7 Kasım 2008 Cuma

ÖTEKİ GAZETECİLİK VE MEDYA TERÖRÜ
Mustafa Nevruz SINACI
Günümüzde sübjektif bir sektör haline gelen gazetecilik, giderek haber tüccarlığına dönüşmüş, objektivitesini yitirmiş, meslek ilkeleri tabana vurmuş, çürüme ve yozlaşma zirve yapmış bulunmaktadır. Daha açık, net, reel ve güncel tabiriyle bu, ‘gazetecilik = habercilik / medya alanı’ varlık sebebi, kaynak, dayanak ve “asli unsurundan” uzaklaşmış, amaçlarından sapmış, ilkesizlik, onursuzluk ve değersizlik hâkim unsur haline gelmiştir.
Buna mukabil; ‘öteki medya’ dediğimiz ilkeli-onurlu ve sorumlu gazetecilik mağdur ve perişan edilmekte; Rüştünü İstiklâl savaşıyla ispat etmiş Anadolu Basını ile bir avuç Milli medya iflasın eşiğine sürüklenmeye, daha açık bir deyimle kendi öz vatanında boğulmaya ve bu şekilde er meydanı, bedhahlarca (iç ve dış düşman) işgale çalışılmaktadır.
Gerçek şu ki: Ticari medya alanı, ekserisi insanlık aleyhine faaliyet gösteren, edinim hırsıyla gözü dönmüş, kanun-kural tanımayan, hırs, inat ve ihtirasla tek belirleyici olmaya ve dünyayı yönetmeye kalkışan ‘sorunlu sektör’e, gerçek anlamıyla “medya terörü” ne dönüşmüş bulunmaktadır. Üstelik bu sorumlu sektörün içyapısı da olabildiğince sorunludur. Zira medya patronları ilkeli-onurlu objektif-tarafsız gazeteciliğe tahammülsüz; Etik ve hukuk standartları dâhilinde bile ulusal-milli, insani ve medeni bilinç toplumuna karşıdırlar.
Özellikle, Karen Foog ve Soros ürünü Açık Toplum Örgütleri ile bunlara paralel siyasi -ticari medya yoluyla emperyalizmin yeni kölelik adlı küresel sermaye ve yoğun sömürü hareketine öncülük etmekte, aysberg’in su üstünde kalan/görünen yüzüyle bu menfur hareket, yer yüzünde 4. kuvvet olarak dünya barışına hizmet etmek yerine, bütün erklerin önüne geçip ‘tek güç-tek kuvvet’ olma yolunu seçmiş bulunmaktadırlar. Bu insanlık için çok tehlikelidir.
Gerçekte sorun, olağan ve doğal hayatın bütün usul, unsur, uzantı ve kapsamı üzerinde etkilidir. Bilhassa, özgürlük ve güvenlik, hürriyet-hâkimiyet, bağımsızlık, demokrasi, insan hakları, hak, adalet-hukuk kavramları üzerinde erozyon, kronik çürüme, kavga-kargaşa ve yozlaşma nedenidir. Dolayısıyla eski Yugoslavya’nın bölünmesinden, SSCB’nin zevaline, son Gürcistan olayları ve Türkiye’de yıllardır mevcut anarşi, terör-tedhiş örgütüne kadar; Dünya barışını sözde ‘adalet-hukuk, barış ve demokrasi’ adına tehdit/tarumar eden bir oluşmadır.
Şimdi hemen bu medya terörünün masaya yatırılarak tüm boyutlarıyla irdelenmesi, değerlendirilmesi ve doğal-yasal sınırlarına çekilmesi gerekir. Zira günümüzde ‘gazetecilik’ öyle garip, gerçek dışı, sanal ve sahteleşmiştir ki; Varlık nedeni, halkı aydınlatmak, eğitmek, “objektif habercilik ve tarafsız yorumculuk” ilkesi çerçevesinde “yönetimin denetlemesine, siyasetin kontrol ve koordine edilmesine” katkıda bulunmak olan medya, süreçte çok aykırı ve farklı misyon edinerek halkın karşısına dikilip, yönetenler ve sermaye safında yer almıştır.
Oysa medya, hükümet yanlısı yahut karşıtı değil; Tıpkı STK (enciyo) kavramında olduğu gibi “hükümet dışı” kamu-millet iradesi adına her derece ve düzeyde özgürce halkı temsil, iletişim-bilişim görevini özgürce yerine getirmek zorunda ve durumundadır. Genelde matbuatın tarihi seyri ve tabii görevi budur. Basına Yasama, Yürütme ve Yargı’dan sonra 4. kuvvet denilmesinin nedeni de… Mezkür kuvvetin görevi halkı bilgilendirme, yol gösterme, ‘halk adına’ yönetimi takip, kontrol-koordine, doğrusal yönde motive ve denetlemedir.
Konuya özellikle çok tartışılan “Özgürlük ve Güvenlik” bağlamında bakılırsa, soruna çözüm üretme sorumluluğu bakımından bütün alan, kapsam, uzantı ve unsurlarıyla medyanın hayati önemi haiz olduğu görülür. Bu önem, ağırlık, değer ve sosyal sorumluluk, insani ve ahlaki yükümlülük, medyayı bir ticaret alanı olmaktan çıkartır, demokratik hayatın vazgeçilmez bir unsuru haline getirir. Kamusal alanın istikrarı ile yükümlü kılar.
Çok açık bir ifadeyle; İnsan hakları, adalet ahlakı, hukuk, özgürlük ve güvenliğin teminatı: Bağımsız, tarafsız habercilik ve objektif yorumculuktur. Bu anlamda gazetecilik, veya güncel deyimi ile medya, Siyasi partiler için Anayasa da yapılan tanıma paralel bir fonksiyon icra etmekle memur ve mükelleftir. Yani: Demokrasinin vazgeçilmez unsurları, millet iradesinin olağan ve doğal yansıması basım-yayın organları olan medya’dır.
ATATÜRK VE GAZETECİLİK
Mustafa Nevruz SINACI
Cumhuriyetin temelleri ve temayüz ilkeleri konusunda ‘kurucu irade’ adına Atatürk’ün gazetecililik hakkında irşadları ve Türk gazetecilerine emanet ve vasiyetidir:
“Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir doğma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin, köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.” (1)
“İnsanlar daima yüksek, soylu ve kutsal amaçlara yürümelidirler. Bu davranış biçimi, insan olanın vicdanını, aklını ve tüm insanlık kavramlarını doyurur. Bu şekilde yürüyenler ne kadar büyük esirgemezlikler gösterirlerse o kadar yükselirler ve bu hareket biçimi mutlaka alnı açık olur. Çünkü, alnı açık, aklı açık, kalp ve vicdanı açık (vicdanı hür, irfanı hür) insanlar tarafından yönetilebilen toplumlar, ancak bu anlamda hareketlerin takipçisi olabilirler., Güneşsiz kalmış bir dünya; İçinde “düşünce özgürlüğü olmayan” bir ülkeden daha iyidir.”
(2) “Biz, cahil dediğimiz zaman mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan “en büyük cahiller” çıktığı gibi, klâsik tahsil görmemiş olanlardan da ‘hakikati gören âlimler’ çıkabilir.”
(3) “Memlekette basın hürriyetinin de; (namuslu) demokrat (ve dürüst) bir idareye lâyık olgunlukla kullanılmasında daha dikkatli bulunulacağını ümit ederim. Hürriyeti kötüye kullanmanın doğurduğu birçok felâketleri çekmiş olan bu memlekette, bu dikkate özellikle gerek olduğu kanaatindeyim.
(4) “Basın Hürriyetinin sakıncalarının giderilmesinin, yine basın hürriyeti ile mümkün olduğuna dair, bu büyük meclisin yol gösterme ve düzenleme sahasında tespit ettiği saygı duyulan esaslar, eğer Cumhuriyetin ruhu olan “faziletten” yoksun kendini bilmezlere, basında eşkiyalık fırsatı verirse, eğer halkı aldatan ve doğru yoldan çıkanların fikir sahasındaki kötü ve uğursuz etkileri, tarlasında çalışan masum vatandaşların kanlarını akıtmasına, yuvalarının dağılmasına sebep olursa ve en sonunda bozgunculuğun en zararlısını göze alan bu gibi doğru yoldan sapanlar, kanunlarda mevcut aksaklık ve açıklıklardan yararlanma imkânını bulurlarsa, BMM’nin yola getirici ve ezici kudretinin müdahale ve uyarması elbette görevi olur.
(5) “Bununla birlikte, basın serbestisinden meydana gelecek kötülükleri ortadan kaldıracak etkili vasıta, asla geçmişte zannedildiği gibi, basın hürriyetini kısıtlayan hususlar değildir. Aksine, basın hürriyetinden doğacak sakıncaların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetinin kendisidir.”
(6) “Gazeteler, kanunun ve toplum çıkarlarının aksine bir olaya şahit ve bir bilgiye sahip oldukları taktirde gerekli yayında bulunmalıdırlar., Memlekette kalem hürriyetinin de, demokrat bir idareye lâyık olgunlukla kullanılmasında daha dikkatli olunacağını ümit ederim. Şuradan ve/veya buradan gelecek günlük fikirlere, sahte ve yanıltıcı sözlere asla önem vermeyecek bir olgunluk esastır.
(7) “Vatandaşı; Millete karşı milletin büyüyüp yaşaması için alınan tedbirlere karşı harekete geçirmek en büyük ihanettir.
(8) “Demokrasi müesseselerinin başında basın hürriyeti olduğuna inananlar asil bir davanın takipçisidir. Basının üç işlevi vardır. 1.si: Basın, halkı ülke sorunlarından ve siyasi partilerin bu sorunlarla ilgili önerilerinden halkı haberdar etme ve eğitme yükümlülüğü., 2.si: Basın, vatandaş şikâyetinin serbest bir kürsüsü’ dür., 3.sü: Basın hükümetlere yön vermelidir. Çünkü, “Bugün memlekette vazifesini bilen, güçlüklerle uğraşabilen siyasilere rağmen, siyaset adamlarına akıl verebilecek dirayette ve basirette gazetecilerimiz vardır.
(9) İşte, TC’nin Gazetecilik ve Basın (medya) ilkeleri budur.
Bu ruh, anlam ve bağlamda Cumhuriyetin temel hedef ve ilkeleri korunarak çıkartılan 5680 S. Basın Kanunu, 1960’dan bu güne paçavraya dönen mevzuat ve 5846 S. K.’la kaim telif hakları kavramına dair hukuki prosedür ile 5187 S.K; Atatürk’ün koyduğu ilkeler, milli standart ve normlar muvacehesinde derhal TBMM’de ele alınmak ve “Medya Terörü” ne son verilmek zorundadır.
KAYNAKLAR:
1. Kemalist Devrim ve İdeolojisi, İsmet Giritli – 1980
2. S.D. Cilt: 3, TDTE Yayını-1989, Sayfa: 119
3. 24 Ekim 1919 – Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri Cilt: 3, Sayfa: 14, TDTE yayını, 1989
4. 1930-Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: 1–TİTE, 1945
5. 1924-Atatürk, S.D., Cilt: 1-1945 /TİTEY-296
6. 1930-Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, Prof. Afet İnan, 1969-Türk Tarih Kurumu Yayını
7. 1923-30 Atatürk, S.D., Cilt: 1-2, 1945 - 1952 / 296
8. 1931-Atatürk’ün Adana Seyahati, Taha Toros-1981
9. Muhalefette İ. İnönü, 1956-1959, s. 95-113 / F. Otyam, Şu Bizim İ. Paşa, 1984 s. 107

Hiç yorum yok: