28 Aralık 2007 Cuma

İNSAN HAKLARI GÜNÜ "İNSAN SEVGİSİ" VE İSLÂM

İNSAN HAKLARI GÜNÜ “İNSAN SEVGİSİ” VE İSLÂM


Mustafa Nevruz SINACI
Siyaset Bilimci, Hukukçu, Yazar
DP 7. ve 9. Dönem
Genel Başkan Yardımcısı

Bu gün “Dünya İnsan Hakları Günü ve İnsan Hakları Haftası” nın başlangıcı. Mesele malum, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunca 10 Aralık 1948 tarihinde “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” kabul edilmiş ve Türkiye bu kabule 27 Mayıs 1949’da katılarak onay vermiş; Ve 27 Mayıs 1960 “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin Kabul ve Resmen Onayının” 11. yılında, kanlı bir darbe yaparak “en insanlık dışı” cürümünü işlemiştir.
Bu gün “Dünya İnsan Hakları Günü ve İnsan Hakları Haftası” nın başlangıcı.
Mesele malum, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunca 10 Aralık 1948 tarihinde “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” kabul edilmiş ve Türkiye bu kabule 27 Mayıs 1949’da katılarak onay vermiş; Ve 27 Mayıs 1960 “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin Kabul ve Resmen Onayının” 11. yılında, kanlı bir darbe yaparak “en insanlık dışı” cürümünü işlemiştir.
Bu tarih aynı zamanda: Kazak İsyanının önderi Pugaçev’in idam edilişi (1774); Bir zamanların en zararlı tahrip ve taarruz silâhı olan dinamitin mucidi Alfred Nobel’in ölümü (1896); Nedamet içinde kıvranan vahşi batının ilk NOBEL ödülünü, İsviçre’li Henri Dunant’a vermesi (1901); Celâl Bayar tarafından, “Tarihi Şark Raporunun” yayınlanması (1936); AB’ nin, Türkiye’yi sözde “Aday Ülke ilân etmesi” (1999); Siirt seçimlerinin iptal edilmesi ile dokunulmazlığı düşen Fadıl Akgündüz’ün gıyabi tutuklama kararının vicahiye çevrilerek, ceza ve tevkif evine konulması ile; Hukuki engellerinden arındırılmış Recep Tayip Erdoğan’a Milletvekilliği yolunun açılması (2002); AB zirvesine tam bir hafta kala, Leylâ Zana ve 150 civarında (terör ve tedhiş örgütüne yardım ve yataklık faili) yandaşının Herald Tribune ile Le Monde gazetelerine “Kürtler (Ermeniler) Türkiye’ den Ne İstiyor” başlıklı, bölücü içerikli bir ilân vermeleri büyük tepkilere neden oldu (2004); Aslında daha çok şey var yazılacak...
Mesele burada yatan büyük (vahim) çelişkiyi görebilmek.
İnsanlık alemi, (namuslu-dürüst-onurlu ve akil insanlar tarafından kullanılması halinde olabildiğince yararlı) doğal doku (tabiat) ve başta deniz mahlukatı olmak üzere hayvanlara büyük ölçüde zarar veren, “dinamitin mucidinin” dünyayı terk etme günü; Diğeri de, bu günü, “Yeni Dünya Düzeni Yapılanması” bağlamında ilân eden “İlâh, Silâh ve İlâç” tüccarlarının haç (çarmıh) ile simgeledikleri bir peygamberin “o günün muteber insanları (!) tarafından, el ve ayaklarına çiviler çakılarak infazı...
GÜLDÜRMEYİN BENİ
Medeniyetten nasip almamış “uygar batı” ve mezkür batının hapishane kaçkınlarının evlât, ayâl ve torunlarınca ilân edilen bir “İnsan Hakları Günü” de, “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” de palavra. 1789 Fransız ihtilâli, Magna Carta ve 1948 bildirgesine baz alarak sözde “İnsan Hakları Savunucuları” da hikâye... Tıpkı bizdeki, terör ve tedhiş örgütü nam ve hesabına “AB katkılı yardım ve yataklık yapan” vakıf ve dernekler gibi.
Hani bu, “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” nam belgeyi insan tanımı ve insanlık onuru adına, yukarda dercedilen örneklere ilâveten (Birinci ve İkinci Dünya Harpleri dahil) Bosna-Hersek, Karabağ, Afganistan, Sudan (Darfur), Afganistan, Doğu Türkistan, berdevam olan Irak bağlamında değerlendirmeleri halinde; İnsanlık yönünden hiçbir değeri, insanlık, evrensel barış ve refahın (dünya nimetlerinin adaletle paylaşımı yönünde) her hangi bir yarar ve olumlu katkısının olmadığını göreceklerdir. Yani;
Medeniyetten nasip almamış uygar batının materyalist gözlüğü ile dejenere, atıl ve muattal muharref Hıristiyanlık, Yahudilik ve istikamette oluşup-yerleşen fundamentalizmin paraya tapan perspektifinden “insan haklarını görmeye çalışanlar” tarihi bir yanılgı içindedir. Onlar, insanlık davasına karşı sağır, kör, duyarsızdırlar. Vahşi kapitalizm ve tek yanlı işleyen emperyalizmden başkaca bir şey düşünemezler. Sonuçta bu belge, tam bir paranoya ve bütün insanlık aleminin parçalanıp-un ufak edilerek (tıpkı Atlantis kavminin son zamanlarında olduğu gibi) köleleştirilmesinden başka bir şey amaçlamayan; Hırs ve ihtiraslarının zebunu olmuş dessas insanlık düşmanlarının “hileli” marifetlerinden biridir.
PEKİ: Gerçek “İnsan Hakları, Hukuk ve Adalet” (medeniyet) mebdei nedir ?
EL CEVAP : İnsanı “ins, ünsiyet, meşveret, sevgi-saygı-muhabbet, adâlet ahlâkı ve kadim hukuk” bağlamında birleştiren İslâm da; Medine Muahedesi, Kur’an âyetleri, Resul’ün Hadis-i Şerifleri, Veda Hutbesi, Hazreti Ali ve Ömer’in Valilere mektupları, Siyâsetname ve Milli Şâir Mehmet Âkif’in hitabı ile M.Kemâl ATATÜRK’ün ilkeleri ile Türk İnkılâbıdır.
İŞTE ÖRNEKLER:
Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma günü Peygamberimiz Efendimiz tarafından, bütün insanlık alemine izafeten irad olunan “VEDA HUTBESİ”
Peygamberimiz Hazreti Muhammet Mustafa (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında orada hazır olan 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti:
"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür (413/1)
Ey Nâs! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım.
İnsanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur.(413/2)
Ashâbım! Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız.(413/3) Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur. (414)
Ashâbım! Kimin yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz alacağıdır. (415/1)
Ashâbım! Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîanın kan davasıdır(415/2)
Ey Nâs! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, âile nâmusu ve şerefinizi kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz râzı olmadığnız kimseleri âile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir. (416)
Mü'minler! Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir. (417)
Ey Nâs! Devâmlı dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür. Bir yıl, l2 aydır. bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır.(418)
Ashâbım! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız. (419)
Mü'minler! Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir.(420) Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.(421)
Ey Nâs! Cenâb-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet etmeye gerek yoktur. (422)Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder.(423)
Ashabım! Alllah'tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz.(424)
Ey Nâs! Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram:
- Allah'ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler. Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:
- Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! buyurdu". (1)

Hiç yorum yok: