15 Nisan 2010 Perşembe

PAKET HAKKINDA “MEŞRUAT”
Mustafa Nevruz SINACI
Adı (adalet ve kalkınma) ile müsemma (uyumlu-bütünleşik) olmaktan menkul parti hükümeti “anayasada değişiklik paketi” hazırladı ve hafta başında komisyona sundu.
Anayasa Komisyonu paketi sözde, görüşmeye başladı..
Sözde.. Zira “kendilerine verilen paket” usulen tefhim edilip aynen geçecek.
Çünkü bu paket, milletin ihtiyaç ve sıkıntılarını gidermeye yönelik değil.
Aksine; Sevk edenin ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlar niteliktedir.
Şu halde buna bir “meşruat” gerek.
Peki, “meşruat” ne idi?
MEŞRUAT:
Hak, doğru, adil ve meşru; veya yanlış, aykırı, yasa/hukuk ve ahlâk dışı olanı beyan; Ret veya onay. Haram, yasa dışı ve yasak olmayanı tespit. Olaylar, hüküm, kanun, karar ve mütedair eylem; Yasa taslak ve tasarıları dâhil olmak üzere: “adalet, hakkaniyet ve hukuka uygun” olup olmadığına dair yazılı veya sözlü beyan. Adalet, hak, ahlâk ve hukuk (kanaat) önderleri tarafından verilen/konulan şerh.
BUNA GÖRE;
Anayasa değişiklikleri için esas alınması zorunlu “objektif norm, ilke ve evrensel hukuk kriterleri.” Başka bir anlamda “olmazsa olmaz şartlar.
1. HAK:
Özgür irade (fıtrat) teoremi bağlamında, bireyin, doğuştan sahip olduğu haklar (beslenme, barınma, öğrenme, inanma ve inandığı gibi yaşama) ile diğer insanların kendi özel hayatlarını yaşama şekline müdahale etmeden, yaşamlarını biçimlendirme hürriyeti ve hukuk düzeninin bireye tanıdığı yetkilerdir. Bu yetkiler sınırlıdır. Sınırlar aşıldığı ve ihlâl edildiği takdirde fail, ceza veya mağdura tazminat ödemeye mahkum edilir. Hak kullanılırken başka birilerinin haklarını çiğnemek haksız fiildir. Suç teşkil eder. Hukuk sistem ve düzeninin temel unsuru ve bileşkesi hak’tır. Hak’lar üç ana başlık altında şekillenir.
Özel haklar, Kamu hakları ve Evrensel haklar. Yetkiler yönündense:
Yetkinin içeriği ve yönetileceği veya etkileyeceği varlıklar; Öğesi öne çıkar.
2. HUKUK:
Hukuk kelimesi Arapça hak kökünden gelir ve hak kelimesinin çoğuludur. Arapçada “hak” kelimesinin çoğulu ahlâktır. TDK’na göre hukuk: “Toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünüdür”. Bunun dışında hukukun “haklar” anlamı da vardır. Mecazen de, ahbaplık, dostluk anlamında da kullanılır. Hukuk, toplumun genel menfaatini veya fertlerle ortak iyiliğini sağlamak maksadıyla konulan ve kamu gücüyle desteklenen kaide, hak ve kanunların bütünüdür. Hukuk’un uygulama cihazı adalettir.
3. ADALET:
Hak’ın gözetilmesi ve hukuk’un hayat bulmasıdır. Hak ve haksızlık ile haklı ve haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. Adalet kuramı temelde hukuk kurallarına uygunluk kesp eder. Ancak, temel toplumsal işlevi nedeniyle din-ahlâk ve buna alenen aykırı olmayan töre, örf, adet, geleneksel kurallarla birleşik ve bütünleşik olmak zorundadır. Aksi takdirde kuram, kanun, kural ve kurumlar “adalet” vasfını haiz olamaz.
Kutsal kitapların hepsinde adalete ve adil olmaya ilişkin bölümler bulunur. Platon’a göre adalet en yüce erdemlerden biri, insan ve devletin temel davranış kuralıdır. Aristoteles’in hareket noktasını ise eşitlik kavramı oluşturur. Ona göre, herkese eşit davranmak adalet için yeterli değildir. Bir hukuk düzeni, güçsüzleri koruduğu ölçüde adaletli olabilir. .
Bu bilimsel ve evrensel tanımlara, Recep tarafından “hap” olarak nitelenen “anayasa değişiklik” önerilerini vurun da, görün bakalım; Paket insan hakları, adalet, hukuk ve halkın acil ihtiyaçlarına UYGUN MU? DEĞİL Mİ?
İlk “meşruat” sizden olsun.

ANAYASA’DA; TADİLAT’A REDDİYE (Meşruat ve Hakikat)
Mustafa Nevruz SINACI
“Paket hakkında meşruat” konulu makalemizde hak, hukuk ve adalet; Dolayısıyla anayasa ve yasa (kanun) hakkında, mutlaka uygulanması gerekli, geçerli ve zorunlu evrensel kriterleri açıkladık. Dikkat ediniz lütfen!.. Bir kelime, kavram, kural veya kuramda ‘evrensel’ terimini kullanmak önemli iştir. Bilgelik ve olgunluk gerektirir. Çünkü ‘evrensel’ sözcüğü; yaşam boyutunun kabul görmüş ve tartışılmaz hale gelmiş doğruları anlamına gelir. Dünya çapında bilinen, aktüel ve popüler olan ‘meşhur’ değil. Şimdi “meşruat ve hakikat”!..
Örneğin: Russel Gough’un, "Karakteriniz Kaderinizdir" adlı kitabında: "Doğru ve iyi olanı bilmek ile doğru ve iyi olanı yapmak arasındaki en önemli bağlantı; doğru ve iyi olanı yapacak bir karaktere sahip olabilmektır. Eğer karakter gelişmemişse tahsil ise yaramaz.
Unutmayalım; banka hortumlayanlar, devleti soyanlar, rüşvet alanlar, vatanı çıkar uğruna satanlar, maç satanlar, şike yapanlar, haksız teşvik verenler; birilerini hakir görüp aşağılamakla yükseleceklerini zannedenler hep tahsilli bireylerdir" der;
Theodora Roosevelt’in: "Bir insanı ahlâken eğitmeden sadece zihnen eğitmek; ait olduğu topluma büyük bir bela kazandırmaktır” sözü ile;
Herbert Sprencer’in: “Eğitim-öğretim ve terbiyenin amacı, sadece ve yalnızca bilim değil; Aynı zamanda ve bilhassa davranış biçimi ve harekettir” kuramı evrensel gerçeklerdir.
Sonuçta: Yeryüzü ve kâinatta; En hakiki mürşit İlim; en değerli varlık İnsan ve en büyük eser Kültür’dür. Kültür: İnsanlık, iyilik ve adalet adına “doğrusal yönde” gelişen emeller, yükselen değerler ve bizatihi medeniyettir.
Medeni siyaset ise: Cumhuriyet, Demokrasi ve Lâiklik henüz “evrensel değer olmadan” Türk Milleti’nin, dünya ve insanlık âlemine, yaşam boyutunda örnek ve önder sıfatıyla gösterip, “yönetim bilimi ve fazilet anlamında siyaset” bağlamında armağanı ettiği çok yüksek bir ilimdir. “İlimle amel etmek” Yüce Peygamberin bütün İslâm’a emridir.
Dolayısıyla; “Anayasa ve yasa normu”: Cümle buyruk (emir) tamim, talimat, tüzük ve yönetmelikler kamu (halk) yararı ve Kanunlara; Kanunlar Anayasa’ya; Anayasalar da: “İnsan hakları, adalet ahlâkı, dinsel haram ve yasaklar ile geleneksel kurallara aykırı olamaz.
ALDATAN PUT ve BATAKLIĞI AYDINLATAN GERÇEK
Şimdi yaşam boyutunda hüküm süren katmerli ıstırap, kronikleşmiş zulüm, bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntılar ve hakikatin ışığında halkın “gerçek ihtiyaç ve acil sorunlarını aydınlatıp açığa çıkartan acı gerçeklere” özetle bir göz atalım; ibret ve dehşetle bakalım:
İşsizlik, yapay (haksız-hukuksuz) pahalılık, sanal enflâsyon, üçkâğıtçılık, sahtekârlık, kitlesel soygun, yaygın dolandırıcılık, kapıcı ve apartman yöneticisinden, devletin tepesine kadar hükmünü âdi ve alçakça icra eden vurgun, soygun; Aldatma-kandırma, namussuzluk, hırsızlık, yolsuzluk, hortumculuk, şerefsizlik, yalan-dolan, lâkin ‘nereden buldun’ diyen yok.

Maaş, sosyal yardım, özlük hakları ve ücretlerde ayırımcılık; Haksızlık ve adaletsizlik;
Kangrenleşmiş YÖK, başörtüsü, harç, mastır ve doktorada süre ve derin çile sorunu!..
Başta RTÜK (ahlâken düşük, insanlık dışı, Türk halkını rencide edecek kadar iğrenç, pejmürde yayınları teşvik ve müsamaha) olmak üzere; 27 Mayıs ve 12 Mart kurumlarınca çağ adına sergilenen haksızlık, yolsuzluk, keyfilik, çifte standart, milli ve manevi mukaddesler ile yükselen değerlere karşı çirkin politikalar, genç nesilleri yozlaştırma-çürütme siyaseti!... Evet, siyaset meşru ve demokratik olmaktan çıktı. Parlâmentoda medya-mafya üçgeni, organize işler, TSK da darbeci ve hortumcu ayrık otları ile bütün parti ve kurumlara kök salan “devletin malını deniz” belleyen domuzlar, niçin hukuk içinde temizlenip ayıklanamıyor?!..
NETİCE OLARAK: Malum/mezkür “tadilât paketinde” halkın acil ve hayati ihtiyaç, ıstırap ve sıkıntılarına çözüm getiren bir hüküm yok. 27 Mayıs dikta-cunta ve 12 Mart sulta kurumlarına meşruiyet kazandırılmakta ve gayrimeşru AB sürecine ivme kazandırılmaktadır.
Bu bir değişiklik değil, danışıklı dövüştür. Cumhuriyetin kurumları; Onurlu, sorumlu; Namuskâr ve dürüst parlamenterler bu rezalete “DUR” demeli hükümet de haddini bilmelidir.
-------------------------------------------------------------------------
* Aman!.. Devlet sanayide bulunmaz, üretmez, ticaret yapmaz diyen; özelleştirme delisi “yalancı, talancı, hırsız-yolsuz, soysuz koza, kripto, üçkâğıtçı, peşkeşçi bedhahlara” inanma, aldanma, kanma!.. Zira “AB de devlet işletmelerinin ekonomideki ortalama payı % 42; İsveç, Norveç ve Danimarka'da % 61'dir.” (2009 bilimsel istatistik ve ansiklopedik veriler)
* BİL’Kİ!.. Türk İnsanı “altın değerinde” nadirden bir cevher gibidir. Işığa tut bak; içinde AtaTürk, namuskârlık, doğruluk, dürüstlük, diğerkâmlık, sencilik, adalet ahlâkı, bilgelik ve olgunluk, onur-erdem, ilke yoksa!... Kesinlikle sahtedir. (2002, Mustafa Nevruz SINACI)
* Cumhuriyet fazilettir, erdemdir; Fazilet'i ahlaki'ye müstenit bir idare şeklidir.
Cumhuriyet; Fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli; Seciyeli, seviyeli, yüksek ahlak ve kavi (sağlam) karakterli muhafızlar ister. (14.10.1925, Gazi Mustafa Kemal AtaTürk)
* Yeryüzü ve kâinatta; En hakiki mürşit İlim; en değerli varlık İnsan ve en büyük eser Kültür’dür. Kültür: İnsanlık, iyilik ve adalet adına “doğrusal yönde” gelişen emeller, yükselen değerler ve bizatihi medeniyettir. (2001, İKO Söylevi, Mustafa Nevruz SINACI)
* Türk demek: Türk’çe düşünmek, Türk’çe konuşmak ve Türk’çe yaşamaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene… (Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk)
* İyi, namuslu, dürüst; onurlu, sorumlu ve ‘gerçek demokrat’ olan kazansın…

BİR YORUM; VE DEĞERLİ BİR KATKI
Sayın Mustafa Nevruz SINACI Bey;
Belki yanılıyorum. Ama gördüğüm kadarıyla kafanız hayli karışık. Bir taraftan islamı ve onun ana kaynağı olan Kur'an'ı öne çıkarırken diğer taraftan onunla taban tabana zıt olan ırkçlık fikrini öne çıkarıyorsunuz. Şurası unutulmamalıdır ki, hiç bir ırk diğerinden ne üstün nede aşağıdır. Yer yüzünde Rum ne ise Rus'ta odur. Fransız ne ise Türk'te odur. İnsanları ayıran özellik, değerleri ve inançlarıdır. Hülagu, Türk'tür. Ama dünyanın en acımasız katilidir. Bağdat'ta ve girdiği her şehirde kafalardan kaleler yaptırmış, onu izlerken büyük bir zevk almıştır. Aynı şekilde Osman bey veya Fatih'te Türk'tür. Ama gittikleri her yere adalet, huzur ve güven götürmüşlerdir. Çünkü inançları bunu gerektiriyordu. Irk vardır. Ama insana hiç bir şey katmaz veya insandan hiç bir şey götürmez. Ya Türk olmakla mutlu olunmaz. Olmamakla da mutsuz olunmaz. İnsanı değerleri yani takvası üstün yapar veya alçaltır.
Yetmişli yıllarda insanlar yaptıklarına göre taktir edilirlerdi. Şimdi ise ırklarına göre taktir ediliyorlar. Nazım Hikmet, ne kadar büyük şair olursa olsun -ben büyük şair olduğunu düşünmüyorum.- bu vatandan kaçmış "Beni Lenin yarattı." diyecek kadar sosyalist olmuş ve yıllarca "Bizim Radyo" dan türkiye aleyhine konuşmuştur. Ama şimdi her kesim tarafından hayret edilecek kadar değer görüyor. Solcular, solculuğun artık para etmediğini görünce Atatürkçü oldular. Daha önce savundukları değerleri Atatürkçülük maskesi altında savunuyorlar. Dindar olanların bunu neye dayanarak yaptıklarını hiç anlamış değilim. Yine İsmöet İnönü, bu memeleketin camilerini at ahırı yapacak kadar ileri gitmiş, Kur'an öğrenmeyi yasaklayacak kadar din düşmanıdır. Heyhat görüyorum ki, bir milliyetçi bile sırf Türk olduğu için İsmet İnönü'yü övebilmektedir. Şimdi soruyorum, ırkçı mı olalım, yoksa değerleri olan inançları, ülküleri olan bir toplum mu? Şayet ırkçı olalım derseniz sizin bileceğiniz bir şey... İsmeti veya Nazım'ı yüceltme hakkına sahipsiniz. Şayet değerleri olan bir toplum olalım derseniz o zaman bu buna benzer şahısları övmek Müslümana yakışmaz. Çünkü islam tek millet olduğu gibi küfür de tek milletttir. Bunu Kitabımız olan Kuran böyle açıklıyor. İkisi birden olamz. Ya o, ya bu!..
Sayın Sınacı, donanımlı birisi olduğunuzu gördüğüm için yazıyorum. Boş birisi olsaydınız bu kadar emeğe değmez derdim. Ama dolusunuz. Ahirette hesabınızı Türklük üzerinden değil, inancınız üzerinden vereceksiniz. Bunu yazılarınızla siz söylüyorsunuz. Öyleyse Türk olmakla birlikte islam kardeşliğini tesis etmenin yollarını arayalım. Görülecektir ki kürtçülük, türkçülük, arapçılıkve diğer "çılıklar" kalkınca dünya daha güzel ve adil olacaktır. -çılıklar bize küçük kaleler oluşturarak bizim diğer insanlarla sağlıklı iletişim kurmamızı engelliyor-.
En içten sevgi ve saygılarımla.
Sebahattin Kızıltaş; Emekli öğretmen

Hiç yorum yok: