15 Mayıs 2012 Salı

14 Mayıs; Milli İrade ve Türk Demokrasi Bayramı

ÖZGÜRLÜK VE “DEMOKRASİ BAYRAMI”
Mustafa Nevruz SINACI
             Kurucu Cumhuriyet ve Türk İnkılâbına yönelik bir “düşmanlık hareketi” olan; Aynı zamanda Mareşal Mustafa Kemal’e rağmen Rıza Nur, Bay İsmet ve (dâhili-harici) şerikleri tarafından İngiliz & Amerikan Şürekâsı ile yapılan gizli anlaşmaları hayata geçirmek amacına matuf “11 Kasım 1938 karşı devrimi” sonucu Türkiye:, 12 yıl süreyle bir esaret, koyu istibdat, despotizm ve diktatörlük rejimine, daha doğrusu zulmüne maruz kaldı…
            Mezalimin 1939 -44 dönemi: Asaleten Türkleri ve Türk kanaat önderlerini sindirme;
            1945 -1950 arası; 2. Dünya Savaşı bahanesiyle, (savaşa girilmediği halde) topyekun milleti açlık, kıtlık, fakirlik ve işsizlikle kırma, hayatından bezdirme, devletten nefret ettirme, ümitlerini kırma ve yıldırma operasyonları ile geçti.Bu nefret ve fetret döneminde ayrıca:
17 Nisan 1940 tarih ve 3803 sayılı yasa ile kurulan Köy Enstitüleri, 1944’den itibaren politize edilerek, Marksist–komünist hücrelere dönüştürüldü. 1945’de BM’e katıldıktan sonra Türk Silâhlı Kuvvetleri “Milli Ordu” olmaktan sür’atle çıkartılarak; ABD güdümlü cuntalara terk ve teslim edildi. Cumhuriyet tarihinin en iğrenç ve utanç verici “Açık Oy - Gizli Sayım” soytarılığı ile Milletvekili Genel Seçimleri yapıldı. 27 Aralık 1947 günlü Fulbright antlaşması ile Milli Eğitim sistemini şekillendirme görevi ABD’ye terk edildi. 1949’da avrupa konseyine girilerek vahşi, kapitalist ve emperyalist batı’nın, Osmanlı’dan sonra tekrar Türkiye devleti ve Türk milletini sömürme, yozlaştırma, insanlık dışı yaptırımları dayatma yolu açıldı…
Oysa, Mustafa Kemal’in Cumhurbaşkanı olduğu, 1929 –1932 dönemi yaşanan “Dünya Ekonomik Bunalımı”; Basiret ve beka sahibi, yürekleri iman, insan ve vatan sevgisi ile çarpan Milliyetçi yöneticiler sayesinde  Türkiye’de hissedilmemişti bile!..
Buna mukabil 1940 -1945 arası politikacıların bilgisiz, yeteneksiz, basiretsiz olmaları yüzünden; Savaşa girmememize rağmen fakirlik, açlık, yokluk ve zorluklar hayatı çekilmez, yaşanmaz hale getirmiş:, Atatürk, Cumhuriyet ve demokrasi dönemi kazanımları hovardaca harcanarak sür’atle tüketilmiştir. İkinci dünya savaşında, tedbiren sınırda bulunan, ordumuzu güya doyurmak için köylüden toplanan hububat heba edilmiş Camiler depoya çevrilmiş; Dini hassasiyeti olan halkımıza “Türkçe Ezan” dayatılmış, Kur-an’ı Kerim toplatılmış ve Anadolu da İslâm’ın tasfiyesi için her nevi baskı, şiddet ve menfur tedbire tevessül edilmiştir.
Açıkça ve kısaca: 1939 – 1950 sürecinde ülkemizde Cumhuriyet, özgür bilim, düşünce ve ifade hürriyeti; Hak, adalet ahlâkı, hukuk ve demokrasiden eser yoktur. Ezilen halk, despot hükümet eliyle resmi gasp, zoraki irtikap, yalan-talan; Açlık-yokluk, işsizlik, fahiş vergi, fahiş fiyat ve soygun derecesinde haksızlık ve yolsuzluklara maruz bırakılmıştır…
11 yıl hüküm süren bu fetret döneminde özgürlük ve demokrasi yoktur. 
Beyaz İhtilâl, meşru bir haktı. Meşru ve hukuki yolla yapıldı.
1946 – 1950 arası: Kurucu Cumhuriyet ve Türk İnkılâbı kökünden yeşeren, “yeni bir Milli mücadele ruhuyla (46 ruhu)”, bütün engel, tuzak, tutuklama, hile ve desiselere rağmen azim ve kararlılıkla yükselen, Türk Milleti’nin kahir ekseriyetince kabul görerek benimsenen “Halk Hareketi” 14 Mayıs 1950’de: “Yeter!... Söz Milletindir..” diye haykırmak, zulme baş kaldırmak, direnmek suretiyle ülkeyi tekrar özgürlük, adalet ve demokrasiye kavuşturmuştur.
Özgürlük, Cumhuriyet ve Demokrasi’nin, birlikte hayat bulduğu tarih: 14 Mayıs 1950’dir.
            Her “14 MAYIS” mutlaka “Türk Demokrasi Bayramı” olarak kutlanmalıdır.
Çünkü: Güncel Demokrasi Projeleri yalan, hile ve aldatmaca olup; Başta Türkiye, Türk-İslâm âlemi ve mazlum milletlere saldırı üzerine kurulu; Emperyalizmin en önemli projelerinden biridir. Amaçları: Hedef ülkelerde STK’ları kullanarak ‘demokrasi’, ‘İnsan hakları” ve ‘özgürlük’ ilenmeleriyle devletleri bölmek, dâhili-harici bedhahlar yoluyla parçalamak; Önce demokrasiyi ilga; Sonra bölücü terörü, acze düşen muhalefet yerine ikame ederek; Özgür bilim, denetim, hak-hukuk, adalet, Cumhuriyet ve Demokrasi silmek!.. İleri demokrasi havarileri için amaç bu…  
Türk Milleti 14 Mayıs 1950’de bir defa bu tuzaktan kurtuldu. Bir “kurtuluş savaşı” daha yapmak zorunda kalmamak için “Demokrasi Bayramına” sahip çıkılmalıdır. Aksi takdirde bu gidişle çok istese de kutlayamayabilir!.. “14 Mayıs Demokrasi Bayramınız” kutlu olsun!..    
Hannover TSM Korosu  
"bir cevap :::: 
yorumsuz"!..................













***********************************
14 MAYIS’LA GELEN “MİLLET’TİR”!...
DEMOKRAT PARTİ Genel Başkanı
Gültekin UYSAL
            DP Genel Başkanı Gültekin Uysal, 14 Mayıs 1950’de iktidara gelenin sadece Demokrat Parti değil, bizzat milletin kendisi; devletin, milletin ayağına gitmesi olduğunu bildirdi. 
Uysal, Genel Başkan seçilmesinin ardından ilk GİK toplantısını parti genel merkezinde yaptı. Aydın Menderes’in eşi Ümran Menderes’in de katıldığı toplantının basına açık bölümünde konuşan Uysal, DP’nin iktidara geldiği 14 Mayıs günü, GİK toplantısı yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Uysal, şöyle konuştu: ‘’Demokrasiyle Anadolu’nun ilk tanışması milletin kansız ve kavgasız ‘ben de varım’ dediği günün yıl dönümüdür. Türkiye, 14 Mayıs 1950 günü gerçek bir demokrasi bayramı yaşamış; sivil siyaseti, kayıtsız şartsız millet egemenliğini, kalkınmacı, liberal ekonomik düzeni, dışa açık, barışçı diplomasiyi, huzur ve refah içinde büyümeyi tercih ettiğini sandıkta göstermiştir. Aziz milletimizin teveccühü ve kararlılığı neticesinde tesis edilen millet egemenliği ve tercihi ile iktidar olan Demokrat Parti, Türkiye’nin ufkunu açmış, 10 yıllık iktidarı süresince ülkemizin gerçek hedefi olan kalkınma, muasır medeniyet seviyelerini aşma yarışında çok büyük merhaleler kaydetmiştir. 14 Mayıs 1950’de iktidara gelen sadece Demokrat Parti değil, bizzat milletin kendisidir. Devletin, milletin ayağına gitmesidir. Devletinden kaçan, korkan vatandaşın devleti ile buluşmasıdır. Milletin mukadderatına sahip çıkmasıdır. Türk Devleti ile Türk insanı, Türk milleti arasına örülen duvarların kaldırılmasıdır.’’
"ÜLKEMİZ AĞIR FATURA ÖDEDİ" 
Tek partili siyasi dönemin, ‘’Demokrat Parti liderlerinin cesur çıkışları, olgun ve aklı önceleyen, milleti dikkate alan siyaset anlayışları’’ neticesinde yine milletin çoğunluğunun arzusu yönünde neticelendiğini ve Türkiye’nin büyük bir hızla dünyanın yükselen yıldızı haline geldiğini anlatan Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü:
‘’Maalesef, Türkiye’nin DP ile demokrasi içinde gelişip kalkınması süreci, bir askeri darbe ile kesintiye uğramış; ülkemiz ve insanlarımız bu talihsiz dönemin faturalarını çok ağır bir şekilde ödemiştir. Bedelini çok ağır ve üzüntü verici bir şekilde ödeyerek geldiğimiz bu günlerde, çok şükür ki ülkemiz artık farklı bir noktadadır. Her türlü darbe, cunta girişimlerine de antidemokratik düşünce sistemlerine de ve hatta bunları çağrıştıracak önerilere de milli vicdan izin vermemektedir.’’
′′ANLAYIŞIMIZ ASLA DEĞİŞMEYECEK′′
Partisinin, Türk siyasi hayatında var olduğu andan itibaren, yüksek sesle, kararlılıkla, samimiyetle her zaman millet iradesinin hakimiyetini, aklı, çoğulculuğu, kalkınmayı ve refahı savunduğunu vurgulayan Uysal, ‘’Bilinmelidir ki, Demokrat Parti olarak bu anlayışımız asla değişmeyecektir. Menderes’le başlayan bu uzun, kararlı, samimi mücadele hiçbir şekilde kesintiye uğramayacak’’ dedi. (Demokrat Parti Genel Merkezi, 14 Mayıs 2012)
DEMOKRAT PARTİ ANITKABİR'DE
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal ile 8. Olağanüstü Büyük Kongre'de seçilen GİK üyeleri, Anıtkabir'i ziyaret etti.
Atatürk'ün mozolesine çiçek koyan ve Anıtkabir Özel Defteri'ni imzalayan Uysal, şunları kaydetti: ''Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Büyük Atatürk, en büyük idealiniz ve siyasi vasiyetiniz olan demokrasi ve çok partili siyasi hayatı tahakkuk ettirmiş olan Demokrat Parti'nin genel başkanı ve yöneticileri olarak huzurunuzdayız. Bundan 62 yıl önce sizin yolunuzda Türkiye'ye muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak üzere iktidarı devralan partimiz, ülkemizin yarınlarında da yine büyük ve güçlü Türkiye ideali doğrultusunda mesuliyetler yüklenmeye hazırdır. Ülkemiz açısından bir 'demokrasi bayramı' olan 14 Mayıs'ta manevi huzurunuzda olmaktan büyük gurur ve mutluluk duymaktayız.'' (Ankara, Anıtkabir - A.A. 15 Mayıs 2012) 
***YORUM VE KATKILAR***
Tülây HERGÜNLÜ; “hergunlu@ttmail.com”- 17:30 (23 saat önce) Kime: bana
***
14 Mayıs’ın Özgürlük ve Demokrasi Bayramı olarak kutlanması önerinize asla ve asla katılmıyorum!!!!
Türkiye’nin bir tek Özgürlük  ve Demokrasi bayramı vardır: O da bugün AKP iktidarı tarafından yok edilmeye çalışılan, 29 Ekim 1923 Cumhuriyet Bayramıdır...
Demokrat Parti’nin ve Menderes’in bu ülkeye yaptıklarını da yazmanızı bekleriz...
Ben bir tanesini söyleyeyim; NATO uğruna neresi olduğunu dahi bilmediğimiz Kore’ye asker gönderme, (birisi de babam olur) Mehmetçiğin kanı ve canı uğruna Amerika’nın kucağına oturma...
Sayısının 200 civarında olduğu tahmin edilen  ve pek çoğunun içeriğinin bugün bile bilinemediği yazılıp çizilen ABD ile ikili anlaşmalar...
Lütfen bana, bugünün ortamını hazırlayan, bugünün AKP’sinin tohumlarının atıldığı DP döneminden övgüyle bahsetmeyin.
Bizim insanımızın ne yazık ki bir kusuru var: Sevdiğini ölesiye sever. Tüm kusurlarını da görmezden gelir. Yani tarafsız olamaz. Siz bari gerçekçi olun!
Bu ülke Atatürk’ten sonra iyi yönetilememiştir.Hâlâda yönetilememektedir.
En büyük gerçek budur!
Selam ve sevgiler...
Tülay Hergünlü

Hiç yorum yok: