Yalçın Koçak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yalçın Koçak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2015 Cuma

A. J. Toynbee’nin Kayıp Kitabı ya da insanlık düşmanlığı: TİRAN & Mustafa Nevruz SINACI

A. J. Toynbee’nin Kayıp Kitabı: TİRAN
Mustafa Nevruz SINACI
            Bu kitap (tasarım veya bilgi notu) University of California kütüphanesinde, bir tesadüf eseri bulunmuştur. Enteresandır, çalışmada 100’e yakın kitaba atıf yapılmaktadır. Atıfların tamamı Osmanlı Devleti, Türkiye ve Türk milleti ile alâkalı olmasına rağmen, bilgi çalışmanın hâlâ dilimize çevrilmemiş olması çok tuhaf!. Toynbee’nin, yine kurgulu Türk karşıtlığı ve yalana dayalı senaryolarla Türk düşmanlığı yaratma çabaları ile tescilli, Ermeni soykırım iddia ve iftiralarının bir numaralı başucu kitabı.“Mavi Kitap” aynı dönemde tasarlanmış olmasına rağmen, Türk Milleti hakkında yönlendirici yalanları, Osmanlı-İslâm Ümmeti’ni yok etmek için üretilen ütopik senaryoları içermektedir. Adeta ısmarlama tarih yazmak için (muhtemelen Osmanlı Tokadı yemiş ihanet şebekeleri tarafından tutulmuş kirli bir beyinsiz olan) tahayyül edilen kurgu, menfur emel ve kirli oyunları senaryoya dönüştürmek için kiralanmış bir gafil.
            Bu yönüyle Arnold Joseph Toynbee, ısmarlama tarih yazarlığı denilen tarih felsefesi kuramının hatırı sayılır üstatlarındandır. Yönlendirici yalanları, medeniyetleri yok etmek için üretilen bahaneleri, adeta istenilen/ısmarlanan tarihi yazmak için güdümlenmiş; Kurgulanmış bir oyunun senaryosunu, en insanlık dışı ve utanç verici bir aşağılık tenezzülle yazmıştır. Bu lânetli işlevle ortaya konulan rezilliğin adı “Tarih Felsefesi”dir. Orijinal ve objektif anlamda Tarihçilik: Tam bir dürüstlük, bire bir tespit ve hakkı hak sahibine teslim iken, bu menfurlar sayesinde yalancılık, düzmecilik ve adeta bir tasarımcılık, yerine göre de “ısmarlama” olmak gibi aşağılık, insanlık dışı ve iğrenç durumlara düşürülmüştür.   
            BAZI TESPİTLER VE MENFUR MAKSATLAR   
Örneğin, tıpkı İzmir’i işgale gelen bütün palikaryayı Amerikan gemilerin taşıdığı gibi; 1918’de İstanbul işgaline gelen donanma içerisinde, kamufle edilmiş ABD gemileri de vardı. Türk Milleti’nin gözünden özenle gizlenen bu Amerikan filosu Komutanı Amiral Bristol’un adı, 1920’de kuruluşuna çok emek verdiği sanılan Amerikan Hastanesine verilmiştir. Lâkin Boğazda işgal gemilerini gösteren fotoğraflardan hiçbirinde Amerikan gemisi göremezsiniz. Gelmediler mi? Hayır, hepsi yerinde. Sadece fotoğraflardan silindiler.
Bu, Amerikalıyı sevdirtmek için yapılan bir algı operasyonuydu.
İşte Arnold Joseph Toynbee’nin bilgi notunu, yıllar sonra alıp, tercüme eden ve büyük bir dikkatle inceleyen; Balkan Üniversiteleri Mütevelli Heyet Başkanı ve 18. Dönem Sakarya Milletvekili Yalçın Koçak ‘EKİN’ adlı bir kitapta yayımladı. Bu kitapta, bahse konu bilgi not veya mezkür tasarım’ın ‘Türklere İngiliz’i sevdirtmek ve lânetli yüzlerini gizlemek için yok farz edilerek çevrilmemiş bir eser’ olduğu, bütün sebep ve gerekçeleri ile birlikte işlenmekte ve “Arnold Joseph Toynbee’nin Türk ve Türkiye karşıtı; “Azılı Türk ve Müslüman düşmanı” sıfatıyla yazdığı bir kitap denilmektedir. Dostluk zamanım dediği dönemde yazdıkları hatırat gibi yazıtlarken bu okuduğumuz tamamen bir siyasetname; Bir yol haritası ve çağımızı dizayn etmeyi amaçlayan karanlık bir harita, lânetli/kanlı-kinli, canice bir proje çalışmasıdır.
Unutmayalım 33 yıl Karanlık masa’nın (Chatham House 1. Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan Versay Anlaşması’yla, büyük ölçekli bir dünya savaşını önlemek için “uluslararası diyalog sağlamayı amaçlayan” sözde bir düşünce kuruluşu. Uluslararası İlişkiler Enstitüsü adı altında faaliyet gösterir.) başkanlığını yapan bir adamın bizim hakkımızdaki kitabıdır. Kendisi her ne kadar Ateist, dinsiz, imansız ve kitapsızsa da, yazdığı Kitaplar takipçilerince, büyük bir dikkatle uygulanmaktadır” denilmektedir.
            O, istihbaratta Enigmatik çağın başlangıç taşıdır.
            Toynbee’den sonra, hiçbir olayın göründüğü gibi olmadığı, olayların bilindiği gibi gelişmediği, her saha uygulaması için; bir üst tasarıma ihtiyaç olduğu, Bu üst tasarımın güneş batmayan İmparatorluğun varlığının devamlılığını düşünürken Dünyanın karanlık tarafının da dizaynı konusunda Yükselen ve Alçalan Medeniyetler teorisinde vaziyet alması gerekliliğinin mucidi, fikir babası işte bu olup; Sonuçta: Medeniyetin banisi Büyük Türk Milleti’ne ‘Tiran’ diyecek kadar, insanlıktan nasipsiz bir kan emici, kazıklı voyvoda artığı, iğrenç bir yok edici.

2 Temmuz 2015 Perşembe

Gerçek Demokratlar atakta. "Birleşik Demokrat Parti Hareketi" ::: Yeter!.. Söz Milletindir.

BİRLEŞİK DEMOKRAT PARTİ HAREKETİ
Mustafa Nevruz SINACI
19 Haziran 2015 Cuma günü sabah erken saatlerde Ali Naili Erdem (*) aradı; “Sınacı, gördüm ki, bu seçimler ve neticede ortaya çıkan fotoğraf, özellikle biz tarihi, kadim Demokrat Partilileri derinden yaraladı, siyaseten rencide etti, üzdü. Başta, adalet ahlâkı ve hukuk olmak üzere; Demokrasi karşıtı görüntü, Memleket ve millet sevdalıları için kaygılı, düşündürücü bir tablo! Artık, vicdanen bu gidişe sessiz, ilgisiz ve seyirci kalınamaz. Bir şekilde: “Yeter artık, dur demek lâzım” diye düşünüyorum.
            Sen ne dersin?” dedi.
Cevaben: “Başta tarihi, kadim Demokrat Parti’nin aziz, mümtaz ve muhterem camiası olmak üzere; Hak, hukuk, adalet, demokrasi, "devlet idaresinde millet iradesi ve fazilet mücadelesi" özlemi içinde ümit ve çıkış yolu arayan bütün vatandaşlarımızın hasreti, böyle müjdeli bir vuslattır. Mutlaka doğru ve yerinde olur. Ayrıca isabetli bir konjonktürle, en uygun zamanda milletin beklentisi ile hayati ihtiyacına cevap verilerek, fazilet anlamında siyaset düştüğü yerden kaldırılır..”
“Peki, şöyle ufaktan bir start verelim, nabız yoklayalım, bakalım ne olacak!..
Görelim Mevlâm neyler, neylerse güzel eyler..”     
TEVAFUK
Bu müşaverenin tam üçüncü günü, sabaha karşı Süleyman Demirel vefat etti.
Eğer bu konuşma Süleyman Bey’in vefatından sonra yapılsaydı, olağan addedilir ve sıradan bir sohbet bazında hatıra kompartımanımızdaki yerini alırdı. Fakat 18. dönem ANAP Sakarya Milletvekili ve iki devre Demokrat Parti Genel Başkanlığı yapmış Yalçın Koçak’ın “Türkiye’de emanet, vesayet, velâyet ve icazet dönemi bitti” tarzındaki beyan ve yayınındaki hikmet sanki böylece ortaya çıktı. Dolayısıyla, Ali Naili Erdem’in izharı; Milletin hissiyatına tercüman olan temenni, öneri ve arzusu iki cihetle çok büyük bir önem ve değer kazandı.
            Bunlardan birincisi: Vefattan yaklaşık üç gün önce yapılan bu konuşma, açıklama, muhavere ve müşaverede bahse konu edilen çok önemli tespitler, tarihi sözler ve beyanlar! İyice farkına varılan, her zaman ve zeminde hissedilen, kendini hissettiren milletin arzusu… Bu ümit, arzu ve beklentinin özünde şekillenen Demokrat Parti misyonu, 46 ruhu, davası ile umur-u devlet (Atatürk ilkeleri ve Türk İnkılâbı’na dayalı; namuslu/dürüst-demokrat, onurlu, sorumlu, milli ve muktedir bir idare) istemi…
            İkincisi: Ali Naili Erdem’in siyasette (dava ve misyonda) kıdem, ehliyet ve liyakatinin yanı sıra merhum Süleyman Demirel’e siyaseten en yakın olması. Defin merasiminin heyecan ve elemle karışık, hüzünle icrası esnasında Ali Naili Erdem’i gören bazı vatandaşların; O’nun yanına gelerek: “Sayın Bakanımız, siz Baba’nın en yakın dostu, kader arkadaşı, doğal olarak da siyasi Halifesi durumundasınız. Ne olur, artık şu Demokrat Parti davasına el atın; Millete ve merkez sağ’a sahip çıkın. Bizi ocaksız, bucaksız, partisiz kalmaktan kurtarın Allah aşkına” diye adeta yalvarmalarıdır. (Bunu kendisinden değil ama bizatihi yanında, konuşmalara tanık olan demokratların nakil, beyan ve anlatımlarından aldım.)
            Demek ki, tarihi ve kadim Demokrat Parti’nin yeniden inşası, merkez sağın ihyası ve siyasetin, 27 Mayıs 1960 kalkışmasında düşürüldüğü yerden onurla ayağa kaldırılıp, şerefle, şanla taçlandırılmasının zamanı gelmiştir. Bu cihetle bir tevafuk (tesadüf zannedilen şeylerin kader ile örtüşmesi, tesadüf demenin daha anlamlı hali, tesadüfe nazaran, arkasında gizli bir kudret olma ihtimali) eseri hayat bulması ve siyasetin ihyası mümkün olacaktır inşâllah!..   
            GERÇEK DEMOKRATLAR
            MESELE: Tarihi ve kadim Demokrat Parti’nin dava, ideal ve ilkelerini kucaklayıp inançla, inatla hayata geçirmektir. Bu uğurda azim, irade ve kararlılıkla çalışacak; Demokrasi, adalet, ahlâk ve hukuk’u ayağa kaldıracak Gerçek Demokrat’ların, Birleşik Demokrat Parti Hareketi nezdinde ittihat ve tevhit etmesi, birleşmesi şart. Ali Naili Erdem’le birlikte Nevzat Ercan, Esat Kıratlıoğlu, Rasim Cinisli ve Yalçın Koçak başı çekmiş; Demokrasi kervanı yola çıktı.
            ŞİMDİ SIRA: Bu tarihi misyonun mensubu, gönül eri oldukları halde, sanki “DP” tükendi sanarak, “yanlış yerde çare derdine düşenlerin” BABA OCAĞI’na dönmesine gelmiştir..
            Vatana, Millete, Devlete...
Hayırlı, uğurlu, kademli ve kutlu olsun inşâllah.

(*) Ali Naili Erdem: 1927 İzmir, Kemalpaşa doğumlu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Avukat, 1961-1980 arası 1, 2, 3, 4 ve 5. dönem İzmir Milletvekili. Sanayi, Çalışma (2 defa) ve Millî Eğitim Bakanlığı yaptı. 1980 askeri darbesinden sonra çeşitli İl ve İlçelerde milletle buluştu, konuşmalar yaptı, konferanslar verdi. Radyo ve televizyonlarda millete hitabetti. Halen Demokratlar Kulübü Başkanı olan Erdem, evli ve üç çocuk babasıdır.