
Mustafa Nevruz SINACI
Her halde bilmeyen yoktur. “3T” fobisi: 150 yıl önce Türk düşmanı batı ve Amerikan misyonerleri tarafından Osmanlı coğrafyasında ekilen menfur nifak tohumlarının güncellenen zuhuru; Türkiye Cumhuriyetinden “Tanınma-Tazminat ve Toprak” furyası sonucu kazanımlar elde etmek, vatanımız ve milletimizi bölmek, kurucu unsurun asli sahiplerinden Alevi ve Kürt kardeşlerimizi alçakça istismar edip kullanmak suretiyle ülkemizi bölmek, parçalamak.... MENFUR PLAN BU
Şu aşamada planın ön yüzünde PKK ve AB’de resmen faaliyet gösteren 377 vakıf ve dernekler, dünyanın dört bir yanına dağılmış “dolaylı olarak ‘TÜRKİYE’ ve Türk’ün parası” ile düşmanca faaliyetler yapan, anarşi-terör ve tedhiş icra eden Ermeni diyasporası var. Arka planda ise, en başta dahili bedhahlar, Ermeni dönme ve devşirmelerinden müteşekkil sözde Türk vatandaşı olan ve TC nüfus cüzdanı taşıyan ihanet şebekeleri. Genel nüfusları 400.000’e varan bu hainler çok düzenli ve disiplinli-güdümlü bir çalışma sonucu şimdi devletin her kurum ve kademesinde dışa bağlı “kripto” görevi yapıyorlar. Sonra bunların entegre oldukları Truva Atları, burjuva sınıfı-işgalci ağa takımı (Oligarklar) ve nihayet dış bağlantılar geliyor. Dış bağlantılar kim? En başta ABD, AB, Kızıl Çin ve Rusya… Tarihi hasımlar ve ezel-ebed Türk-İslam düşmanları.

BU NEDENLE DAYATILIYOR
Bu insanlık dışı kefere yaptıkları ile yetinmiyor ve tatminde olmuyor. İçinde Türk’e küfür ve sinkaf edebilmek için bastıramadığı, gem vuramadığı müthiş bir hırs ve ihtiras var. Aslında görünen hadise, öteden beri gâvurda var olan Türk fobisinin zavallılık ve acizlikten mütevellit bir dışavurum ihtiyacından başka bir şey değil. “Türk’e küfür edebilmenin, Türk’ü aşağılama ve alçaltmanın” dayanılmaz heves, hafiflik ve ihtirasından ibaret. Bu lânetli mel’un lar tarihimiz, kültür değerlerimiz, şanlı medeniyetimiz ve buna mümasil kitaplarımız, ilmimiz ve irfanımızla oyun oynadılar. Şimdi de avazları çıktığı kadar küfür etmek sevdasındalar. Zaten de ediyorlar. Amma onları arkamızdan değil, ancak ve sadece yüzümüze karşı küfür etmek tatmin edecek. Başka türlü sükunet bulamayacaklar.

OY VERENİN!...
Malum şu günlerde konu Anayasa komisyonunda. Tez zamanda genel kurula inecek. Şu tasarıya kabul oyu verenleri incelemeyi sakın ihmal etmeyin. Görün bakalım neler çıkacak neler. Yahu adama sorarlar. “U…n senin başka bir işin kalmadı da Türk’e ve Türklüğe küfrü serbest bırakarak memleketi kan gölüne çevirmeye neden olacak bir ‘düzmece-zorlama, telkin ve dayatma gâvurlukla işin ne?, karşındaki apaçık düşman, ihanet, şer ve şeytanlık şebekesi, insan olsa, adam olsa böyle “insanlık ve ahlâk dışı bir talepte bulunur mu hiç!” Ve, kamu vicdanı şöyle hükmedecek: “Bu 301’e kabul oyu verenlerin bir tanesi bile Türk değildir. Hepsi dönme-devşirme, Truva atı ve kripto. Damarlarında zerre kadar Türk kanı akmayan Rum-Yunan veya Ermeni olsalar gerek” Evet, görün bakın millet aynen böyle düşünecek, kahvelerde, cadde ve sokaklarda bu konuşulacak. Kamu vicdanı derinden sarsılacak, iktidarın meşruiyeti gündeme taşınacak ve nihayet bu değişikliği kabulü halinde çok büyük bir rahatsızlık duyulacak. SONUÇ: Gerisinde Ermeni-Rum diyasporası olan bu talep reddedilmek zorundadır. Türk hükümetinden ve TURKISH FORUM liderliğinde bir avuç Türkiye sevdalısınca yıllardır mertçe ve kararlılıkla sürdürülen Türk lobi ve diaspora çalışmalarından başka konuyu sahiplenen yok! İşin garip tarafı bunlar Atatürk döneminde çıt çıkaramıyorlar, sadece saman altından su yürüterek ‘Mavi Kitap” ve benzeri palavralar, yalan-dolana dayalı projeler ve projeksiyonlar üretmekle meşgul oluyorlardı. Nasıl olsa ATATÜRK’de bir gün ölecek veya öldürülecekti…
Nitekim o gün geldi. Çok iyi incelenirse açıkça görülecektir. Türkiye de Ermeni, Rum- Yunan ve İbrani kaynaklı, batı dayanaklı fitne, fesat ve tefrika tohumları 1940’dan itibaren tekrar sinsice atılmaya başlandı. İş illegalden legale dönüştü. Bu sayede İnönü zamanı ulusal ve uluslar arası alanda palazlandılar. 50-60 arası Türkiye aleyhine hiçbir olay cereyan etmedi. Her şey 1963’lerden sonra başladı. Lâkin, 45 yıldır Türk hükümetleri asla anlaşılmayan bir nedenle daima sessiz ve pasif kaldılar. Asala katliamları beyanatlarla geçiştirildi. 1968’den itibaren Asala-Pkk işbirliği, müteakip aşamalarda birleşme-bütünleşme, iyi dost!ve müttefik ABD, Fransa, Rusya, Yunanistan, Almanya ve Kıbrıs Rum Kesimi himayesinde aleni büyüme karşısında hep seyirci kalındı. Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde var olan misilleme veya “mukabele-i bil-misil yoluna” asla gidilmedi. Üstelik gidenlerin bu aymazlık, onursuzluk ve sorumsuzluğu gelenler tarafından da sorgulanmadı.
ŞİMDİ TAM ZAMANIDIR

ABD diğer ülkelerde başta Yahudiler olmak üzere; Türkiye lehine faaliyet gösterdiğini iddia eden bütün lobi ve STK’lara verilen paralar derhal kesilerek, sadece ve yalnızca;
Başta TURKISH FORUM olmak üzere vatanseverliği, ciddiyet, ehliyet ve liyakatini ispatlamış ve kurumlaşmış resmi Türk lobilerine aktarılmalıdır.
Hayret ki ne hayret!... Bölgenin en güçlü ordusuna sahip olmamıza rağmen 1968’de uç veren anarşi-terör ve tedhişi bastırmakta, iç ihanet şebekeleri ve dış düşmanın oyun-düzenini bozmakta muvaffak olamadık! Türk Polisi, Ordusu ve Jandarmasına kimsenin lâfı yok. Millet, çembere alınan yüzlerce PKK’lının nasıl bir emirle önünün açıldığını, hangi sözde vekil ve vükelânın teröristleri “milletvekili kontenjanından” tedavi ettirdiğini unutmadı. Hadi bakalım. ŞİMDİ BİR “KASIMPAŞALI TOKADI” GEREK
Bunu yapmayan bütün iktidarlar zan ve şaibe altındadır.
Beklenir ki; Kasımpaşa yiğidi “Sayın” Başbakanımız, her 24 Nisan da olduğu gibi bu kez de depreşen-azgınlaşan Ermeni diyasporası, yardım ve yatakçıları, meclislerinden “Ermeni soykırım tasarısı” geçirme telaşı içinde olanları;
VEEE, PKK’ya iki milyon dolarlık silah yardımı yapan alçak ve küstah Ermenistan’ı bir tokatlasın. Bizim başbakanımız ola ki, göründüğü gibi merttir, yiğittir. Yapar mı yapar. En azından tüm muhaliflerimiz tarafından başvurulan menfur metotları yerinde izole ve imha etmekle görevli “anti-misyon” örgütleri kurulabilir. Antiterör faaliyetleri önlemenin daha bin türlü yolu-usulü ve metodu vardır. MİT ne iş yapar Allah aşkına. Kaldı ki, bu ve benzer “meşru müdafaa” ve “misilleme” hakkını kullanmaktan aciz “işbirlikçi zannı veren” basiret, beka ve cesaret fukarası korkak yöneticilerden kamu vicdanı çok rahatsız, davacı ve şikâyetçi; Dışişleri ise ağır töhmet altındadır. Umarız mevcut hükümet bu kaosu aşacaktır.
BAŞKA NE YAPILABİLİR?
En önemlisi ve birincisi, Ermeni meselesinin bir Müslüman yönetim olan Osmanlı devletindeki hukuk sistemi yani kadim İslam Hukuku (mecelle) açısından; Güncel konjonktür ve şartlar dikkate alınarak ‘günün usul-esas ve şartları muvacehesinde” değerlendirilmesidir. İkincisi, olayların ve problemlerin soru ve cevap şeklinde; Öyle ki konu bütün safahatı sebep ve sonuçları dahil olmak üzere son derece açık, kolaylıkla anlaşılır net-somut her kişi, kurum, kesim tarafından açıkça anlaşılır biçimde realize edilmelidir. Zira bu mesele başta art niyetli Ermeniler olmak üzere, zaman içinde çok karmaşık ve içinden çıkılmaz, anlaşılmaz bir hale getirilmiş bulunmaktadır. Elbette bu da kasıtlı, art niyetli ve maksatlıdır. Oluşan kirliği Türkiye, Türk bilim adamı ve tarihçileri vuzuha kavuşturmak zorundadır.
Üçüncüsü, sadece Batı kaynakları veya yalnızca bizim arşiv kaynaklarımız değil, her ikisinin de nazara alınıp, İslâmî ilimlere dair kaynaklar da ihmal edilmeyerek tahlili (analitik) bir metot izlenmelidir. Bir başka deyişle, sorun alanı-hinterlandı çok geniş olmakla, yapılacak bu araştırma ve çalışma bütün hinterlandı kapsamak zorundadır. Tespitlerimize göre, Ermeni meselesi, İslam âleminde ve Gayr-i Müslim dünyada yeterince bilinmemekte veya karşı tarafın yalan, iftira ve tefrikalarının doğal sonucu olarak yanlış bilinmekte; Özellikle Avrupa ve ABD’deki Türk nesilleri tarafından maalesef hiç bir şekilde bilinmemektedir. Türkiye de ise bu güne kadar özellikle İslâmî ve İslam hukuku yönü itibariyle ele alınmamıştır. Nihayet bilim adamlarının birçoğu dahi hukuki ve İslâmi tahlilleri açısından mevzuya vakıf değildirler. Gerçekte Ermeni Meselesi, neredeyse bir buçuk asır önce kucağımızda bulduğumuz, bugüne kadar da taşımak zorunda kaldığımız bir meseledir. Muhataplarının dışında pişirilen ve geliştirilen bu sorun, bin yıldır birbirine el kaldırmamış iki milleti bıçak sırtı gibi ikiye ayırmış, sönmeyen bir kin ve düşmanlık ateşini yakmıştır. Konuyla ilişkin olarak sorulması gereken temel sorular ve cevaplar çok kısa ve özgün biçimde şöyle olmalıdır. Örneğin bazı sorular şöyledir;
01. Ermeniler kimdir ve asıl Ermenistan nerededir?
Örneğin: Ermenilerin Türk soyundan geldiklerine ilişkin veriler vardır.
02. Ermeniler ile Kürtler aynı milletten yani aynı etnik kökenden mi geliyor?
Örneğin: Ermenilerin Kürt kimliğini illegalite olarak kullandıkları iddia olunur.
03. Hz. Muhammed (SAV)'in Ermenilerle ilgili fermanı var mıdır?
Eğer var ise mutlaka bulunmalı ve kullanılmalıdır.
04. Fatih Sultan Mehmed Ermenilere ilişkin nasıl bir politika takip etti?
Öz kaynaklardan araştırılmak suretiyle aydınlatılmalıdır.
05. İslam Hukukunda Gayr-i Müslimlere ve özellikle Ermenilere (tebaa-i sadıka’ya) verilen hak ve hürriyetler nelerdir?
Dönem itibarıyla incelenmeli ve hukuki karineler ortaya çıkartılmalıdır.
06. Osmanlı yönetim kademelerinde Gayr-i Müslimleri dışlayan bir anlayış var mı idi? Kesinlikle yoktu.
Belge ve bilgilerle ispatlanmalıdır.
07. Ermeni Meselesini hazırlayan sebepler nelerdir?
Suriye (Allavi), Yugoslavya, Makedonya, Bulgaristan, Macaristan ve Fin meselesi.
08. İlk Ermeni ihtilal komiteleri hakkında bilgi verir misiniz?
Açıklamalı bir biçimde ve hazırlayıcı nedenler dahil…
09. Soykırım veya Batı dillerindeki karşılığı olan Genocide veya Holocaust terimlerini uluslararası hukuk açısından açıklar mısınız?
Hukuk tarihi ve dünya örnekleri baz alınarak ortaya konulmalı.
10. İslam Hukukunda tehcir kavramının manası nedir? İslam Tarihinde ‘tehcir’ benzeri bir uygulama var mıdır? Hz. Peygamber’in Medine’deki Yahudilere uyguladığı ve Kur’an’da ‘cela’ olarak geçen olay tehcir midir?
1699 yılından itibaren Türk ve Müslümanlara uygulanan tehcirler ileri sürülmeli.
11. Tehcir kararı aslı, günümüz Türkçesiyle ifadesi ve kadim Hukuka göre izahı nedir?
Aşağıda verilmiştir. Lütfen dikkatle inceleyiniz.
12. Osmanlı Devleti'ndeki Ermeni nüfusu hakkında bilgi verir misiniz?
Türk Tarih Kurumu ve dönemin ABD-İngiltere verileri çok önemlidir.
13. Tehcirle ilgili suç işleyenlerin yargılanması hakkında bilgi verir misiniz?
Tarihi örnekler en az 300 yıl geriye gidilerek incelenmeli.
4. Doğu Anadolu'da Ermeniler hangi bölgelerde Türkler ve diğer Müslüman halka mezalim yapmışlardır?
Bu mezalim sonucu ölen Müslümanların sayısı ne kadardır?
Bunlar net’e yaklaşık bilinen ve toplu mezarlarla kanıtlanan sayılar ile sabittir.
15. Ermenilerin Katliamları Bütün Müslümanlara Karşı Yapıldığı, Sadece Türkleri Değil, Müslüman Arap ve Kürtleri de Katlettikleri Halde Arap Âlemi Neden Ermeni Meselesi Konusunda Türkiye’yi Suçlamaktadır? Bunlara Karşı Neler Yapılmalıdır?

KARAR
Gerçekten Devletin varlık ve güvenliğinin korunması uğrunda devam ede gelen fedakâr icraat ve ıslahat üzerine, yapılan ıslahata olumsuz etki yapan bu tür zararlı hareketlerin müessir bir şekilde ortadan kaldırılması kesinlikle zaruridir ve adı geçen bakanlık tarafından başlatılan icraatın gayet yerinde olduğu ortadadır. Bu sebeple mezkûr tezkerede açıklandığı gibi, isimler zikredilen köylerde ve kasabalarda sakin olan Ermenilerin nakli gerekenlerin tespit edilen iskan mahallerine refah içinde ve zarar görmeden ulaştırılmaları ve yerleştirilecekleri yerlerde istirahatlarının temin edilmesi gerekmektedir. Ayrıca can ve mallarının korunmasıyla birlikte yerlerinde ulaştıklarında tesbit edilen yerlere iskân edilinceye kadar Muhacirlere ait ödenekten iaşeleri; geçmişteki mali ve ekonomik durumlarına göre mal ve arazi tahsisi; içlerinden muhtaç olanlara hükümet tarafından mesken inşası; çiftçi ve sanat erbabına tohumluk, alet ve edevat tevzii; terk ettikleri memlekette kalan malları ve eşyalarının veya kıymetlerinin kendilerine uygun bir şekilde iadesi; tahliye edilen köylere muhacir ve aşiretlerin iskânıyla emlak ve arazinin kıymeti takdir edilerek kendilerine verilmesi; tahliye olunan şehir ve kasabalarda bulunan gayr-i menkul mallarının tahrir edilerek cins ve kıymeti tesbit edildikten sonra muhacirlere dağıtılması; yerleştirilecek göçmenlerin uzmanlık alanları dışında kalan zeytinlik, dutluk, bağ portakallıklar ile dükkân, han, fabrika ve depo gibi akarların açık arttırma ile satılarak veya kiraya verilerek elde edilecek meblağların kendilerine verilmek üzere sahipleri namına emaneten mal sandıklarına konulması; zikredilen işlemlerin yerine getirilmesi için gerekecek masrafların Muhaciler Fonundan ödenmesi konusunda zikredilen Bakanlık tarafından düzenlenen Talimatın tan olarak uygulanması gerekmektedir. Böylece terk edilen malların korunması, idaresi, iskan işlemlerinin yürütülmesi, tanzimi ve teftişi ve bu konuda Talimat hükümlerinin ve Bakanlık kararlarının esas alınması, tali komisyonlar kurularak maaşlı memur istihdamı; bunların doğrudan İçişleri Bakanlığına bağlı olmaları ve bir reis ile İçişleri ve Maliye bakanlığından birer memur olmak üzere iki azadan meydana gelecek komisyonun adı geçen yerlerde Valilerin nezareti altında Talimatın hükümlerini icra eylemeleri tensip edilmiştir. Bu şekilde cevabın adı geçen Bakanlığa ve ilgili dairelere bildirilmesi kararlaştırılmıştır.
17 Mayıs 1331 (30 Mayıs 1915) Osmanlı Devleti'nin Ermeniler için aldığı bu tehcir kararı ile Hz. Peygamberin Yahudilere uyguladığı tehcir kararı mukayese edildiğinde önemli benzerlikler olduğu görülür. Hz. Peygamber'in uygulamalarını referans kabul eden Müslüman toplulukların özellikle Müslüman Arap ve Kürtlerin batılıların ve Ermeni lobisinin propagandalarına kanmadan bu iki uygulamaya bakmaları gerekir.
EK: Tehcir Kararnamesi, (BA, Meclis-i Vükelâ Mazbatası, 198/24, sayfa başında)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder