTULMAMALIDIR Kİ!..&lt;br /&gt;Türk Silahlı Kuvvetleri’nin asli görevi olan ülkeyi “DAHİLİ VE HARİCİ” tehdit ve tehlikelere karşı koruma ve savunabilmesi, Kıbrıs’ın tamamen Türkiye’nin kontrolü altında ve bütünüyle hâkimiyetinde bulunması şartına bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;***&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;AB PARANOYASI VE ATATÜRK’E SALDIRI &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/StxQ2TSgb0I/AAAAAAAABXg/GMa5IRoAbRk/s1600-h/ATATURK+E+SALDIRI.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 325px; FLOAT: right; HEIGHT: 199px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394275347504066370" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/StxQ2TSgb0I/AAAAAAAABXg/GMa5IRoAbRk/s400/ATATURK+E+SALDIRI.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;AB, başta Ortlander raporu olmak üzere, belirli aralıklarla yaptığı açıklamaları veya değişik komisyonlarında yazılan raporları ile Atatürk’e saldırmayı, adeta sürecin bir parçası haline getirdi.&lt;br /&gt;İlk saldırıdan tutun, bu ay vaki olan son saldırıya kadar, muhatap (hükümet) iktidar veya muhalefetten ses yok. Ciddi bir tepki yok. Tekzip talebi yok.&lt;br /&gt;Ne kadar garip ve enteresan, ayıp ve utanç verici değil mi?&lt;br /&gt;Bu saldırılar kapsamında; önce Atatürk resimlerinin indirilmesi istendi.&lt;br /&gt;Şimdi de, Atatürk’ü koruma kanununun kaldırılmasını istiyorlar.&lt;br /&gt;Onlar, kendilerine gerekli cevabın verilememesinin cesareti ile bu isteklerde bulunadursunlar, Ankara’nın Başkent oluşu kutlaması için Atatürk Heykeli etrafında toplananlar, karşılarında bambaşka bir Atatürk Heykeli buldular. Heykel bir gecede sararmıştı. Tarihi anıtı, bir oyuncak biblo gibi boyatanın gerçek sorumlusu bulunamadı.&lt;br /&gt;Yaşadığımız kenti, toprakları, bu günlere nasıl geldiğimizi bilmiyoruz.&lt;br /&gt;Her gün önünden geçtiğimiz yapıların değerini ve anlamını öğrenmiyoruz.&lt;br /&gt;Meselâ, Birinci Meclis’in kurulduğu alanın (yani şimdiki Ulus Meydanı’nın) eski ismi ‘Hakimiyeti Milliye Meydanı’ idi. Meydanda yer alan Atatürk Heykeli, Y. Nadi’nin başlattığı bir kampanya ile, hazineden para almadan, halktan toplanan yardımlarla yapılmış ve 27. Kasım 1927 günü açılmıştır.&lt;br /&gt;Heykel, Heinrich Krippel’in eseridir. Avusturyalı sanatçı Krippel, Atatürk Anıtları yapmak üzere 1925’de davet edilmiş ve 1938’e kadar 13 yıl boyunca Türkiye’de kalmıştır. Atatürk sanatçıyı köşkte konuk ederek poz vermiştir.&lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemal “Sakarya” isimli atının üzerinde oturmakta ve Meclis binasına doğru bakmaktadır. Bu bakış şekli özel olarak tasarlanmıştır. Hırslı ve güçlü bir at olan Sakarya, Gazi’den komut beklemektedir. Her an dörtnala kalkmaya hazırdır. Alnı “aynalı” tabir edilen şekilde beyazdır. Ayaklarında da beyazlık vardır.&lt;br /&gt;Heykelin çevresinde iki Mehmetcik, bir de Kuvayi Milliyeci kahraman Kara Fatma’yı simgeleyen bir kadın heykeli vardır. Elini güneşe siper eden Mehmetcik, Polatlı yönünden gelecek düşmanı gözlemektedir. Tüfeğinin kasaturası takılı olup, derhal süngü hücumuna kalkacak bir pozisyonda beklemektedir. Ayağında “tozluk” yerine, dizinden itibaren, delikli postalına kadar sekiz defa sarılmış “dolak” ı vardır.&lt;br /&gt;Kara Fatma, omzunda bir top veya şarapnel mermisi taşımaktadır.&lt;br /&gt;Kaide yüzlerinde rölyefler vardır. Birinde, kucağında bebeği ile yürüyen ve kağnıda taşıdığı top mermilerinin ıslanmaması için üzerine, bebeğinin mintanını serdiği “gerçek hayattan alınan” kompozisyon resmedilmiştir.&lt;br /&gt;Heykelin açılışında figürü gören Atatürk’ün gözlerinin yaşardığı söylenir.&lt;br /&gt;Heykel, Ulus Meydanı düzenlenirken 1956 yılında yerinden kaldırılarak on metre kadar Kızılay yönüne taşınmış ve oturduğu kaide biraz yükseltilmiştir.&lt;br /&gt;Yarın önünden geçerken veya Ankara’ya geldiğiniz bir gün, heykele bir de bu gözle ve “görerek” bakın. Cumhuriyetin değerlerine ilişkin pek çok ip ucu bulacaksınız. Bulunduğunuz her yerde buna benzer ipuçları vardır. Yeter ki, bakın ve görün.&lt;br /&gt;İşte AB’nin ve içimizdeki işbirlikçilerinin, Atatürk’e saldırmalarının ana sebebi, unutulmasını ve kaldırılmasını istedikleri Atatürk anı ve heykellerinden biri budur.&lt;br /&gt;Ancak, Atatürk’ün eser, hizmet, ilke ve inkılâpları o kadar sağlam, emin, köklü ve mukavim ki, her biri adeta kök salmış bir şekilde, Türk Toprağı ve Türk Milletinin yüreğine dayanmış bulunmaktadır”&lt;br /&gt;Kaynak: (Av.A.Erdem Akyüz, Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-5680298199382507953?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/10/tarih-komisyonu-mustafa-nevruz-sinaci.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/StxTb9vLgUI/AAAAAAAABX4/OFMEuMVxERs/s72-c/TAR%C4%B0H+KOM%C4%B0SYONU+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-4009176447996275608</guid><pubDate>Fri, 02 Oct 2009 16:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-03T02:46:36.904-07:00</atom:updated><title>BAŞ BAKAN'A "AÇIK MEKTUP"</title><description>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;VATANDAŞ HÜSNÜ BEY’DEN BAŞ-BAKAN’A MEKTUP &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SsYrwkIhvLI/AAAAAAAABXA/v7uJO9atEyo/s1600-h/Husnu+AKINCI+++sag+tarafa"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5388042117528534194" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 243px; CURSOR: hand; HEIGHT: 149px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SsYrwkIhvLI/AAAAAAAABXA/v7uJO9atEyo/s400/Husnu+AKINCI+++sag+tarafa" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#660000;"&gt;Eczacı Hüsnü Akıncı&lt;/span&gt;, son derece onurlu, ilkeli, kültürlü ve sorumlu bir insan..&lt;br /&gt;Bir yandan, “devleti sırtında taşıyan, kapsama dâhil vergi mükellefi” namuslu, dürüst, bir örnek; Diğer taraftan, günün olaylarını, hükümet ve devletin gündemini takip eden duyarlı, diri, (yaşayan ölülerden değil) “farkında” hassasiyeti yüksek, halis ve hakiki bir vatandaş.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SscbwzYIeqI/AAAAAAAABXI/qYIRKm5n6ZM/s1600-h/galip+baran++montaj+soÄ±l+taraf.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5388306004411185826" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 172px; CURSOR: hand; HEIGHT: 230px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SscbwzYIeqI/AAAAAAAABXI/qYIRKm5n6ZM/s400/galip+baran++montaj+so%C4%B1l+taraf.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Nemelâzımcı, bana-neci değil.. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;İcabında Cumhurbaşkanından Baş-bakana, gazeteciye, yazar’a, ben dâhil, ilgili ve sorumlu herkese her kişi ve makama yazıyor. Elini medeni cesaret, yurttaşlık görevi, tam kararlılık ve bilgelikle taşın altına koyup; (&lt;span style="font-size:130%;color:#000099;"&gt;Tıpkı GALİP BARAN gibi&lt;/span&gt;) Öneri, tenkit ve tavsiyelerde buluyor. Yerine göre yol gösterici oluyor, ışık tutuyor.&lt;br /&gt;Ancak; Büyük özveri, özen, dikkat, iyi niyet ve samimi dilekle muhataba yazılarak gönderilen bu mektuplar, “ACABA!...” okunuyor mu? Ciddiye alınıyor mu? Haklı, doğru ve yerinde tespit, tenkit ve öneriler, dikkate alınıp “yönetime katılım-katkı, denetleme, önerme, tenkit ve/veya destekleme” adına “ilkeli, onurlu ve sorumlu” yurttaşlardan gelen bu ve benzer intikaller değerlendiriliyor mu?... Acaba!... Ne dersiniz?...&lt;br /&gt;Bugün (ve yarın) burada yayınlayacağım, Hüsnü Akıncı’nın “AÇIK MEKTUP” unu dikkatle okuyalım ve sonrasını mümkün olduğunca takibe çalışalım, izleyelim lütfen!... “Sayın BAŞBAKAN;&lt;br /&gt;Dokuz Eylül Üniversite’sinin 2009-2010 öğretim yılına başlaması sebebiyle yaptığınız konuşmanın tv’lerde yayınlanan bölümlerini dikkatle izledim. Konuşmanızın bir bölümünde;&lt;br /&gt;''Birçok sorunumuzu çözdük. Çözüm yoluna da koyduk. Mevcut sorunlarımızı uzlaşı içinde, mutabakat içinde çözmenin gayretindeyiz. Küresel krizin aşılacağını biliyoruz. 2010 bunun ciddi başlangıcı olacak ve 2010'dan itibaren pozitif büyüme beklentilerimizi kamuoyuna orta vadeli programda açıkladık. Krizin sona ermesiyle birlikte üniversite gençliği başta olmak üzere tüm gençlerimizin işsizlik kaygısında biraz daha azalma olacak.&lt;br /&gt;Gençler, bakınız her üniversiteyi bitiren veya tüm halk iş sahibi olur diye bir kaide yok. Dünyanın hiçbir yerinde, ABD başta olmak üzere halkının tümüne iş sağlamıştır diye bir gerçek yok. Bakın şu anda onlar da yüzde 7-8 oranlarına varan işsizlikle uğraşıyor. İspanya, yüzde 18 işsizlikle baş başa. Biz ise şu anda yüzde 13'deyiz. Tabii ki mücadelemizi vereceğiz. Bunu daha aşağıya çekmenin gayreti içinde olacağız. Göreve gediğimde % 10.7 idi, şu anda krize rağmen yüzde 13'deyiz. Bunu hiçbir zaman iyi bir yerdeyiz demek için söylemiyorum. Bunu kesinlikle tek haneli orana düşürmek durumundayız. Onun için de gerek tarım endüstrisinde, gerek hizmet sektöründe yoğun çalışma yapmak suretiyle bunları düşürmenin gayreti içinde olacağız.'' ifadelerini kullandınız.&lt;br /&gt;İktidarda bulunmanız sebebiyle, siyasî amaçlı da olsa, icraatlarınızı övmek hakkına sahipsiniz. Ancak; Türkiye’yi iyi izleyenlerin gözlemlerini ve eleştirilerini de dikkate almak, görevlerinizin arasındadır.&lt;br /&gt;Bu sebeple; duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ediyorum:&lt;br /&gt;İçinde bulunduğumuz iktisadî zorlukların, “Küresel Kriz” adı verilen finansal krizden kaynaklanmadığı kabul edilmelidir. Çünkü iktidarınız dönemi dâhil Türkiye, 29 yıldan beri iktisadî krize maruz kalmıştır. Ne yazık ki; ülkeyi idare edenler, Türkiye’nin 29 yıldan beri yanlış ekonomi ve para politikalarıyla idare edildiği gerçeğini görememişler ve kabullenememişlerdir. Bu sebeple; “Birçok sorunumuzu çözdük, çözüm yoluna da koyduk” sözünüz, gerçekleri yansıtmaya yeterli değildir. Keşke, gerçekleri yansıtsaydı…&lt;br /&gt;Şayet, sorunlarımız çözülmüş olsaydı:&lt;br /&gt;- Türkiye’nin iç ve dış borçları artmaz ve halkımızın büyük çoğunluğu, borç yükü altında inlemez ve çaresizlik içinde kıvranmazdı ve de, fukaralık yaygınlaşmazdı.&lt;br /&gt;- Gelir dağılımı bozulmaz ve fukara kesim ezilmezdi. İşsizlik, korkutucu boyutlara ulaşmazdı.&lt;br /&gt;*** &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SsccQsfE9XI/AAAAAAAABXQ/dkMn0-S4yf4/s1600-h/RTE+O1++++montaj+sag.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5388306552317080946" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 268px; CURSOR: hand; HEIGHT: 293px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SsccQsfE9XI/AAAAAAAABXQ/dkMn0-S4yf4/s400/RTE+O1++++montaj+sag.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;BAŞBAKAN’A AÇIK MEKTUP&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt; (*)&lt;br /&gt;- Dış ticaret açığı, carî açık ve bütçe açığı, SGK açığı, ekonomimizdeki dengeleri bozacak derecede büyümez; Tarım ve hayvancılığımız çökmezdi ve Türkiye, kendi kendini besleyemez hale düşmezdi.&lt;br /&gt;- En önemlisi: Başta bankalarımız olmak üzere önemli iktisadî değerlerimiz ve altyapı tesislerimiz, yabancıların eline geçmez; Ümitlerimizi, spekülâtif yabancı sermayeye bağlamaz ve üretime matuf yatırımlara devam ederdik.&lt;br /&gt;- Üretken bir ekonomimiz olsaydı; her yıl 50 milyar dolar faiz ödemezdik ve işsizliğin yaygınlaşmasını önlerdik; Öğündüğümüz ihracatımız ithalâta dayalı olmaz; ara malı ve hammadde üreten bir yapıya kavuşurduk.&lt;br /&gt;- Millî gelirimiz, dolar kurundaki düşüklüğe bağlı olarak kâğıt üzerinde artmaz; büyüyen reel ekonomi sayesinde, gerçek anlamda artardı.&lt;br /&gt;- Banka kaynaklarımız, rantiye kesimini değil; üreten, yatırım yapan, istihdam sağlayan kesimlere destek olurdu.&lt;br /&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;br /&gt;Birtakım istatistikî rakamlara dayalı olarak yapılan iktisadî analizler, siyasî iktidarları daimâ yanıltmıştır. Bu hakikati en anlaşılır, açık ve en güzel şekilde gerçek iktisatçı JOAN ROBİNSON, şu sözleriyle ifade etmiştir: “İktisat bilmenin yararı, bir ülkenin ekonomisini düzeltmek ve ekonomik zorluklara geçerli çözümler bulmak işin değil, iktisatçıların yanıltmalarını önlemek içindir.”&lt;br /&gt;Konuşmanızda belirttiğiniz iki önemli hususa da değinmek istiyorum. Şöyle ki:&lt;br /&gt;1-“Türkiye’deki kurulu bütün şantiyeleri dolaştım. Bundan önce hiç, şantiyeleri dolaşan başbakanlar gördünüz mü?” ifadesini kullandınız. Bu ifadeniz, bizler için biraz şaşırtıcı oldu. Zîra; şantiyeleri denetlemek başbakanların görevi değildir. Hükümetlerin plânladığı yatırımları yürütmek ve denetlemek, devletin birimlerine aittir. Sorumluluk da onlarındır. Elbette ki; istedikleri takdirde başbakanlar, yatırımları ziyaret ederler.&lt;br /&gt;Netekim; sizden evvel de başbakanlar, büyük yatırımları dolaşmışlardır. Hem de bu işi, ulaşım imkânlarının zor olduğu dönemlerde yapmışlardır. Bu ziyaretleri, uzun ve meşakkatli kara yolculuklarına katlanarak yapmışlardır.&lt;br /&gt;2-Yeni üniversite kurduğunuzu, sanki sizden evvelki iktidarlar, hiç üniversite kurmamışlar gibi övünücü bir üslûpla ifade ettiniz. Siyasî amaçlı övünmenize hak verirken, üniversiteler hakkında da görüşümü belirtmek istiyorum:&lt;br /&gt;1965 yılında Türkiye’nin 6 üniversitesi mevcuttu.&lt;br /&gt;12 Eylül 1980 sabahı İhtilâl idaresi, 22 üniversite teslim almıştır.&lt;br /&gt;12 Eylül idaresi ve sonrası oluşan siyasî iktidar, üniversiteleri anarşi ve terör sebebi addettiği için, üniversite kurulmamıştır. 1991 yılı sonuna kadar geçen 11 yıllık süre zarfında, sadece iki üniversite kurulmuştur.&lt;br /&gt;1991 seçimleri sonunda oluşan siyasî iktidar, 1992 başında itibaren üniversite yatırımlarını hızlandırmış ve bu sebeple 2002 sonunda 82 üniversitemiz olmuştur. Yani, 10 yıllık süre zarfında 58 üniversite kurulmuş ve bugün, faal haldedir.&lt;br /&gt;İktidarınız, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://7.ci/"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;7.ci&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt; yılında 50 üniversite kurulmasına karar vermiştir.&lt;br /&gt;Bu üniversite örneğini, “Devlette devamlılık vardır.” ilkesine dayanarak verdim.&lt;br /&gt;Zîra; siyasî iktidarların; kendilerini överken, geçmişi inkâr etmelerini ve kötülemelerini, gönlüm kabul etmemektedir. Türkiye’nin iyi idare edilmesini arzu ettiğim için, demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.&lt;br /&gt;Saygılarımla, Ecz. Hüsnü Akıncı,“ (30.Eylül.2009)&lt;br /&gt;Tel: 0216-4181726/0532 457 6956 - Web: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://akincidan.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;http://akincidan.blogspot.com/&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;(*) Eczacı Hüsnü Akıncı’nın Baş Bakan’a mektubu, 2. bölüm. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-4009176447996275608?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/10/bas-bakana-acik-mektup.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SsYrwkIhvLI/AAAAAAAABXA/v7uJO9atEyo/s72-c/Husnu+AKINCI+++sag+tarafa' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-2690567495765548436</guid><pubDate>Sat, 26 Sep 2009 15:28:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-09T02:20:57.126-07:00</atom:updated><title>KEHANET-İŞARET; EMANET VE VASİYET !...</title><description>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;SON BAŞVEKİL&lt;/span&gt; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sr460M_uf3I/AAAAAAAABWg/geIu1U1Nn7c/s1600-h/02+ATATURK.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385806872897814386" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 138px; CURSOR: hand; HEIGHT: 178px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sr460M_uf3I/AAAAAAAABWg/geIu1U1Nn7c/s400/02+ATATURK.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sr47J7_1KkI/AAAAAAAABWw/OTpz7vl0_Z0/s1600-h/01++SON+BASVEKÄ°L++ADNAN+MENDERES.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385807246291970626" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 115px; CURSOR: hand; HEIGHT: 157px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sr47J7_1KkI/AAAAAAAABWw/OTpz7vl0_Z0/s200/01++SON+BASVEK%C4%B0L++ADNAN+MENDERES.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Zaten O’ndan sonra (millet iradesini temsil) anlamı ve özelliğini yitiren makama baş-bakanlık, atama yoluyla mekâna tensip olunana da baş-bakan adı verilmiştir!...&lt;br /&gt;Olması gereken de buydu.&lt;br /&gt;Zira o güne kadar vekillerini bizzat seçen millet; dolayısıyla kendi Baş Vekil’ini de kendisi seçmiş oluyordu.&lt;br /&gt;Yani, devlet idaresinde ‘millet iradesi’ hâkimdi.&lt;br /&gt;Siyasi Partiler ve Seçim Kanunları daha dürüst, namuskâr ve demokrattı.&lt;br /&gt;Ülkemizde (kuvvetler birliği ilkesi olmasına rağmen) daha güçlü, hâkim ve hükümran bir “adalet sistemi”, adalet ahlâkı ve hukuk vardı. Vergiler bu kadar çeşitli ve karmaşık değil, çok azdı. Hükümet insan odaklı olarak, millet için çalışır, deli dumrul gibi (doğalgaz, elektrik, su, petrol ürünleri, iletişim ve bilişim) vergi almaz; gasp ve irtikap eder gibi ticaret yapmazdı..&lt;br /&gt;Sonra gerici, mürteci ve yobazların devirme (devrim) ve çökertme tuzağına düşüldü.&lt;br /&gt;Son Baş Vekil Adnan Menderes ile bazı vekilleri Zorlu ve Polatkan, adına, utanmadan ve hicap etmeden mahkeme denilen, çadır tiyatrolarında “emredildiği gibi” katledilmelerine karar kılındı. TC tarihinin en insanlık dışı ve nefreti calip, sözde yargıçları, hem bu karara ve hem de tiyatro süresince devam eden “hırsızlar kervanı” isimli yalan, iftira ve furya’ya (radyo programına) ortak oldular. Neticeten idam ve infazlarla birlikte ülkemizin üstüne adeta bir mezar toprağı serpildi ve mâkus talih hükmünü icra etmeye başladı…&lt;br /&gt;O, (Baş Vekil Adnan Menderes) bu kahpe tuzak ve kalleş ihanetin sebep ve hikmetini, zanlı ve suçlularını çok vazıh (açık) bir işaret ve atiye dair kehanetle tespit ve sevgili milletine idamından önceki son mektubuyla açıklayıp, ilân etti. Duyurdu.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Nerede? Nasıl mı?.. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sr46Qc23gVI/AAAAAAAABWQ/spmVyWllcJ4/s1600-h/04+MEYDANLAR+MENDERES.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385806258680332626" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 210px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sr46Qc23gVI/AAAAAAAABWQ/spmVyWllcJ4/s320/04+MEYDANLAR+MENDERES.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Malum idamlar bütün dünyada el ayak çekildikten sonra, yani sabaha karşı yapılır.&lt;br /&gt;Sebebi gayet basittir: Gündüz infazları halkta taşkınlıklara meydan verir. Olayın dehşetinden etkilenenler, sağa sola saldırıp bazen başka ölümlere yol açabilirler.&lt;br /&gt;Ama O’nun ki öyle olmadı.&lt;br /&gt;Adeta millete meydan okurcasına, alçakça, sinsice ve haince, üstelik bir ikindi vakti gizlice, gözlerden ırak ve gönüllerden uzak, ıssız bir ada da ağır-ağır darağacına doğru yola çıkarıldı. (Polatkan ve Zorlu için de aynı yöntem uygulandı)&lt;br /&gt;Şehâdet makamına vardığında, son sözlerini yazmak için kâğıt kalem istedi.&lt;br /&gt;Ufak bir not kâğıdı uzattılar önüne.&lt;br /&gt;Başladı yazmaya.&lt;br /&gt;Kendini iyi ifade etmesiyle tanınan son Başvekil, darağacının gölgesinde o kâğıt parçasına adeta bir demokrasi manifestosu döktürecekti.&lt;br /&gt;Artık, Allah (CC)’dan başka kimseden korkusu kalmamıştı.&lt;br /&gt;Zaten önce de Allah’tan başka kimseden korkmazdı.&lt;br /&gt;Ölümden öte yol var mıydı sanki?&lt;br /&gt;Başladı yazmaya.&lt;br /&gt;Dünyaya sağlığında bıraktığı son belgenin “eski yazı” dediğimiz Osmanlıca olması ve hiçbir imla hatası ve cümle düşüklüğü içermeden yazılması çok düşündürücüdür.&lt;br /&gt;Demek ki, ölümü bile arzulayacak noktaya getirilebiliyormuş insan.&lt;br /&gt;Gerektiğinde ona, bir sevgiliye koşar gibi de koşulabiliyormuş…&lt;br /&gt;İlk satıra şöyle yazdı:&lt;br /&gt;“Adnan Menderes’in idamından evvel son sözleri...”&lt;br /&gt;Sonra düşüne, düşüne yazmaya devam etti:&lt;br /&gt;“Sizlere dargın değilim.&lt;br /&gt;Sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler (elinde olduğunu ve gerçekte kimler) tarafından idare edildiğini biliyorum.&lt;br /&gt;Onlara da dargın değilim.&lt;br /&gt;Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki:&lt;br /&gt;‘Adnan Menderes hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteşekkirdir.’&lt;br /&gt;İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok.&lt;br /&gt;Ancak; Ölüme kadar metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman (!) efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz?&lt;br /&gt;Şunu da söyleyeyim ki, “milletçe kazanılacak adalet-hukuk, hürriyet ve demokrasi mücadelesinde sizi ve efendilerinizi yine de (1950’de olduğu gibi) kurtarabilirdim” lâkin dirimden korkmayacaktınız.&lt;br /&gt;Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes’in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen duam [bu kelimenin üzeri çizilip merhametim yapılmıştır] sizlerle beraberdir.”&lt;br /&gt;O, son Başvekil’di. Umur-u devlet’di. Erbap-ı faziletti.&lt;br /&gt;Hak âşığı, adalet, hukuk, demokrasi ve millet sevdalısı idi..&lt;br /&gt;Bu uğurda başını verdi…&lt;br /&gt;“Demokrasi Şehidi” mertebesine yükseldi. Efsaneleşti, destanlaştı ve milletim mâşeri vicdanında taht kurdu.&lt;br /&gt;Hukuk’un yüzkarası ve Türk hukukçularının ebedi utancı yassı-ada mahkemelerinin zulüm, ağır tahrik ve hakaretleri karşısında ezilmiş, tükenmiş, adeta canlı cenazeye dönmüş Menderes’in dimağı, son mesajında alevlenmiş, millet düşmanlarını işaret ve ifşa etmiştir..&lt;br /&gt;Özellikle irticalî konuşmalarında zaman-zaman edebî bir haz kazanan zengin üslubu, bu işaret ve ifşaatında, Osmanlıcanın nâmütenahi manâ derinliğine sahipti..&lt;br /&gt;O, her tür taklit, zorlama, dayatma ve uydurukçuluktan uzak, Milli ve doğal’dı.&lt;br /&gt;Bu dil zenginliği ve mana derinliğine mümasil (emsal) bir örnek…&lt;br /&gt;İşte 1 Mayıs 1960 tarihli radyo konuşmasından birkaç cümle:&lt;br /&gt;“Çok partili hayat birtakım müşkülata rağmen devam edip yerleşmekte... Ve her memleket meselesini milletin rey ve iradesiyle halletme veya yönlendirme şuuru vicdanlarda yerleşmekte ve kökleşmektedir... Fakat memleket bütün bu güzel ve müspet manzaraları ile göze gelmiş gibi, feleğin kahrı şeametli [uğursuz] bir nefes gibi üstünde dolaşmakta, sanki zehirli bir çöl rüzgârı gibi onun güzel renklerini soldurmaya çabalayarak esmekte...&lt;br /&gt;Ne için sevgili vatandaşlarım?&lt;br /&gt;Bu kin, bu husumet, bu ihtiras, bu kıskançlık ne için kurutucu bir çöl fırtınası gibi bu güzel vatanın üstünde estirilmek istenmekte?”&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Sahi, ne içindi bütün bunlar? &lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sr46jvYiqZI/AAAAAAAABWY/-2YCjy-RR6Q/s1600-h/03+27+MAYIS"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385806590070925714" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 280px; CURSOR: hand; HEIGHT: 237px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sr46jvYiqZI/AAAAAAAABWY/-2YCjy-RR6Q/s320/03+27+MAYIS%27A+BAKAN+ATATURK.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Memleketin üzerinde estirilmek istenen bu zehirli çöl rüzgârları kimin eseriydi?&lt;br /&gt;Daha da önemlisi, “silahların gölgesinde yaşayan efendiler” den kimler ve hangi güçler kastedilmekte idi? CHP’liler ve İnönü mü acaba? Yoksa Derin devlet mi? Yahut iddia olunduğu gibi ABD veya bazılarının iddia ettiği gibi hâkimiyetini ABD’ye kaptırmış olmanın telaşıyla harekete geçen İngiltere öncülüğündeki Avrupa mı?&lt;br /&gt;Mektubun dikkat çekici cümlelerinden birisi, Türkiye’deki “hürriyet mücadelesi”nin er geç kazanılacağına ilişkin vurgudur.&lt;br /&gt;Menderes’in hürriyet mücadelesine başlama tarihi olarak verdiği 17 yıl evveli, 1944: “Türk milliyetçilerine zulüm ve işkence dönemine” tekabül eder. Hakeza, Eylül 1945’te CHP’den ihraç edilmeden önceki yoğun muhalefet günleri de hatırlanır..&lt;br /&gt;Çünkü O, Şükrü Saraçoğlu kabinesine güvensizlik oyu veren 7 muhaliften biridir.&lt;br /&gt;‘Geç kaldınız, geç. Benim başımı asıl o zaman alacaktınız’, diyerek; idam sehpasının eşiğinde yazdığı mektupla, şahsı ve milletine yönelik dâhili ve harici husumet, ezeli kin ve derin düşmanlığın odağında İsmet İnönü olduğunu tüm dünyaya açıklar.&lt;br /&gt;‘Silahların gölgesinde yaşayan efendi’ ve ‘1950’de kurtardım’ dediği işte odur.&lt;br /&gt;İktidara geldiklerinde paçası tutuşan İnönü’ye ‘devri sabık” yaratmayacakları, yani “Atatürk’ün vefatından 1950’ye kadar aralıksız olarak yapılan soygun, vurgun, rüşvet, iltimas, yolsuzluk, yalan-talan ve suiistimalin üstüne gitmeyecekleri” konusunda teminat veren Bayar ve Menderes, İnönü’yü iğrenç bir rezillik, ihanet töhmeti ve mâhkumiyetten kurtarmışlardır.&lt;br /&gt;Bakmayın siz İnönü ve İnönücülerin ‘aslında paşa Menderes’in idam edilmesini son dakikaya kadar istemedi’ yavelerine. Çünkü Bedii Faik’in de ustaca yakaladığı gibi, İnönü O’nun idamını son dakikaya kadar değil, “son dakikada” istememiştir. Ama zaten o son dakikada kimsenin (ABD Başkanı’nın bile) idamı önleyecek gücü kalmamıştı ki!&lt;br /&gt;Zamanlaması tek kelimeyle harikaydı İnönü’nün...&lt;br /&gt;Vatan, millet, demokrasi, hak-hukuk ve adalet delisi rakibinden kurtulmayı arzu etmiş ama şeytani bir kurnazlıkla son dakikada harekete geçerek üzerindeki şaibeyi de temizlemek istemişti. Sahte hüzün ve riyakârca bir teessürle ‘Ne yapayım, gördünüz, elimden gelen bu kadardı’, diyerek de işin içinden sıyrılmayı becermişti.&lt;br /&gt;Mektup devam ediyor:&lt;br /&gt;“Adnan Menderes’in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir.”&lt;br /&gt;Yoksa bir kehanet karşısında mıyız?&lt;br /&gt;Ölüsü değil, ruhu, gün gelecek “birbirinden kötü taklitler sahte demokratlar ve yeni Menderes’ler olarak ortaya çıkan Demirel, Ecevit, Özal ve Recep dâhil” özellikle ve bilhassa (şimdilerde AKP ile tarihen örtüşen) CHP olmak üzere; 27 Mayıs artığı cunta, dikta, sulta ve statüko partilerini siyaset meydanlarında sandığa gömerek silip süpürmeyecek midir?&lt;br /&gt;Ve bugün CHP, AKP ve şeriklerinin ensesindeki nefes, Türk halkının gönlünden hâlâ silinmeyen Menderes’in ruhu; Kadim Demokrat Parti’nin ‘siyasette uyguladığı “fazilet” mücadelesi değil midir?&lt;br /&gt;Lütfen hatırlayınız!.. Cumhuriyeti kuran ve O’nu Türk Milletine, “ebed müddet” yaşatılması kayıt ve şartıyla armağan eden Mustafa Kemâl ATATÜRK ne demişti?&lt;br /&gt;“&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;CUMHURİYET FAZİLETTİR&lt;/span&gt;” &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sr45PNP3dlI/AAAAAAAABV4/lPivwui5HQo/s1600-h/SON+RESÄ°M+SAGA+++ATATURK.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385805137798723154" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 288px; CURSOR: hand; HEIGHT: 168px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sr45PNP3dlI/AAAAAAAABV4/lPivwui5HQo/s320/SON+RES%C4%B0M+SAGA+++ATATURK.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla bu son anından damıtılmış kehanet pekâlâ tutmuş, yıllar sonra İstanbul’a nakledilen aziz nâşı bile on binleri sokağa dökmeye yetmiştir. Dahası: Asıl çıkan kehanet, (ihtilalden sonra dostları tarafından bile komik bulunan) Menderes’in “Bütün bir millet arkamdan geliyor” sözleri olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;NETİCE OLARAK:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes’in ölüsü (46 ruhu, DP’nin dava, mana ve misyonu) ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi (hepinizi) silip süpürecektir. Ama buna rağmen duam [bu kelimenin üzeri çizilip merhametim yapılmıştır] sizlerle beraberdir” &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sözlerine dikkat edin!...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bu sözler; Elli yıldır tecelli eden kehanet, Türk milleti’ne vasiyet ve emanettir.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sr45hYm5jgI/AAAAAAAABWA/r0N_CCSc_Ws/s1600-h/SON+RESÄ°M++EN+ALTA+SOLA.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Son atılım, cür’et ve açılımlar gösteriyor ki: “Ülkemiz elli yıldır siyasi vesayet, dâhili-harici kuşatma (psikolojik, biyolojik, kimyasal, sosyal-kültürel savaşa maruz) ve dehşetli bir abluka altındadır. Şimdilik bunu kırmanın, kaldırmanın ve tasalluttan kurtulmanın tek hukuki ve demokratik yolu seçim, yani sandıktır. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SsB7yGI3JfI/AAAAAAAABW4/HZW80Shd5Ug/s1600-h/SON+RESÄ°M++EN+ALTA+SOLA.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386441254906570226" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 198px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SsB7yGI3JfI/AAAAAAAABW4/HZW80Shd5Ug/s400/SON+RES%C4%B0M++EN+ALTA+SOLA.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Artık “kader sandığını kurmanın” ve tıpkı “beyaz ihtilâlde olduğu gibi” Yeter!... Söz Milletindir… diye haykırmanın zamanı gelmiştir. Son çare: ‘ya zalim'e, zulme ve ihanete karşı tek parti olarak birleşmek’ veya yapılacak ilk seçimde hiçbir parti’ye oy vermemek şartıyla "27 Mayıs cunta, dikta, sulta ve statüko partilerini" sandığa gömerek; Vatan, Millet, Devlet, Demokrasi ve Cumhuriyet’i kurtarmaktır. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Emanet&lt;/span&gt;: “&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Türkiye Cumhuriyeti&lt;/span&gt;” ,&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Vasiyet&lt;/span&gt;: &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;Hürriyet, adalet, demokrasi, hak, mutlak eşitlik ve hukuk…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Metodoloji ve strateji&lt;/span&gt;: &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Siyasette Fazilet Mücadelesi;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İyi, namuslu, demokrat ve dürüst; İlkeli, onurlu ve sorumlu olan kazansın&lt;/span&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#000000;"&gt;"&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;bir mektup ve yorum&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Ss7_rsctoxI/AAAAAAAABXY/WyQ_0SRZoLQ/s1600-h/HUSNU+AKÄ°NCÄ°.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5390526930140111634" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 122px; CURSOR: hand; HEIGHT: 176px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Ss7_rsctoxI/AAAAAAAABXY/WyQ_0SRZoLQ/s400/HUSNU+AK%C4%B0NC%C4%B0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Sayın Sınacı;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Gerçekleri ifade eden duygulu, düşündürücü ve yol gösterici yazılarınız okudum.&lt;br /&gt;Nasıl sonuçlanacağı belli olmayan ve bilinmeyen zorluklara doğru hızla yol almaktayız. Öyle bir noktaya gelmiş bulunmaktayız ki; Türkiye, bir müstemleke ülkesi ve Türk milleti de, bir müstemleke halkı olma yolundadır.&lt;br /&gt;Siyasî iktidarın ihtirasları ve adâletsizlikleriyle varlıklı kesimlerin hasislikleri ve merhametsizlikleri, bu gidişe yardımcı olmaktadırlar.&lt;br /&gt;Miletimizin idraki yerindedir; ama, vefasızlığı da had safhadadır. Milliyetçiliğin (millî değerler) suç, vatana ve millete hizmet etmenin aptallık olarak kabul edildiği bir ortam yaratıldığı için, bu acı gidişe tavır koyanların sayısı azdır. Toplumun kıymet hükümleri değiştiği için de; ahlâk ve fazilet erbabı dışlanmış ve eşkiya baş tacı edilmiştir. Ülkenin kaderine hükmeden kesimler için ise; paranın üstündeki yazı, geçerli tek hedef ve değer olarak kabul edilmiştir. Öyle bir noktaya gelindi ki:&lt;br /&gt;Baştakilerin yolsuzluklarına hesap sormayan bir sistem oluşturulduğu için; ülkenin ve milletin kaderine yalancılar, hırsızlar ve ahlâksızlar hükmeder hale geldi.&lt;br /&gt;Bu durum karşısında nasıl bir yol açılacağını, gerçekten merak ediyorum.&lt;br /&gt;Tarihin en eski efendisi olan necip milletimiz için bir izmihlâl söz konusu olamayacağına göre; acaba, bir mucize, ne zaman zuhur edecektir? Saygılarımla.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı, İstanbul&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-2690567495765548436?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/09/son-basvekil-mustafa-nevruz-sinaci.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sr460M_uf3I/AAAAAAAABWg/geIu1U1Nn7c/s72-c/02+ATATURK.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-3070858133521313297</guid><pubDate>Fri, 25 Sep 2009 14:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-25T07:56:44.582-07:00</atom:updated><title>ERMENİSTAN AÇILIMI VE TARİHİ GERÇEKLER !...</title><description>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SrzZGsSFLAI/AAAAAAAABVw/x47w_RFIR8I/s1600-h/ES+003.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385417963417709570" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 148px; CURSOR: hand; HEIGHT: 121px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SrzZGsSFLAI/AAAAAAAABVw/x47w_RFIR8I/s400/ES+003.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;HAYASIZCA BİR RİYÂKÂRLIK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Her meselede olduğu gibi ‘Ermenistan’la ilişkiler’ ve kapıların açılması konusunda da çok isabetsiz, ilkesiz, onursuz, sorumsuz, tavizkâr bir tutum ve ağılıksız hareket tarzı seçildi.&lt;br /&gt;Bir cihan İmparatorluğu koskoca Osmanlı bakiyesi Türkiye, tarihi bir değeri olmayan çete devleti, terör hamisi, yalancı, müfteri, hain ve küstah Ermeni karşısında küçük düşürüldü.&lt;br /&gt;Hatırlarsanız Recebin iktidarıyla birlikte önce 40-50 bin civarında Ermeni’nin, kaçak olarak Türkiye’ye girmesi teşvik edildi. Devlet buna göz yumdu. Sonra Gürcistan-Ermenistan arasında açılı bütün kapılardan; Soykırım şehitlerinin kemiklerini sızlatan “alçak ve kancıkça” kan üzerinden ticaret yapıldı. Yapılıyor… Dahası sürmekte olan Karabağ işgaline rağmen, tek taraflı taviz ve ivaz içeren protokol imzalandı. Öz kardeş Azerbaycan aldatıldı, rencide edildi, kandırıldı; Korku ağır bastı, menfaat hırsı ve çıkar galip geldi. Sonuçta Azeriler satıldı.&lt;br /&gt;Bu ahlâksız tasarruf şerefli, onurlu ve soylu Türk Millet iradesinin eseri değil;&lt;br /&gt;Millete rağmen işlenmiş, tarihi bir suçtur.&lt;br /&gt;Evet, “suçtur” çünkü Türk geleneği ve yerleşik Hukuk-u Düvelde (uluslar arası hukuk kurallarında) mutlak mütekabiliyet ve mütekabiliyette kesin suratta adalet şarttır. Misilleme durumunda BM anayasası 51 madde uygulanır. Mukabele-i bil-misil meşru bir hak olup; Bu konularda ancak, “vatan hainleri” göz yumucu, taviz ve ivazkâr olur!..&lt;br /&gt;Şimdi de, Ekim veya Kasım ayında kapının açılması bekleniyor. Dolayısıyla tarih, belgeler ile yaşanmış gerçekler ve geleceğe ışık tutan olaylar, çok ciddi, ilkeli, onurlu-sorumlu ve kesinlikle mütekabiliyet esasına uygun hareketi zorunlu kılar. Kaldı ki, umur-u hükümet buna mecburdur. Aksi takdirde “vatana ihanet suçu” işlenmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;BİR İBRET VE HAKİKAT VESİKASI &lt;/span&gt;(*) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SrzWDyy9SOI/AAAAAAAABVQ/XDPgCcBqq8M/s1600-h/PÄ°ERRE+LOTÄ°+Pierre_Loti_en_acad.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385414615091726562" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 262px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SrzWDyy9SOI/AAAAAAAABVQ/XDPgCcBqq8M/s400/P%C4%B0ERRE+LOT%C4%B0+Pierre_Loti_en_acad.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;“Ermenistan katliamı üzerine gönülden ve vicdanen inandığım gerçekler hakkındaki safiyâne düşüncelerimi tekrar söylüyorum. Bu olayları asla onaylamadığımı ifade etmezsem Allah beni affetmez. Olayların küstahça abartıldığını kanıtlarıyla ispat ettim. Zaten hafifletici şartlar kendilerini savunmaktadır. Türkiye’nin kemirici kurtları, profesyonel gammazlar ve iftiracılar, zengin ve fakirlerin tüm varlıklarını kendilerine akıtan, tüm Hıristiyan âlemini Türk vatanı aleyhine kışkırtan ve Yunanlarla birlikte her fırsatta mezalim yapanlar Ermenilerdir.&lt;br /&gt;Lövantenler hiçbir ülkede ve devirde Türklere iftira eseri, bu kadar ustaca ve yüzsüzce icra edilmemiştir. Bunu, Hıristiyan sıfatını kullanıp istismar ederek dar kafalı binlerce Katolik nezdindeki itibarları sayesinde yapmışlardır. Doğu ülkelerine baktığımızda, bizdeki çok nahif ve cahilin din fanatizmiyle, Katolikliğin en büyük düşmanı Ermeniler ve Ortodokslar lehine davrandığını gülümseyerek görürüz.&lt;br /&gt;Hâlbuki zavallı Türkler, aksine, bizim için hoşgörünün bizzat kendisi olmaktan asla vazgeçmediler..Yine, ciddî insanların, kelimelerin ne anlama geldiklerini bilmelerine rağmen, Türklerin bize ihanet etmiş oldukları iddiasında boş yere inat ettiklerini tekrar söyleyeyim.&lt;br /&gt;Ancak, ihanet etmenin birinci şartı, bir söz verilmiş olmasını icap ettirmez mi ? Oysa Türkler bize ne vaat ettiler ve bize ne borçlular, rica ederim? Biz onları Mısır’da İngilizler, Tripoli’de İtalyanlar, Balkanlarda Bulgarlar ve Yunanlar karşısında (ve daima en haksız biçimde hareket ederek) yalınız bırakmadık mı? Gerçekten onlar üzerinde ne hakkımız var?&lt;br /&gt;Nihayet, Rus devinin ağır pençesi altında ezilmenin ve İstanbul’u kaybetme tehlikesi karşısında yapayalnız kaldıklarını görünce, vatanlarını kurtarmak için ümitsizce Almanya’nın yardımını kabul ettiler. Onların yerinde başkası olsaydı öyle yapmazdı?&lt;br /&gt;Türkiye üzerine çullanmış Avrupa’nın aç gözlü politikalarına hizmet etmek üzere tam vaktinde ortaya çıkan “Ermenistan katliamları”nı özellikle şüpheyle karşıladım. İlk bakışta sözde Maraş katliamı son derecede “beklenmedik” geliyor bana. Türkler, Avrupa’nın pusuya yatarak kötü niyetle onları kolladığı bir sırada bu infazları yapacak kadar akılsız mıydılar?&lt;br /&gt;Bu nedenle bilgi sahibi olmaya çalıştım. Ve işte, çok ciddî Fransız kaynaklarından edindiğim bilgiler:” (*) Türk dostu Pierr Loti’nin mektubu. (Devamı ve tamamı yarın)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SrzY6KoIztI/AAAAAAAABVo/C2XB6rirWvE/s1600-h/ES+002.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385417748224986834" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 112px; CURSOR: hand; HEIGHT: 181px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SrzY6KoIztI/AAAAAAAABVo/C2XB6rirWvE/s400/ES+002.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;PİERRE LOTİ’NİN KALEMİNDEN…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Öncelikle, bizde ne yaparlarsa yapsınlar, cahil kitleler tarafından daima hakaret edilen ve en kötü ithamlara maruz kalan zavallı Türklerin yerine bir an kendimizi koyalım.&lt;br /&gt;Mütarekenin hemen akabinde, kendilerine bırakılan son derecede sâkin Kilikya’ya, arkalarında topçu bataryaları ve işgal malzemesi taşıyan İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin girişi (ki, bu asla inkâr edilemez bir olaydır) karşısındaki öfke dolu şaşkınlıklarını tasavvur edelim. Ve bu olay, İzmir’in katliamcı ve kundakçı Yunan çetelerinin, her şeyi ateşe ve kana bulamak amacı taşıyan istilasıyla çakışmaktaydı. Dünyada hangi ülke kendisini son gücüyle müdafaa etmeden buna tahammül edebilir?..&lt;br /&gt;Bu da yetmezmiş gibi birliklerimizin önünde, kudurmuşçasına saldıran Fransız giysili Ermeni çeteleri.. Peki neden Fransız üniforması içindeydiler? Neden: Bazı müttefiklerimizin Türklerin bize duyduğu sevgiyi nefrete dönüştürmek ve sevgili Fransa’mızın doğuda asırlarca uğraşarak kazandığı önceliği kapmaktı.&lt;br /&gt;Ermeni lejyonu olarak isimlendirilen bu çetelerin Köylere salındıklarında Türk halkı üzerinde vahşice hırslarını tatmin etmeye başladıklarında neler yaptıkları tahmin edilebilir. Başlangıçtan itibaren, onların Adana ve Haçin gibi şehirlerde düzeni kurmalarıyla ve sözde görevlendirilmelerinden ve Fransız üniformalarının ihsan ettiği dokunulmazlıktan aldıkları cesaretle en aşağılık içgüdülerine tam yol verdiler. Yağma, ırza tecavüz, cinayet ve yıkımlar, Türk köyleri art arda kesintisiz olarak yakıldı, yıkıldı. Haçin’de yüzlerce Müslüman inanılmaz işkencelerle katledildi ve sakat bırakıldı. Uzun süren sürgünlerden dönen zavallı Türk esirler katledildiler ve hayâsızca parçalanan cesetleri günlerce açıkta bırakıldı. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SrzY0UEqUII/AAAAAAAABVg/o2-ZTJpmYwc/s1600-h/ERMENÄ°+SOYKIRIMI+001.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385417647681327234" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 158px; CURSOR: hand; HEIGHT: 165px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SrzY0UEqUII/AAAAAAAABVg/o2-ZTJpmYwc/s400/ERMEN%C4%B0+SOYKIRIMI+001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en eski kentlerinden olan Maraş yoğun top ateşiyle bombalanarak kırıntı haline getirildi. Antep ve Onria kentlerinde Ermeni lejyonları, gene Fransız üniforması içinde, dehşet verici suçlar işledi. Olaylar öylesine trajik bir hal aldı ki, Fransız askerî makamları, maalesef kamuya açıklanmayan teferruatlı raporları Paris’e gönderdiler.&lt;br /&gt;Sonuçta kitle halinde ayaklanan Türk halkı sonunda silâhlandı. Her iki tarafa da bir çok yaralı ve ölüye malolan çatışmalar bunu takip etti. Ermeniler öldü ama çok daha fazla Müslüman, Yunan ve yaklaşık 200 Fransız da hayatını kaybetti. Ama bir tek Ermeni bile katledilmedi. Gerek Latin, gerekse Gregoryen ve Katolik ruhban sınıfı tarafından gönderilen telgraflar bunu doğruluyor. Bu durumda ben, Maraş’ta Ermenilerin katledilmesi hikâyesinin Fransız karşıtı davaların en büyüğüne hizmet etmek amacıyla uydurulmuş riyakârlıkların en hayâsızcası olduğunu iddia etme cesaretini gösteriyorum. Zaten, ihtimal dâhilinde olmasa da, yanlış bilgilendirilmiş olmam durumunda müttefikler arası bir soruşturma komisyonunun olay yerine gönderilmesinin rica ediyorum.&lt;br /&gt;Bu isteklerini avaz, avaz haykırarak bildiren Türkler ile beraberim. Bitirirken, bir olayı istisnaî ciddiyetle ve çok üzülerek anlatmak zorunda olduğuma inanıyorum: Çatışmalarda yer alan Fransızlar, bizden ölenlerin İngiliz top mermileriyle vurulduklarını beyan ettiler. Bu bazı Kürt keskin nişancılarının İngilizler tarafından silâhlandırıldıkları izlenimini vermektedir. Bu durumu bizzat İngilizlere ihbar ediyorum. Çünkü biliyorum ki, başkentte iyiler ve dürüstler vardır ve onlar öncülerinin durdurulamaz emperyalizminden ilk öfkelenenler olacaklardır.”&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;NOT:&lt;/span&gt; Bu mektup, Fransız bilim adamı ve akademisyen Pierre Loti’nin 1920 yılında, Paris’te yayımlanan “L’Est de Paris” isimli gazetedeki makalesi. Bilâhare yazar bu makaleyi 12 Nisan 1920 tarihinde Paris’ten postaya vererek dönem askerî Müze müdürü Ahmet Muhtar Paşa’ya göndermiştir. Mektubun Galata Postanesi’ne varış tarihi 18.04.1920’dir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Son söz:&lt;/span&gt; Halkın hafızası nisyan / unutmakla malul olabilir. Fakat milli hafıza (devlet) daima diri olmak, iyi bilmek, hata yapmamak, milli menfaatleri gözetmek ve mütekabiliyet ilkelerine mutlaka uymak zorundadır. Zira Cumhuriyet nesillerinin fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür’dür. Kamu vicdanı asla!.. Vesayeti, hıyaneti ve düşman dayatmasına boyun eğecek kadar zaafla malul, aşağılık hainleri affetmez... &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-3070858133521313297?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/09/ermenistan-acilimi-ve-tarihi-gercekler.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SrzZGsSFLAI/AAAAAAAABVw/x47w_RFIR8I/s72-c/ES+003.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-3941690724475509814</guid><pubDate>Tue, 15 Sep 2009 14:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-15T08:09:52.406-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;AÇILIM, AÇLIK, AFET VE FELA&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sq-sX-c4IAI/AAAAAAAABVA/8IoJ72gafl4/s1600-h/AÃ‡ILIM+SAG+UST.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5381709607632117762" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 277px; CURSOR: hand; HEIGHT: 257px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sq-sX-c4IAI/AAAAAAAABVA/8IoJ72gafl4/s400/A%C3%87ILIM+SAG+UST.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;KET&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;İstanbul ve havalisinde vuku bulan yağış, büyük bir rahmet, bolluk ve berekete vesile olacakken; Yönetici rolünde halkı temsil ettiği sanılan, sözde ilim-itina, basiret ve beka sahibi “hizmet özürlüler” sayesinde tam bir doğal afet ve felâkete dönüştü.&lt;br /&gt;Ortaya çıkan fotoğraf, yıllar süren ihmal, kronik yolsuzluk ve suiistimali resmediyor.&lt;br /&gt;Birinci dereceden suçlular: Belediye Başkanı, Vali ve Emniyet Müdürüdür. Şu an için müstafi (istifa etmiş) tutuklu veya asgari “soruşturmanın selameti yönünden” açıkta olmaları gerekirken; Tam tersine, üçü de makam ve memuriyette berdevam!... Hayret ki ne hayret!..&lt;br /&gt;İstanbul Cumhuriyet Savcıları ne vakit sorumluluk iktisap edecekler acaba?&lt;br /&gt;Sonra; Rahmeti felâkete dönüştüren imalat, inşaat, izin, ruhsat ve tasarruf sahiplerinin silsile yoluyla sıgaya çekilmesi şart. Alenen “nitelikli hırsız’, soygun-vurgun, yağma takımı, kardeş-yoldaş ve şürekâ adalete hesap vermek, bedel ödemek ve ceza çekmek zorundadır.&lt;br /&gt;Sakarya, Gölcük (Marmara) ve Düzce depremlerinin dosyaları şimdi mutlaka açılmalı, suçların hesabı sorulmalı, diyet ve tazminat alınmalı ve suçlar asla cezasız kalmamalıdır.&lt;br /&gt;Kalırsa “DEVLET” yok hükmünde, işgal ve tasallut altına alınmış demektir.&lt;br /&gt;Nitekim bunun emareleri varit. Hele şu tabloya da bir bakınız.&lt;br /&gt;Açlıktan bayılan üniversite öğrencileri:&lt;br /&gt;Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Necla PUR, insanın kanını donduran açıklamalar yapıyor. Diyor ki; “Öğrenciler açlıktan derste bayılıyor. Büyük bölümü Anadolu’dan gelen öğrenciler günde bir öğün yemek yiyebiliyor. Günde 1.5 liraya yemek alamayanlar da var. On kadar öğrenci derste fenalaşıp, bayıldı. Doktor, çocukların açlıktan, halsizlikten bayıldıklarını söyleyince, yönetim öğrencilere çorba dağıtmaya başladı. Onlar da çorbaya avuç avuç kıtır ekmek doldurup yiyorlar”&lt;br /&gt;Sözün bittiği yer burası olsa gerek!... Devlet üniversiteleri bu halde...&lt;br /&gt;Öğrencilerden haraç gibi harç alan devlet nerede?..&lt;br /&gt;İşte, sanal ekonominin acı sonuçları ve sahte siyasetin ürettiği kişi başına milli gelir 10.000 dolar yalanı. ‘Türkiye büyümüş insanlar zenginleşmiştir’ söylemi iflas etmiş bir yalan, masal, hayal ve kâbustur. Gerçekte açlık, yokluk ve yoksulluk örümcek ağı gibi bütün ülkeyi sarmakta, insanlarımız lâ ilâç-sadakaya muhtaç durumlara düşmektedir.&lt;br /&gt;Ancak, halkı sadakaya muhtaç eden zalim, pervasız, zaafla malul cahil zihniyet: “Bize halk oy verdi, destek oldu” demekte. Bu yaman çelişkinin bir izahı olsa gerek. Ama yok1.. Bir yanda yalan&amp;shy;-talan, diğer tarafta açlık, yokluk, muhtaçlık durumu. Oy verenlerin çoğunluğu şimdi işsiz, pişman ve perişan. Lâkin anketlerde hâlâ birinci sıradalar. Acep halkımız “idrak, bilinç” melekesini mi yitirdi. Kur-an da: 'Gözleri var, görmezler; kulakları var duymazlar' diye tanımlanan taife bizim halkımız mı acaba? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sq-shzkTYbI/AAAAAAAABVI/otqs8S-4uDc/s1600-h/AÃ‡ILIM+2+SAG+ALT.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5381709776509166002" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 383px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sq-shzkTYbI/AAAAAAAABVI/otqs8S-4uDc/s400/A%C3%87ILIM+2+SAG+ALT.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;SOKRAT’DAN BİR AÇILIM:&lt;br /&gt;“Bencillik yolsuzluğu, yolsuzluk yoksulluğa doğurur. Bencilliğin hâkim olduğu yerde yolsuzluk, yolsuzluğun hükümranlığında yoksulluk kaçınılmazdır. Ancak, her iki halde de sorumlu politikacıdır. Halkı ve kendini iyi tanımayan politikacı.. Bu “kendi” kavramı, sahip olunan erdemleri gösterir. Erdemlilik Sokrates’in etik ve politik anlayışında belirleyici rol oynar. Güç bilginin/erdemin emrinde olmalıdırlar. Çünkü: Erdem zenginliklerden gelmez, ama tüm zenginliler erdemden gelir.” (*)&lt;br /&gt;TC’yi yönetenler ve yönetmeye talipler; Etnik referansları Türk, inanç pınarları İslâm ise siyaseti fazilet olarak ifa ederler; Azınlıklar Sokrates’in “erdemlilik” kuramını esas alır. Koza-kripto, aslen münkir ve nesebi gayrisahih olanları kanun ve kurallar ırgalamaz. Erdemli ve faziletli de değildirler. Onlar, bütün kötülüklerin anası, sorumlusu ve suçlularıdır!..&lt;br /&gt;Düşünün hele. 50 yıldır açılımlar niçin afet, açlık ve felâket nedeni olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(*) Sokrates; Louis-Andre Dorion; s. 62)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sq-r4QivzaI/AAAAAAAABUw/ht1fh3e0Kuk/s1600-h/6-7eylul++SOL.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5381709062732762530" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 158px; CURSOR: hand; HEIGHT: 231px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sq-r4QivzaI/AAAAAAAABUw/ht1fh3e0Kuk/s400/6-7eylul++SOL.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;HAİN TUZAK 6-7 EYLÜL&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Türk milletinin “tarih şuuru ve milli hafıza” oluşumunu önleyen, engelleyen dâhili bedhahların (iç düşman-ajan provokatör) amaç ve foyaları şimdilerde bir, bir açığa çıkmakta; Kin, kir, kan, irin kokulu menfur emel ve ihanet zihniyeti deşifre olmaktadır..&lt;br /&gt;17 bin yıldır bu kutsal topraklarda yerleşik atalarımız için “Türkler 1071’de Anadolu’ ya geldiler” diye dayatarak elli yıldır “düşmanca” açılım ve atılımlar sergileyen; .&lt;br /&gt;1938 karşıdevrimi ile Atatürk’ün Güneş Dil, Türk ve Tarih tezlerini çöpe atan;&lt;br /&gt;1944-1945’lerde Türk, Türkçü ve milliyetçi kıyımı yapan;&lt;br /&gt;1945’de ABD-SSCB antaktı ile Türkiye’yi “Yenidünya düzeni” temelinde vahşi kapitalizm ve “küresel emperyalizm”in jandarması BM ve NATO kıskacına itekleyen;&lt;br /&gt;Tam 8 ihanet, isyan ve provokasyon tertibinden sonra 27 Mayıs’ı tezgâhlayan; 1963’den itibaren de; Lozan da öngörüldüğü biçimde “TC’yi AB’ye tam üye yapmaya değil, sömürge olarak bağlamaya” yeltenen menfur art niyet işte bu zihniyettir..&lt;br /&gt;Bu bağlamda Londra-Zürich ve Garanti antlaşmalarına rağmen Kıbrıs’ı AB’ye peşkeş çekerek, bir ihanet sürecini başlatan ve bu süreçte KKTC’ni tasfiye ve Rum’a teslime uğraşan dönme, devşirme, koza-kripto ve sabetay uzantı orada; Devleti, mahiyeti meçhul açılım’larla zaaf, halkı açlık, yoksulluk ve maceraya sürükleyen şaibe kesimi de burada iş başında…&lt;br /&gt;Ve, sene-i devriyesi münasebetiyle süreçten bir kesit:&lt;br /&gt;6-7 EYLÜL 1955&lt;br /&gt;6-(7) Eylül olayları aynı zihniyetçe plânlanarak kurulmuş hain bir tuzaktır.&lt;br /&gt;Olay, “çok bilinmeyenli bir denklem” düzeninde tertiplenmiş ve tam kıvamın gelince tetiklenmiştir. Hakkında yazılanların %90’ı yalan-yanlış, uydurma, iftira-tefrika veya hamasi iddia ve masum savunmalardan ibaret olup; Hadise, kurulu hukuk düzenini, devletin istikbal, istiklâl, istikrar ve itibarını sarsıp, sabote etmeye ve DP’yi töhmet altına sokmaya yöneliktir.&lt;br /&gt;Yani 1955, 6 Eylül’ünde yaşanan hadiseler tesadüf değil, hain bir tuzak ve tertiptir.&lt;br /&gt;Şöyle ki: Malum ve menfur zihniyet, dâhili-harici bedhahlar ve sonradan ortaya çıkan Ermeni, Yunan ve Rus istihbarat örgütlerinin dahli ile teşekkül eden kumpas önce Kıbrıs görüşmelerini takibe alınır. Bu arada Sivas, Kastamonu, Erzincan, Trabzon ve Tunceli gibi şehirlerde vaki çalışmalarla yaklaşık on-bin kişiden oluşan “bindirilmiş kıtalar” hazırlanır.&lt;br /&gt;Diğer taraftan tertibin Selanik ayağı, MAH imajı verilerek kurulur.&lt;br /&gt;Başbakanı Adnan Menderes’in “Kıbrıs’taki kardeşlerimiz umumi bir tecavüz tehlikesi ile karşı karşıyadır” mesajı “kıvam” olarak algılanır. Legal Provokatörler “Kıbrıs Türk’tür (KTC)” ile “İstanbul Yüksek Okullar Talebe Birliği (İYOTB)” aktive olur. Akabinde, Kıbrıslı Türkler tarafından 4 Eylül’de Londra’da düzenlenen gösterilerle start verilir.. 5 Eylül günü Taksim’de büyük bir kalabalık toplanarak, kitlesel bir gövde gösterisi gerçekleştirilir.&lt;br /&gt;Bu sırada projenin Yunanistan (Selanik) ayağı sabotaj hazırlıklarını ikmal eder.. Aynı saatlerde şehir dışında yoğun bir hareketlilik vardır. “İstanbul’u gezmek” üzere kamyonlar ve trenlerle yağmacılar olay mahalline doğru hızla intikal ettirilmektedirler. Eresi gün iyice gerilen ortam ve oluşan kıvamda Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bombalı bir saldırı vuku bulur (!) Vakıa saat 13.00 de radyodan verilince ihanet fitili ateşlenir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sq-sFq1nUWI/AAAAAAAABU4/w9SJlualaK4/s1600-h/6-7+EYLUL+SAG+ALT.gif"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5381709293129519458" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 176px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sq-sFq1nUWI/AAAAAAAABU4/w9SJlualaK4/s400/6-7+EYLUL+SAG+ALT.gif" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Ekspres ikinci baskısında saldırıyı manşetten verir. Gazete o gün 290 bin basar. Buna paralel olarak ajan provokatör KTC, İYOTB ve malum zihniyetçe yönlendirilen yağmacılar, hepsi tek tip sopa, balta ve kazma gibi aletlerle donatılıp, Taksim’de toplanarak İstiklal Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçirilirler. Ve 6 Eylül günü saat: 24’e kadar olanlar olur.&lt;br /&gt;Sonuçta binlerce yağmacı ertesi gün çaldıklarıyla yakalanır. Örgüt bağlantıları, tertip, tuzak ve olayların plânlı saldırı (provokatif başkaldırı) olduğu mahkeme safahatıyla anlaşılır.&lt;br /&gt;Gerçek Suçlu Kim? 27 Mayıs ve ‘Yassı-ada” mahkemeleri ile hadiseyi devlet ve DP aleyhine kullanan “PROGROM” jurnalcileri, yandaş-yoldaş kesimler ve malum zihniyet!..&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-3941690724475509814?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/09/acilim-aclik-afet-ve-felaket-mustafa.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sq-sX-c4IAI/AAAAAAAABVA/8IoJ72gafl4/s72-c/A%C3%87ILIM+SAG+UST.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-5242398692377866326</guid><pubDate>Thu, 03 Sep 2009 15:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-03T08:33:11.767-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;BAĞIMSIZ YARGI, TARAFSIZ ADALET…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;23 Ağustos 2009 Pazar günü Bodrum/Yalıkavak Marina-Anfi Tiyatrosu’nda yapılan “Bağımsız Yargı ve Tarafsız Adalet” Paneline konuşmacı olarak katılan Yargıtay Cumhuriyet Onursal Başsavcısı Vural Savaş, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi  Prof. Dr. Süheyl Batum, Gazeteci-Yazar Tuncay Mollaveisoğlu, Gazeteci-Yazar Uğur Civelek, Ekonomist Ümit Zileli;&lt;br /&gt;BOL BOL ALKIŞ…&lt;br /&gt;Ergenekon’u şiddetle tenkit ve tekzip ettiler, alkışlandılar,&lt;br /&gt;AKP ve AKP hükümetinin icraatlarını eleştirdiler, alkışlandılar,&lt;br /&gt;Bitmedi!.. Ulus devlet, lâik devlet, özgür halk ve tam bağımsızlık kavramlarını her telâffuz edişlerinde ve Atatürk devrimleri dile getirildikçe alkışlandılar…  &lt;br /&gt;Bana göre, panelistlerin ve onları alkışlayanların gözden kaçırdıkları gerçek:&lt;br /&gt;Eleştirilmesi gereken “AKP değil, AKP’nin de temsil ettiği elli yıllık zihniyetti”…&lt;br /&gt;Öyle ki, onlara göre, AKP iktidarda olmasa sorun kalmayacaktı..&lt;br /&gt;OYSA!...&lt;br /&gt;Panel’in ana konusu olan “Bağımsız Yargı ve Tarafsız Adalet” üzerinde pek fazla durulmadı. Panelde popülizmin ön plâna çıkışı, adalet ve hukuku geri plâna itti. Demek ki, panelistler ve katılımcılar için önemli olan hareket, heyecan ve desarj olmaktı. Bilim değil!.. Zaten salonun katılımcı yapısı, gelenlerin ilgi, dikkat ve konsantrasyon durumu, her hangi bir maç ortamında buluyor olmaktan farksızdı.&lt;br /&gt;Buna karşın salonda son derece ciddi olanlar da vardı.&lt;br /&gt;Örneğin “davetsiz misafir ve korsan katılımcı” Galip Baran… &lt;br /&gt;                Biz Kaç Kişiyiz, Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile Cumhuriyet okurları (Cum-ok) tarafından düzenlenen ve yaklaşık 2000 kişinin katıldığı panele “O” davetli değildi. Mutadı veçhile “durumdan vazife çıkartarak” gelmiş olmalı idi. Bu defa çok önemli bir nedeni vardı. Zira Galip Baran bu Panel’e, Bilinç Üniversitesi’nin başlattığı ‘Yetmiş milyonluk ülke Türkiye’ Projesi’ni tanıtmak için katılmış bulunuyordu.&lt;br /&gt;Göğsünde “Yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi” sırtında “Yetmiş milyonluk aile Türkiye” yazılı bir önlük giymiş olan Galip Baran, projeyle ilgili olarak hazırlanan “ayrıntılı bilgi ve tanıtım” dosyalarını panelistlere tek – tek elden verdi...&lt;br /&gt;            Konuşma aralarında, fırsat buldukça veya müsait oldukça, dosyaları şöyle bir gözden geçiren panelistler, Baran’ı ciddiye almamış olacaklar ki hiçbir tepki vermediler.&lt;br /&gt;Diyelim ki, gerçekte “az ve öz olan” metinleri dikkatle okuyamadılar.&lt;br /&gt;Okudular da, “çok öznel ve bilimsel olduğu için” anlayamadılar herhal.. Ya sonra!&lt;br /&gt;            Belki onlar da, salonda ve sokaktakilerin çoğu gibi, Baran’ın, tıpkı Salvador Dali, Plâton, Dijojen veya diğer dâhiler (Yunus Emre, Şems-i Tebrizi, erenlerden bir er) gibi ‘zararsız bir deli’ olduğuna hükmetmiş olabilirler..&lt;br /&gt;            AH KEŞKE!..&lt;br /&gt;            Keşke, dosyada yer alan ve tek, tek adlarına düzenlenmiş “Diğerkâmlık Andı”nı daha sonra olsun okusalardı. Panel günü davet edildikleri Bilinç Üniversitesi’nin Turgutris’deki bürosunu bir ziyaret etselerdi. Kurucu Rektör Galip Baran ve arkadaşları ile konuşsalardı.&lt;br /&gt;Bürodaki arşiv ve “aksiyonlara ilişkin” belge ve bilgileri gözden geçirselerdi.&lt;br /&gt;            Bu koca-koca Prof.’lar, yakın zamanın büyük devlet ve bilim adamları.. Hiç olmazsa bu kadarcık bir zahmete katlansalardı; 70 milyon diğerkâm kişiden oluşan Türkiye’de, “polis, yasa, jandarma ve yargı”ya günümüzdeki kadar gerek kalmayacağını, “adalet ve hukuk”un sorun olmayacağını öğrenirlerdi.&lt;br /&gt;            Devletin büyük, büyük sorunlarıyla ilgili devasa şöhrete sahip bu dev adamlar;&lt;br /&gt;            Ne yazık, “gerçek hukuk ve evrensel adalet” ile yüzleşme fırsatını kaçırdılar…&lt;br /&gt;            ***&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;GÖNÜLLERDE Kİ BAŞBAKAN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Devlet biçiminde organize toplumlarda, iki sınıf çok önemlidir.&lt;br /&gt;Biri Ulema... Alimler, yani aydınlar, insanlara ışık tutan, aydınlatan ve yol gösteren mürşid-i kâmiller, kanaat önderleri, bilim adamları, “öğreten ve eğitenler” sınıfı..&lt;br /&gt;İkincisi: Ümera, amirler, “idare edenler” anlamında yönetici sınıf.&lt;br /&gt;Toplumsal imtizaç (karşılıklı saygı, anlayış ve barış) sağlamlık, huzur, refah ve istikrar bu iki sınıfın “ehil” olmasına ve görevlerini “ehliyet ve liyakatle” yapmalarına bağlıdır.&lt;br /&gt;Güncel anlamda namuslu, dürüst, ahlâklı, ilkeli-onurlu ve sorumlu Prof’lar ulema;&lt;br /&gt;Aynı özelliklere sahip olmakla; Objektif bilim, adalet, hukuk ve hak kavramını bizzat nefsinde yaşayan, adeta bir ibadet gibi uygulayan, cüzdanına değil, ilim, irfan ve vicdanına kulak veren; Rüşvet, iltimas ve suiistimale kesinlikle meyletmeyen, şerefli, soylu, haysiyet ve karakter sahibi: Muhtar, Belediye Başkan ve Encümeni, Vali ve maiyeti, Milletvekili, Bakan, Başbakan ve Cumhurbaşkanından oluşan geniş kitle ümera....&lt;br /&gt;Meselâ ulemadan bir kimse, ümera (amirler, idare edenler) lehine yalan söyler, aykırı hüküm verir, yağcılık ve yalakalık yaparsa; onun hükmü “kelp” yani köpekliktir. Hatta kuduz veya saldırgan olmayan munis ve muhlis bir köpek ondan daha memnu, muteber ve şereflidir.&lt;br /&gt;Seçilmiş veya atanmış yöneticilerden; İnsanlar arasında adalet, hakkaniyet ve hukuk’u gözetmeyen, karar ve tasarrufatını halkla müşavere ve mutabakat esasına göre yapmayan; Hüküm de ‘adalet, hak, hukuk ve hikmet’ gözetmeyen, Zahirde İslâm ve insan sanılsa da, gerçekte domuz, sırtlan, kene veya çakal hükmündedir. Çünkü aydın, amir ve idarecilerin görevi: adalet’le dosdoğru çalışmak; Hak yolunda yürüyerek halka hizmet etmektir.&lt;br /&gt;Her Asil bunu böyle bilir ve bu miyar üzre “gönlünde şöyle bir başbakan” yatar.&lt;br /&gt;HALKIN GÖNLÜNDE YATAN BAŞBAKAN&lt;br /&gt;Kendi yararından çok başkalarını düşünmeli, halka yararlı olmaya çalışmalı, halkın iyiliği için elinden geleni esirgemeyen birisi, Eş deyişle, diğerkâm bir kişi olmalı. Tıpkı sokaktaki insanların Galip Baran’a “Keşke herkes senin gibi olsa, keşke sen başbakan olsan” dedikleri gibi; Ahlakın övdüğü ve ahlaklı olmanın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük gibi niteliklere; ahlaken iyiye yönelik, ruhsal yetkinliğe sahip bir insan, erdem sahibi varlık;.. Her türlü tartışmanın dışında, üstünde bir düşünce, inanışa ve temel bilgiye sahip, bir başka deyişle, ilkeli bir insan olmalı.&lt;br /&gt;İnanmak size zor gelebilir, ama ben kanlı canlı ‘nadirden’ bir varlıktan;&lt;br /&gt;Çevre, tüketim, trafik, sağlık, vergi, rüşvet, iş ahlakı, milli servet, imar ve her şeyi devletten bekleme gibi alanlarda başlattığı, ‘okul dışı eğitim’ olarak tanımladığı çalışmaları yaparken, kendini tanıyan, yurdunu ve milletini özünden çok sevmeyi öğrenen, yasa bağımlısı olan, “Bilgi Çağı”nı yaşarken “iklim değişikliği”nden sorumlu “Muasır Medeniyet”i aşarak, “Bilinç Çağı”nı idrak etmiş, bu süreçte edindiği “tecrübi bilgi” ile Bilinç Üniversitesi’ni kurmuş, kendisini bu Üniversitenin “Baş- amelesi” olarak tanımlayan, Bodrum’un Turgutreis Beldesi’nde yaşayan, insanların kendisinden farkında olmasalar bile çok şeyler öğrendikleri Galip Baran’dan, Galip Hoca’dan söz ediyorum.&lt;br /&gt;Evet, insanlar O’na; “keşke sen başbakan olsan, ya da başbakan da senin gibi olsa” diyorlar ya; İşte ben Galip Hoca’yı; yalnız hakkında yazılanlardan, ya da yazdıklarından değil, çalışmalarını izleyerek, gözleyerek tanıyanlarla görüşerek, tanımayanların anlattıklarını dinleyerek halkın içinde tanıdım.&lt;br /&gt;Abarttığımı düşünecek olanlara, Hoca’yı yaşadığı ortamda, Turgutreis’te tanımalarını öneririm. Galip Hoca’yı zaten tanıyanlara ve tanıdıktan sonra, “haklıymışsın” diyenlere, bana hak verenlere, soruyorum:&lt;br /&gt;“Bu ülkenin, namuslu-dürüst-demokrat, ilkeli, onurlu, erdemli ve sorumlu, ilimle amel eden vekâleten amir ve aydınları ile Galip Baran gibi diğerkâm bir Başbakanı olsa nasıl olur?”&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-5242398692377866326?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/09/bagimsiz-yargi-tarafsiz-adalet-mustafa.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-2532610557649359813</guid><pubDate>Tue, 01 Sep 2009 11:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-01T04:30:19.376-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sp0EW7jUTHI/AAAAAAAABUg/sqOdhjcFHLw/s1600-h/sancak.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376458322139696242" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 183px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sp0EW7jUTHI/AAAAAAAABUg/sqOdhjcFHLw/s320/sancak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;SANCAK-I ŞERİF ÇIKARTILDI&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;‘Türk Subayına Destek’ isimli grupta yayınlanan habere göre; &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(*)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, Türk Silahlı Kuvvetlerinin şeref, onur, erdem, ilke, azim, irade ve zaferlerini temsil eden bütün ‘SANCAK’ lar 30 Ağustos 2009 Pazar günü (bugün) Ankara’ da ‘Zafer Bayramı’ törenlerine katılmak üzere toplanmıştır.”&lt;br /&gt;TÜRK ORDUSU’NDA SANCAK&lt;br /&gt;Türk Ordu geleneklerine göre Sancak,&lt;br /&gt;Koruma ve kollama görevini üstlenmiş tüm silahlı kuvvetler için vatan;&lt;br /&gt;Hürriyet, adalet, hâkimiyet ve tam bağımsızlık;&lt;br /&gt;Cumhuriyet, adil devlet ve demokrasi için teminat,&lt;br /&gt;Asker kişi için namus, yüksek ahlâk ve icabında şehâdet demektir.&lt;br /&gt;İşte, böyle aziz ve kadim bir temsil, temayüz timsali Sancak…&lt;br /&gt;Askerlik yapanlar iyi bilirler, Sancak nöbeti nöbetlerin en şereflisi ve en zorudur.&lt;br /&gt;Herkes Sancak nöbeti tutmak ister ama tutamaz. Sancak’a gelebilecek en ufak bir zarar sadece nöbeti tutan askerin değil, ilgili birlikteki tüm personelin ceza almasına sebep olur.&lt;br /&gt;Osmanlı döneminde olağanüstü durum, savaş halleri ve dâhilde isyanları bastırmak üzere Sancak-ı Şerif ortaya çıkartılır ve Cuma Hutbelerinde mihraba bayrak asılırdı.&lt;br /&gt;BÜYÜK ÖNEM VE ANLAMI VAR !..&lt;br /&gt;Son Milli Güvenlik Kurulunun ardından yapılan Basın açıklamasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin “açılım ile ilgili görüşmelere” destek verdiği ifade edilmiş fakat Genelkurmay Başkanlığı tarafından bu ifade doğrulanmamış, sessiz kalma yolu tercih edilmiştir. .&lt;br /&gt;Esas itibarıyla Milli Güvenlik Kurulunda Silahlı Kuvvetler görüş, öneri ve endişelerini dile getirir; Ancak, toplantı nedeniyle yapılan basın açıklamasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin fikri, eğilim ve görüşleri açıklamaz.(!)&lt;br /&gt;Bu durumda Türk Silahlı Kuvvetleri sessizliğini ‘Şeref ve Namus’ timsali Sancakları ile 30 Ağustos günü; “Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez” olmak üzere bozuyor.&lt;br /&gt;Sancak’ların bir arada toplanması “anlayanlar için” çok şey ifade etmektedir.&lt;br /&gt;Ayrıca açmaya ve açıklamaya gerek yok!..&lt;br /&gt;Özellikle, “Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC’ deki tüm Askeri Birliklerde bulunan Sancak’lar Genelkurmay Başkanlığında törenlere katılmak üzere toplanmış ve sıkı bir şekilde muhafazaya alınmıştır” deniliyor…&lt;br /&gt;ÖZEL GRUP NOT’U:&lt;br /&gt;“Bugüne kadar siz değerli üyelerimize hep doğru bilgiler verdik. Bu bilgiyi tüm Türkiye’ de herkesten önce siz '' Türk Subayına Destek'' grubu üyeleri olarak siz öğreniyorsunuz. Bu gerçek bilgiyi arkadaşlarınızla paylaşın. Facebook ortamında ilk paylaşan siz olun.&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sp0C8UDiuNI/AAAAAAAABUY/R2YP3aXbdH0/s1600-h/TF+NE+MUTLU+TURKUM+DÄ°YENE.png"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376456765349214418" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 353px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sp0C8UDiuNI/AAAAAAAABUY/R2YP3aXbdH0/s400/TF+NE+MUTLU+TURKUM+D%C4%B0YENE.png" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt; Böylece: ‘inatla aymazlık, gaflet, delalet ve hatta hıyanet içerisinde bulunanların’ bazı şeyleri anlamayanların anlamalarını, algılamalarını sağlayalım.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;NE MUTLU TÜRK’ ÜM DİYENE,&lt;br /&gt;NE MUTLU TÜRKÜM DİYEBİLENE,&lt;br /&gt;NE MUTLU TÜRK’ LÜĞÜ İLE ÖVÜNENE!”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;"Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hâttâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! Mustafa Kemal Atatürk"&lt;br /&gt;30 Ağustos “ZAFER” Bayramınız Kutlu Olsun…&lt;br /&gt;(*) Bu makalede işlenen konuya dair Haber: ‘Türk Subayına Destek’ grubuna ait olup; Ağustos ayı’nın son haftasında yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;*** &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sp0ClkmZD6I/AAAAAAAABUQ/1DbPl_Gso1w/s1600-h/TF+ADALET+YARGI+KARARI.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376456374653357986" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 258px; CURSOR: hand; HEIGHT: 261px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sp0ClkmZD6I/AAAAAAAABUQ/1DbPl_Gso1w/s400/TF+ADALET+YARGI+KARARI.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;DEMOKRATİK AÇILIM &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;VE TAZMİNAT HAKLARI&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Terör ve tedhiş’in ‘insanlığın huzuru ve dünya barışı için’ bedeli çok ağır surette ve mutlaka ‘muhatapları’ bulunarak ödettirilmek zorundadır. Aksi takdirde, maruz kalınan terör ve tedhişe devlet zaafla malul-mağlup, millet mağdur ve perişan olmuş demektir.&lt;br /&gt;Bakınız, ABD, Libya’nın 1988’de 270 kişinin öldüğü PanAm uçağını düşürmesi, 1986’da Almanya’da bir diskoya sabotaj ve 1988’te bomba konan bir uçağın İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde infilakı sonucu çoğu Amerikalı olan 400 kurban arasında paylaşılmak üzere 1.5 milyar dolar ödemesi ve terörü kınaması sonucu, Libya ile arasındaki ilişkileri normalleştirdi. Yani ancak terör zararları tazmin ve telâfi edildikten sonra....&lt;br /&gt;Bunun başka yolun yok. Almanya ve Fransa da aynı yola başvurdu.&lt;br /&gt;Yakın tarihlere ait İsrail-Filistin, ABD-İran ve daha yüzlerce örnek var..&lt;br /&gt;Dünyada dış destek veya kaynaklı terör odakları bu yolla kurutuldu. Bedelleri misliyle ödettirilerek alındı. Başta İngiltere, İspanya, Fransa ve Almanya olmak üzere, mevcut terör örgütlerinden hiç biri; Örneğin PKK gibi 50 küsur devlete yayılmış ve dayanmış değil!...&lt;br /&gt;Dahası art niyetli bir AB dayatması, yanlış algılama, zaaf ve hukuk bilgisi noksanlığı sonucu 17.7.2004 tarihli 'Terör ve Terörle Müc.’den Doğan Zararların Karşılanması Kanunu' devletin başına belâ edilerek iddiacılara milyonlarca TL ödeme yapıldı.&lt;br /&gt;Yalnızca Diyarbakır'da 70 Milyon YTL terör tazminatı dağıtıldı&lt;br /&gt;AİHM birçok davada, bu yasayı nimet göstererek bazı başvuruları reddetti. Dışişleri Bakanlığı da, valiliklere bir yazı gönderip, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="AİHM Haberleri" href="http://www.haberler.com/aihm/"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;AİHM&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;' de bu yasa ile sağlanan olumlu havanın sürmesi için terör tazminatları ödenirken halka kolaylık sağlanmasını ve katı bir bürokratik işlemden vazgeçilmesini istemişti.&lt;br /&gt;GELELİM ESAS MESELEYE:&lt;br /&gt;Bilindiği üzere Türkiye 1968’den itibaren ‘dış kaynaklı’ anarşi ve teröre maruzdur.&lt;br /&gt;Önceleri Alman ve Fransız desteğinde Suriye, Lübnan ve Ermenistan kullanıldı.&lt;br /&gt;Sonra 27 Ocak 1973’de ASALA belâsı çıktı. Asala 15 Ağustos 1984’de PKK’ya iblâğ olduktan sonra 23.11.1986’ya kadar hain saldırılarını sürdürdü. Örgüt, Ermeni diasporasınca alenen desteklendi, himaye edildi. Diasporalar ise, Ermeni hükümetinin resmi bir bakanlığı tarafından sevk-idare, tedvir ve organize olunmaktadır. Halen de durum aynıdır.&lt;br /&gt;Ayrıca, BM Anayasasının açık ve emredici “men-i müdahale” hükümlerine rağmen, başta ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, Yunanistan ve Rusya olmak üzere yaklaşık 50 ülke terör örgütüne yardım ve yataklık etmiştir. Bu ilişki, açık destek ve yataklık binlerce olay ile sabittir. ABD ve AB resmen fail durumundadır. İşin garibi, gerçekte birer tasallut, gasp ve terör devleti olan Amerika, Rusya ve Çin’in baskısıyla olsa gerek, öncelikle İran ve pek çok İslâm ülkesi ile bazı Türk Cumhuriyetlerinde dahi PKK büroları ve soykırım anıtları vardır.&lt;br /&gt;Yani, tıpkı yakın tarihin isyanları gibi, bu terör de dış güdümlü ve dış kaynaklıdır.&lt;br /&gt;Sonuçta: Türkiye; 1968 ve/veya 1984’den bu yana uğradığı trilyon dolarları bulan maddi + manevi travma, zarar, kayıp ve hasar’a ait münhasır tazminatı; Ulusal ve uluslar arası bütün yargı olanaklarını sonuna kadar kullanarak tahsil ve tazmin etme hakkına sahiptir..&lt;br /&gt;En son KKTC ile Güney Kıbrıs çetesi arasında vaki ve Louzidiu meselesi dahil tam bir siyasi kurum olan AİHM yoluyla tazmin, tahsil ve telâfi komedisine bakın!.. PKK’nın BM Anayasasının 51.ve diğer amir hükümleri aleyhine Kuzey Irak’ta konuşlandırıldığı ve mezkür 50’yi aşkın devletten beslendiği gerçeğini görün. Örgüt yapısının büyük bölümünün Ermeni, Rum-Yunan, Abd, Alman ve sair lejyonerden oluştuğunu ve içinde az sayıda “Ermeni kökenli Kürt” bulunduğunu da dikkate alın..&lt;br /&gt;Ve ey hükümet!.. Ey terörden zarar gören halk!.. Ve, Ey Şehit aileleri haydi!..&lt;br /&gt;Demokratik açılımın amacı mademki barış, anlayış ve huzuru tesistir; Önce bunun temel şartı / ana unsuru DİYET’LER ödensin. Tamir-telâfi, tahsil ve tazmin süreci başlasın. Eğer, TC açılım’a icbar edilmiyorsa, MİLLETİN zararını tazmin ve tahsile mecburdur.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-2532610557649359813?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/09/sancak-i-serif-cikartildi-mustafa.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sp0EW7jUTHI/AAAAAAAABUg/sqOdhjcFHLw/s72-c/sancak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-6471758515523064816</guid><pubDate>Fri, 21 Aug 2009 15:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-22T08:40:31.262-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;NE MENEM “BİR BÜYÜK FIRSAT”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Mesele aslında, “Şark Meselesi” ve “Batının müstakbel hayat alanı” konusudur..&lt;br /&gt;Yakın geçmişi, ta İngiliz Muhipleri, Kürt Teali Cemiyeti, Ermeni-Yunan Rum çeteleri, Batı (Avrupa) ve ABD Mason mahfilleri ile misyoner terör örgütlerine kadar dayanır.&lt;br /&gt;Süreçte; Mustafa Suphi olayı, 21 Temmuz 1923’de Lord CURZON’un hazırlayıp İsmet İnönü’nün ‘çok gizli kaydıyla’ imzaladığı (*) Lozan belgesi, 150’likler, kadrocular, 10 Kasım 1938 -9.05 karşıdevrimi, aydınlıkçılar, 27 Mayıs gasp’ı, Ermeni, Elen-Rum diasporası, doğu kültür ocakları, dev-genç, asala, pkk, tip, tkp, mnp, msp, 1974 affı, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat sendromları (Sendrom: Birbirleriyle ilişkisiz gibi göründükleri halde, bir arada tek bir hastalık olarak birleşen şikâyet ve bulgular bütünü) yer alır.&lt;br /&gt;Süreçteki ilk teşebbüs “İsmet paşa” damgasını taşır.&lt;br /&gt;Olay şu; Bir gün İnönü geç vakit Atatürk’e giderek: “Paşam şu azınlık meselesini bir Meclise getirsek..” diyince Atatürk: “Bu gün git, akşam oldu, yarın gel konuşalım” der, İnönü gittikten hemen sonra köşk’ün bekçi ve bahçıvanlarını çağırarak: “Lâle hariç, şu ön bahçede bulunan bütün çiçekleri sökün atın” diye emir verir.&lt;br /&gt;Ertesi gün İsmet İnönü geldiğinde bahçenin halini görür, çok şaşırır. Sebebini sorar ve Atatürk’ten şu cevabı alır: “İsmet!.. Türkiye Cumhuriyeti Türk Milleti tarafından kurulmuştur. Cumhuriyette azınlık yok. Ne mutlu Türk’üm diyen herkes Türk’tür ve eşit haklara sahiptir. Azınlık ve ayrılık iddia edenler böylece sökülüp atıla. Sakın Meclise böyle bir tefrika sokma!”&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;YURTTAŞLIKTA BİRLİK&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Gaflet, dalâlet ve hıyanet ehli bilmiyor ya da unutmuş da olabilirler.&lt;br /&gt;TC azınlıkları Lozan’da kendilerine tanınan ayrıcalıklarından vazgeçip eşit yurttaşlar olmayı 1925’de istemiş; 1926’da yurttaş olmak için azınlık haklarından feragat dilekçeleri vermiş ve Milletler Cemiyetinin onayı ile TC’de azınlık kavramı ilgi edilerek bütün gayri/ Müslimler, Müslümanlarla eşit hak ve hukuka sahip yurttaş statüsüne yükseltilmişlerdir.. &lt;span style="font-size:78%;"&gt;(2) &lt;/span&gt;Bu olayın dünyada başkaca bir eşi, benzeri, örnek veya emsali yoktur.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“MUSA DAĞI’NDA 40 GÜN” ADLI ROMAN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;1933’te bir Musevi’nin yazdığı kitapta Türkler Ermeni soykırımı yapmakla suçlanınca, tüm Musevi, Ermeni ve Rum yurttaşlarımız ayağa kalkarak, romancıya lanetler okumuşlardır. Ermeni yurttaşlarımız ise "bu roman yalan söylüyor, Türk kardeşlerimiz bize asla soykırım yapmadı. Bu roman bizim aramızı bozmak istiyor," diye haykırmışlar… Dahası, Ermeni ve Rum-Yunan kökenli Türk yurttaşlarımız kilisede toplanıp bütün dünya basınını da çağırarak, onların gözleri önünde bu romanı ve yazarının portresini ateşe vermişlerdir.&lt;br /&gt;Yani Türkiye’nin asla bir azınlık sorunu olmamıştır, olası teşebbüslerin bütünü mutlak surette dış kaynaklı olu; Milli tarihte buna “bedhah”ların kalkışması denilir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;YILLAR SONRA&lt;/span&gt; !…..&lt;br /&gt;Mesele şu ki, Türkiye’nin 60-70’li yıllara kadar her hangi bir azınlık, Kürt, Ermeni, terör-tedhiş ve soykırım meselesi olmadı. Zaten fiilen ve hukuken de bu mümkün değildi. Her şey, bir çökertme ve kırılma darbesi olan 27 Mayıs vuruşu ile başladı. Burada fazla ayrıntıya girmek gereksiz zira zerre kadar “gerçek tarih” bilgisine sahip herkes konuyu çok iyi bilir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;AZİZ TÜRK MİLLETİ’NE &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/So649GEL4tI/AAAAAAAABT4/lxmxIPtYDTg/s1600-h/JPG+BEBEK+VE+BAYRAK.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372434765239280338" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 139px; CURSOR: hand; HEIGHT: 130px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/So649GEL4tI/AAAAAAAABT4/lxmxIPtYDTg/s400/JPG+BEBEK+VE+BAYRAK.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“UYARI VE ÇAĞRI”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ülkemiz elli yıldır siyasi vesayet, dâhili-harici kuşatma ve abluka altındadır. Şimdilik bunu kırmanın tek ve son hukuki ve demokratik yolu sandık olup; Son çare: ‘ya AKP’ye karşı tek parti olarak birleşmek’ veya seçimde hiçbir parti’ye oy vermemek şartıyla 27 Mayıs cunta, dikta, sulta ve statüko partilerini sandığa gömerek Cumhuriyet’i kurtarmaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;1, DİKEN, Hükümet Sistemleri, H. H. Memiş, s:341&lt;br /&gt;2, Bütün bilgiler, dilekçeler ve Cemiyet-i Akvam kararları Adalet Bakanlığı arşivindedir.&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;“BÜYÜK FIRSAT” MESELESİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Hani Cumhuriyet’in yeddi emini, memurların baş amiri ve halkın emanetçisi Abdullah Gül, Mart ayında İran'a giderken "Kürt sorununda iyi şeyler olacak” demiş, devamla da “Kürt meselesi Türkiye'nin birinci sorunudur. Halledilmesi lazımdır” açıklamasını yapmıştı…&lt;br /&gt;Çek Cumhuriyetinde yapılan Prag zirvesi dönüşünde de, "İster terör, ister Güney Doğu yahut Kürt meselesi deyin.. Bu, Türkiye'nin birinci sorunudur. İyi gelişmeler olması lazım ve olabilir. Herkes işin farkında... Önce böyle bir çalışma anlayışının olması lazımdı. Devletin içinde herkes birbiriyle çok daha açık seçik konuşuyor. Herkes derken, asker, sivil, istihbarat, hepsi için söylüyorum. Bu ortamda iyi şeyler olur. O yüzden de iyi şeyler olacak diyorum. Bir fırsat var, bu fırsatın kaçmaması lazım” dedi.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;HÜKÜMETİ SARSAN “ŞOK”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gül’ün ‘beklenmedik’ söz ve açıklamaları hükümette şok etkisi yaparken, başta Rum-Yunan, Ermeni ve Yahudi diasporaları ile Misyonerler camiasında bayram havası yarattı.&lt;br /&gt;Tam bir vukuf, ehliyet-liyakat, basiret ve beka ile “Cumhuriyetin Kanunlarını” adalet, fazilet ve eşitlikle uygulamak, yetimin malını gözetip kul hakkını korumakla memur-mükellef “bakan’ların başı, halk hizmetkârı ‘başbakan’ RTE, açıklamayı önce “genel af” gibi algıladı. Ancak meselenin (şimdilik) öyle olmadığı anlaşılıp “Kürt açılımı” tepki alınca hemen “güneydoğu meselesi” diye ağız değiştirildi. Sonra “demokrasi ve barış atılımı”, “huzur ve kardeşlik projesi” ve “Toplumsal barış girişimi” ne dönüştü. Sonunda örtülü bir AB söylemi ve dünya modası olan “Demokratik açılım” da karar kılındı!...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SpAQzY_PtHI/AAAAAAAABUI/x_voZcH4Pb4/s1600-h/COZUMU+KÄ°M+Ä°STÄ°YOR++ABD+PKK.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372812830520095858" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 259px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SpAQzY_PtHI/AAAAAAAABUI/x_voZcH4Pb4/s400/COZUMU+K%C4%B0M+%C4%B0ST%C4%B0YOR++ABD+PKK.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;NEDİR?.. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;DEMOKRATİK AÇILIM !...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;‘Ne men-em bir büyük fırsat’ konulu makalemize göz atarsanız; ‘Yurttaşlıkta Birlik” başlığı altında işlenen bir hukuk ve insanlık mucizesini görürsünüz. Zira 1926 -27 yıllarından beri TC yurttaşları eşitlenmiş, millet arasında hiçbir ayrılık, azınlık ve ayrıcalık kalmamıştır. Şimdi sorulur: “Ne sorunu kardeşim? Sorun varsa, ya her kesin sorunudur, ya da yoktur.” Öyle ya; 40 yıldır alıştıra-alıştıra gündeme taşınan; Ülkede konuşulan 36 ana dil ve 48 etnik kök’ün varlığı,. Anadolu’ya 1071’de gelindiği yalanı., 1071’den önce Anadolu’da Türk olmadığı, sonra geleneyse haçlıların (haşâ) aşılama yaptığı; Egedeyse (kalleş-kancık) Yunan palikaryasının tohum ektiği, akabinde de Wilson prensiplerinden dem vurarak ‘bütün halklara Flebisit (kendi kaderini tayin) hakkı tanıyan karar, metin ve tasarılar hükümetlere dayatıldı.&lt;br /&gt;Diğer taraftan, sözde “Kürt’lerin Ermeni önderi” kundaktaki bebek dâhil 7’den 70’e 35 bini aşkın Kürt kardeşin kalleş katili, eşkıya Artin Agopyan: “Federe devlet kabul etmem, ayrı bir devlet de istemem” sözleri “yol haritaları” ve devlette zaaftan istifade ‘sayın’ taltifleri ile “binlerce şehit, aileleri ve necip Türk Milleti rencide edilerek” gündeme sokuldu..&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;OYSA !…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Malum ve mezkür ihanet furyası elli yıldır sürerken; “FIRSAT” Nabuko’nun “hortum döşeme” açılımından “PKK’nın tasfiyesi” olarak çıktı. ABD’nin BOP işinin bitmesi üzerine AB’nin “ucuz gaz hortumu” gündeme geldi. Hat borularının yegâne tehdit, sabotaj ve şantaj unsuru PKK için “işimiz bitti, mazarratı halledin” vizesi “büyük fırsattır” Diğer taraftan; Yıllardır Kürt kamuflâjıyla rant sağlayan Ermeni-Rum-Yahudi diasporası, vaktiyle Ağar’a ihale ettikleri olağanüstü kârlı “düz ova” siyasetini hayata geçirme peşine düştüler. &lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sonuçta:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“Demokratik açılım” içi boş ve muğlâk bir kavram; Ortada kimlik sorunu falan yok.&lt;br /&gt;Zaten Doğu ve Güneydoğu Ana-vatan bölgesi ve öz Türkmen yöresi.. Öyleyse !...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;. MİLLİ DEVLET İÇİN “YURTTAŞLIK GÖREVİ”&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/So65IJAftxI/AAAAAAAABUA/DfVlC-cSwCw/s1600-h/JPG+BEBEK+VE+BAYRAK.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372434955007670034" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 140px; CURSOR: hand; HEIGHT: 166px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/So65IJAftxI/AAAAAAAABUA/DfVlC-cSwCw/s400/JPG+BEBEK+VE+BAYRAK.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ülkemiz elli yıldır siyasi vesayet, dâhili-harici kuşatma ve abluka altındadır. Şimdilik bunu kırmanın tek ve son hukuki ve demokratik yolu sandık olup; Son çare: ‘ya AKP’ye karşı tek parti olarak birleşmek’ veya seçimde hiçbir parti’ye oy vermemek şartıyla 27 Mayıs cunta, dikta, sulta ve statüko partilerini sandığa gömerek Cumhuriyet’i kurtarmaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;*******&lt;br /&gt;WEB: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.mustafanevruzsinaci.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;http://www.mustafanevruzsinaci.blogspot.com/&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;mail: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:gercek.demokrat@hotmail.com"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;gercek.demokrat@hotmail.com&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;NOT: Bu makaleler 5846 sayılı telif yasası kapsamı dışında olup; Aynen veya kaynak gösterilerek yayınlanabilir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-6471758515523064816?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/08/ne-menem-bir-buyuk-firsat-mustafa.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/So649GEL4tI/AAAAAAAABT4/lxmxIPtYDTg/s72-c/JPG+BEBEK+VE+BAYRAK.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-5329825101507789830</guid><pubDate>Fri, 14 Aug 2009 15:35:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-02T03:27:08.307-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SoWF9D2WqDI/AAAAAAAABTo/HnFRf6oinkg/s1600-h/A+3+70+MÄ°LYON.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369845414760982578" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 146px; CURSOR: hand; HEIGHT: 141px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SoWF9D2WqDI/AAAAAAAABTo/HnFRf6oinkg/s400/A+3+70+M%C4%B0LYON.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;DÖNÜŞTÜRMENİN ÖZNESİ &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;“AÇILIM”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Adalet ahlâkının kurumlaştığı hukuk devletleri, Cumhuriyetin kuruluş felsefesi, Türk inkılâbı ve Atatürk ilkeleri’nde “mutlak dürüstlük, namuskârlık ve şeffaflık” hükümettir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SoWFxRH5LOI/AAAAAAAABTg/sLkA8AhVHB4/s1600-h/JPG+2.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369845212165778658" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 239px; CURSOR: hand; HEIGHT: 327px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SoWFxRH5LOI/AAAAAAAABTg/sLkA8AhVHB4/s400/JPG+2.bmp" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Hatta 1950-60 dönemlerinde bundan daha da fazlası olur. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Öyle ki; ülkede gündem belirleyen unsurlar, sıradan vatandaşlar, parti üyeleri ve delegelerdir. Devlet tıpkı Atatürk’ün yaptığı gibi halkla birlikte idare olunur. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Düzenli aidat ödeyen, ilkeli, onurlu ve sorumlu parti üyeleri baskıya maruz kalmadan “özgür iradeleriyle” delege seçerler; ülke, halk ve parti sorunlarını alenen dile getirir, gidişatı sorgular, (iktidar iseler) başbakan, bakan ve memurları eleştirir, tavan-taban arasında köprü görevi görürlerdi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Lâkin delege olmak zor işti. Siyasette kıdem, ehliyet, bilgi, birikim, cesaret, yüksek ahlâk, lekesiz sicil, beka ve basiret (ileri görüş) gerektirirdi. “O” zamanlar, parti sahipleri, din tüccarları, Misyon tacirleri, siyaset şirketleri, ülkeyi (babalar gibi) pazarlayan (organize suç örgütü) kirli, karanlık sultalar, dikta ve cuntalar yoktu. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;SONRA “DEMOKRASİYE” TUZAK&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;1946 ‘açık oy, gizli sayım’ utancı, rezalet ve halk düşmanlığı ile demokrasi ve hukuk cinayetinden sanık halk partisi zihniyeti 1950, 54 ve 58’de uğradığı hukuk darbeleri ve sandık vurgunları sonucu milletçe sandığa gömüldü. On yıl süren kin ve kurgu uykusu için inlerine çekilerek 27 Mayıs 1960’a kadar köstebeklik ettiler. Nihayet, insan hakları, demokrasi, adalet ve hukuka karşı beslenen derin nefret, kin; İktidar hırsı, ihtiras ve tahammülsüzlük, tefrika, haset ve kıskançlık o menfur kalkışmayı ‘ihanet, isyan ve başkaldırıyı’ tetikledi.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;DIŞGÜDÜMLÜ ATILIM VE AÇILIM&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bu zalim başkaldırı, dış güdümlü, kirli-karanlık, hain tuzak; Türk adalet ve hukukunun ebedi utancı, ihanete meşruiyet fetvası verilen ve ”buraya tıkan irade böyle istiyor” denilen yassı-ada engizisyon mahkemeleri .. Kin, kan, intikam, dayatma senaryolar, idam ve katliam.&lt;br /&gt;11 Kasım 1938, saat 9’u 5 geçe ‘karşıdevrim’ kansız gerçekleşti..&lt;br /&gt;27 Mayıs kin, kıyım, kırılma ve bir çökertmedir. Atatürk anayasası ilga, “Milli devlet” ilkesine son!.. İsmet, gizli Lozan taahhütleri gereği 1944’de başladığı milli devlet ve yükselen değerleri yok etme projesin kaldığı yerden (1950) alıp, tekrar uygulamaya koydu. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Süreçte partiler yozlaştırıldı. Demokrasi, adalet ve hukuk karşıtı kurumlar oluşturuldu. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;İlkeler ve yükselen değerler çürütüldü. Koza-kriptolara politik-ACI ve asker olma yolu açıldı. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve sairi ile cunta-sulta ve dikta’lar birlikte pekiştiler.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Tıpkı, ‘Türk demek: Türkçe düşünmek, Türkçe konuşmak ve Türkçe yaşamaktır, ne mutlu Türküm diyene’ vecizesinin öznesi ilga edilerek sadece; (domuzdan dönme ve devşirme güruhunun tahammül edemediği) “Ne mutlu Türk’üm diyene” bölümü kalabilmiş, orijinali “Egemenlik kayıtsız ve şartsız Türk Milletinindir” sözünden de “Türk” kelimesi kaldırılarak hükümsüz kılınmıştır.. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;NEREDEN, NEREYE&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;27 Mayıs’tan buyana bütünüyle yapay, sahte ve sanal olarak tek merkezden sağ-sol, alevi-Sünni, milliyetçi-sosyalist (enternasyonal) dinli-dinsiz gibi ‘parçala, böl, yönet’ yol ve yöntemleri amansız bir düşmanlıkla kurgulandı ve uygulandı. Sonuçta bu art niyet ve kasıt’a dayalı bozulum, psikolojik-sosyokültürel ve biyolojik savaş, dezenformasyon, husumet ve Türk-Türkiye düşmanlığı (anarşi, terör, tedhiş, trafik, deprem, afet, kriz, bunalım, buhran) gibi nedenlerle elli yılda 500 bine yakın insanımız telef edildi. Yerli sulta, cunta ve dış müttefikleri’nce (Bak: Ergenekon idd.) oluşturulan cinayet şebekeleri ve terör-tedhiş örgütleri ile mücadele, devlette yaklaşık “1 trilyon” dolara patladı. Medya-mafya-siyaset üçgeninde “Rüşvet-yolsuzluk, dolandırıcılık, kaçakçılık, gasp çeteleri” devlet ve halktan yaklaşık “2 trilyon dolar” hortumladı. Böylece, ihanet açılımlarının devlete maliyeti yaklaşık 3 trilyon doları buldu. (Bak: Hayali İhracat, Susurluk vb. dosyaları) &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SoWFH5GeCgI/AAAAAAAABTY/9vHBbNz6-uE/s1600-h/adsÄ±z.JPG"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369844501342718466" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 174px; CURSOR: hand; HEIGHT: 401px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SoWFH5GeCgI/AAAAAAAABTY/9vHBbNz6-uE/s400/ads%C4%B1z.JPG" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*****//***** &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;VESAYETİ İLGA VE DİP DALG&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;A&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu güne kadar hiçbir düzen partisi ve sulta hükümeti “27 Mayıs’ın” üstüne gitmedi. Her gelen öncekini akladı. Lâğımlar beyaz sayfalarla örtüldü. Hortumcular ihya edildi. Cinayetler ‘faili meçhul’, gasp-batak ve hotumlar “kamu zararı” hanesine yazıldı.&lt;br /&gt;Ta ki, Ergenekon’a kadar meclis ve yüce divan müthiş bir aklayıcı-paklayıcı oldu. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;YASSIADA –ERGENEKON !... &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;27 Mayıs cuntası “Yassı-ada duruşmalarını devlet radyosundan canlı olarak ve naklen yayınlandığı halde; mevcut ‘demokratik’ RTE sultası “NEDEN” Ergenekon duruşmalarını canlı, naklen ve kesintisiz olarak yayınlamıyor? O zamanlar hukuk yoktu. Şimdi hukukun tastamam, üstüne üstlük tarafsız ve bağımsız olduğu yazılıp söyleniyor. Peki, bu adalet ve hukuk nerede, naklen yayın niye yok ve Anayasa hükümlerine rağmen; Her veçhesi suçtan müteşekkil bu “AÇILIM” da neyin nesi? &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;SENARYO GEREĞİ !...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kurgulanmış senaryo gereği milletin hali, kimyası ve iradesi; esnek, muğlâk ve kurnaz tuzaklarla donatılmış yasalarla itile-kakıla, ötelene-dışlana buralara geldi. Şimdi artık hiçbir şey halka sorulmuyor. Millet seçmiyor, seçilmiyor. Düzen’lenmiş yasalara uygun olarak sulta ve cuntanın önüne koyduğu listeleri oyluyor, oylamazsa cezalandırılmakla korkutuluyor.&lt;br /&gt;Zaten, sosyolojik olarak millet büyük bir travma geçirmekte.&lt;br /&gt;Her hususta insanları ürküten ağır bir korku, baskı ve tedirginlik hâkim vaziyette. Kurumlar birbirinden, alt makam üst makamdan, memur amirden, amir memurdan, vekil parti sahibinden, koca karı-karı kocasından, çocuk babasından, hâsılı herkes bir korku, panik ve stres içinde. İntiharlar korkutuyor, günde 15 kişi trafik kazalarına kurban gidiyor, suç türü ve oranları süratle artıyor. Zaten gergin olan toplum, bir de yeni açılımlarla geriliyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;VAHŞİ BATI SENDROMU&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;12 + 50 = 60 yılı mücavir erozyon, yozlaşma, sindirme, çürütme ve Türk Milleti ile ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün şiddetle karşı çıktığı, illet ve nefret ettiği, menfur düşman, ezel-ebet hain, tefessüh etmiş “batı”ya, bataklığa yönelme sürecinin Lozan’dan beri “Türk ve İslâm düşmanlarınca” planlanan beklenir sonucu bu.&lt;br /&gt;Şimdi, menfur AB ve ABD (Ermeni yalanlarından ötürü) Atatürk’ü katil ilân etmeye hazırlanıyor. Zaten, Ümraniye soruşturmasında kanıtlanan; Anarşi, terör-tedhiş, hırsızlık-yolsuzluk, yalan-talan, uyuşturucu ve insan ticareti, vergi dâhil her türlü kaçakçılık, alçaklık, ayırma-kayırma, sağ-sol, alevi-Sünni gibi bilumum kötülük-bölücülük hep bu güruhun toplum mühendisleri, Mason ve Siyonist mahfillerce hazırlanıp bilinçle uygulanan senaryolarıdır. Üstelik diz boyu yalan, iftira ve tefrikaya bulanmış kara, kirli alçak bir süreçle!... . &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ATATÜRK VE BATI&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;AB köpekleri her söze ‘Büyük Atatürk’ün hedef gösterdiği muasır medeniyete ulaşma, aşma ve batılılaşma yolunda..” diye başlarlar. Bu külli yalan, uydurma ve iftiradır. Çünkü M. Kemal ATATÜRK, “insanlık düşmanı, kalleş, hırsız ve emperyalist” Batı’dan nefret eder. İşte O’nun s özde ‘Atatürkçü-Kemalist’ AB'cilere tekzip ve tokat gibi cevabı;&lt;br /&gt;“Efendiler! Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Osmanlı tam tersine gerilemiş, düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. İşte o dönemde; vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklâl vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir! M. K. Atatürk (TBMM, 6 Mart 1922)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;NETİCEDE&lt;/span&gt;:&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Ülkemiz 27 Mayıs’tan bu yana vesayet, siyasi-fiili kuşatma ve abluka altındadır. Şimdilik bunu kırmanın tek ve son hukuki ve demokratik yolu sandıktır!...&lt;br /&gt;Son çare: “ya AKP’ye karşı Tek Parti olarak birleşmek” veya seçimde hiçbir parti’ ye oy vermemek şartıyla” bütün partileri sandığa gömerek Cumhuriyet’i kurtarmaktır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;**********&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;web: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;e.MAİL : &lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:gercek.demokrat@hotmail.com"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;gercek.demokrat@hotmail.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;*Fotoğraflar: (1 ve 2) 2005 ve 2006 da çizilen iki ayrı Ercan Akyol karikatürü.. PKK'nin bitap düştüğü noktada izlediği batı kaynaklı Kürt politikası ile AKP döneminde nasıl canlandırıldığını ve bugüne nasıl gelindiğini gösteriyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sp5HrJKKvNI/AAAAAAAABUo/O-nIPWDrTHw/s1600-h/ÃZKAN+EKEKON.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376813811645463762" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 131px; CURSOR: hand; HEIGHT: 108px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sp5HrJKKvNI/AAAAAAAABUo/O-nIPWDrTHw/s320/%C3%96ZKAN+EKEKON.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gazeteci, Şair-Yazar Sayın "ÖZKAN EKEKON" DAN &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;BİR YORUM: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(02 Eylül 2009, &lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:gercek.demokrat@hotmail.com"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;gercek.demokrat@hotmail.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Merhaba; Mustafa Nevruz SINACI Bey kardeşim.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Şahsınıza ait Web sitenizi yeni buldum. Sizi kutluyorum. 1950 ruhunu yaşatan sizlerin varlığı ile bu ülke gerçeten Muasır medeniyet seviyesi üzerine çıkacaktır. 28.01.1945 doğumluyum. Beş-Altı yaşımda DP Pazubendimi koluma takdığımdan beri bizzat Siyasetin içindeyim. 27 Mayıs 1960 da Babam Fethi Ekekon İskenderun DP Merkez ocak başkanı idi. Sonra AP kuruluşunu yaparlarken bende ilk defa siyasette görev aldım ve İskernderun Adalet partisi Gençlik kollarını kurduk. İskenderun Kominizim mücadele derneği gençlik kolu başkanlığını yaptıp. Son olarak Hatay Liberal Demokrat Parti il başkanlığını yaptım. Emekli oldum. 1948 de Babamın kurduğu Özvatan Matbaası ve Gazetesini kapatarak Antalya'ya yerleştim. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Sizin cesur ve gerçekleri yansıtan yazılarınız 63 yaşımda bana güç verdi. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Demokrat olmak kolay değildir. Olduktan sora sizler gibi demokratca yaşamakta pek kolay olmamaktadaır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Bu tanışma yazımı şahsınıza arz ederim.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Başarılarınız daim olsun. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Yolunuz geniş, Ufkunuz açık olsun.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;Sağlıcakla kalınız.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:130%;color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;Özkan EKEKO&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;strong&gt;GSM N0: 535 511 19 09&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-5329825101507789830?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/08/donusturmenin-oznesi-acilim-mustafa.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SoWF9D2WqDI/AAAAAAAABTo/HnFRf6oinkg/s72-c/A+3+70+M%C4%B0LYON.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-649136200266231694</guid><pubDate>Thu, 06 Aug 2009 15:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-06T09:01:11.307-07:00</atom:updated><title>2300 YILLILK ORDU; ELLİ YILLIK GELENEK</title><description>&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Nevruz SINACI &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Snr74hGQDsI/AAAAAAAABTI/Tz5daeevnAk/s1600-h/Ä°LÄ°M+2.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366878854341201602" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 275px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Snr74hGQDsI/AAAAAAAABTI/Tz5daeevnAk/s400/%C4%B0L%C4%B0M+2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;Gül’ün Köşk’e çıkmasının ardından Genelkurmay, türbandan nasıl uzak durulacağına ilişkin yeni protokol kuralları belirlemiş. (Taraf, 31 07.2009, M.Baransu)&lt;br /&gt;“Ordu’nun başörtüsü’nden kaçış plânı” başlıklı haberin ayrıntıları kısaca şöyle:&lt;br /&gt;“Tüm birliklere gönderilen prokotol kuralında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrunnisa Gül ima edilerek, türbanlıların askerî hastane ve tesislere alınmaması isteniyor ve türbanlı eşlerin ve DTP’lilerin davet edileceği belirtilerek, 29 Ekim, 23 Nisan ve 19 Mayıs resepsiyonlarına gidilmemesi de emrediliyor…&lt;br /&gt;Ayrıca, herhangi bir askerî hastane veya Rehabilitasyon merkezine gaziler ile diğer hasta yakınlarının ziyaret talebinde bulunmaları halinde: ‘Çağdaş kıyafetli olmayanların girişine izin verilmemesi, türbanlılara yasağın hatırlatılması, kabulün çok zorunlu olduğu durumlarda en alt seviyedeki protokol görevlisi ile refakat edilmesi’&lt;br /&gt;29 Ekim Cumhuriyet Resepsiyonlarına İl’lerde Garnizon Komutanı dışında hiçbir seviyede katılınmaması, garnizon komutanının eşsiz olarak kısa bir süre için katılıp ayrılması öngörülüyor ve bu hareket tarzının uygun gerekçelerle halka izah edilmesi isteniyor.&lt;br /&gt;Ankara’da sadece Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ve orgenerallerin eşli olarak çok kısa bir süre için katılmaları ve tebriği müteakip ayrılmaları.” veya: “Cumhuriyet’e sahip çıkıldığının göstergesi olarak, davetli bütün askerî personelin eşli olarak geniş katılımın sağlanması ve bu personelin kısa süre sonra topluca ayrılması.” Yukarıdakilerin hepsinde muhtemel el sıkma sıkıntısına karşı “Hiçbir seviyede katılımın olmamasıdır” (K. teklifi)&lt;br /&gt;“Eşsiz davetler” başlıklı bölümde, akşam resepsiyonu veya gündüz Kokteyli’nde, DTP’lileri de göz önüne alarak, Sadece Garnizon Komutanı seviyesinde katılım, Komutan’ın tebriklerini sunup kısa sürede ayrılması. Önerilen: Eşsiz, sınırlı ve kısa süre katılıp ayrılma.” &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;TBMM’deki resepsiyona gidilmemesi.&lt;br /&gt;TSK sorumluluğundaki törenler: “Eşi türbanlılara eşsiz davetiye gönderilecek;.Buna rağmen eşli gelenlerin eşleri kesinlikle içeri alınmayacaktır. Sadece yemin törenlerinde başı kapalı ailelerin, başörtülerini çene altından bağlamaları şartıyla katılmalarına izin verilecek; Diğer törenlerde başörtüsüne/türbana hiçbir şekilde izin verilmeyecektir..”&lt;br /&gt;KÖŞK’TE KRİZ &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Snr7UJSDg2I/AAAAAAAABS8/Ur54t4MIHME/s1600-h/Ä°LÄ°M+3.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366878229472969570" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 201px; CURSOR: hand; HEIGHT: 307px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Snr7UJSDg2I/AAAAAAAABS8/Ur54t4MIHME/s400/%C4%B0L%C4%B0M+3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Hatırlanacağı üzere Gül’ün seçilmesinden sonraki ilk 29 Ekim resepsiyonuna askerin katılmaması nedeniyle kriz yaşanmış, Gül de iki ayrı Cumhuriyet resepsiyonu düzenleyerek bir çıkış yolu bulmuştu. İlkine TBMM Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, yüksek yargı mensupları, siyasi parti liderleri, milletvekilleri, üst düzey bürokratlar “eşsiz” olarak davet edilmiş, 30 Ekim’de verilen ikinci resepsiyona ise, işadamı, sanatçı, gazeteci, STK örgüt temsilcileri davet edilmiş ve davetiyeler “eşli” olarak gönderilmişti.&lt;br /&gt;2300 YILLIK ORDU, 50 YILLIK GELENEK&lt;br /&gt;Konunun yayın tarzı ve sunuşu tam bir provokasyon! Haber başlığında “başörtüsü” kelimesi yer alırken, içerikte “türban” kullanılmakta. Metin içi anlatımlarda çifte standart ve tahrik cabası gözleniyor. Lâkin haberde bahse konu protokol içler acısı. Kadim Türk Ordusu ve Cumhuriyet’i kuran Peygamber Ocağı yönünden utanç verici.. .&lt;br /&gt;Ne demek, Türk Anneleri, başları kapalı olursa ‘hastane ve rehabilitasyon merkezleri dahil’ askeri tesislere alınmayacak!.. Haydi, türban denilen melânet dönme ve devşirmelerce icat olundu. Ama sonuçta oda bir tesettür.. Üstelik saf-cahil, gafil Ana-bacılar din ve misyon ticareti uğruna kandırılarak türbana sokuldular. Asker bunu bilmiyor mu ki, oyuna geliyor?&lt;br /&gt;Dahası “bin türlü” tedbir öngörülen resmi resepsiyonlar da neyin nesi?&lt;br /&gt;Tefessüh etmiş, emperyalizmin kalesi, sahte İncil ve İsa ticaretinin kirli tapınağı Batı geleneğinin İslâm ikliminde işi ne? Kahir ekseriyeti aç, açık, fakir ve yoksul Türk halkının vergisiyle nasıl şarap ikram olunur? Bu, tam bir irtica, aymazlık, rezillik gericilik ve yobazlık değil midir? Sanki 2300 yıllık ordu ilga da, 49 yıllık kirli gelenek pek muteber!... Çok ayıp!..&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;*** &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Snr8IHHvmII/AAAAAAAABTQ/IQUo5u_8MCM/s1600-h/Ä°LÄ°M+1.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366879122246047874" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 323px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Snr8IHHvmII/AAAAAAAABTQ/IQUo5u_8MCM/s400/%C4%B0L%C4%B0M+1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Hâl ve gidiş; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;İlim ve amel!.. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Önce şunu belirtmek ve altını özenle çizmek gerekir ki:&lt;br /&gt;İnsan bizatihi devlettir. Devlet insan için vardır.&lt;br /&gt;Devlet’in; dönemsel (çağdaş) medeni ve modern ihtiyaçlar doğrultusunda var edilen kurumlarının oluş nedeni: Namuslu, dürüst, akılcı, makul, mantıklı bir düzlemde (ilke, onur ve sorumlulukla) hizmet üretmektir.&lt;br /&gt;Üretim: Bilimin ve bilincin sabit normları (ilmi disiplinler) çerçevesinde zorunlu kamu ihtiyacı, yani iç, varsa dış talebi karşılayacak biçimde ‘sürdürülebilir’ iktisadi, ilmi, sosyal, kültürel, sağlık, eğitim ve temel ihtiyaçlar düzeyinde imalat, inşaat ve tedarik faaliyetleri…&lt;br /&gt;Hizmet: Her vatandaşın doğuştan kazandığı hak ve hukuki iktisap gereği İnsanca hayat sürme, adalet ve kanun kavramlarına mümasil/uygun barınma, beslenme, öğrenme, İnanma ve İnandığı gibi yaşama konusunda “eşit hak ve eşit şansa” sahip kılınmasıdır.&lt;br /&gt;Halk, devlet cihazını bu hak’ların teminatı olmak üzere kurmuştur.&lt;br /&gt;En azından bizim “müspet ve gerçek bilim” olarak nitelememiz gereken, İslâm’ın ilk peygamberi Hazreti âdem Atamız ile din’in tek evrensel Peygamberi Hazreti Muhammet Mustafa (sav) arasını kapsayan ve günümüze kadar uzayan süreç için bu ‘realite’ böyledir. İslâm’ın evrensel (son) peygamberinden 1000 yıl sonra ancak, Kur’an da apaçık beyan edilen ilmi hakikatleri çözmeye-anlamaya ve kavramaya; akabinde de âlimleri ateşe atmaya ve İslâm’ı tahrife koyulan ikiyüzlü, (atamız Osmanlı tarafından medeniyet öğretilen) hayvan altı, primitif vahşi batının bilim diye ortaya attığı saçmalıklara göre değil!... Sonuçta:&lt;br /&gt;“İlim, ilmek ilmektir. İlim kendin bilmektir.&lt;br /&gt;Sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır?” (Yunus Emre)&lt;br /&gt;Yani, “kendini bilmek, farkında olmak ve mukayese etmek (karşılaştırmalı bilim) ‘ilmi hâl’dir. Bu, çağın deyimi ile bilimsel yaşam biçiminin adı; namuslu-dürüst, ilkeli-onurlu, saygın ve sorumlu ‘bilinçli’ olma halidir. Bu hal’in dışında yer alan geri ve ilkel yaşam tarzı ileri, çağdaş, medeni ve modern toplumlarca asla kabul, tasvip ve tasdik edilemez.&lt;br /&gt;Örneğin: Devlet cihazının bütün memur ve seçilmişleri “insani boyut ve özgür bilim” açısından millet memuru ve halkın hizmetçisidirler. Diğer telâkkiler aynı zamanda insanlık, İslâm ve ilim dışıdır. Dolayısıyla devlette rüşvet, iltimas, hırsızlık, yolsuzluk, görevi ihmal, suiistimal ve kötüye kullanma, ayırma, kayırma, yanlı davranış, haksız edinim, gasp-irtikap, terör-tedhiş ve sair “mutasyona uğramış hayvan altı yaratık” davranışları ile bilimdışı tasarruf şekilleri (özellikle % 99’u Müslüman olan TC’de) ceza, tedip ve terbiyeyi zorunlu kılar.&lt;br /&gt;Bunun için: Her şeye rağmen toplumsal sorumluluk; Bilinçli takip; Canlı Milli hafıza; Diri kamu vicdanı ve paralel (tamamlayıcı-bütünleyici) sağlıklı-güçlü, bağımsız, objektif ve tarafsız adalet cihazı zarurettir. Yoksa Atatürk’ün ‘Bursa Nutku’ her vatandaş için meşru bir haktır. Memur nisyan ile malul, atanmış ihanete mütemayil ise affedilemez. Dahası, memur, atanmış ve seçilmişlerin “millete karşı suç işlemeye ve suç işleyenleri” affetme hakkı yoktur.&lt;br /&gt;1974 ve müteakip afların tamamı hukuk ve ahlâk dışıdır. Failleri suçludur.&lt;br /&gt;Şu anda da “devlet adına” ve “devlet içinde” çok yoğun biçimde suç işlenmektedir.&lt;br /&gt;MESELA !... &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Snr66IX_HxI/AAAAAAAABS0/8tltSneg_s0/s1600-h/Ä°LÄ°M+5+Ã‡EVRE.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366877782552813330" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 296px; CURSOR: hand; HEIGHT: 273px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Snr66IX_HxI/AAAAAAAABS0/8tltSneg_s0/s400/%C4%B0L%C4%B0M+5+%C3%87EVRE.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde bir Adalet Bakanı var! Ama adalet, eşitlik ve hukuk yok..&lt;br /&gt;İçişleri Bakanı var! Lâkin sınırlar delik-deşik, dağlar anarşist ve terörist dolu.&lt;br /&gt;Milli Eğitim Bakanı var! Milli eğitim-öğretim ve milli-manevi müfredat yok.&lt;br /&gt;Sağlık Bakanı var! Sağlık, siyaset ve ticaret malzemesi, hasta perişan…&lt;br /&gt;Çevre Bakanı var! Hala dere, göl ve denizlere lâğım akıyor, ekosistem çökük..&lt;br /&gt;Maliye Bakanı var! Gelirde, giderde, vergide, algıda gasp var adalet yok.&lt;br /&gt;Başbakan ve Cumhurbaşkanı da var! Peki Ergenekon, çete-mafya, susurluk ne? Devlet neden adil olmaz, ilimle amel etmez? Meşruiyetin temeli bu ya!. Adalet ahlâkı, hukuk ve hak tamam değilken, Lozan’a aykırı “Kürt Açılımı” (aslında) hangi domuzdan dayatma acaba ?... &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-649136200266231694?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/08/2300-yillilk-ordu-elli-yillik-gelenek.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Snr74hGQDsI/AAAAAAAABTI/Tz5daeevnAk/s72-c/%C4%B0L%C4%B0M+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-3951117499658681122</guid><pubDate>Mon, 03 Aug 2009 09:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-03T03:06:49.071-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sna1sHHlG8I/AAAAAAAABSs/Vb5aPhShNUA/s1600-h/1+tapÄ±nak.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365675775488236482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 242px; CURSOR: hand; HEIGHT: 489px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sna1sHHlG8I/AAAAAAAABSs/Vb5aPhShNUA/s400/1+tap%C4%B1nak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;“Açılım!..”&lt;/span&gt; ihanette &lt;span style="color:#990000;"&gt;son&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;tango&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Anadolu Ulusal Uyanış ve Dayanışma Platformu 22 Haziran 2009 tarihinde “Dikkat!” anonsu ile 122 sorumlu kamu kurumu, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları (!) ile medya ‘vatanseverlerine” seslendi. Vatan-Millet sevdalıları, etkili-yetkili ve onurlu-sorumlu özel ve tüzel kişilerden; 17.Aralık.2004 tarihinde Brüksel’de imzalandığı söylenen (Ancak şu ana kadar henüz tekzip edilmemiş olan) AB katılım anlaşması ve anlaşmanı 4. maddesi hakkında bilgi “ayrıntılı açıklama” ister. Mezkür 4. madde aynen şunları ifade etmektedir.&lt;br /&gt;“Kürt azınlıklara haklarının tanınması çerçevesinde, güney doğu Anadolu’da federe bir Kürt devletinin kurulmasının yolu açılacaktır”&lt;br /&gt;Diğer taraftan 09.Temmuz.2009 günü Medya organlarımızda TBMM’de alenen terör ve tedhiş örgütü PKK temsilciliği yapan DTP, bahse konu 4. maddeye atfen “Türkiye’yi yedi eyalete bölme” yolundaki talepleri açıklamıştır. Bu ne cesaret, ne cüret!...&lt;br /&gt;Ama maalesef bu menfur fiil, ne bir cesaret ve ne de cür’et işi falan değildir.&lt;br /&gt;Sadece, aslı milletten gizlenen, bilinen hükümleri de “inkâr ve tekzip edilmeyen” AB Katılım Anlaşması gereğidir. İddiayı çok açık ve etkin bir tavırla gündeme taşıyan platform, ‘Bölünme Yok Edilmenin İlk Aşamasıdır’ gerçeğinin altını çizerek, anlaşmanın diğer hüküm ve maddelerinin de ağır ağır işletilip yürütülmeye başladığını Türk kamuoyuna açıklamıştır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;İŞTE O BELGE?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Anadolu Ulusal Uyanış ve Dayanışma Platformun tarafından 22.06.2009 tarihinde Türk ‘vatanseverlerine” gönderilen açıklama istemli yazıda; “03.Ekim.2005 tarihinde AB ile Müzakerelerin başlatılabilmesi için, 17.Aralık.2004 Tarihinde, Brüksel’ de, Sn. Başbakan tarafından imzalandığı belirtilen belgenin aşağıdaki hususları içerdiği” açıklanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;VE “MADDE” LER:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;*Müzakerelerin ucu açık olacak, sonuçta Üyelik Garanti edilmeyecektir.&lt;br /&gt;*Türkler, Üye olunduktan sonra bile AB’de serbestçe dolaşamayacaklar, ancak AB’ye üye Devletlerin vatandaşları serbestçe Türkiye’de dolaşabileceklerdir.&lt;br /&gt;*Kıbrıs Rum Cumhuriyeti tanınacaktır.&lt;br /&gt;*Kürt Azınlıklara haklarının tanınması çerçevesinde, Güneydoğu Anadolu’da federe bir Kürt Devleti’nin kurulmasının yolu açılacaktır.&lt;br /&gt;*İstanbul Fener Patriğine “Ekümenik” unvanı verilerek, İstanbul’da Ortodoks Din Devleti kurulmasına izin verilecektir.&lt;br /&gt;*Dicle-Fırat üzerindeki barajlar başta olmak üzere, Türkiye’nin tüm su kaynakları ve su dağıtım şebekelerinin yönetim ve denetimi Uluslar arası bir kuruluşa teslim edilecektir.&lt;br /&gt;*Başta Devlet Bankaları olmak üzere, tüm kamu malları hızla özelleştirilecektir.&lt;br /&gt;Ermenistan-Türkiye sınırı açılacak, Ermenistan’la Diplomatik ilişkiler kurulacak ve 1915 Soykırımı kabul edilecektir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;*İran ve Rusya’nın Türkiye için birer potansiyel düşman oldukları göz önünde bulundurularak dış politika belirlenecektir. &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sna1aZDwJsI/AAAAAAAABSk/SJ1VS_43cxY/s1600-h/2+i,hanet.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365675471066375874" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 250px; CURSOR: hand; HEIGHT: 373px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sna1aZDwJsI/AAAAAAAABSk/SJ1VS_43cxY/s400/2+i,hanet.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;* 83 bin sayfalık AB Müktesebatı tam olarak kabul edilip uygulamaya konulacaktır.(1)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;SONUÇ VE İSTEK:&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;105 Sivil Toplum Kuruluşlarının oluşturduğu AUUDP soruyor:&lt;br /&gt;“Bu güne değin, açık, net ve tam biçimiyle medya organlarında göremediğimiz, yetkililerimizden duyamadığımız bu hususların; Gerçek olup olmadığının tespit edilmesini, gerçek değil ise kamuoyuna açıklama yapılmasını; Gerçek ise bu nitelikte bir belgenin kim tarafından ve hangi mülahazalarla imzalandığının ve günümüze kadar bu konuda, Türk Kamuoyuna bilgi aktarılmamasının nedenlerinin bildirilmesi hususlarını arz ediyoruz”&lt;br /&gt;Bildiri, AUUDP Genel Kurulu Adına Genel Başkan Prof. Dr. Didar ESER; Genel Sekreter Selda Talay TOSUN ve AB Kom. Bşk. Şükrü Sezar AYGEN tarafından imzalanmış olup aradan geçen bunca süreye rağmen halâ çağrıya “açık veya net” bir cevap alınamamıştır.&lt;br /&gt;TC halkı, kamuoyu ve necip Türk Milleti’ne önemle duyurulur.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;(1) &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yılmaz DİKBAŞ, AVRUPA BİRLİĞİ-Tabuta Çakılan Son Çivi. (2004 Regular Report on Turkey’s Progress Towards Accession.–Recommendation of The European Commission on Turkey’s Towards Accession.–Issues Arising From Turkey’s Membership Perspective–Europian Parliamet Report–Brussel’s Europian Council 16-17 December 2004 Presdency Conclusions)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-3951117499658681122?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/08/aclm.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sna1sHHlG8I/AAAAAAAABSs/Vb5aPhShNUA/s72-c/1+tap%C4%B1nak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-132376826055577817</guid><pubDate>Sat, 01 Aug 2009 13:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-01T06:35:03.773-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SnRD10SPLxI/AAAAAAAABSc/e5egOSlIaxQ/s1600-h/MNS+1+SOL+ÃœST.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364987647952367378" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 302px; CURSOR: hand; HEIGHT: 184px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SnRD10SPLxI/AAAAAAAABSc/e5egOSlIaxQ/s400/MNS+1+SOL+%C3%9CST.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ASKERİ YARGI, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ADALET VE GERÇEK&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;1961 anayasası ile şekillenen askerî yargı; Osmanlı, Atatürk ve Fevzi Çakmak dönemi disiplin kurulları ve “divan-ı harp” yerine kaim; adalet ve hukuk yönünden tartışılabilir karar ve &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a name="_ftnref2"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;icraatlarla fail, sözde ‘adli yargı’ sisteminin öteki (alternatif-rakip) kanadıdır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Bu tıpkı, 12 Eylül cuntasınca; Yüksek Hâkimler ve Yüksek Savcılar Kurulu yerine 1981’de kurulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile YÖK gibi spekülâtif, tartışmalı ve antidemokratik, insan hakları, adalet, hukuk karşıtı, belirli bir zümreyi himaye ve zihniyeti (senaryoyu) korumaya yönelik (eş-güdüm amaçlı) dayatma kurumlardandır.&lt;br /&gt;Örneğin Anayasa Mahkemesi, TBMM’nin çıkardığı kanunlar ile icranın KHK’lerini “millet adına” denetleme; Demokrasi, hukuk ve adalet normuna uygunluğunu takip ve daimi kontrol yetkisini haiz değildir. Yani, ‘kendiliğinden’ müdahale ve inisiyatif kullanma hakkı yoktur. Aleni bir kanunsuzluk durumunda bile; “İtiraz edilmedikçe” müdahale olunamaz!.&lt;br /&gt;Bir iktidar ki, Cumhurbaşkanı ile anlaşık olur, muhalefetin gönlünü yapar veya bir şekilde ‘olası itirazların yolunu keserse’ mesele biter. Bu taktirde Meclisin ana duvarında yazılı “Hâkimiyet, kayıtsız ve şartsız (TÜRK) milleti(nin)dir” vecizesi anlamını yitirir..&lt;br /&gt;Doğrusu 27 Mayıs “TBMM şahsında varit kuvvetler birliği” esasını ilga ederek yerine kaim kıldığı “kuvvetler ayrılığı” ilkesi ile fiilen var olan “kuvvetler dengesini” alt-üst etmiştir. De Facto “İcrada mutlak kuvvetler birliği” usulünü ihdasla; bu sayede bütün darbe, cunta ve dikta despotizmleri pekişerek hüküm süregelmişlerdir. KİT’lerin “müdebbir bir tüccar gibi” kendilerine özgü ve hükümet/siyaset vesayet dışı faaliyet etmelerine imkân veren kanunlar da bu bağlamda değiştirilmiş ve böylece KİT’ler arpalıklara dönüştürülmüştür.&lt;br /&gt;Bu bağlamda süreç analitik olarak incelenip “ikili yargı sistemi” değerlendirildiğinde; Askerî yargı ile adlî yargı arasında büyük benzeşme görülür. Bunlar orijinal olmayıp, statüko mahkemeleridirler. Belirli maksatlara matuf, sözde bağımsız, ama asla adil ve tarafsız değil!...&lt;br /&gt;Askerî yargı, adlî yargı gibi iki derecelidir ve adeta birbirinin kopyası gibidir..&lt;br /&gt;1961’e kadar ‘gerektiğinde’ teşkil edilen disiplin kurullarının yerini; 1961 anayasası ile öngörülen ve 1982’de korunan 16.6.1964 tarih ve 477 sayılı Kanun’la kurulan Disiplin Mahkemeleri almıştır. Bu mahkemeler, adalet ve hukuka aykırıdır. Bilhassa üyeleri hâkim olmayıp, bağımsız ve tarafsız değildirler. Bu, Anayasaya aykırılığın en önemli kanıtıdır.&lt;br /&gt;Zira “yargı yetkisi Türk milleti adına, bağımsız ve tarafsız hâkim ve mahkemelerce kullanılır”. Mahkemeler Anayasanın 138. maddesinde öngörülen “bağımsızlık” ilkesi ve 139. maddede öngörülen “hâkimlik ve savcılık teminatı” esaslarına uygun olmak zorundadır.&lt;br /&gt;Anayasa’nın (korunan) 145. maddesi hükmü uyarı, 25 Ekim 1963 tarih ve 353 sayılı Kanunla düzenlenen Askeri Mahkemeler 29 Haziran 2006 tarih ve 5530 sayılı Kanunla pek çok değişikliğe uğramıştır. Buna rağmen kuruluş ve işleyiş biçimleri bakımından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Askerî hâkimlerin alım, atama ve 26 Ekim 1963 tarih ve 357 sayılı Kanunun 12’nci maddesi gereği de sicil işleri bakımından Anayasanın 9. ve 138’inci. maddelerinde öngörülen “bağımsızlık” ilkesine aykırıdırlar.&lt;br /&gt;Anayasanın 145’inci maddesine göre: Asker kişilerin ‘askerî’, ‘askerler aleyhine” veya ‘askerî mahallerde askeri hizmet ve görevleri ile ilgili” işledikleri suçlara; Yani her üç hâlde de (145/2 hariç) failin asker olması şartıyla ‘askeri suçlara’ Askeri Mahkemeler bakar.&lt;br /&gt;Askerî yargı’nın üst kontrol-temyiz mahkemesi Yargıtay (156) olup; Kuruluş ve çalışma usulleri 8.07.1972 tarih ve 1600 sayılı Kanunla düzenlenmiştir. Askerî yargı’nın işleyişi adlî yargının ceza yargısının işleyişi benzer. &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SnRDpysTq5I/AAAAAAAABSU/l9mhqfMAIrY/s1600-h/MNS+2+SAG+ALT.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364987441366412178" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 350px; CURSOR: hand; HEIGHT: 184px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SnRDpysTq5I/AAAAAAAABSU/l9mhqfMAIrY/s400/MNS+2+SAG+ALT.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta: Savaş zamanları hariç, ordu için disiplin kurulları yeterlidir. &lt;br /&gt;Çözüm:1960 öncesi Atatürk dönemine dönmektir; Adli yargı da, “3 eşkıyaya lâyık oldukları cezayı veren Mustafa Muğlalı Paşayı politika ve siyasi oyunlara kurban eden” ve 27 Mayıs’a “meşruiyet” vizesi veren insanlık ve ahlak dışı davranış eğilimlerini terk etmelidir.&lt;br /&gt;Zira: Adalet Fazilet olmakla, hukuk cihazının temelidir. Biline&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-132376826055577817?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/08/askeri-yargi-adalet-ve-gercek-mustafa.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SnRD10SPLxI/AAAAAAAABSc/e5egOSlIaxQ/s72-c/MNS+1+SOL+%C3%9CST.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-9042816530311772805</guid><pubDate>Sat, 25 Jul 2009 15:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-25T08:54:50.004-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;YENİ BİR SİYASİ HAREKET Mİ !...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; (*) &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Smso_Uylg1I/AAAAAAAABR0/X9ysc5TsNQ0/s1600-h/DP+1+mehmet+abiii+SAG.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362424849692459858" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 222px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Smso_Uylg1I/AAAAAAAABR0/X9ysc5TsNQ0/s320/DP+1+mehmet+abiii+SAG.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;ANAP’la D(y)P’nin birleşme ve bütünleşme çalışmalarının start alması nedeniyle 23 Temmuz 2009 Perşembe günü bir toplantı düzenlendi. Taraflar karşılıklı açıklamalar yaptılar. Böylece, siyaset tarihine ‘kara bir cehalet, Demokrat Parti’ye hakaret, nisyan ve garabet’ ten mürekkep bir belge daha düştü. Duyuru/davet anonsunda ‘kinayeten’ şu ifadeler yer almakta.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;“ANAP ve DP 26 YILLIK AYRILIĞA SON VERİYOR”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;D(y)P Başkanı Cindoruk: “Türkiye’nin uzun yıllar beklediği bir siyasi olayı gerçekleştiriyoruz” ve “yeni bir siyasi hareket ortaya çikariyoruz” dedi.&lt;br /&gt;ANAP Başkanı Uzun’sa: “belirlenen tarihten önce bütünleşme süreci tamamlanacak”, “Türkiye’nin önüne yepyeni bir parti olarak çikacağiz”, “DP bütünleşmenin ismi olacak ve bütünleşilecek yapi haline dönüştürülecek” biçiminde konuştu. Sürece nazaran ilginç!..&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SmspJ46gjHI/AAAAAAAABR8/fMqleFykr1c/s1600-h/DP+2+A+MA++EM++SOL.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362425031188057202" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 229px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SmspJ46gjHI/AAAAAAAABR8/fMqleFykr1c/s320/DP+2+A+MA++EM++SOL.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;ACAİP VE GARİP BİR DURUM!..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Gerçekte; Yargıtay Cumhuriyet Baş Savcılığı’na ANAP Genel Başkanlığı’nca teslim edilen 28 Mart 2006 tarih ve GES.005.04/1530 Sayılı resmi yazı, bildirim ve ekleri uyarıca:&lt;br /&gt;1.Demokrat Parti’nin 08 Mart 2005 tarihli Olağanüstü Büyük Kongresinde, 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 109., 110 ve ilgili diğer maddeleri ile Tüzüğün 25. maddesi gereği “Aanavatan Partisi (ANAP) ile birleşmek üzere kapanma kararı verdiği,&lt;br /&gt;2. Anavatan Partisi’nin 04.Haziran.2005 tarihli Olağanüstü Büyük Kongresinde ise; “Demokrat Parti’nin Anavatan Partisi’ne katılması ile ilgili olarak bilumum iş ve işlemlerin ifası hususunda M.K.Y.K.’nun tam yetkili ve görevli kılındığı,&lt;br /&gt;3. 28 Aralık 2005 günü Erkan MUMCU Başkanlığında toplanan MKYK’nun 10 sayılı kararı ile bu hususun deruhte ve ikmal edilerek, DP-ANAP birleşme ve bütünleşmesinin fiilen, hukuken ve resmen tamamlandığı,&lt;br /&gt;28 Mart 2006 günü Yargıtay Cumhuriyet Baş Savcılığı, İçişleri Bakanlığı ve Anayasa Mahkemesine verilen mezkür resmi yazı ve bildirimle “kesinlik” kazandığı ve durum DP dosyası, resmi evrak, kongre tutanakları, taraf beyanları ve basın bültenleri ile sabit olup fiilen gerçekleştiği (olup-bittiği, yaşandığı) halde!....&lt;br /&gt;4&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Smsp0sPaiLI/AAAAAAAABSM/mu4MV2EmhU0/s1600-h/GUNES+TUTULMASI+Ataturk+ve+AKP.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362425766520457394" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 222px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Smsp0sPaiLI/AAAAAAAABSM/mu4MV2EmhU0/s320/GUNES+TUTULMASI+Ataturk+ve+AKP.bmp" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;. Bütün bu “ikmal edilmiş/tamamlanmış, tekemmül etmiş” hukuk ve ahlaka uygun usul ve prosedüre rağmen; Sırf bir hile-desise, düzen ve seçmeni aldatma, yanıltma ve 2007 seçimlerinde kullanma amacıyla Mehmet Ağar ile Erkan Mümcu arasında vaki 05-14 Mayıs 2007 tarihli: DYP’nin kanunsuz olarak DP adını edinmesi ile sonuçlanan sanal “birleşme bütünleşme” eyleminin mezkür partiler için hayali sükut ve hazimet nedeni olduğu; Dahası süreçte DP’nin tertemiz adı’nın kirli pazarlıklara alet edildiği, bilinen gerçeklerdendir.&lt;br /&gt;Hani vaktiyle Aydın MENDERES, DP’ye ihanet ederken “Çarşıya kadar değil, pazara kadar değil, mezara kadar RP’liyim” demiş ve akabinde vahim bir kaza (felaket) ile malul ve tekerlekli sandalyaye mahkum olmuştu ya!.. İşte, ANAP ve D(y)P’de bu samimiyetsizlikleri, yahut art niyetli sahipleri yüzünden 7 yıldır mâkus bir tarih ve talihsizliği paylaşmaktadırlar..&lt;br /&gt;Oysa, DYP., DP’den aldığı 30.12.2002 tarih ve 02.08/009 sayılı resmi çağrı ve ihtarnameyi ne çabuk unutmuş? DP’nin adını edindiği halde “Yeter!... Söz Milletindir” anlamına gelen amblemini niçin reddetmiş? Ve, Tüzük ve Programı’nı niçin “Kadim DP’nin dava, manâ ve misyonunu üstlenmemiştir?.. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SmspUVI0NcI/AAAAAAAABSE/GigapNMIb3A/s1600-h/DP+2+dÃ¼ÅÃ¼Å++SOL.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362425210562950594" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 314px; CURSOR: hand; HEIGHT: 274px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SmspUVI0NcI/AAAAAAAABSE/GigapNMIb3A/s320/DP+2+d%C3%BC%C5%9F%C3%BC%C5%9F++SOL.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Bizden hatırlatması: Demokrat Parti, adalet ve hukuk gereği TC’nin De’Facto iktidarı, tek ‘hukuki ve meşru’ siyaset kurumu; Fiili durumdan dolayı 27 Mayıs mağduru ve mazlumu; hain bir isyan ve ihanetin maluldur. Vaki iade-i itibar, henüz hain ve kaatiller sorgulanmamış ve yargılanmamış olduğundan memnu ve muteber addolunamaz.&lt;br /&gt;Neticede: DEMOKRAT PARTİ, Atatürk’ün vasiyeti, Demokrasi Şehitleri’nin emaneti “siyasette fazilet mücadelesinin” adı ve mabedidir. O’nunla oyun olmaz biline!..&lt;br /&gt;Kaldı ki Demokrat Parti hukuken ANAP’ın yeddi, sorumluluk ve vesayeti altındadır.&lt;br /&gt;Bu süreçte: 1993 “hırs, husumet, kapris ve taassup” tuzağına asla düşülmemelidir!...&lt;br /&gt;Unutmayın !... "zülfiyare dokunmamak çok büyük dikkat, bilgi ve beka ister" &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Dahası: Demokrat Parti'nin yolu: "tam dürüstlük, namuskarlık, adalet, hukuk ve demokrasi" yoludur. Bu yolda hırsıza, yolsuza, soysuza, anarşim ve terörizme yer yoktur" &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;(*) Mustafa Nevruz SINACI : Siyaset Bilimci-Hukukçu, 7. ve 9. dönem DP Genel Başkan Yardımcısı, Araştırmacı-Yazar, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;BAK: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.mustafanevruzsinaci.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;http://www.mustafanevruzsinaci.blogspot.com/&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-9042816530311772805?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/07/yeni-bir-siyasi-hareket-mi.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Smso_Uylg1I/AAAAAAAABR0/X9ysc5TsNQ0/s72-c/DP+1+mehmet+abiii+SAG.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-5797985421614456710</guid><pubDate>Thu, 16 Jul 2009 12:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-16T05:17:09.152-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sl8ZKLsLWyI/AAAAAAAABRs/M7CLFO23B1w/s1600-h/Demokrasinin+YÄ±ldÄ±zlarÄ±.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359029744321649442" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sl8ZKLsLWyI/AAAAAAAABRs/M7CLFO23B1w/s400/Demokrasinin+Y%C4%B1ld%C4%B1zlar%C4%B1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;SİVİL DARBE VE ŞİFRELER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Bazı asker kişilerin sivil mahkemelerde yargılanmasına ilişkin, iktidar tarafından, sinsi bir gece yarısı baskını, gizli amaçlara matuf ve AB tarzı yapılan operasyon; Gerçekte oyun’un bir parçası olan çevrelerde “sanal” bir şaşkınlık yarattı.&lt;br /&gt;Bunlar, genellikle adalet ve hukuk tanımayan ve “kanunculuk” yapan kesimlerdir.&lt;br /&gt;Sorsanız; Askeri Yargıtay’ın “Adalet Devletin Temelidir” ilkesi ile Sivil Yargıtay’ın “Adalet Mülkün Temelidir” söylemi arasında ne fark var diye! Hangisi ne anlama gelir, mana, medlul (içerik-muhteva) maksat nedir bilmezler. Yahut merhum Mustafa Muğlalı Paşa utancı dâhil (d…) gibi bilirlerde, işlerine gelmediği için söylemez, doğru dürüst bir lâf da etmezler.&lt;br /&gt;Peki, neden ve niçin? Çünkü adalet, hukuk ve hak 27 Mayıs’la birlikte infaz; Ordu’nun kadim subay ve üst subaylarının kahir ekseriyeti kovulmaktan beter bir biçimde terhis edildi. Yetmedi, askeri okullar boşaltıldı. Koskoca TSK subaysız ve generalsiz kaldı. Rivayet değil hakikattir: Cebri terhis yoluyla orduyu terk’e icbar edilenlerin tamamına yakını “Peygamber Ocağı” şuuruna sahip, Mareşal Fevzi ÇAKMAK ekolü’ne dâhil ve beş vakit namaz kılan, imanlı-şuurlu yani aydın, münevver ve mütedeyyin, gerçek Türk ve Müslüman Askerleri idiler. Sonra yapılan yasa düzenlemeleriyle ‘askerlik’ sıradan bir mesleğe dönüştü. 2300 yıllık sağlam ve sarsılmaz gelenek “inanç, kök ve ırk temeline dayalı” akait ilga edildi.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sl8YmX9Pi2I/AAAAAAAABRk/1pxZ1kakbNM/s1600-h/27+mayÄ±s.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5359029129139161954" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sl8YmX9Pi2I/AAAAAAAABRk/1pxZ1kakbNM/s400/27+may%C4%B1s.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ESAS MESELE ŞU Kİ:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Alçakça yıkılan demokrasinin hazin enkazı üstüne monte edilen güdümlü ve gayri milli örtülü faşizm, oligarşi ve despotizmin, bundan böyle “halka karşı” korunma ve kollanma ihtiyacı hâsıl olduğu içindir ki; Anti-demokratik amaç ve içerikli pek çok kurum ve kuruluş oluşturuldu. Örneğin 6.04.1914 tarih ve 233 sayılı geçici kanunla kurulu Divan-ı Temyiz-i Askeri de, “Askeri Yargıtay”a dönüştürüldü. Önceleri bu sadece bir kuruldu. Adli (sivil) üyeleri dahi vardı. Sonra, bir paçavra kadar dahi hukuki değeri olmayan 61 dayatmasıyla kurumlaştı!... .&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;İLGİNÇ TARİHÇE&lt;/span&gt;: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;6.04.1914’de, Divan-ı Temyiz-î Askerî adıyla dar çerçeveyi şamil kurulan dairenin görevi; “Savaş Mahkemeleri (Divan-ı Harp) ve disiplin kurullarınca verilen kararları temyizen incelemekti” 6 Eylül 1916 tarih ve 809 sayılı Kanunla kapsam genişletildi. Tek olan temyiz kurulu ikiye çıkarıldı. Ayrıca, bazı yenilikler de getirildi. TC kurulduktan sonra, 20.05.1922 tarih ve 237 sayılı Kanunla mezkür daire “Askerî Temyiz Mahkemesi” adıyla Ankara da teşkil edildi ve başkanlığına Org. Nihat Anılmış getirildi. 22 Mayıs 1930 tarih ve 1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 284. maddesiyle “Askerî Temyiz Mah.” adı yasallaştı ve 27 Mayıs’a kadar usul ve esasları yürürlükte kaldı.&lt;br /&gt;Bu süreçte “askeri sahada, asker arasında ve münhasıran (sıkıyönetim, olağanüstü hal ve savaş hariç) kapsam içi suçlara ilişkin” geçici Askeri Mahkeme ve disiplin kararlarına temyizen bakılırdı. Diğer bir anlamda ve esas itibarıyla: Yargı usulü tekti ve adli idi Askeri Temyiz sadece özel mahkemeler, disiplin kurulları ve yarısı sivil bir heyetten ibaretti.&lt;br /&gt;Askerî Yargıtay bugünkü adı ve yapısına, 27 Mayıs kalkışmasından sonra, sözde kurucu meclisçe hazırlanan 9.07.1961 kabûl tarihli Anayasa ile kavuştu. 61 Anayasası Askerî Yargıtay’ı yüksek mahkeme olarak düzenledi, 141'inci madde gereği 24.12.1962 tarih ve 127 sayılı Kanunla kaim teşkilât yapısı; 8.7.1972 tarih ve 1600 sayılı Kanunla tekrar düzenlendi. 11.12.1981 tarih ve 2563 sayılı Kanunla MGK bazı değişikliklerle Askeri Yargıtay’ı 1982 Anayasası’nda aynen korundu. Sıkıyönetim mahkemeleri 1991’de kaldırıldı. 27 Mayıs 1993 tarihinde dairelerin üye sayısı altıya; 2001’de, 5 olan Daire sayısı 4’e indirildi. Buna mukabil Dairelerin altı olan üye sayısı yediye yükseltilerek teşkilâtlanma biçimleri tamamlandı.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Gerçek bu.. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;Yani ikili yargı (çifte standart) sistemi 27 Mayıs ‘dikta rejimi’ damgalı ve halk partisi patentlidir. Kast-ı mahsusla ikame sistem kaht-ı rical’le aslına iblâğ olunamaz!.. Hakikat ve adalet ancak; Umur-u devlet ve siyasette fazilet ile kaim olabilir. Zira TC de, “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletin” olduğu; “milli devlet” ilkesinin hayata geçtiği ve “güç’ü hak’lılar (bizatihi millet) teslim aldığı” takdirde ancak “adalet” hayat bulabilir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-5797985421614456710?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/07/sivil-darbe-ve-sifreler-mustafa-nevruz.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sl8ZKLsLWyI/AAAAAAAABRs/M7CLFO23B1w/s72-c/Demokrasinin+Y%C4%B1ld%C4%B1zlar%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-812345248639602916</guid><pubDate>Tue, 07 Jul 2009 15:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-07-07T08:48:42.480-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;“KUŞATMA VE ÇULLANMA”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Sevgili ve değerli okuyucularım; Aziz ve kadim gönül dostlarım,.&lt;br /&gt;Ülke, İnsan, Bayrak ve Toprağın; Adalet ve Hukuk’un gerçek sahipleri,&lt;br /&gt;Hak yolunda fazilet mücadelesi veren ve/veya vermeye talip kardeşlerim !..&lt;br /&gt;Geçirdiğim ağır bir felç nedeniyle üç ay’dan fazla bir süredir dostlarım hüzün, bil-umum vatan hainleri, insanlık, adalet ve hukuk düşmanları sevinç içinde. 7 yıldır çektirdikleri maddi-manevi baskı, aleni tehdit, günde on binleri bulan virüs saldırısı ve trojan (truva atı) zulmü ile organize büro baskınlarına rağmen; Allah’a şükür halâ ayakta ve hayattayız.&lt;br /&gt;Borcumuz, derdimiz olmuş, bir el, bir ayak sıkıntı yaratmakta imiş ne gam !&lt;br /&gt;İnsan, “Hürriyet, adalet ve bari hakikat (insanca yaşam) uğruna vardır. İşte bu minvalde kaderimiz ve karakterimiz olan süreç devam edecektir. Muhtemel kısa süreli mazeretimiz nedeniyle bazan “bilim insanları ve dava adamlarından nakiller“ yeri geldikçe ve mümkün oldukça da “kendi yazılarımız, yayın ve makalelerimizle“ inşâallah… &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SlNtDhhUddI/AAAAAAAABRc/5CTymhQEuyI/s1600-h/REMZÄ°+UYSAL,+TURGEM.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355744289178809810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SlNtDhhUddI/AAAAAAAABRc/5CTymhQEuyI/s320/REMZ%C4%B0+UYSAL,+TURGEM.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yeni dönemi &lt;span style="font-size:130%;"&gt;TURGEM Genel Başkanı kadim dostum &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Remzi UYSAL&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;’ın (*) çok önemli ve değerli “BİR YORUM YAZISI“ ile başlatıyorum:&lt;br /&gt;Makale 07 Temmuz 2009 tarihli. Konu ve başlık aynı.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;“Kuşatma ve Çullanma“&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“Türkiye Psikiyatri Derneği Üyesi Sayın Prof. Mehmet Kerem DOKSAT´ın posta kutuma düşen ’Türkçe Bülten’in ’Etiketler Bölümü’nde, “Erdenekon ATATÜRK´ün kişiliğine psikolojik saldırı“ başlıkllı yazısını ve de Sayın Gökhan DEMİR´in de bu yazının içeriğine 28.6.2009 günlü yaptığı eleştiriyi okudum.&lt;br /&gt;Sayın Doksat yazısında, Türkiye´nin bugün içinde bulunduğu durumu, halkımızın nasıl bir psikolojik süreç ve travmalardan geçirilmiş olduğunu, ulusal duygu ve reflekslerinin nasıl yok edildiğinin, ülkemizin yağmalanmasına neden tepkisiz kalınmakta olduğunun, bir bilim adamı olarak analizini yapıyor.&lt;br /&gt;Sayın Demir´in eleştiri yazısından; Ulusal ve laik devlet düzenimiz gerekirse dağılsın da, bu nasıl olursa olsun ve bunu kim yaparsa yapsın, bizim umurumuzda değil diyebilecek bir kesimin, devlet yapımıza ve aydınlarımıza duydukları öfkenin dışa vuruşu anlaşılıyor.&lt;br /&gt;Aslında Sayın Demir´e, kendisi gibi düşünenlerin neler hissetiğini bize çok samimi bir şekilde hissettirdiği, anlatmaya çalıştığı için, teşekkür etmek istiyorum.&lt;br /&gt;Demek oluyor ki; bir kesim Türkiye´de pusuya yatıp, emperyalistlerin Türkiye´nin başına çullanmalarını beklemiş. Ve bu kesim bunu, inanıyorum ki, dinimizdeki vatan sevgisi ile de bağdaşlastırabilmiş.Ama şu unutulmamalı ki; bugün ulusal onur ve değerlerimize saldıranların karşısında -birilerine kızdıkları için de olsa- suskun kalan kesim, gelecekte bu topraklarda ibadetlerini bile gönül rahatlığı içinde yapamıyacaklar.&lt;br /&gt;Türkiye´nin başına çullanmakta olanlar, Pakistan ve Afganistan´da söz yerinde ise sokaklarda rastgele yakaladıklarına, terörist ve yandaşları diye Guantanamo´da yaptıkları ortada. Irak kapı komşumuz. O insanların yaşam haklarına, kutsal inançlarına ve hatta ibadethanelerde yapılan saldırı ve hakaretleri yıllarca okuyup, dinledik, görüntüleri izledik.&lt;br /&gt;Anlaşılıyor ki, ülkemizde üstelik dindar geçinen bir kesim, kendileri gibi düşünmeyen aydınlarımıza, içlerine sindiremedikleri laik devlet düzenine, nedeni ne olursa olsun duydukları kin ve öfkeden, ülkemiz ekonomisinin can damarı olan bankalarımızın %70´ inin üzerinde yabancılara peşkeş çekilmesine seyirci kalabiliyorlar. Oysa, hiç bir Avrupa Birliği (AB) ülkesinde, banka sektöründe yabancı sermayenin oranı %21´i geçmez.&lt;br /&gt;Biz bankalarımızı yabancılara orantısız şekilde yabancılara sunarken, Almanya´da birleşik sağ partilerin ağır bastığı ve başbakanı da sağcı olan koalisyon hükümeti, zarar eden bankalarda yüksek oranda hisse senetleri alıp, banka yönetiminde ve ekonomide devletin gücünü artırıyor. Biz de ise tam tersi oluyor. Bunun izahı nasıl yapılabilir? Sadece bankalar mı, yabancılara altın tepside sunduğumuz.&lt;br /&gt;Bu da yetmezmiş gibi; yabancı banka sermayesi kuşattığı yerli sermayemize, en düşük kredi için bile, en güç şartları öne sürmekteler. Böylece yerli sermayemizin yok olmasına göz yumuluyor.&lt;br /&gt;Bütün bunların kaynağı, ATATÜRK ve Devrimlerine, (Türk İnkılâbına) yurtsever aydınlarımıza duyulan, nefret, kin ve öfke midir?&lt;br /&gt;Bunun vatanseverlikle, sağ duyu ile bağdaşır tarafı var mıdır?&lt;br /&gt;Bugün soframıza gelen ekmek bile, tarım politikamız böyle devam ederse, vücudumuzda tıp biliminin bile tanımlamakta aciz kalabileceği hastalıkların nedeni olabilecektir. Genleri ile oynanmış ve köylümüze empoze edilen tohumlar, tarlalarımızın verimini tamamen yitirip, harmandan kaldırdığımız buğdayın da tohum olamıyacağına tanık olduğumuzda, hem bazı şeyleri düzeltmek için çok geç olacak, hem de bu zaman içinde çok şeyin ellerimizden kayıp gittiğini görebiliriz.&lt;br /&gt;İşte üç ay içinde oluşan ve %13,8 küçülen ekonomimiz, milli gelirimizinden buharlaşıp uçan 57 milyar dolar, kimleri mutlu etmiştir?&lt;br /&gt;Bu mu teğet geçen kriz?&lt;br /&gt;Yoksa, Türkiye´yi kuşatma ve başına çullanmanın bir işareti midir?&lt;br /&gt;Ülke değerlerinin yağmalanmasına, peşkeş çekilmesine göz yummakla mukkadesatcılık nasıl bağdaşabiliyor?&lt;br /&gt;Oysa dinimizin en değerli ve kutsal öğesi, vatan ve toprak sevgisi değil midir?&lt;br /&gt;Bana 27 yıl önce bir ayağı takma genç bir Filistinli´nin: „Bizim kıldığımız Cuma namazı kabul değil“ dediği, halen kulaklarımda çınlamaktadır.&lt;br /&gt;Sayın Demir gibi düşünen ve davrananlar, istediklerinin “gönüllerince gelişmediğini” öne sürerek, bugün reddettikleri „eskinin“ de geri dönemeyeceğini, yaşayıp öğrenmek mi istiyorlar, yoksa?&lt;br /&gt;İşte o zaman, bazı şeyleri düzeltmek için zaman da, firsat ta kaçmış olmayacak mı?&lt;br /&gt;Allah Türkiye´yi, başımıza çullanmak için dışarıdaki pusu siperlerinde yatanlardan değil de, öncelikle içerideki işbirlikçilerden ve siperlerde yatanlardan korusun.&lt;br /&gt;Korkarım ki bu süreci dibe vuruncaya kadar yaşayacağız.&lt;br /&gt;Ama unutulmamalı ki; tarihimiz sabrımızın sınandığı örneklerle doludur.&lt;br /&gt;Ondan sonra mı?&lt;br /&gt;Tarihimizde yaşadığımız 86 yıl öncesinin örneğini kim yok sayabilir?“&lt;br /&gt;(*) &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Remzi UYSAL, TÜRGEM Başkanı e.Mail: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="mailto:uysalremzi@yahoo.de"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;uysalremzi@yahoo.de&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;***&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;SON VUKUAT&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Peki; SSK ve Bağ-Kur emeklilerine, “Ekim 2008'de yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’nın 55. maddesi doğrultusunda, "Bir önceki 6 aylık (Ocak-Haziran, 2008) enflasyon oranında, yani % 3.83 zam yapıldığını; YASA GEREĞİ: 01 Temmuz 2009’dan geçerli olmak üzere de: 2008 yılı Tem.-Aralık enflâsyonu olan % 6.77 oranında zam yapmak zorunda olduğunu biliyor musunuz?&lt;br /&gt;Yani adalet ve hukuk gereği 2009 yılı Temmuz ayı zammı % 6.77 olarak uygulanmak zorunda iken; (Yasanın amir hükmü ve iktisap edilmiş hak’a rağmen) Niçin (5.7.2009) SSK ve Bağ-Kur emeklilerine % 1.83 maaş zammı yapıldı acaba !?..&lt;br /&gt;Hani Recep adalet (hüküm doğrultusunda) hak ilkelerine sahip ve saygılı idi!....&lt;br /&gt;Bir yanda eski rical, evlât-ayâl, yandaş’a-yoldaş’a kıyak, diğer tarafta ekonomik kriz, fakr-ü zaruret, açlık-yokluk, yoksulluk içinde kıvranan, en hayati ve insani (mutlak/ zorunlu) ihtiyaçlarını tedarikten aciz, yaşamı zindana dönen, sefalete mahkum edilen asıl vatandaş!..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Biline ki; “ADALETSİZ HÜKÜMET’LER FAZİLETSİZDİR”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-812345248639602916?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/07/kusatma-ve-cullanma-mustafa-nevruz.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SlNtDhhUddI/AAAAAAAABRc/5CTymhQEuyI/s72-c/REMZ%C4%B0+UYSAL,+TURGEM.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-613608646991985853</guid><pubDate>Tue, 30 Jun 2009 12:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-06-30T06:54:56.932-07:00</atom:updated><title>BİR MÜŞAVERE VE "İNSAN" HAKKINDA MÜZAKERE</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çok Sevgili ve Değerli "Gamze Erkök" Hanımefendi Kardeşim;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Tartışma (müzakere ve mütalaa) konumuz İNSAN'dır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Biz, insan'ın "iyi" olduğunu ve sadece "iyi, namuslu, dürüst, demokrat, adaletli ve faziletli" varlıkların "insan olduklarını" fıtraten (yaradılıştan, doğallıkla) bilenlerden ve "iyi bigiyi", yani İLİM'İ bizzat yaşayan ve yaşatmaya çalışanlardanız.&lt;br /&gt;Bu muhteşem frekans uyumu da açıkça göstermektedir ki, SİZ'de, yüksek bir varlık ve gerçek bir İNSAN'sınız. Kutlarım.&lt;br /&gt;Şiarımız: "Göründüğümüz gibi olmak ve Olduğumuz gibi görünmektir" İçten saygı, kalbi teşekkür ve başarı dileklerimle.&lt;br /&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;From: gamzeerkok@gmail.comSubject: MUHTESEMSINIZ MUSTAFA NEVRUZ SINACI..RE: HAKLILARIN GÜÇLÜLÜĞÜ (BON-SENS) Date: Mon, 29 Jun 2009 11:49:00 -0400&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mustafa bey,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Tartışma konunuzu bilmiyorum ama, tam günün mana ve ehemmiyetine uygun, muhtesen sentezler bunlar.. Izninizle... bu veciz sozlerin altini cizerek, cerceveleyerek, iyilerin NUSH , ile, kotulerin TEKTIR niyetine okumasina katkida bulunmak istiyorum.&lt;br /&gt;Ben kendi adima, yorumladim, cok begendim..Her kelimenizin, ozellikle de kissa`dan hissenizin altina, imzami koyuyorum ..Eger ki gercek hayatinizda, bu cok yuksek degerde fikirleri uygulamaya da gecirebiliyorsaniz...Elinizi operim.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gamze Erkok&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;EY, ADININ ADAMI "HAMİYET" &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;(Sahip çıkan, koruyan ve kollayan, insaf, ilim ve merhamet sahibi) HANIM !&lt;br /&gt;Güçlülük asla haklılık nedeni değildir. Kesinlikle olamazda... &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Bilakis "güç" adalete dayalı olursa yaratıcı kuvvet; Aksi taktirde, yıkıcı istibdat, yakıcı zulüm ve alt varlıklarca icra olunan sömürü, işkence ve tahrip aracı haline gelir.&lt;br /&gt;Keza, SAYGI evrensel denge (stabilizasyon) unsuru olup, esas itici güç ve yapıcı-yaratıcı faktör SEVGİ'dir.&lt;br /&gt;SEVGİ, gerçek anlamda ilahi kaynaklıdır.&lt;br /&gt;Adalet ve fazilettir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;İşte gerçek güç budur.&lt;br /&gt;Yani, haklılık ve doğruluktan yükselen aksiyon ve irade. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Meşruiyet de (bu) adalet (GERÇEK GÜÇ) ile kaimdir.&lt;br /&gt;Adalet aynı zamanda evrensel işleyiştir.&lt;br /&gt;Diğer bir anlamda nizam-ı alem. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Yani, doğal denge. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Yani, canlı-cansız, insan-hayvan, vahşi-ehli, kendiliğinden mvcut her ne varsa (mevcudat) tamamını içine alan ve istisnasız kapsayan eko-sistem.&lt;br /&gt;SONUÇTA: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Eko sisteme sahip ve saygılı olarak dünya ve evreni imar ve tamir edenler:&lt;br /&gt;Evrensel saygı, sevgi ve adaleti'in kudreti = haklı, doğru ve yerinde olan güç;&lt;br /&gt;Tahrip ve tarümar eden, yalan, talan, hırs ve ihtirasla yakıp-yıkan negativite (afet-felaket); Yasa, hukuk, ahlak ve adalet dışıdır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;O, İnsan, hayvan, canlı-cansız her şeye zarar veren'in derhal konrol altına alınıp, talim ve terbiye edilemediği (insan'a dönüştürülemediği) taktirde derhal imha edilmesi gerekir.&lt;br /&gt;KISSADAN HİSSE:&lt;br /&gt;Aramızda suret-i hak'dan görünerek dolaşan; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:130%;color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;Ancak, insanlık-ADALET, Sevgi-Saygı, Hürmet ve Muhabbet ve dahi HAYVANLIK dışı olan: Rüşvet-iltimas, ayırma-kayırma, yolsuzluk-suistimal, görevi kötüye kullanma, gasp-irtikap, vergi dahil her türlü kaçakçılık, anarşi-terör, cana-mala ve ırza tasallut ve tecavüz FAİL, SUÇLU ve potansiyel eğilim sahipleri asla insan değidirler.&lt;br /&gt;Bunlara 'hayvan' da denilemez, zira hayvanların her türü onlardan daha şereflidir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3333ff;"&gt;Onlar insanlar ve hayvanlara karşı acımasız, zalim, duyarsız, adaletsiz ve apaçık DÜŞMAN oldukları için;&lt;br /&gt;"İNSANLAR VE HAYVANLAR ALEMİNDEN" acilen ve derhal "DIŞLANMALARI" mutlak bir zaruret, meşru bir hak ve insanlık adına vecibedir.&lt;br /&gt;Mustafa Nevruz SINACI, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Siyaset Bilimci-Hukukçu, Araştırmacı-Yazar&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;From: mustafa sınacı [mailto:gercek.demokrat@hotmail.com] Sent: Monday, June 29, 2009 5:45 AMTo: HAMİYET.41Cc: &lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:asudeustaoglu@yahoo.com"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;asudeustaoglu@yahoo.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;; &lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:gamzeerkok@gmail.com"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;gamzeerkok@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SkoVU5awngI/AAAAAAAABRM/0xiV5yo_LrE/s1600-h/HAYVAN+ALTI+YARATIKLAR+HAKKINDA.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353114555837881858" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 247px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SkoVU5awngI/AAAAAAAABRM/0xiV5yo_LrE/s400/HAYVAN+ALTI+YARATIKLAR+HAKKINDA.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;RE: Sizi yanitsiz birakmak istemiyorum. Ancak kafam kedi-kopek kacakciligini desifre etmekle mesgul. BİLMUKABELE, EY, ADININ ADAMI "HAMİYET"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Sahip çıkan, koruyan ve kollayan, insaf, ilim ve merhamet sahibi) HANIM !&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Güçlülük haklılık nedeni değidir. Bilakis "güç" adalete dayalı olursa yaratıcı kuvvet, aksi taktirde yıkıcı istibdat, yakıcı zulüm ve alt varlıklarca icra olunan sömürü, işkence ve tahrip aracı haline gelir. Keza, SAYGI evrensel denge (stabilizasyon) unsuru olup, esas itici güç ve yapıcı-yaratıcı faktör SEVGİ'dir. SEVGİ, gerçek anlamda ilahi kaynaklıdır. Adalet ve fazilettir. İşte gerçek güç budur. Yani haklılık ve doğruluktan yükselen aksiyon ve irade. Meşruiyet de (bu) adalet ile kaimdir. Adalet aynı zamanda evrensel işleyiştir. Diğer bir anlamda nizam-ı alem. Yani, doğal denge. Yani, canlı-cansız, insan-hayvan, vahşi, ehli kendiliğinden her ne varsa eko-sistem. SONUÇTA: Eko sisteme sahip ve saygılı olarak dünya ve evreni imar ve tamir edenler: Evrensel saygı, sevgi ve adaleti'in gücü = haklı, doğru ve yerinde olan güç; Tahrip ve tarümar eden, yalan, talan, hırs ve ihtirasla yakıp-yıkan güç (afet-felaket) yasa, hukuk ve adalet dışıdır. İnsan, hayvan, canlı-cansız her şeye zarar verir. Konrol altına alınıp, talim ve terbiye edilemediği taktirde derhal imha edilmesi gerekir. KISSADAN HİSSE: Aramızda suret-i hak'dan görünerek dolaşan; Ancak, insanlık-ADALET, Sevgi-Saygı, Hürmet, insamnlık ve Muhabbet ve dahi HAYVANLIK dışı olan: Rüşvet-iltimas, ayırma-kayırma, yolsuzluk-suistimal, görevi kötüye kullanma, gasp-irtikap, vergi dahil her türlü kaçakçılık, anarşi-terör, cana-mala ve ırza tasallut ve tecavüz FAİL, SUÇLU ve potansiyel eğilim sahipleri asla insan değidir. Hayvan da olamazlar. Onlar insanlar ve hayvanlara karşı acımasız, zalim, adaletsiz ve apaçık DÜŞMAN oldukları için "İNSANLAR VE HAYVANLAR ALEMİNDEN" acilen ve derhal "DIŞLANMALARI" mutlak bir hak ve zururettir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI, Siyaset Bilimci-Hukukçu, Araştırmacı-Yazar&lt;br /&gt;Date: Sat, 27 Jun 2009 14:14:14 -0700From: &lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:hamiyet41@yahoo.com"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;hamiyet41@yahoo.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; Subject: Sizi yanitsiz birakmak istemiyorum. Ancak kafam kedi-kopek kacakciligini desifre etmekle mesgul. BİLMUKABELE, LAKİN !!!!!!!!!!!!!!!! RE: Regaib kandilinizi kutlar,insan disi canlara ,insan eliyle aci,aclik,eziyet cektirilmemesinin miladi olmasini dilerim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;To: &lt;a href="mailto:gercek.demokrat@hotmail.com"&gt;gercek.demokrat@hotmail.com&lt;/a&gt; CC: &lt;a href="mailto:asudeustaoglu@yahoo.com"&gt;asudeustaoglu@yahoo.com&lt;/a&gt;;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Merhabalar,&lt;br /&gt;Gercek adinizi kisaltiginiz icin,gercek demokrat olarak hitap ediyorum.&lt;br /&gt;Gercek demokratin tanimina girmeyecegim.Bunun icin hicbir turlu enerjiye sahip degilim.Neden derseniz,sizde biliyorsunuz ki;en yipratici ve belirleyici olan ic celiskidir.Artik bizler,disaridan hayvan severler olarak topyekun gorunen bizler,&lt;br /&gt;icimize girildiginde hicde oyle olmadigini gorursunuz.Bunun adi konmus:TEHLIKELI MERHAMET.Iste bu merhamete karsi verdigim savasta bir miktar yorgunum. Zaten kadil kutlamasinida bu yuzden bir bucuk satir tuttum.&lt;br /&gt;Yazinizdan neler anladigimi bu satirlara elestirisel olarak dokersem yanlis yapabilirim.Ancak uzuldugumu soylemeliyim.Insani,donanimli goren,tum haklari ona sunan dunya gorusunun devamindan su cikar:guclu olan haklidir.&lt;br /&gt;Belkide ayrimcilikte buradan besleniyor.&lt;br /&gt;Dedigim gibi size donmem gerekiyordu.Ancak cok guzel elestiriel yaklastiginiz yaziniza yanlis yapmaktan korktugumdan,bunu ileri bir tarihe birakmak istiyorum.&lt;br /&gt;Ancak benimle birlikte hayvan haklari mucadelesinde yuruyen bir kac arkadasimi ekliyorum.Belki onlarin olumlu katkilari olabilir,guzel bir tartisma konusu cikabilir.&lt;br /&gt;Yazimi degerlendirdiginiz icin tesekkur ederim.Bu degerlendirme bir ilginin sonucu olmustur.Keske yazimin gittigi herkes iki satirda olsa degerlendirse. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Selamlar.Hamiyet Sahin---Kocaeli &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kimden: mustafa sınacı &lt;gercek.demokrat@hotmail.com&gt;Konu: BİLMUKABELE, LAKİN !!!!!!!!!!!!!!!! RE: Regaib kandilinizi kutlar,insan disi canlara ,insan eliyle aci,aclik,eziyet cektirilmemesinin miladi olmasini dilerim.Kime: "HAMİYET.41" &lt;hamiyet41@yahoo.com&gt;, Tarihi: 26 Haziran 2009 Cuma, 11:45&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;SEVGİLİ VE DEĞERLİ HAMİYET ŞAHİN KARDEŞİM; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;Samimi ve değerli kutlamanıza mazhar olmak çok güzel. Ço teşekkür eder, bilmukabele en iyi dileklerimi arz ederim. ANCAK; "insan disi canlara, insan eliyle aci aclik,eziyet cektirilmemesi" biçimindeki niteleme, iddia ve isnadınızı şiddetle kınıyor ve reddediyorum. ZİRA: İnsan bir form'un değil, yüksek bir boyut ve DERECENİN ADIDIR. İnsan; ins, ünsiyet, meşveret ve muhabbet meratibinden türer. Sevgili, değerli, samimi ve saygın; Canlı-cansız BÜTÜN VARLIKLARIN inandığı, güvendiği ve çekincesiz adandığı efendi ve halifedir. ŞU HALE NAZARAN: Canlılara acı ve açlık çektiren, eziyet ve zulmeden "HAYVAN ALTI" yaratıklara haksız yere "İNSAN" diyerek, kendinize ve nezih camiamıza hakarat edemezsiniz. Buna hakkınız yok. AYRICA: Rüşvet alan-veren, hırsızlık-yolsuzluk, din tüccarlığı ve siyaset simsarlığı yapan, adalet-hukuk, kanun ve kurallara uymayanlar da insan değildir. LÜTFEN ! Bundan böyle "evren'in en değerli varlıkları" İNSANLAR ile; Canlı-cansız bütün türlerin, ozon tabakasının, eko sistemin, suyun ve havanın dahi amansız düşmanı "hayvan altı primitif ve provokatif" türleri karıştırma. Selam, saygı ve sevgiler. &lt;span style="font-size:130%;"&gt;MNS&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Date: Fri, 26 Jun 2009 00:06:45 -0700From: hamiyet41@yahoo.comSubject: Regaib kandilinizi kutlar,insan disi canlara ,insan eliyle aci,aclik,eziyet cektirilmemesinin miladi olmasini dilerim.To: genclik@bilgi.edu.tr; genelmerkez@esm.org.tr; genelsekreter@tsf.org.tr; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-613608646991985853?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/06/bir-musavere-ve-insan-hakkinda-muzakere.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SkoVU5awngI/AAAAAAAABRM/0xiV5yo_LrE/s72-c/HAYVAN+ALTI+YARATIKLAR+HAKKINDA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-7851420960252547238</guid><pubDate>Sat, 21 Mar 2009 12:48:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-03-21T06:12:28.133-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/ScTjToVm50I/AAAAAAAABQs/D_V9si9FIp8/s1600-h/SÄ°YASÄ°+Ä°HTÄ°RAS.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315623386589095746" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 293px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/ScTjToVm50I/AAAAAAAABQs/D_V9si9FIp8/s400/S%C4%B0YAS%C4%B0+%C4%B0HT%C4%B0RAS.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;HIRS, İHTİRAS VE KAPRİS &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Türkiye siyasetinin elli yıldır süregelen zaafı “ihtirasın itişi ve yetmezliğin çekişi” ile kör inat uğruna tam bir ikilem (bocalama, çelişkiler yumağı) içinde sürüklenerek olduğu yerde dönüp durmasındadır. Gerçekte ıstırap içinde kıvranan dünyanın da derdi budur.&lt;br /&gt;Bilgi çağında bilgisizlik, cehalet ve safahat..Olacak şey değil!...Ama gerçek bu.. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Egoizmin sınırlarını aşan çılgınlık, hırs ve ihtiras derecesine varan korkunç bencillik;&lt;br /&gt;Buna mukabil, daima üç maymunları oynayan, ağır-aksak, kör, topal, sağır ve dilsiz sencilik..Kısır döngü içinde yıkılan, yok olan gelenekler, ötelenen, hor-hakir görülen insan, insanlık davası ve medeniyet…&lt;br /&gt;Oysa insan olmanın, insan olarak kalmanın ebedi şartı: Adalet ahlâkı ve hukuktur…&lt;br /&gt;Adalet ve hukuk evrensel bir değer. Yalnız insanları değil, bitki, hayvan, hava, su ve sair hayatın bütün unsurlarını kapsar. Yeryüzünün ortak sahibi, yaşamı paylaşan insanlık ve insan’a hizmetle memur canlı-cansız yaratıkların tamamının muhatabı adalettir. &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/ScTjCYk9uEI/AAAAAAAABQk/w-JhZChBMoI/s1600-h/HIRS.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315623090300762178" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 124px; CURSOR: hand; HEIGHT: 186px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/ScTjCYk9uEI/AAAAAAAABQk/w-JhZChBMoI/s400/HIRS.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Dolayısıyla, adalet, hukuk ve hakkaniyet cihazına sahip ve saygılı olmayan toplumlar sürü konumundadır. Sürüyü ‘kendi mod’unda sabit kılarak’ yönetme adına domuz veya kene gibi sömürenler var. Bunlar, çılgınca bir hırs, ihtiras, kapris ve menfur emellerinin zebunu müzmir mütegallibe (gizli emel ve kötü niyet sahibi işgalci, sulta, tasallut ve gayrimeşru yollarla ‘gücü elinde tutan’ unsurlar) biçiminde bilinir, medeni siyaset, kadim hukuk ve klasik sosyolojide ‘hayvan altı varlık olarak tanımlanırlar. Zira yaradılış var oluş mutlak saygı-sevgi, adalet’e sadakat ve hukuka mutlak itaat üzerine kuruludur. Hakikatte hukuk: İlimde kıdem, görevde ehliyet, insanlıkta liyakat ve (üretim) gayret oranında eşit hak esasına dayanır.&lt;br /&gt;Doğrusal yönde (insanlık boyutunda) hırs, ihtiras, bencillik ve kaprise yer yoktur.&lt;br /&gt;“İnsanlar eşittir ve üstünlük sadece takva (ilim-ifan ve yüksek ahlâk) iledir.&lt;br /&gt;Örneğin: İslâm’ın son Peygamberi Hz. Muhammed, “Mümin olmadıkça Cennet’e giremezsiniz, sevmedikçe de asla mümin olamazsınız” derken; Yunus Emre “Yetmiş iki millete, bir gözle bakmayan; Halka Müderris (Alim, Profesör) olsa (da), hakikatte asi’dir” der. Yine Hazreti Peygamberin buyurdukları: “Allah’ın varlığı ve birliği’ne inananlar (hangi şerait ve mezhepten olurlarsa olsunlar) Müslüman’dırlar. Onların kanı ve katli haramdır. Zira onlar da sizin kardeşlerinizdir. Onlar, İslâmi muameleye müstahaktırlar” Ve nihayet, evrensel değer Hazreti Mevlâna’nın: “İster Mecusi ol, ister putperest.. İstersen 40 kez tövbe edip bozmuş ol, yine gel. Bu kapı (insanlık kapısı) ümitsizlik kapısı değildir” çağrısı, insanlığın çimentosu, asgari müşterek’i sevgi, saygı, hürmeti ve mükellef olduğu muhabbetidir.&lt;br /&gt;Burada evrensel bir örnek daha vereyim.&lt;br /&gt;Şöyle ki: “Temiz insan ve temiz toplum üç esas üzerine kaimdir.&lt;br /&gt;1. Bireyin ruh temizliği (ahlâken yüksek, namuslu-dürüst, beden-ruh ve can üçleminde anlaşık ve kendisiyle barışık olmak)., 2. Vücudu temiz, sağlıklı ve güçlü tutmak. 3. Tertemiz bir ruh, (akıl-berrak bilinç) ve güçlü, sağlıklı bir vücut sahibi olarak yakın/uzak çevreyi tam bir titizlik, onur, erdem, ilke ve sorumlulukla temiz tutmaktır.&lt;br /&gt;İşte iktisadi, sosyal, siyasal, kültürel temizliğin “toplumsal ve bireysel” şartı budur.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/ScTisDo_zMI/AAAAAAAABQc/pZRBdH3mEgs/s1600-h/BARONLAR.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315622706723409090" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 120px; CURSOR: hand; HEIGHT: 135px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/ScTisDo_zMI/AAAAAAAABQc/pZRBdH3mEgs/s400/BARONLAR.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;Dikkat ederseniz tezlerin hepsi değer; Hırs, ihtiras, kapris ve egoizm (bencillik) tam bir değersizliktir. Değersizlik, insanlık âlemi, dünya ve evren için büyük tehlikedir.&lt;br /&gt;Zira değersiz varlıklar hırsızlık, yolsuzluk, yoksulluk, cehalet, ahlâksızlık, onursuzluk, nedenidirler. Sorun ve sorumsuzluk üretirler. Anarşi, terör-tedhiş, yalan-talan, vurgun-soygun, rüşvet-iltimas, gasp ve irtikap, istismar ve suiistimal bunun doğal sonucudur.&lt;br /&gt;Bu bağlam ve kapsamda 29 Mart’ta vazife nedir?&lt;br /&gt;Elbette, hırs, ihtiras, kapris ve bencillik üzerine kurulu, millet iradesini hiçe sayan, bu dayatma seçimde; Açıklanan değerler ve insani ilkeler ışığında, onur-erdem ve sorumlulukla hareket ederek, parti fanatizmini aşıp, insanlık düşmanı “hırs, ihtiras ve kapris” zebunlarına asla oy yerine, acil ihtiyaçları olan “onurluluk ve sorumluluk” dersi vermektir.&lt;br /&gt;"İyi, Namuslu, Dürüst ve Demokrat olan kazansın. Bilerek ve 'bilinçle' KÖTÜ'lere oy verenler ve kötüler kahrolsun." AMİN&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;BİLGİ ÇAĞI’NIN (!) BARONLARI &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/ScTjiSoW1hI/AAAAAAAABQ0/HckIGx3v-Ww/s1600-h/YEREL+YÃ–NETÄ°CÄ°+MNS.bmp"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315623638460192274" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 222px; CURSOR: hand; HEIGHT: 335px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/ScTjiSoW1hI/AAAAAAAABQ0/HckIGx3v-Ww/s400/YEREL+Y%C3%96NET%C4%B0C%C4%B0+MNS.bmp" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Vatandaş internette “açık mektup” yayımlamak suretiyle yakınıyor.&lt;br /&gt;“Ben politikacı değilim, olmaya da niyetim yok. Ben zaten politik bile davranamam. Hatta o konuda özellikle beceriksizim. Ama anlatmam, açıklamam gerek. Yapılanların kötü olduğunu ve kötülüğün ağırlığını hissettirebilmek için..Belki görülür, anlaşılır, fark edilir diye. Bana göre tarih bu başbakan’ı asla affetmeyecektir. Çünkü: Bu toplumu adına türban denilen bir kılıçla, kese kanata, yarıp ikiye böldü. "Velev ki siyasi simge, suç mu?" sözleriyle fitili ateşledi. Meseleyi özellikle bir kan davası noktasına getirdi. Söz verdiği gibi kendisinden olmayanı da kucaklamak yerine, tokatlamayı tercih etti. Artık kimse birbirini sevmesin, saflar derinleşsin, bıçaklar bilensin istedi. Ettiği her lafla bilerek, isteyerek nefret tohumları ekti.. Öfkeli. Kendinden olmayan herkese yukarıdan bakan tavrı var. Aslında duyduğu korkunç öfkeyi maskelemek için öfkeli. Çünkü sevgisiz. Öfke bir hitabet biçimidir, savunması sadece komiklik. ‘Öfke bir hitabet biçimi olsa da asla bir yönetim biçimi olamaz’ gerçeğinden bihaber. İşte bu yüzden her öfkeyle kalktığında zararla oturmakta!.Çünkü hırsının sonu yok.&lt;br /&gt;Her yer ve her şey benim olsun, herkes benden olsun istiyor. Kendisinden olmayana tahammül edemiyor, dayanamıyor, eleştirilere katlanamıyor. Bunca yıl şakşakçılara o kadar alışmış ki, AB müzakerelerine gittiğinde elinde koca bir hiç’le dönmesine rağmen “Avrupa Fatihi” manşeti atanlara öylesine güvenmiş, uçağına binenlerin hep kendisini alkışlayacağına o kadar emin ki, en ufak bir eleştiride çığırından çıkıyor, saldırganlaşabiliyor.&lt;br /&gt;Çünkü o, savaşta her şeyin mübah olduğu bir ekolü temsil ediyor; Dini de, dindarlığı da, bir tek kendinden yana olanlara ait sanıyor. Onun için inanmanın tek şartı baş örtmek.&lt;br /&gt;Çalan da, çırpan da, yiyen de, yediren de; satan da, sattıran da türbandan yanaysa mesele yok. Her biri bilmem kaç yüz dolarlık has ipek örtüler takmış eşleriyle İslam bir tek onlarınmış gibi davranıyorlar. Yerine göre ulema kesilip, büyük kalabalıkları saf, samimi, temiz ve yürekten inanan insanları inancından soğutuyor ve İslam’ı kendilerine mal etmeye çalışıyorlar. Ama gerçek şu ki, çok yanlış yapıyor, yapıyorlar. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/ScTiVeF54vI/AAAAAAAABQU/0MdnnEZuoTc/s1600-h/BAÅžÃ–RTÃœSÃœ.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315622318686986994" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 220px; CURSOR: hand; HEIGHT: 298px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/ScTiVeF54vI/AAAAAAAABQU/0MdnnEZuoTc/s400/BA%C5%9E%C3%96RT%C3%9CS%C3%9C.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Çünkü gerçekleri konuşmak yerine mazlum ve mağdur edebiyatına sığınıyor. işler ters gittiğinde ise, o yanık sesiyle, izan, insaf ve adapla ezilmiş halk kahramanını oynuyor. Eğer ezilen halkın kahramanı olmaksa niyet, kendisi ve şürekâsının gemilerini, villalarını, bitmek bilmeyen dünyalıklarını nasıl açıklıyor? Bu halk bir torba kömüre, iki dize şiire kendisini halk kahramanı yapar diye düşünüyor Çünkü bu halk aç, çaresiz, işsiz ve kimsesiz. Ama ya "Gayri yeter" derse! Bir gün gözü açılır da, o bir torba kömür karşılığı kimlere ne tavizler verildiğini görürse! O bir torba kömür için çekilen peşkeşleri fark ederse. "Neden elektriğe, suya, gaza, yola bu kadar para veriyorum?" diye sorarsa! Benzinin neden çok pahalı diye merak ederse!&lt;br /&gt;Hani olur da bir gün gözü açılır da gerçekleri görürse Hiç mi korkmuyorsunuz?&lt;br /&gt;Dedim ya onu tarih affetmeyecek. O ki, adaletten, hukuktan, kul hakkından korkmaz. Ama tarihten korkmalı Çünkü ellerinde Türkiye'nin kanı var. Ellerinde türbanı kılıç yaparak kanatarak, yara-yara ortasından ikiye böldüğü Türkiye'nin kanı var. İşte bu yüzden, onu tarih hiç affetmeyecek.” Bu, halktan birinin serzenişi... Mektup internette dolaşıyor okunabilir.&lt;br /&gt;TC ‘karşılıklı sevgi, saygı, anlayış ve barış’ üzerine kurulu bir Halk Devleti’dir.&lt;br /&gt;Atatürk’ün, despotizm, sulta ve zorbalık anlamına gelen ‘devrim’ yerine, toplumsal konsensüs’e dayalı ‘İnkılâp’ı tercih nedeni budur. Kanıtı TBMM’de kazılı “Egemenlik kayıtsız, şartsız Milletindir” vecizesi olup;.Devlet idaresinde “sevgi-saygı, adalet, eşitlik ve hukuk esastır "insani boyut ve bilinçli toplum" Türk halkının hakkı, bir Cumhuriyet projesi ve milletin “muasır medeniyet seviyesini aşma” idealidir. Çünkü, darbelerle dayatılan, “Bundan böyle asla, bir Atatürk çıkartamayacak (pasif, palyatif, bilinçsiz ve paralize) toplum yaratma” emeli güden, sözde “bilgi çağının baronları” fiilen bitmiş ve tükenmiş, ülkemiz ve dünyayı da tükenme noktasına getirmişlerdir. Yukarda açıklanan mektup bir örnek... Hakikat: Türk halkı’ nın sinesini parçalayan ıstırap ve çile, diğer tarafta ‘yalan-talanla’ saltanat süren baronlardır.&lt;br /&gt;"İyi, Namuslu, Dürüst ve Demokrat olan kazansın. Bilerek ve 'bilinçle' KÖTÜ'lere oy verenler ve kötüler kahrolsun." AMİN&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315625826424747010" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 595px; CURSOR: hand; HEIGHT: 270px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/ScTlhpbwdAI/AAAAAAAABQ8/mX_OSRVhhss/s400/MNS+DO%C4%9EUM+G%C3%9CN%C3%9C.JPG" border="0" /&gt;Sadece "Özel" yazışmalar için adres: &lt;a href="mailto:gercek.demokrat@hotmail.com"&gt;gercek.demokrat@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;WEB: &lt;a href="http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/"&gt;http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*Bu makaleler telif yasası kapsamı dışındadır. Serbestçe yayınlanmaları için gönderilmektedir. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-7851420960252547238?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/03/ihtiras-kapis-ve-hirs-mustafa-nevruz.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/ScTjToVm50I/AAAAAAAABQs/D_V9si9FIp8/s72-c/S%C4%B0YAS%C4%B0+%C4%B0HT%C4%B0RAS.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-3720095174800308067</guid><pubDate>Sat, 14 Mar 2009 17:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-03-14T10:42:04.527-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbvqzCwzDoI/AAAAAAAABPs/1yrvH9Oz7GY/s1600-h/DE+FACTO.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313098348049403522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 157px; CURSOR: hand; HEIGHT: 182px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbvqzCwzDoI/AAAAAAAABPs/1yrvH9Oz7GY/s400/DE+FACTO.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#990000;"&gt;DE’FACTO SULTA&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse yarım asırdır devletin düzeni bozuk.&lt;br /&gt;Milletin üstüne kâbus gibi çöken darbeler; eşitlik, hak, adalet ve hukuk düşmanlığı de’facto (resmen olmasa da fiilen) hükmünü sürdürüyor.&lt;br /&gt;Rejim, haklı, doğru-dürüst, ilkeli, onurlu ve sorumlu yurttaştan yana değil; Zengin, güçlü, paralı, onursuz, hırsız-yolsuz, milli servet ve kaynakları sorumsuzca israf eden, peşkeş çeken saltanat ve sulta unsurlarından yana.&lt;br /&gt;Milli tarih-Milli hafıza, manevi değerler ve doğal stabilizatölere (temel toplumsal ilke ve denge unsurlarına) inadına bir direniş, başkaldırı, güzel adet, örf, ahlâk ve geleneklere karşı red bilinci oluşturulmaya; bunun yanı sıra “sorumluluk bilincinden arınmış, ilkesiz-onursuz ve sorumsuz birey” yani, prototip insan yaratılmaya çalışılıyor.&lt;br /&gt;Bu uğurda yıllardır uygulanan psikolojik savaşla; Vatandaşın beynine, bilinçaltına, onu ümitsizlik, başarısızlık, hayal kırıklığı, kâbus, karamsarlık ve hüsrana sürükleyecek, hak yolunda-millet hizmetinde mücadele gücü ve direncini yıkacak-kıracak olumsuz mesajlar ve yönetimi denetleme iradesini ortadan kaldıracak sistematik telkinler empoze ediliyor.. . &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sbvq6ISXSUI/AAAAAAAABP0/AM1Yi9kezZs/s1600-h/uzayda+buyuk+panik.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313098469791451458" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 250px; CURSOR: hand; HEIGHT: 190px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/Sbvq6ISXSUI/AAAAAAAABP0/AM1Yi9kezZs/s400/uzayda+buyuk+panik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki; Halkın bilinçaltından toplumsal görgüler, örfler, adetler ve yasa kavramının ifade ettiği algılar, yozlaştırılmaya, çürütülmeye, anlamsızlaştırılmaya çalışılıyor. Bilincin bu özelliğinin keşfedilmesi ve teknolojinin de ilerlemesiyle, Subluminal Teknik yani bilinçaltına gizli mesaj gönderme yöntemiyle, samimi dindarlık ve özellikle saf (arı-duru) Müslümanlığa karşı; Dinler arası diyalog ve ılımlı İslâm gibi Watikan’ın menfur yöntemleri kullanılıyor.&lt;br /&gt;Psikolojik savaş sürecinde bu mesajları bilinçaltına gönderme, aktive etme, çeşitli illegal yol ve yöntemlerle yapılmakta. Örneğin müzik, dizi, sıradan program, normal ve çizgi film, açık oturum, münferit hitap-sohbetlerle haber programlarının ses/görüntü altına insan kulağının duyamayacağı ama bilinçaltımızın algılayabileceği düzeyde ‘çok hassas’ dalga boyunda mesajlar yerleştirmek suretiyle insanlar üzerinde tahribat, akıl ve hafızalarda tahrifat yapıyorlar. Bazı siyasi partiler bile 25. kare denilen bu yöntemi zaman zaman kullanmaktan geri kalmıyor. Ekolojik denge, doğal doku ve bedensel tehdide yönelik DNA, RNA bozucu tohum kodlaması, sanayi kirliği, biyolojik savaş ve hormonal baskı da cabası…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbvrJMdavwI/AAAAAAAABP8/xjL0UEua4Ss/s1600-h/SULTA.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313098728609595138" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 272px; CURSOR: hand; HEIGHT: 204px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbvrJMdavwI/AAAAAAAABP8/xjL0UEua4Ss/s400/SULTA.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Elli yılı mücavir bu süreçte Depresif ve şizofrenik, paralize bir yapı oluştu. İnsanların ruh beden imtizacı, vücut kimyası ve zihinlerini senkronize edecek, dengeleyebilecek sosyal ilâç ve unsurlar bir bir yok edildi. Buna paralel cinnet, cinayet, şiddet eğilimi ve gerilim arttı. İnsanlarımız artık geleceğinden umutsuz, yaşama sevincini yitirmiş, karamsar ve mutsuz…&lt;br /&gt;İşte bu nedenle, Cumhuriyet’in temel (Atatürk) ilkeleri, insan hakları ve hukuka aykırı ayrıcalık, dokunulmazlık ve imtiyazlar ısrarla korunuyor. 27 Mayıs’tan bu güne demokrasi, hak, adalet, eşitlik ve hukuk kavramları muâllakta.. Seçimden siyasete, siyasetten başıboş piyasa (!) ekonomisine kadar şaibe bulaşmadık yer kalmadı. Cumhuriyet’in vazgeçilmezi ve temel ilkesi olan halk’a hizmet, art arda yaşanan hezimetler (kaos, kriz, bunalım ve buhran), eza, cefa, haksızlık, yolsuzluk ve aralarında ‘başbakan, bakan, parlamenter, general, emniyet müdürü, rektörler ile şehir ve büyük şehir belediye başkanları’ da bulunan bit, pire, kene, sülük ve vampirlerce yapılan sömürü, suiistimal ve hortumlarla halk canından bezdirildi.&lt;br /&gt;Kamu vicdanını derinden sarsıldı, rencide edildi, yaralandı.&lt;br /&gt;Türkiye’de yaşamak adeta bir zulüm ve işkence halini aldı.&lt;br /&gt;TBMM’nin Genel Kurul duvarında “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazılı.&lt;br /&gt;549 kişi her gün bu temel emir ve ilkeye bakarak el kaldırıyor. Hani ‘Milli İrade’??&lt;br /&gt;Amma bu “EL’LER” ne hikmetse bir türlü, haksızlık, yolsuzluk, yalan-talan, vurgun ve soyguna, saltanat ve sultaya “DUR” demiyor. Ortalıkta dosyalar uçuşuyor, kimse Hâkime, Savcıya gidemiyor. Cumhuriyet’in savcıları ‘hak-adalet adına” durumdan vazife çıkartmıyor.&lt;br /&gt;NEDEN? Çünkü, ülkemizde DE’FACTO saltanat ve SULTA hakim de ondan!...&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbvrZc6TEMI/AAAAAAAABQE/azJQGal8jVs/s1600-h/SENDROM.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313099007903600834" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 306px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbvrZc6TEMI/AAAAAAAABQE/azJQGal8jVs/s400/SENDROM.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;29 MART SENDROMU&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal veya bireysel boyutta araz-hastalığı belirleyen, bir arada görülen ve tanıyı kolaylaştıran bulguların tümüne sendrom; birim &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=belirti"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;belirti&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt; ise &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=semptom"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;semptom&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt; olarak tanımlanır. Şu kadar ki, terminolojide kullanıldığı alan bireysel hastalık veya toplumsal bozulumu kapsar.&lt;br /&gt;Meselâ şimdi bir mahalli seçime (?!) hazırlanıyoruz.&lt;br /&gt;Parti sahipleri bazında semptom (demagoji, popülizm, fikri mutasyon, inatlaşma, zıtlaşma, ilmi yetersizlik); Bütünleşik yapıda (genel kombinasyonda ise) tam bir sendrom (bitmişlik, tükenmişlik, ilkesizlik, onursuzluk, projesizlik, çözümsüzlük) gözlenmektedir.&lt;br /&gt;Bir yanda başarısızlık, yetersizlik ve yeteneksizlikten kaynaklanan hayıf ve hırçınlık; diğer tarafta “dedikodu, çamur atma, karalama, iddia, iftira” gibi boş lâflardan ibaret, hırs ve ihtiras furyası.. Lokal ve küresel bağlamda yoğunlaşan ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal krize karşı kimsenin bir projesi, alternatifi yok!.. Partiler ve adaylar birbirlerini hırsızlık, yolsuzluk, yalan-talan, vurgun ve soygunla itham edip suçlamakta, dosyalar havada, karanlık kapılar ardında pazarlıklar, tehdit, şantaj ve ahlâksız tekliflerde cabası..&lt;br /&gt;Politik-ACI gündeminde hak-adalet, ilke-onur, üretim, sorumluluk ve halk yok.&lt;br /&gt;Elli yıldır bir ‘kısır döngü’ sürüp gidiyor. Adaylar millet iradesiyle belirlenmedi. Seçimlerle yaklaşık 105.000 kişi belediye organlarına seçilecek. Aday sayısı 550 -600 bin. Tamamı sultalarca belirlenerek atandı. Doğrusu ‘partiye kayıtlı üye veya delegelerce’ hiçbir telkin, ahlâk ve hukuk dışı baskı altında kalmadan, oyun-düzen, pazarlık olmadan seçilmesi; buna da merkezlerin saygı göstermesiydi. Hak-hukuk, adalet ve demokrasi buydu. Açıkçası “demokrasinin vazgeçilmez unsuru (!) siyasi partiler yine sınıfta kaldı!..&lt;br /&gt;İşte, bütün ülkeyi sarsan kirlilik ve krizin esas nedeni.. Yozlaşma ve çürüme sisteme nüfuz etmiş, statüko kirlenmiş durumda. “Tencere dibin kara, benimki senden kara”. Basında yer alan iddialar insanı dehşete düşürmeye yeter. Peki “Temiz Eller” operasyonu ne oldu?.&lt;br /&gt;Sonuçta, bu seçimde milletin adayı yok!.. Halka biçilen vazife yine Noterlik!...&lt;br /&gt;Bir de seçmen boyutu var. 2002'den bu yana kütüklerde tam bir komedi yaşanıyor. 2002'de seçmen sayısı 41 milyon 300 bin. İki yıl sonra, 2004'te 43 milyon 500 bine çıkıyor. İki yılda 2 milyon artış…2007'de, (22 Tem.) sayı 42 milyon 500 bine düşüyor. Bu defa 2 yılda 2 milyon artan seçmen sayısı, üç yılda bir milyon geriliyor. 2008'e gelindiğine sayı 48 milyon 300 bin. Bu kez bir yıl içinde seçmen sayısı altı milyon birden artıyor!...&lt;br /&gt;Konu, kamu vicdanını tatmin edecek biçimde çözümlendi mi? Maalesef hayır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbvrnbLzdXI/AAAAAAAABQM/iQOWCoNbobQ/s1600-h/SENDROM+2.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313099247958324594" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 323px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbvrnbLzdXI/AAAAAAAABQM/iQOWCoNbobQ/s400/SENDROM+2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Bu ağır ihmal, yolsuzluk ve sorumsuzluktur. Neticede seçmen, parti farkı gözetmeden; Şaibesiz, dürüst bir aday’a veya “bağımsıza” oy vermelidir. Aksine verilecek her oy, suça iştirak ve potansiyel suçluyu teşvik anlamına gelir. Ki, sorunun temeli yolsuzlukların, hızla tespiti, suçluların adalete teslimi, alacakların tahsili ve faillerin cezalandırılması aciliyet kesbetmektedir. Zira biriken yolsuzluk dosyaları ürkütücü boyutlardadır. Üstelik ortada bir ‘medya-mafya-politik-ACI” üçgeni, yandaş-yoldaş dayanışması ve yetkisizlik sorunu vardır.&lt;br /&gt;Oysa uluslararası yolsuzlukla mücadele hukuku, BM-AB kararları, ilgili sözleşme ve anlaşmalar; (çoğu imzalanmış ve TBMM’de kabul edilmiş olsalar bile) uygulama yasalarının çıkmaması nedeniyle hükümsüz kalmaktadır. Ayrıca, onaylanan sözleşmeler gereği siyaset ve siyasi iktidardan bağımsız "Yolsuzlukla Mücadele Birimi" derhal kurulmak, mutlak etki ve tam yetki ile faaliyete geçirilmek; milletvekili dokunulmazlıkları “kürsü masuniyeti” ile sınırlı kalmak koşuluyla kaldırılmak zorundadır. 17.04.2003’te TBMM’de 4852 sayılı kanunla kabul edilen GRECO yolsuzluğa karşı özel hukuk sözleşmesinin, 18.05.2006 (TBMM) kabul tarih ve 5506 sayılı “BM yolsuzlukla mücadele sözleşme” hükümlerinin tam uygulanabilmesi için, gerekli yasa ve hukuk kurallarının ivedilikle hazırlanarak TBMM’den çıkarılıp, uygulanması derinleşen sorunu çözecek ve sendrom sona erecektir. Aksi takdirde sorun; İlk Millet-vekili seçiminde “bütün statüko ve sendrom partilerinin” sandığa gömülmesiyle çözülebilir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;****&lt;br /&gt;Sadece özel yazışma ve görüşmeler için e.MAİL: &lt;a href="mailto:gercek.demokrat@hotmail.com"&gt;gercek.demokrat@hotmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;WEB: &lt;a href="http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/"&gt;http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;NOT: Makaleler telif yasasına tabi olmayıp; mümkün olduğunca yayınlanması için gönderilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-3720095174800308067?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/03/defacto-sulta-mustafa-nevruz-sinaci.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbvqzCwzDoI/AAAAAAAABPs/1yrvH9Oz7GY/s72-c/DE+FACTO.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-4142060528074392239.post-6562386338649534416</guid><pubDate>Sat, 07 Mar 2009 17:48:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-03-09T06:06:15.013-07:00</atom:updated><title></title><description>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;ÖZÜR’CÜLERE YARGI YOLU&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Nevruz SINACI &lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbTX2Fstm9I/AAAAAAAABPk/3y5gVCwPiDo/s1600-h/yargÄ±+yolu.jpg"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311107184819280850" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 132px; CURSOR: hand; HEIGHT: 99px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbTX2Fstm9I/AAAAAAAABPk/3y5gVCwPiDo/s400/yarg%C4%B1+yolu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Günümüz Türkiye’sinde psikolojik savaş, provokasyon ve dezenformasyon (yanlış, maksatlı, art niyetli bilgilendirme, perdeleme ve menfur amaçlar doğrultusunda yönlendirme) hükmünü tüm şeametiyle sürdürmekte. Başta ‘sanal âlem’, yazılı ve görsel kartel medyası bu işi 50 yıldır aleni bir düşmanlıkla yapıyor. Örnek: ‘özellikle’ gözden kaçırılan özürcüler…&lt;br /&gt;Hatırlarsanız bu kalkışmaya en ciddi tepki 23.12.2008 tarihinde Hüseyin Türk, Hasan Hüseyin Satır, Sabahat Özgür, M.İnal Kolburan, Hüseyin Erdoğan, Serdar Orhaner ve Kürşat Karacabey’den geldi. Milli tarih şuuruna sahip, onurlu-sorumlu ve mazinin şanlı şehitlerine saygılı bu kardeşlerimiz; Türk Milleti’ni aşağılayan özürcüler hakkında TCK’ nun 301/4 maddesi uyarınca koğuşturma ve kamu davası istemiyle “Büyük Türk Milleti’nin tarihine leke sürüp, izzeti nefsine saldırıda bulunan” zanlıların “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik ve Türk Milleti’ni aşağılama suçlarından yargılanıp cezalandırılmalarını” istemişlerdi…&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbK1eyyf89I/AAAAAAAABPc/QrPXXNLY2OU/s1600-h/etkin+insan+001+dunyalar.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310506451257521106" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 230px; CURSOR: hand; HEIGHT: 120px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbK1eyyf89I/AAAAAAAABPc/QrPXXNLY2OU/s400/etkin+insan+001+dunyalar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Basın Savcısı Abdulvahap Yaren başvuruyu inceledi ve 08.01.2009 günü: Türk’lerin Ermenilerden resmen özür dilemesi gerektiğini savunan şüphelilerin, “üzerlerine atfedilen iddiaların içeriğine bakıldığında; kamuoyunda tartışılan güncel beyanlardan olduğu ve demokratik toplumlarda ortaya çıkan düşüncelerin ifadesi niteliğinde bulunduğu, subjektif düşüncenin tüm kamuoyu tarafından benimsenmesinin zaten mümkün olmadığı, bu tür aykırı düşüncelere rağmen, zaten karşı düşüncelerin de kamuoyunda ifade edildiği; Düşünce özgürlüğünü benimseyen demokratik toplumlarda genel kamuoyunun düşüncelerine aykırı ifadelerin suç olarak nitelenmesinin hukukun temel ilkeleri ile bağdaşmayacağı..” gerekçesi ile “özürcüler hakkında soruşturmaya gerek olmadığına” karar verdi.&lt;br /&gt;Akabinde davacı ve şikâyetçiler 29 Ocak 2009 günü Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na: C. Başsavcılığı’nca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar’a itirazla; “İtirazın kabulü ve zanlılar hakkında kamu davası açılması” isteminde bulundular. Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi itirazı kabul edip, Ankara C. Başsavcılığı’nca verilen ''Ermenilerden Özür Dileme'' kampanyasıyla ilgili takipsizlik kararını kaldırdı ve TCK (301 madde) gereği ‘izin için’ Adalet Bakanı’na başvuruda bulundu. Adalet Bakanı Şahin 4.3.2009 günü istemi kabul ederek, davalıların (zanlıların) yargılanmalarına resmen izin verdi. Böylece yargılama yolu açıldı. Sayın Adalet Bakanı’nı bu takdir ve tasarrufundan dolayı kutluyorum. Her ne kadar bu “takdir hakkı” (301 değiştirilirken) AB’den “vize” nedeni ise de, şu an için kullanma biçimi isabetli ve yerinde oldu. Şimdi ‘adil bir yargılama için’ gözler Mahkemede.&lt;br /&gt;Milletin inandığı-güvendiği kurumların başında ‘bağımsız” Türk Mahkemeleri gelir. Türk Adaleti daima halkın itimadına mazhardır. Oysa: Sözde dost-müttefik ABD eyaletlerinin ekseriyet ile AB’nin tamamında, “Türkler Ermeni soykırımı yapmamıştır” demek resmen yasaktır. TTK eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halkacoğlu ile İP Genel Başkanı D. Perinçek ile isimleri muhal çokça TC vatandaşı hakkında kesinleşmiş para ve hapis cezası var. Kaldı ki, mezkür ülkelerde, bu hukuk ve ahlâk dışı müeyyideden dolayı ‘Türkiye ve Türklerden özür dilemeyi’ hiç kimse, değil telâffuz etmek, insanlar akıllarının ucundan bile geçiremez. Üstüne üstlük, katılmak veya bağlanmak için çırpındığımız AB’de.. O, AB ki, 1580’lerden beri fırsat buldukça Türklere soykırım yapmış, tehcir uygulamış ve DRAKULA namıyla maruf Kazıklı Voyvoda’yı insanlığın utancı soykırım tarihine altın harflerle kazımıştır.&lt;br /&gt;Şimdi Türk kamuoyu ve kamu vicdanı; Adalet Bakanı’nın yargılama izninden ötürü rahat, memnun ve müsterihtir. Artık iş millet-vekil’lerine düşmektedir. Şimdi, damarlarında Türklüğün asil cevherini taşıyan bütün Vekiller bu durumdan cesaret, ders ve ibret alarak, “&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;1876-1923 yılları arası Ermeni, Rum-Yunanlılar tarafından Türk Soykırımı yapıldığına dair”&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;milli mevzuat ve evrensel hukukun temel ilkelerine uygun bir yasa önerisi hazırlayıp: derhal Genel Kurul’a sunmalıdırlar. Elbette, bütün sıcaklığı ve güncel belgeleriyle sabit Srebrenica, B.Hersek, Karabağ ve Irak soykırımları, katliam ve yerel “progrom”ları da hesaba katarak..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#660000;"&gt;Çünkü:&lt;/span&gt; İnsan hakları, siyaset ve adalet; hukuki mütekabiliyet üzerine kaimdir.&lt;br /&gt;*******&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbK1EVXMm0I/AAAAAAAABPM/TdN99y-ohGk/s1600-h/etkin+insan+003+eregli31109.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310505996681780034" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 161px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbK1EVXMm0I/AAAAAAAABPM/TdN99y-ohGk/s320/etkin+insan+003+eregli31109.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;ŞİMDİ NE YAPMALI?..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Mustafa Nevruz SINACI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Dünya, yıllardır Türk milleti’nin yaşadığı felaketlerin boyut ve hacminden habersiz.&lt;br /&gt;Öyle ki, bölücü unsurlar ile ülkemiz üzerinde menfur emel ve çıkar hesapları olanlar ‘Tehcir’ i dahi soykırım olarak niteleme çabası içindeler. Üstelik bu tür haber ve yorumlar bütünüyle yanlı, objektif ve tarafsız değil. Şu an için, ilhamını karanlık güçlerden alan ‘aydın’ bir kesim özürcülerin yargılanmasından son derece kaygılı ve rahatsız.&lt;br /&gt;Ancak bilinmelidir ki bunun, arsızca ve hâyasızca iddia ettikleri fikir özgürlüğüyle bir alakası yok. Soykırımı algılama, milli etik ve etnisite ile alakası var. Bunlar gerçek amaçlarını gizleyerek "fikir özgürlüğü" demagojisi yapıyorlar. Dertleri bu değil!. Türkçe konuştukları ve Ermenilerce Türklere uygulanan “belgelerle sabit” vahşet, ihanet ve soykırımı iyi bildikleri halde sözde soykırıma inanmaya, savunmaya ve lehte propaganda yapmaya çalışmak, ya kör cahillere, ya da soyu belirsiz hainlere mahsustur..&lt;br /&gt;Hani Recep Tayip Erdoğan’ın, Başbakan sıfatıyla bunlara verdiği bir cevap var ya;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;“Her halde soykırımı bunların dedeleri yapmış ki, özür diliyorlar!”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;“mükemmel” bir cevap.. Doğruluğunu görmek için lütfen bu makalede isimleri verilen ve mezkür sitelerinde mahfuz kimseleri bir araştırın!. Aralarından nesebi Ermeni, Rum-Yunan ve Sabetaistlere dayanmayan kaç kişi çıkacak acaba?... Konuyu Atatürk’ün ‘etnik köken’lerle ilgili vecizesi ile derinleştirmek istiyorum. “Ben ülkemde iş başına gelecek insanın soyuna, sop’ una bakmam, ancak ihanetlerini gördüğüm vakit damarlarındaki kanına bakarım."&lt;br /&gt;Yanlış anlaşılmasın. TC’de hiç kimsenin etnik kök filan gözettiği yok.&lt;br /&gt;Davos’tan sonra sanal olarak yaratılan Yahudi karşıtlığı da uydurma, yalan. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbK1Rb1941I/AAAAAAAABPU/k4NRWaPWr1o/s1600-h/etkin+insan+002+amazon+da+bir+terslik.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310506221759750994" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbK1Rb1941I/AAAAAAAABPU/k4NRWaPWr1o/s400/etkin+insan+002+amazon+da+bir+terslik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Dünya da azınlık hukuku’nun asli unsur haklarından ileri olduğu tek ülke Türkiyedir. Bakmayın adları Türk’çe olduğu halde, soydan bozuk Ermeni, Rum-Yunan haymatloslarına; Bunların ar damarları çatlak, kanları kirli. Sürekli Kürt sorunu, soykırım, demokratik hak, özgürlük, güvenlik deyip demagoji yaparlar. Oysa gerçekte bütün değerleri yozlaştıran, ortamı karıştıran, anarşi, terör-tedhişe çanak tutan, yardım ve yataklık eden işte bunlardır. Organize suç örgütlerinin mimar ve müsebbipleri, bilumum soygun-vurgun olaylarının suçluları da!...&lt;br /&gt;Gerçek odur ki, tarih boyunca Türk devletlerine asla ‘Türk’ ihanet etmemiştir.&lt;br /&gt;Ülkesi ve milletine ihanet eden de görülmemiştir. Türk “azınlık” olduğu ülkede bile namuslu, dürüst ve merttir. Yaşadığı devletin yasalarına uyar, yasaklarına riayet eder. Ülke insanlarına saygı duyar. Zulme maruz kaldığında anayasa ve hukuk yolundan hakkını arar. Baskı, cebir ve şiddetle karşılık bulursa; Yunanistan, Bulgaristan, eski Yugoslavya, Kıbrıs, Musul Vilâyeti (Kerkük) D. Türkistan ve diğer Türk esaret (azınlık ve tasallut) bölgelerinde olduğu gibi ‘medeni ve insani’ hakları uğruna açıkça, insanca, mertçe mücadele verir.&lt;br /&gt;Netice de Türk budur. Türk böyledir!.. Türk büyüktür… Bunlar kadar alçalmaz!..&lt;br /&gt;Peki; bunların neresi Türk Allah aşkına? Batılı Tarihçi illâ ortaya bir fitne-fesat, iftira katar. Bu sözde tarihçiler, her ne kadar Türk’ten hain göstermeye çabalarlarsa da, bu kesinlikle yalandır. İftiradır. Hele ki yazarın adı Türk’se kansızdır! Bu tahrifçiler şüphesiz dönme, devşirme veya soydan gayrisahihtir. Meselâ, Ermeni asıllı yerli lobilerle müştereken kökü dışarıda ‘diaspora’ca yürütülen sözde Kürt sorunu ve soykırım iftirasına bir bakalım:&lt;br /&gt;Baştan söyleyeyim Türkiye’de asla bir Kürt sorunu yok. Var diyenleri bir bir araştırın, soruşturun altından mutlak surette Ermeni, Rum ve Yunan dönmesi çıktığını göreceksiniz. Dahası; “1915'te Ermeni’lerinin maruz kaldığı büyük felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” diye, hıyanet kokulu bir metne imza atarak; 16.12.2008’de ‘Türk Milleti adına’ ve TC’de: “Ermeni’lere soykırım yaptık onlardan özür dileyelim” savıyla başı çeken isimleri de analiz edin.&lt;br /&gt;Açıkça ifade ettikleri şekilde, öç alma, hıyanet, haset ve düşmanlıkla kıvranan hain bir kitle ile karşılaşacaksınız. Üstelik bunlar bizden para kazanan kişiler. Menfur siyasi görüşleri bizi ilgilendirmiyor. Kimi bunların yazılarını sever, şarkılarından hoşlanabilir. Güzel gibi görünen fakat en hafif ifadesiyle gülünç bahanelerle aymazlar ve ihanet kalkışmacılarına para kazandırmayı sürdürebilirler. Onlardan biriyle söyleşi yapanlar da çıkabilir.&lt;br /&gt;Bu bir Türklük onuru ve insanlık derecesi sorunudur.&lt;br /&gt;Böyle düşünenler aslında çok yanılıyor ve aldanıyorlar. Doğrusu: bunları, böyle düşünenleri ve bu ‘gibileri’ millet olarak çevremizden atmak hayatımızdan çıkartmak, dışlamak, insanlık adına memur, zorunlu ve sorumlu olduğumuz demokratik tepkimizi göstermek, bedhahları cemiyet, devlet, siyasi, sosyal ve sanat hayatımızdan silmek gerekir.&lt;br /&gt;“Ermeni’lere soykırım yaptık onlardan özür dileyelim” savıyla ‘başı çeken” isimler ve sürdürülen kampanyalar &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.ozurdiliyoruz.com/" rel="nofollow"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;http://www.ozurdiliyoruz.com/&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt; adresinden görülebilir..&lt;br /&gt;Lütfen kendinize gelin. Uyumayın!.. Bilinçlenin, farkında olun!...&lt;br /&gt;Özgürlük, huzur ve güvenlik alanımızı daraltan, insan hakları, adalet ahlâkı, hukuk ve demokrasiyi dumura uğratan, anarşi-terör ve tedhişe çanak tutan, rüşvet alan-veren, hırsızlık, yolsuzluk, gasp-irtikap, görevi kötüye kullanma, kaçakçılık, kayıt dışılık, aleni istismar ve suiistimallerle malul “takip, denetim, kontrol ve şeffaflıktan” ödü kopan, ulusal veya uluslar arası denetimden şiddetle kaçan güruhun tamamı benzer tandansta düşünen, frekansları pek farklı olmayan, mütemmimleri “Türk, Türkiye, Milli Devlet, Hak-Adalet, Hukuk, İnsanlık ve İslâm düşmanı” organize çıkar (anarşi, terör ve tedhiş) örgüt furyalarından müteşekkildir.&lt;br /&gt;Başta Türk milleti aleyhine kirli kumpaslara taraf ihanet şebekeleri olmak üzere; yukarıda nitelik ve nicelikleri açıklanan bütün zanlı, fiili ve potansiyel suçlulardan devleti arındırmak, “her kim olursa olsun” hedef kitle bazında zan altındaki bu menfur topluluktan “iyilik, doğruluk, namuskârlık, dürüstlük ve erdemlilik adına” toplumda şüphe, şaibe, korku ve tereddüt uyandıran herkesi ve her kesimi hesaba çekmek, suçluları bulmak, şiddetle men ve cezalandırmak, çevremizden dışlamak zorundayız.&lt;br /&gt;Bu devlet, hükümet ve birey için görevdir. Hedef kitle sadece “özürcüler” değildir. Yanlış anlaşılmasın. Onlar zaten bağımsız yargı ve Türk adaleti önünde hesap verecekler.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;MESELE:&lt;/span&gt; Bunlar ve benzerlerinden “ADAY OLANLARA” asla oy vermemektir.&lt;br /&gt;Türk Milleti bir yandan bu “emsal” davaya taraf olmak, sahip çıkmak; Diğer taraftan yukarda evsafı açıklanan ve eylemleri tanımlanan “hırsız-yolsuz-yalan-talan” takımından ülkeyi, siyaseti, STK, parti, iktisadi sektör ve kurumları kurtarmak için elinden geleni her şeyi yapmak zorundadır. Bu bir insanlık ve vatandaşlık görevidir. Sosyal sorumluluktur.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;SONUÇ&lt;/span&gt;: Türk, Kürt, aleni Ermeni, Rum, Müslim veya Gayrimüslim; Asli unsur veya azınlık, her kim olursa olsun: Namuslu-dürüst, onurlu-sorumlu, hakkıyla üreten ve helâlinden tüketen herkes bizim kardeşimiz, yurttaşımız, sevgili ve değerli; Birinci sınıf vatandaşımızdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;AMA!.&lt;/span&gt;. Suç odağı, organize terör ve çıkar örgüt zanlısı, kumar borcu-diyet borcu olan yalancı-talancı, şüpheli-şaibeli, rüşvetçi-iltimasçı, hortumcu ve suiistimal güruhu asla!. Bunlar Türk milletini alçakça sömüren keneler, sülük ve domuzlar mesabesinde olup; yandaş, yoldaş ve yol arkadaşları dâhil insanlık ve millet düşmanıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ŞİMDİ TAM ZAMANIDIR&lt;/span&gt;: 29 Mart’ta bir yerel (genel) seçim var ve bu seçimde yukarda tanımlanan tür’lerin büyük bölümü halkın önüne “ADAY” sıfatıyla çıkacak. Dikkat ediniz lütfen!.. Bu adayların hiç biri “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” umdesine uygun olarak milletçe belirlenmedi. Gayrisini millet düşünmeli,OY’unu tam bir vatandaşlık şuuru ile ‘BİLİNÇLE’ kullanmalı ve siyasi mevtalar ile politik-ACI’ları ebediyen sandığa gömmelidir. Biline…&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6666;"&gt;Özel yazışma için adres&lt;/span&gt;: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:gercek.demokrat@hotmail.com" rel="nofollow"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;gercek.demokrat@hotmail.com&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;WEB&lt;/span&gt;: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/" rel="nofollow"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#cc0000;"&gt;NOT:&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#990000;"&gt;Bu makaleler telif yasası kapsamı dışında olup; mümkün olduğu kadar yayınlanması ricası ile gönderilmektedir.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;strong&gt;BİR YORUM:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kimden: ayşe işleker (a-isleker@hotmail.com)&lt;br /&gt;Gönderme tarihi: 09 Mart 2009 Pazartesi 10:41:34&lt;br /&gt;Kime: &lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:gercek.demokrat@hotmail.com"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;gercek.demokrat@hotmail.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;.ExternalClass .EC_hmmessage P{padding:0px;}&lt;br /&gt;.ExternalClass body.EC_hmmessage {font-size:10pt;font-family:Verdana;}&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Merhabalar Mustafa Bey;  &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;em&gt;Mail etmiş olduğunuz makaleler için teşekkür ediyorum. Sizlerin sayesinde bilgilenip hayatı daha da bir tecrübe etmiş oluyoruz. Sizin gibi bilinçli aydın kişilerin coğunlukta olması dilegiyle sistemli bir şekilde çalışmalarınızı güçlendirip, aslında zaten haklı olduğumuz konularda gerekli kişilere gerekli cevapları tarihimize dayanarak gerçek doğruların ne olduğunu dünyaya anlatabilecek heyetlerimizin varolabilmesi esas olan. Sesimizi daha güçlü olarak duyurabilmek çok önemli diye düşünüyorum. Sansasyonel gündem yaratanlarda yarattıkları ile kalmadırlar. Bizim toplumumuzda yabancı şakşakcıları çok olduğu için bu tür sorunlar yaşanmaktadır. Fırsat vermektedirler Oysaki birbirimizin gözünü oymak yerine sırt sırta veren bir toplum olmuş olsak dünya duramaz karşımızda. Birbirimizin ayağına çelme takmaktan iş yapamaz duruma geliyoruz. Birlik beraberlik olmayan aile aile olamaz, vatanda vatan olamaz malesef   Güzel bir hafta dileğiyle başarılarınız hep daim olsun.&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Ayşe İŞLEKER&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4142060528074392239-6562386338649534416?l=mustafanevruzsinaci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://mustafanevruzsinaci.blogspot.com/2009/03/ozurculere-yargi-yolu-mustafa-nevruz.html</link><author>gercek.demokrat@hotmail.com (Mustafa Nevruz SINACI)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DSFigeajJdE/SbTX2Fstm9I/AAAAAAAABPk/3y5gVCwPiDo/s72-c/yarg%C4%B1+yolu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item></channel></rss>