hükümet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hükümet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2015 Salı

Hak, Hüküm-Hikmet ve Hükümet; "Gerçek Demokrat" Mustafa Nevruz SINACI

CHP, MHP VE HDP KOALİSYONU
Hükümet Kurmak ve Devlet Olmak Zorundadır
Mustafa Nevruz SINACI
            Sıradan bir seçim, aldatan put ve rejimin anatomisi;
Sözde İslâm ülkelerinde ironi, ötelenen bilim ve gerçek:
Hakikatte: “Hak, Hüküm-Hikmet ve Hükümet”
            Başta Orta Doğu (güdümlü Arap hükümranlıkları) olmak üzere, İslâm ülkeleri nam ya da Müslümanların yoğunlukta olup idare cihazına hâkim bulundukları memleketlerde, müthiş bir rüşvet-iltimas, yalan-talan, ikiyüzlülük, nitelikli (organize) sahtekârlık hüküm sürmektedir.  
İslâm’ın zorunlu kıldığı hak, adalet, ahlâk, eşitlik ve hukuk ilkelerine tamı tamına ters, bütünüyle aykırı ve bir nevi “emanet, vesayet ve icazet” sistemine dayalı olarak teşekkül eden sultalar, cuntalar:, Ortak akıl ve maşeri vicdanın asla kabul etmeyeceği biçimde kamu gücünü kullanarak gasp, irtikap, hırsızlık, yolsuzluk, suiistimal, hile-desise, ayırma-kayırma, aldatma-kandırma, takiyye ve çifte standart yoluyla vatandaşları alenen soymaktadırlar. Ki bu, mensup olduklarını iddia ettikleri dinle taban tabana zıt, Kuran-ı kerim vahiylerine tümden aykırı, tam bir sapkınlık, mürailik, müşriklik ve bilinçli bir kilise mukallitliği hali arz etmektedir.
Oysa Demokratik hukuk devletleri ve özellikle idarede Müslümanların yer aldığı İslâm referansı ile anılan devletlerde hükümetler eliyle; Seçilmişler tarafından doğrudan veya bazı yüksek dereceli atanmışlar (memurlar) kullanılmak suretiyle haksızlık, yolsuzluk ve suiistimal yapılıyor olması; Dünya milletlerine karşı ve İslâm adına çok büyük bir utançtır.
Uzun bir süredir “paralel devlet” yaftası altında ülkemizde sürdürülen operasyonlar da bu sosyal mutasyon ve toplumsal çürümüşlüğün, en az elli yıldır Türkiye Cumhuriyetinde var olduğunu kanıtlamaktadır. Alınan tedbirler ve yapılan operasyonların ‘namuslu-dürüst, onurlu ve sorumlu hükümet; Mutlak adaletli, demokrat, lâik, şeffaf devlet doğrultusunda gelişmesini ve gerçekleşmesini dilerim. Aksi takdirde, sür’atle yayılan yozlaşma, kokuşma ve çürümenin önlenmesi, devletin “haksız, hırsız, yolsuz” takımından kurtarılması mümkün olmayabilir!..         
            Aslında “dinler arası diyalog” namıyla ileri sürülen ve bazı beyinsiz kitlelere dayatılan ütopyanın sebebi; Bu koyu cehalet hali, iğrenç fanatizm veya (büyük bir ihtimalle de) dönme-devşirme (kripto) orijini olsa gerek! Bir başka şekilde, evrende var olan tek dine eş koşulur ve dinler arası diyalog safsatası nasıl ortaya konulabilir? Müslümanların çok dikkatli olması şart!
Zira “el iman minel vatan” emri, “her insan bir devlettir” olgusu, “tam bağımsız, özgür, hâkim ve hükümran” devlet algısı ile “Meclisler, vekiller ve hükümetler halkın emrine ve vatandaşın hizmetine memur unsurlardır” hakikati asla unutulmamalıdır. 
            KELİMELERİN KAVGASI VE DİL İSTİSMARI  
            Böyle bir durumda bizim her konuya, “mutabık kalınmış tanımlar” veya “kelime ve kavramların” soy anlamları ile başlamamız gerek. Aksi takdirde, ilim-irfan, emir ve ilmihale dair beyan ve bildirimlere açıkça muhatap oldukları halde, davranış biçimlerini düzeltmeyen, doğrusal yönde değiştirmeyen, yaşama tarzlarını doğrultmadan; Küfür, yanlış, hata, ihmal ve kusurda ısrar edenleri primitif varlıklar, paralize veya mutasyona uğramış mundarlar şeklinde kabul, ilân ve telâkki etmek gerekir. Böyleleri, akil olmadıkları ve rüştlerini ispatlamadıkları cihetle, hiçbir derece ve düzeyde yöneticilik görevlerine seçilemez veya atanamazlar. Velev ki seçilmiş veya atanmış olsalar bile, bu geçersiz bir eylem, gayrimeşru ve yok hükmündedir. Şu kadar ki: Bu durum, malûm eşhası işledikleri suçlardan mütevellit ceza ehliyetini kaldırmaz.
            GELELİM GÜNÜN EN ÖNEMLİ MESELESİNE
            Şöyle ki: 07 Haziran günü, adına seçim (!) denilen bir çeşit “saptama/tespit” prosedürü ifa ve icra edildi. Nihayetinde her an ‘asıl olan millet’ tarafından azli kabil 550 vekil tayin ve tespit olundu. Şimdi! “Sadece halka vekil olduklarını idrak, asla bir Avukattan fazla hak, yetki ve güce sahip olmadıklarının bilinciyle vekiller” hükümet kurma yolunda. Bu aşamada sadece millete karşı sorumlu olduklarını; görev ve yetkilerini doğrudan milletten aldıklarını; kanunlar gereği “sadece koordinasyonla görevli parti başkanına” biat etmemeleri; Türkiye Cumhuriyeti anayasası dışında kimseye itaat ve sadakat göstermemeleri gerektiğini bilmeye mecburdurlar.
            AYRICA: HAK kavramının Allah anlamına geldiğini, haksızlığın Allahsızlık-kâfirlik; Hüküm’ün, Hikmet bağlamında ilim-ahlâk ve fazileti zorunlu kıldığını; Hükümet’in eşitlik, hak (Hakkıdır Hak’a tapan Milletimin İstiklâl), (evrensel) hukuk ve adaleti uygulamaya memur ve her şekilde mecbur olduğunu bilmek ve bu bilinçle hükümet etmek zorundadırlar!
            Evrensel gerçek, İlâhi, ilmî ve insani (fıtrat) hakikat şudur ki: Adil (adaletli, eşitlikçi, namuslu, dürüst, şeffaf ve demokrat) olmayan hükümetler meşru değildir. Milletler arası bazı temas, tedbir ve misillemeler hariç olmak üzere, devlette gizlilik olmaz. Gizlilik melânettir.              
BU İDRAK VE HAKİKAT IŞIĞINDA HÜKÜMET ŞUURU
(Sözde) seçimlerin hemen akabinde koalisyon konusunda kırmızıçizgiler çizen Ana Muhalefet partisi (CHP)’nin, MHP ve HDP’ye bazı hatırlatmalarda bulunduğuna şahit olduk. “Hele durun, kaçmak var mı? Seçimlerde, halkın huzuruna çıkıp vaki hükümetin yeteneksiz, yetersiz ve başarısız olduğunu söylediniz. Seçim oldubitti. Yeni hükümet kurmak için icazet aldınız. Şimdi nereye kaçıyorsunuz? Emekliler, çifte ikramiye, asgari ücretliler, yüksek maaş, eşitsizlikler, çiftçiler, ucuz mazot, aç sefil çocuklar, püskevit, dar gelirli aileler, Hilal Kart ne olacak? İşsizler iş, evsizler ev bekliyor. 13 yıldan bu güne sürüp gelen yolsuzluk, yalan-talan, soygun-vurgun, rüşvet ve iltimasla suçladığınız hükümetin hesaba çekilmesi, sorgulanması, yargılanması, yargı önünde; Yüce Divanda hesap vermesi gerekmiyor muydu? Sizler, ey bu günün muhalefete soyunan ve iktidara icazet, lütuf ve inayet arz eden sözde siyaset haneleri!
Seçim döneminde yalan söylemediyseniz gelin, mertçe sözünüzün arkasında durun.   
HESAPLAŞMA YOKSA İBRA’DA YOKTUR
Sözünüzü tutmadan ve adaleti hayata geçirmeden nereye kaçıyorsunuz?
Evvelâ bu hükümete hesap sormak, sonra da haksız, adaletsiz, hukuk ve ahlâka aykırı olarak gerçekleştirilmiş bütün karar, edinim ve icraatların muhakemesini yapmak için sizler (Chp, Mhp, Hdp) hep birlikte koalisyon kurmaya mecbursunuz. Tarafsız ve bağımsız yargı önü ve kamu vicdanı nezdinde hükümet ve AKP aklanırsa; Bu defa sizler yalancı, müfteri ve bozguncu durumuna düşersiniz. İkisinin ortası yoktur. Ya hükümet olup, hesap soracaksınız ya da siyaset ve fazilet sahnesinden çekilip gideceksiniz.  Böyle bir durumda kaçmak veya kaçamak yollara sapmak yiğitlik değil, resmen (hariçle iştirakli) dâhili bedhahlıktır.   
Baştanbaşa Güney Doğu olmak üzere hemen, hemen her sandıkta yolsuzluk, hırsızlık ve hile yapıldığına dair vahim iddialar bütün İnternet medyasında yer alıyor. Buna mukabil yandaş, yoldaş ve sırdaş basın ile akredite medyada tek satır yok. Herkes neticeden memnun ve mutlu görünüyor. Hatta bir takım kaşarlı politik ACI’lar pişkinlikle sırıtarak rol kesiyorlar. Sanki bu sahne, hain oyun ve senaryo demokrasi düşmanları tarafından hazırlandı gibi geliyor insana! Peki, Yüksek (!) Seçim Kurulu kesin sonuçları neden ve niçin bu kadar geç açıkladı?..
Malum, menfur, bakkalcı ve çakkalcı medya bunu neden, niçin sorgulamadı?
SOSYAL MEDYADA YER ALAN İDDİALARDAN
Bütün bu savları yok saymak ve ithamları duymazdan gelmek herkes için zuldür.
Silah tehdidiyle vatandaşın "seçme hakkına" tasallutta bulunulduğu gerçeğine delalet edecek onlarca, yüzlerce örnek varken ve binlerce plâkasız araç sandık sandık dolaşmış iken; Bu şaibeye rağmen sizler, adalete hesap vermeden mi yüce Meclise sığınıp, dokunulmazlık zırhına sarılarak, tüyü bitmemiş yetimin hakkını domuz gibi yiyip zıkkımlanacaksınız? Bu vaziyette “millet bize muhalefet görevi verdi” demek, iğrenç bir yalandır, ayıptır, bühtandır, korkaklık, yalakalık, avantacılık, haramzadelik ve hazımsızlıktır diyen yok mu içinizde?..
Sahi, neden bu seçimde kimse “çöpten oy pusulası çıktığını” ileri sürmüyor?
Haksızlık, yolsuzluk, sahtecilik, organize sahtekârlık, görevi kötüye kullanma, hile ve desise yapıldığına dair “milletvekili çıkaran partilerin” bir iddiaları yok. Gariptir Vatan partisi gibi, “çok ağır bir yenilgi, hayal kırıklığı ve hüsrana uğrayanlar” dâhil bütün partiler neticeden memnun. Yaklaşık iki haftadır ortaya konulan eylem ve söylemlere bakılırsa, sanki mevcut hükümetin yerinde kalarak, hiçbir şey olmamış gibi fiil ve icraatına devam etmesi umuluyor, bekleniyor ve sanki akla-hayale gelmeyecek atraksiyonlarla AKP’ye gizli destek veriliyormuş gibi! Bu ne acayip pişkinlik, vurdumduymazlık ve aymazlık?
Gören de bunları AKP’nin saklı ortakları, siyasi iştirak ve müttefikleri sanacak.
Açıklaması mümkün olmayan çok şaşılacak, garip ve tuhaf bir durum!..
Oysa millet, CHP-MHP ve HDP’ye koalisyon hükümeti kurma görevi verdi.
Evet, elbette! Seçim sonuçları akıl, erdem ve vicdan ışığında okunduğunda açıkça görülür ki; Millet CHP, MHP ve HDP’ye koalisyon hükümeti kurmaları için görev, yetki ve sorumluluk verdi. Zaten, daha dün, bunu çok istiyorlardı. Yandaşları "Yaşasın koalisyon" çığlıkları atıyor; "Koalisyon felakettir" diyenlere karşı kuyruğu dik tutup, "Ne münasebet. Pek âlâ koalisyon hükümetiyle de ülke idare edilebilir. Siz, geçmişin kötü örneklerine bakmayın, piştik elhamdülillah" demiyorlar mıydı?
Şimdi fırsatı değerlendirmek zorundalar. Şekvacı, şikâyetçi ve millete karşı davacı oldukları mevcut hükümete karşı başarılı olabilecek bir koalisyon hükümeti kurmalı ve miting meydanlarında taahhüt ettikleri iddialı vaatlerini mutlaka yerine getirmelidirler. Bu bir namus, akıl, mantık, şeref ve haysiyet borcudur. Millete alenen verdikleri sözleri tutmamaları halinde; Belki de ikinci bir fırsatı asla bulamayabilirler.
KAÇMAK YOK VAATLERİ YERİNE GETİRECEKSİNİZ!
Malum ve mezkür muhalefetin, aynı telden çalıp müştereken yaptıkları en büyük, en önemli vaat ve taahhütlerini şöyle bir gözden geçirelim: Büyük insanlık; Hak, adalet, eşitlik ve barış; Birlik, bütünlük ve beraberlik içinde adaletle kalkınma:, Objektif-Evrensel hukuk ve tarafsız, bağımsız yargı; İşsize iş, herkese aş; Namuslu, dürüst ve saydam yönetim; Bedelsiz eğitim, karşılıksız sağlık ve ücretsi adalet; Makul asgari ücret; Çalışan ve emekli maaşlarında norm ve standart birliği; Seyyanen ücret zammı; Aracı-tefeci ve komisyoncu soygununa son verilerek, üretici ve tüketici arasında dolaşan kene, kan emici vampir ve sülük saltanatına dur denilmesi… Daha neler, neler. Alın sokaklara dağıtılan afiş, pankart ve el ilânlarına bakın.
Şunu kimse unutmasın: Siyasette herkes sözünden vaat ve taahhüdünden sorumludur.   
Aslında Yüksek Yargı, TBMM ve Adalet Bakanlığının olması gereken görevi: Yerine getirilmediği sürece: Nitelikli sahtekârlık, organize hırsızlığa teşebbüs, bireyleri ve top yekûn kitleleri kandırmaya, aldatmaya ve bu yolla çıkar sağlamaya hazırlık, TBMM, siyasi partiler ve Milletvekilliği kurumunu istismar, suiistimal ve kötüye kullanma suçlarını takip biçiminde düzenlenmek zorundadır. Zira sıkı bir takip, denetim ve belgeleme olmadan suç önlenemez.
UTANMADAN, ARLANMADAN POLEMİK YAPILIYOR    
Kılıçdaroğlu yan mı çiziyor? Demirtaş "MHP ile asla bir araya gelemeyiz" mi diyor? Bahçeli erken seçim mi istiyor? Bir dakika beyler! Kaçmak var mı? Halkın huzuruna çıkıp bu hükümetin başarısız olduğunu sizler söylediniz ve hükümet kurmak için icazet aldınız. Şimdi nereye kaçıyorsunuz? Emekliler, çifte ikramiye, asgari ücretliler, yüksek maaş, çiftçiler, ucuz mazot, çocuklar püskevit, fakirler hilal kart, işsizler iş, evsizler ev:, Top yekûn millet adalet, hak, hukuk ve eşitlik bekliyor. Açılım-saçılım sahtekârlığı yalan, tiksindirici bir hile, desise... Bu milletin yegâne sorunu: Herkese adalet, eşitlik ve hukuktur. Hani söz namustu, bu vaatleri gerçekleştirmeden nereye kaçıyorsunuz? Bahane üçlü koalisyon kurulamaz. Niye? Görünüşte Erdoğan nefreti sizi bir araya getirdi. Pek âlâ da ortak çalışabilirsiniz. Neden olmasın… 
“MHP'nin olduğu yerde HDP, HDP'nin olduğu yerde MHP olmazmış. Bunlar düşman kardeşler, bir yapı içinde huzurlu olamazlar, sürekli "maraza" çıkarırlar. İkisinin olduğu yerde CHP olmaz. Kurulacak bir "azınlık hükümetine" dışarıdan destek de vermezler. Yapıları, çatı ve ideolojileri buna uygun değil. Dünya yıkılsa bir araya gelemezler” söylemleri doğru değil.
RTE nefretinde bir araya gelebilen, Pekâlâ bir ‘ortak çalışma’ düzeni kuran, kurdukları düzende birbirlerini kırmayan, üzmeyen, suçlamayan, incitmeyen, karşılıklı atışmayan, ağız dalaşına girmeyen ve maraza çıkarmayanlar, hükümeti haydi haydi kurar ve birlikte çalışmayı başarabilirler. Daha dün bunlar birbirlerini vatana ihanet, hırsızlık, yolsuzluk, hele ki devleti satmakla hiç suçlamıyorlardı. Seçim sathında adeta paslaşıyor halkın çok iyi bildiği suçlarını; Görevi ihmal, ihanet ve suiistimallerini, haksızlık-yolsuzlukta ortaklıklarını dile getirmiyorlar; Birlikte atıp-tutuyor, üç aşağı beş yukarı tamamı benzer vaatlerde bulunuyorlardı.
Sıra vaatleri gerçekleştirmeye gelince mi "düşman kardeşler" oldular? 
ELEŞTİRİ; YORUM VE KATKI YERİNE KAİM OLMAK ÜZERE!..
HER SECIMDE HILE VAR DIYE YIRTINANLAR NEREDELER ?‏ 
Zeki Kentel, 29.06.2015
391 SECMENI OLAN KOYDEN HDP'YE 396 OY; Yuksel YILDIRIM
Her secimde hile var diye yirtinanlardan, ortaligi birbirine katanlardan nedense bu secimde tik yok.. kediciler neredeler?? Secim aksami her yerde elektrik kesintisi olacak diye kehanette bulunanlar veya mevcut olmayan santrali patlatanlar neredeler?? Çopluklerde oy pusulasi avciligi yapanlar neredeler??
Guneydoguda ve doguda secim guvenligi icin ysk,nin gerekenleri yapmadigi inancindayim.. Daha acik yazarsam, ysk,nin sandik gorevlilerinin ehliyetli olup olmadigina, pkk,li olup olmadiklarina dikkat etmedikleri kanaatindeyim.. Bir de bolgedeki paralel yapiya mensup ilce secim kurulu baskani olan hakimlerin, ve yerleri degistirilen buralara gonderilen polislerin bu isleri organize ettiklerine dair duyumlarin ciddiye alinip gerekenlerinin yapilmadigini dusunuyorum..
Yine bazi bolgelerde askerlerin ve polislerin bu tur uyarilara orali olmadiklari da soyleniyordu.. 
Yani sonuc: doguda ve guneydoguda bolge pkk,ya terkedilmis, pkk,lilara goz yumulmus bir sekilde secim yapildigi ortada.. Zaten medyasiyla adamlariyla vs hdp,yi destekleyenlerin bu tur seyleri gormezden gelmeleri de gayet normal.. Çunku ilkeleri yok, beyaz turkunden ulusalcisina, thecemaatcisinden anti-emperyalistine cakma islamcisindan ataturkcusune chplisine bunlarin ulkelerini vatanlarini dusundukleri sevdikleri tamamen yalan.. Kim kazanirsa kazansin, yeter ki tayyip kaybetsin diye dusunuyorlar/di.. Hala ayni kafadalar.. nasil bir akil tutulmasi yasiyorlarsa artik, ulkeyi bolmek isteyenlere kendi elleriyle yardim ediyorlar.. Bekleyelim, gorelim..
///////////
İste HDP'nin sandik hilesinin kaniti YSK'nin kesin sonuclari aciklamasinin ardindan HDP'nin bolgede yapmis oldugu hileler de ortaya cikmaya basladi. Diyarbakir koylerinde cogu sandikta diger partilere oy cikmazken HDP, 391 secmenin bulundugu sandiktan dahi 396 oy aldi. En dikkat ceken detay ise acilan sandiklarin cogunda gecersiz oyun olmamasi. Dogu Anadolu ve Guneydogu Anadolu bolgelerinde, secmenin yerine HDP'ye oy kullanildigi iddialari tazeligini korurken, bu bolgedeki illerde HDP'nin neredeyse yuzde yuzluk katilimla birinci cikmasi dikkat cekti. 
Yuksek Secim Kurulu'nun acikladigi verilere gore 7 Haziran'da secime katilma orani yuzde 84. Diyarbakir secimlerde katilimin en yuksek oldugu illerinde basinda yer aldi. Bazi ilce ve koylerde ise katilim orani yuzde yuzlere ulasti. Bu sandiklarda HDP'nin full cekmesi ve gecersiz oylarin olmamasi Olmamasini nedeni ise muhre ayni kisinin basmasi.
391 SECMENI OLAN KOYDEN HDP'YE 396 OY
            Diyarbakir'da secimlere en yuksek katilim yuzde 99 ile Kocakoy ilcesinde gerceklesti. Ilcede 9 bin 296 secmenden, 9 bin 182'si resmi tutanaklara gore sandik basina gitti. Ilcede sadece 114 kisi oy kullanmadi. 
Bozbaglar mahallesinde ise ortaya ilginc bir sonuc cikti. Mahallede kayitli 391 secmen bulunurken, HDP 396 oy cikmasi sasirtti. Sandiktan ayrica AK Parti'ye de 2 oy cikti. Fazla oylar 'sandik gorevlileri' ile aciklansa bile HDP'nin full cekmesi dikkat cekiyor. Oylardan 1 tanesi de gecersiz sayildi.
SANDIKTA FIRE YOK!
            Silvan'da ise 47 bin 676 secmenin 43 bin 180'i oy kullandi. Secime katilim orani yuzde 90,57 oldu. 
Akyol koyunde sandik basina giden secmenin hepsi, HDP'ye oy verdi. 107 secmenin 107'si 'HDP' dedi. Akcayir koyunde de 365 secmenden, 360'i sandik basina gitti. 360 kisiden 356 secmen HDP'ye oy verirken AK Parti'ye sadece 2 oy cikti. Oylarin 2'si ise gecersiz sayildi. Akdere koyunde de oy kullanan 388 secmenden 387'si HDP'ye, 1 tanesi ise AK Parti'ye oy verdi.
239 SECMENIN 238'I HDP DEDI
            Hazro ilcesindeki koylerden cikan sonuclar da, dogunun tum illerinde oldugu gibi sasirtmadi. Zira secmenin sadece birkac tanesi haric hepsi HDP'ye oy verdi. 
Varinca koyunde sandik basina giden 239 secmenden 238'i HDP'ye oy verirken, 1 secmen de MHP'ye oy verdi. ResIk koyunde oy kullanan 163 secmenin ise 158'si, Gozlu koyunde oy kullanan 602 kisiden 584'u, Ulgen koyunde oy kullanan 142 kisiden ise 130'u HDP'ye oy verdi. Ulgen'de 3 kisi de MHP'ye oy verdi.
DIGER PARTILERE OY CIKMADI
            Bismil'de HDP'nin oy orani yuzde 87,4 oraninda. Koylerdeki sonuclara gore secmenin neredeyse tamami HDP'ye oy verirken, bircok mahalle ve koyde diger partilere hic oy cikmadi. Diger partilere oy cikmadigi gorulurken, HDP koylerdeki oyun yuzde 99'unu aldi.
            DIYARBAKIR'DA HER ILCEDE AYNI TABLO
            Diyarbakir'in hemen hemen her ilcesinde, benzer tablo ortaya cikiyor. 
Baglar ilcesindeki sandik sonuclari da secmenin uzerindeki HDP baskisini gozler onune seriyor. Sandik basina giden secmenin yuzde 98'i firesiz 'HDP' dedi. Baticanakci Mahallesi'ndeki 378 secmenin 2'si haric hepsi HDP'ye oy verirken, Bucuktepe Mahallesi'nde oy kullanan 116 secmenden 114'u HDP'ye, 1 tanesi ise AK Parti'ye oy verdi. Oylarin bir tanesi ise gecersiz sayildi. Baglar 2. bolgede ise Yukari Mollaali koyunde sandik basina giden 320 secmenden 310'u HDP dedi. Oylarin 9'u AK Parti'yi giderken 1 tanesi gecersiz sayildi.
-------------------------------------
            Kaynak: Yenisafak,    

http://www.takvim.com.tr/Guncel/2015/06/27/iste-hdpnin-sandik-hilesinin-kaniti
HER SECIMDE HILE VAR DIYE YIRTINANLAR ŞİMDİ NEREDELER?...
BU ÇOK LÂNETLİ BİR OYUN!...
GİZLİ İTTİFAKLAR, KİRLİ İTTİFAKLAR ORTALIKTA CİRİT ATIYOR

21 Ekim 2014 Salı

Çözüm süreci (!?) isyanları; AKP vahşeti ve Misak-ı Milli zamanı., Son ve Tam versiyon

Çözüm süreci isyanları; 
AKP vahşeti ve Misak-ı Milli zamanı
Mustafa Nevruz SINACI
Büyük bölümü, ABD deniz piyadeleri gibi çok özel komando eğitimli, asimetrik savaş /NBC diplomalı, tıpkı Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi haşhaşileri misal terör / tedhişte uzman robotik varlıklar Türkiye ve Orta Doğuda bozgunculuk yapmayı sürdürüyor. Çok yönlü ve dış destekli anarşi karşısında devletler aciz, halk biçare, kukla hükümetler şımarık ve sırnaşık. Bu iğrenç bir durum; Özde değil, “sözde Müslümanların” kadim tarih ve kutsal yaşam alanlarında kokuşmuşluk, yozlaşma, alabildiğine yolsuzluk olabildiğine suiistimal, yani, dört başı mamur tam rezillik hali, pespayelik, perişanlık hüküm sürüyor. Bir de, Türkiye bu güruha karşı “BM tarafından” korunacak, himaye edilecekmiş!.. Bu aşağılık bir aldatmaca, palavra ve baronlar arası kalleşçe it dalaşından başka bir şey değil. Bütün Türk-İslâm, masum-mazlum ve dürüst, adalet ve barış yanlısı insanlık âlemi ile alenen alay ediliyor.
KOALİSYON PALAVRASI
            Burada bir girizgâh yapmak lâzım, şöyle ki;104 ülkenin karşılarında ittifak ettiği terör, tedhiş-anarşi (fiilen din ve ilâh tüccarlığı; uyuşturucu, ilâç ve silâh mafyalığı; mülteci, köle ve beyaz kadın ticareti yapan) unsurların maksimum gücü; Ortadoğu hinterlandında çöreklenmiş bütün lejyonları toplasanız 20 bin etmez. Menfurların ikinci dereceden patron, yerel uzantı ve yevmiyeli anarşi bağlantılarını da saysanız yekûnu ciddi bir rakamı bulmaz. Buna mukabil bir avuç kiralık katile karşın 104 devletin iştiraki ile oluşan, uluslararası koalisyon!..
Ne kadar komik, alçaltıcı ve utanç verici...
Hal bu ki bunların temizlenmesi için bir bölük TMT (1) yeter de artar bile…
          KALLEŞLİK VE İT DALAŞI
Dahası bunların menfur uzantı ve dış güdümlü bağlantılarının, sözde “Kobani (Ayn-El Arap) isyan çağrısı; Terör-tedhiş, soygun-vurgun, yankesicilik ve yağma eylemleri karşısında hükümetin acze düşmesi:, Mutlak güvenlik, emniyet ve huzuru sağlamakla yükümlü polislerin vaki yıkım, yangın ve tahrip girişimlerini önlemekte, üstlerinden gelen “açılım süreci baskısı” sonucu müsamahakâr davranmaları veya saldırıları önemekte yetersiz, aciz ve zayıf kalmaları tam bir cürüm/suiistimal, görevi ihmal ve bir anlamda suça iştirak kabilinden olup:, Hükümet, mutlak sorumluluğunun gereğini yerine getirmemiş, isyancıları bastırmamış ve ülkemizde can ve mal güvenliğini sağlamamıştır. Bu cihetle mezkür alanda oynanan kanlı oyun ve Türkiye Cumhuriyeti topraklarında uygulanan anarşi; Terörden beslenen menfur odakların iştiraki ile vaki bir it dalaşı (adeta bir danışıklı dövüş) biçiminde cereyan etmiştir.
AĞIR BİR CÜRÜM VE DOLAYLI İŞTİRAK
Sonuçta madden ve manen zarar gören millet, tahrip ve tarumar edilen milli servet ve kalleşçe katledilenler Türk vatandaşıdır. Ancak, “isyan davetçisi partiyi derhal faaliyetten men, fesih, iptal ve ilga etmeyen” hükümet, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, YCBS ve 2820 sayılı kanuna göre kapatma isteminde bulunmakla sorumlu kurumlarla dava açmak ve şikâyet mükellefiyetini yerine getirmekle görevli kurumlar:, Barolar ve Cumhuriyet Savcıları “alenen suça iştirak ve isyanı engellememek suretiyle teşvikten dolayı” suçludur.
Esas suçlu olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) dışında kalan ve son seçimlerde, Türk Milleti tarafından kendilerine muhalefet görevi verilen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile Milliyetçi Hareket Partisi.; Her derece ve düzeyde itiraz, şikâyet, men-i müdahale ve suç duyurusunda bulunarak; Derhal anarşi, terör ve tedhiş örgütü uzantı ve bağlantılarının alenen cirit attığı parlâmenterler Meclisini terk edip Sine-i Millet’e dönmemekle, millete ve devlete en büyük kötülüğü yapmış bulunmaktadırlar.
Menfur isyan, yağma-talan, gasp ve irtikap karşısında dut yemiş bülbül misali suspus kalan, siyasi parti nam 80 küsur teşekkül de zan altındadır. Hatta aynı gün, Cumhuriyet Baş Savcılıklarına suç duyurularında bulunmamak, hukuk yolunu zorlamamak, hükümeti icbar ve ikaz etmemekle, dolaylıda olsa, suça iştirak etmiş durumuna düşmüşlerdir.    
Bu, “diğer” partilerin gaflet ve dalâlet içinde, atıl ve muattal olduklarını gösterir.
BU BİR AKP VAHŞETİDİR
Gerçek adı Ayn el-Arap olan Kobani bahanesiyle, Türk topraklarında sokağa dökülen unsurların, 6 Ekimden 11 Ekime kadar yüksek yoğunlukta süren saldırı/şiddet, yağma ve talan girişimleri, halkımızda büyük tedirginlik, kaygı ve korkulara yol açtı. Anayasaya aykırı olarak faaliyet göstermesine müsamaha edilen ırkçı partinin çağrısı ile patlak veren menfur eylemler vatanın huzur, barış ve güvenlik iklimini bozdu. Aziz, Mübarek Kurban Bayramı ve sonrasını zehir ettiler. Memleket, bir anda cinnet getirenlerin cirit alanı haline geldi ve kudurmuş kuduz kötülerin suç cennetine döndü.
Hâkim unsur, hüküm ve hikmet sahibi olması gereken; Adalet, barış, huzur ve sükûnu sağlamakla memur/mecbur ve mükellef hükümetin buna kesinlikle izin vermemesi:, Anarşiye göz açtırmaması, yağmacı ve çapulculara müsamaha etmemesi gerekirdi. Lâkin bu hükümet, çözüm süreci bahanesiyle terör ve tedhişe prim vermek suretiyle, asileri şımartmış, eli kanlı canilere yüz vermiş, hırsız, yolsuz ve yankesicilerin sokakları işgal etmesine göz yummuştur.
Oysa “alenen savaş yoksa” barış yolu adalet, hukuk ve hakkaniyetle örülür.     
CİNNET GETİRENLERİN CİRİT ALANI
SUÇ VE SUÇLU CENNETİ TÜRKİYE!..
Cinnet getirenler ülkeyi cirit alanına çevirir, masum insanlar alçakça katledilir, can ve mal güvenliği ortadan kalkar, terör-tedhiş; Vandallık ve kalleşlik şehir merkezlerinde, meydan ve sokaklarında kol gezerken:, Suç odaklarının çıban başları ile “uç verip/baş gösterdiği yerde anarşi, terör ve tedhişi ezmekle memur, mecbur ve mükellef hükümet” millete itidal, sabır ve sükunet tavsiye ediyor. Olacak iş mi bu?, “Ey hükümet, sen kimden yanasın” demezler mi?
Sonuçta: Terörün siyasetteki baron, aktör ve piyonları, “her yer Kobani” biçimindeki, alenen tahrik, teşvik, yardım ve yataklık içeren açıklamalarla, kan tutmuş vahşi destekçilerini yakıp -yıkmaya davet ederek; Ülkemizi karıştırmak hırsıyla kudurup, menfur emeller ve kanlı eller ve sivri dillerle, alçakça provokasyonlara sebep oldular. Açıkça Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı isyan eden, başkaldıran, milli devletimizi yıkmak, ülke’de kargaşa çıkartıp bozgunculuk yapan bu asi, hain, çapulcu ve vicdansızlara hukuk öğretmek değil; Türk Milleti adına adalet önüne çıkartıp, ‘Türkiye ve Türk milletinin büyüklüğünü’ göstermek kaçınılmazdır.
Hükümet buna mecbur; Adaleti hâkim, güvenliği temin ve tesisle mükelleftir.   
MEŞRU MÜDÂFA HAKKI
Adalet sadece eşit davranmak, hak/hukuk dağıtmak değil; Ağırlıkla ve mutlaka cürüm unsurlarını, yani suçluları mutlaka yargı önüne çıkartarak tedip ve terbiye etmek, nefsen ıslah olacakları biçimde cezalandırmaktır. Taammüden insan öldürenlerin ise, asla yaşatılmaması, mutlaka öldürülmeleri şarttır. Suç işlemeyi önlemeyen ve bütün suçluları yakalayıp, misliyle cezalandırmayan bir hükümet adil değildir. Adil olmayan hükümetlerin meşruiyeti tanınamaz. Bütün unsurları ile adalet mekanizmasını işletmeyen hükümetlerin meşruiyeti geçerli olamaz. Aksi takdirde ihanete yardım ve yataklık var demektir. Hükümetlerin suç örgütleri ile iştirak ve işbirliği halinde Millete “MEŞRU MÜDÂFA HAKKI” doğar. 
Bu hak, BM yasaları, medeni ve evrensel hukuk kuralları çerçevesinde; “Mukabele-i bil misil” bazında devlete ve nefsi müdafaa kapsamında fertlere tanınmış bir haktır. Şu kadar ki; Esasen münferit olan bu hak, icabında bir köy, bina, mahalle, şehir, çarşı veya cadde halkı tarafından da müştereken kullanılabilir. Tek şart: Saldırı, kalkışma, isyan veya tecavüzün vaki olduğu yere resmi güvenlik kuvvetlerinin intikal etmemiş olması veya intikal ve müdahalede bulunduğu halde yetersiz kalmasıdır.
Hâkimiyet, halktan çıktığı zaman da bu hak, ayniyle geçerli olmak gerekir, biline.       
Ayrıca, “Kobani düşerse Ankara düşer” diyenlerin, devlet ve millet malını talan/tahrip ve tarumar edenlerin şiddetle cezalandırılması, yol açtıkları hasar, zarar, ziyan, soygun/vurgun ve yıkımın tazmin ve telâfî ile 43 vatandaşımızı alçakça/hunharca, kalleşçe katleden katillerin mutlaka yakalanarak; İslâm’ın emri gereği idam edilmeleri şarttır. Aksi takdirde bu şerefsizce ihanet, hunharlık/yağma ve yankesicilik; Tarihe bir AKP vahşeti olarak geçmeye mahkûmdur.
ÖZGÜRLÜK VE GÜVENLİK
Türk vatanı ve Türk milletinin, nimet ve servetlerinden yararlanarak yetişen ve şimdi tam bir nankörlükle isyana kalkışan güruhun Kobani kılıfıyla can almasının, kan dökmesinin, vurup kırmasının özgürlükle, insanlıkla, insan haklarıyla hiçbir ilgisi, alâkası yoktur. Askere taş, polise tokat atan, devlete söven, millete hakaretler yağdıran omurgasızların “özgürlük ve güvenlik” teraneleri, sadece yalancılık, demagoji, istismar ve sahtekârlıktan ibarettir.
Ayrıca, milletvekili nam “diğer parlamenterlerin” milli mücadelenin kutlu eseri olan Gazi Meclis’te, Kandil’in terör şeflerinden emir alanlarla aynı çatıyı paylaşmaları, en başta büyük utanç, insan hakları, adalet, hukuk, ahlâk, Din ve demokrasiye ihanettir. Asiler Kobani bahanesiyle 37 il’de 1.419 olay çıkarttı. 212 okul, 67 emniyet, 25 kaymakamlık ve 29 siyasi parti binası kundakladı. 1.177 araç tahrip etti. Sokak saldırıları sonucunda ölü sayısı 43’tür. Dahası 308’i emniyet görevlimiz olmak üzere 723 kişi de kalleşçe yaralandı. Günlerce Türk Bayrakları, Atatürk heykelleri,  büst ve köşeleri, Cami, Kültür Merkezi ve Kütüphaneler peş peşe ateşe verilerek, tıpkı hain Ermeni, Yunanlı ve Sırpların Müslümanlara yaptığı zulüm gibi hunharca yakılıp, alçakça yıkıldılar. Bu büyük bir vahşet, ihanet ve şeamettir. Vahşet, ihanet ve şeametin olduğu yerde güvenlik iflâs etmiş demektir.
Güvenliğin olmadığı yerde özgürlükten bahsetmek komikliktir.
Özgürlük&güvenlik dengesinin hiçbir yerinde, anarşi, terör, tahrip ve tedhiş olamaz.
Vahşet, ihanet, şeamet, Vandallık, ayrımcılık, bölücülük varsa güvenlik yoktur. Kaldı ki güvenliğin olmadığı yerde özgürlükten bahsetmek safdilliktir. Zira özgürlük maddi-manevi, bilimsel/kültürel anlamda, hiç kimsenin öz güvenliğine halel getirmeyecek sınırlar dâhilinde hareket etmek ve faaliyet göstermektir. Başkalarının hakkı, hareket alanı, hürriyet, sağlık ve emniyetini suiistimal eden hiçbir davranış biçimi özgürlük değildir.
Resmen izin almadan ve mesai saatleri dışında eylem Vandallık ve vahşettir.   
Millet ve devlet/kamu malının yasal veya yasa dışı; Her ne şekil ve surette olursa olsun tahribi, gasp ve irtikabı ya da çalınması halinde, bedeli failden misliyle tahsil edilmek zorundadır. Aksi takdirde, maddi ve manevi tazminatlarla birlikte davayı takip-tahsili temin etmeyen hükümetler millet düşmanı ve dâhili bedhah demektir.    
YENİ GÜVENLİK PAKETİ
Bu anlamda, hükümet tarafından TBMM’ne sunulmak üzere iki koldan hazırlanan yeni güvenlik ve yargı paketiyle Twitter’da iktidara yönelik sert eleştirilere beş yıla kadar hapis cezası getirileceği:, Aramalarda "somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesi" kriteri gözetilmeyeceği "makul şüpheyle" herkesin evi, işyeri ve otomobilinin aranacağı; Hükümete karşı suç işledikleri, örgüt kurdukları gerekçesiyle tüm muhaliflerin mallarına da rahatlıkla el konabileceği gibi iddialar ileri sürülmektedir. Bunlar akla, mantığa, hukuk ve ahlâka sığmaz.
Namuslu, dürüst, demokrat, şerefli, onurlu ve sorumlu bir muhalefet; Öncelikle insan hakları olmak üzere; adalet ve hukukun teminatıdır. Aksi takdirde millet bir şekilde muhalefet görevini üstlenecek ve icabını mutlaka yapacaktır. Kadim Türk tarihinin “Medeni Siyaset” kavramının güncel biçimi olan Cumhuriyet ve Demokrasi idaresi; başıbozukluk, disiplinsizlik, kuralsızlık ve düzensizlik değil; Tam tersine, dünyaca kabul görmüş norm kurallar rejimidir. Demokrasilerde anarşi, terör-tedhiş, başıbozukluk, yolsuzluk ve disiplinsizlik olmaz; Cunta, dikta, vesayet ve faşizme müsaade edilemez. Bu meyanda düzen, sistem veya rejimde sıkıntı varsa “muhalefet yok” demektir. Zaten de şu anda Türkiye de muhalefetten söz edilemez!..
AKP’NİN ÇÖZÜM ORTAKLARI
Türkiye’de özgürlük ve güvenliği tartışma, demagoji ve polemik konusu yapan; Milli, îlmi, kültürel, insani ve manevi değerleri, şeref, haysiyet, can/mal ve ırz güvenliğini tehlikeye düşüren, AKP’nin çözüm ortakları, AKP’nin çözüm kadrosu ve Kobani afyonuyla kudurmuş, Kobani aşısıyla çılgına dönmüş akıl fukaralarıdır. Başka bir şekilde bunlara “akıl tutulmasına uğramış” kifayetsiz muhterisler de denilebilir. Dolayısıyla, bu şer/şeamet karşısında Kobani için timsah gözyaşı dökenler milli servete, demokrasi, adalet ve hukuka hıyanet etmişlerdir.
DAHASI VAR
Öte yandan, yine Ekim ayı başlarında KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun huzurunu suiistimal ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin onur, beka ve erdemini istismar eden birleşmiş milletler genel sekreteri'nin Kıbrıs özel danışmanı Espen Barth Eide; “güney Kıbrıs Yunan çetesinin (iyi ki) terk ettiği “toplumlararası (devletlerarası değil!) görüşmelerin derhal başlatılması için gereken neyse yapılmasını adeta emrediyor!.. Bu ne cür’et, ne menem bir alçaklık ve küstahlıktır!? Hani, hâkim ve hükümran, soylu ve saygın, uluslar arası itibara sahip Anavatan siyasetçileri nerede?
Domuz yavruları Anadolu’yu işgal plânları yaparken, Anadolu hükümetleri neden ve niçin tam bir onur, erdem, beka ve basiretle; Şerefli bir duruş, kutsal görev şuuru ve tarihin derinliklerinden gelen adalet, mutlak mütekabiliyet ve icabında mukabele-i bil misil asaleti içinde hareket etmezler? Oysa hükümetin hikmeti ve devlet adamlığının umur-u budur. 
EGE’DE YAŞANAN İHMAL,
VATANA İHANET VE İZMİHLÂL
            Aynı anda palikaryanın Ege’de mevcut ve aidiyeti mutlak Türk 16 ada ve 1 kayalıktaki (muhtemelen dâhili bedhahlar ile anlaşmalı), bütün Türk Milleti’ni utandıran, kamu vicdanını rencide eden ve sızlatan menfur, küstah ve kalleş işgalleri sürüyor. Dünyanın 5 silâh üreticisi ve önde gelen “ilâh+silâh+ilâç” taciri mel’unların bu gasp, işgal ve adaletsizlikten haberi yok. Belki var da, çılgın bir çatışma, kalıcı bir savaş çıksın diye kirli, irinli ve kanlı ellerini iştahla ovuşturuyorlar. Bu nevi âdi kene, akrep ve vampirlerden başka ne beklenebilir ki?..  
            Bunların kanlı-kirli oyun, menfur tuzak, alçaklık, kalleşlik, yalancılık, soytarılık, çifte standart, iki yüzlülük ve sahtekârlıklarından dolayı İslâm âlemi kan revan içinde. Ukrayna nâ hak yere ihanet şebekeleri ile cebelleşiyor. Libya, Mısır ve Pakistan, sapkın kâfir lejyonlarının anarşi, terör-tedhiş ve tehdit kıskacında! Başta, Çin mezalimine maruz Doğu Türkistan olmak üzere; Türkmen diyarları, Bosna Hersek, Karabağ, Güney Afrika Müslümanları ile Nyanmar insanlık düşmanlarının insafına terk edilmiş durumda. Şimdi muhataplara sormak lâzım:
Ülkemizi, dolayısıyla Türk ve İslâm âlemini adım/adım kaos, derin kriz, başıboşluk, otorite zaafı, haksızlık, kanunsuzluk, kuralsızlık ve yolsuzluk bataklığına sürükleyen (hayatta olanlardan) Süleyman Demirel, A. Necdet Sezer, Deniz Baykal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Devlet Bahçeli ile (bir avuç anarşisti/teröristi haklamakta acze düşen) dönem Genel Kurmay Başkanları ve Ergenekon furyası ile hapislere atıldığı.; Terör-tedhiş örgüt başı diye suçlandığı halde, ülkenin en kritik günlerinde dut yemiş bülbül gibi suskun sabık liderlerine ne demeli? 
Bunların tamamı “DEVR-SABIK” değil de nedir?
Niçin yaşanan kriz, kaos ve buhrana vaziyet etmez; Kalkıp hak, hukuk, adalet, eşitlik, Milli Birlik ve beraberlikten; Devletin namusu; Tüyü bitmemiş yetim/kul hakkı olmak üzere; Rüşvet, iltimas, ayırma-kayırma, yolsuzluk, hırsızlık ve suiistimaller aleyhine lâf etmezler?
            Ya da şimdilerde sayıları 89’u bulan siyasi parti nam teşekküller ne iş yapar?
Anayasa da ‘demokrasinin vazgeçilmez unsurları’ olarak tanımlanan 89 siyasi teşebbüse, teşekküle rağmen; Memlekette neden-niçin demokrasi, adalet, ahlâk/dirlik-düzen/disiplin ve hukuk yok? Kanuna göre kurulan siyaset/hanelerin sebebi hikmeti nedir? Parti kisvesi altında menfaat sağlamak, kart dağıtmak, kerhane ve kumarhane işletmeciliği yapmak mı acaba? 
            MİSAK-I MİLLİ ZAMANI
            İbret için görmek gerek. Âlemin gâvuru; Türk ve İslâm, gerçekte insanlık düşmanları 2. Sevr’e uğraşıyor. Yeniden, “tarih ve tabiat önünde” sorumlu olduğumuz Türk ve Osmanlı bakiyesi Orta Doğu, İslâm coğrafyası ve dünya nimetleri talan ediliyor. Bu korsanlığa seyirci kalınamaz. Şimdi, tam bu başıbozukluk, yaygın ıstırap, katliam ve mezalim sürecinde ‘Misak-ı Milli’yi teşmil zamanıdır. Vasiyeti hatırlayın. Kancık, kahpe, dönme-devşirme ve kriptolar geri dursun. Yiğit, dürüst, imanlı-şuurlu, onurlu-sorumlu Türk, ahlâken yüksek, mert olanlar beri çıksın. Dünya buna muhtaç!. Türk’ün adalet, huzur ve barış mücadelesi tez başlamalıdır.
(1) TMT, Türk Mukavemet Teşkilâtı

20 Temmuz 2013 Cumartesi

İhanetin kod adı: yeni anayasa & Demokrasi, adalet ve hukuk ışığında toplantı gösteri yürüyüş hakkı

İHANETİN KOD ADI:
YENİ ANAYASA
Mustafa Nevruz SINACI
Varlığı, ağırlığı ve kullanılış biçimi tartışmalı, muvazaalı ve hattâ şaibeli ‘yeni anayasa komisyonu’ 12 Temmuz 2013 tarihi itibarıyla 48 madde üzerinde anlaşma sağlamış!..
Kendi Milli Anayasa’sı olmadığı ve buna (çok sağlam ve köklü gelenekleri nedeniyle) lüzum görmediği halde, bütün müstemlekelerine “anayasa” dayatan İngiltere’nin idare biçimi ile “niçin bir anayasası olmadığı” konusunda hiçbir ilmi, fikri ve Milli tarih bilgisi olmayan birileri; “Tamam. Madem ki 48 madde üzerinde mutabakat sağlanmış, öyleyse hemen bunları genel kurula indirip oylayalım, sonrası kolay” diyor..
Açıkça ortaya çıktı ki; Bu “yeni anayasa sevdasına müptelâ” kesimin, Osmanlı Devleti ve Japonya ile Suudi Arabistan’ın da bir anayasası olmadığından bihaberler. Üstelik anayasası olmayan ülkelerden Japonya adalet ve dürüstlüğün, İngiltere ise Krallıkla idare olunmasına rağmen, adeta bir Demokrasi mabedi… Münhasıran kendi yurttaşları ile sınırlı olmak şartıyla, insan hakları, adalet ahlâkı ve demokrasinin en mükemmel yaşandığı ülke..
Kaldı ki, Osmanlı’nın da bir anayasası yoktu ve fakat; Emniyet, adalet ve huzur iklimi yönünden henüz dünyada bir eşi ve benzeri yok. Üstelik, başta Amerika ve İsrail olmak üzere, birinci sınıf dünya devletlerinin idolü Osmanlı!..
Bunu parlâmenter nam, mevcut yönetici takımı yahut; İnsan hakları, evrensel hukuk ve demokrasi söylemleriyle aba yaratıp, (başta ABD-AB olmak üzere kalleş emperyalistler gibi) arkasında halka sopa gösteren vesayet, sulta ve cunta erbabı bilemiyor mu?..  
Ucunda hıyanet görünen bu gaflet ve dalalet furyası ne?..
Nerede bu milletin, memleketin “medeni, muasır ve adil” milliyetçileri?..      
Ne kadar garip, acayip, utanç verici ve garabet bir durum…
Buna mukabil; Asli görevleri ve varlık nedenleri olduğu halde “muhalefet yapmaktan aciz”, dışarıdan bakıldığı zaman hükümetle iştirak ve işbirliği halinde görünen CHP, MHP ve eşkıya gurubu.; Hukuk dışı teklifi şiddetle reddetmek, men ve karşı koymak yerine, “elbette olabilir, tabii mümkündür, hele bir bakalım, düşünelim, değerlendirelim” pozisyonuna geçip, ahlâksız teklif ve iğrenç pazarlık moduna geçtiler…
Yahu, hangi çağda görülmüş parça pindik anayasa imali? Önce 48 maddesine onay verelim, sonra fırsat buldukça, mutabakat sağlandıkça devam ederiz. Adalet ahlâkı, hukuk usulü ve anayasa tekniğine taban tabana zıt bu süreci teklif ve telâffuz edebilmek için külliyen cahil, bilimden bihaber akıl fukarası veya ihanet şebekelerine ihale edilmiş olmak gerek..  
Cumhuriyet, Adalet, Hukuk ve Demokrasi için yüz karası bu..
Ayrıca, beherinin “Cumhuriyet, Demokrasi, Lâiklik, Adalet ve Hukuk” kelimelerinden ne anladıkları konusunda çok derin şüpheler uyandıran bu yaklaşım tam bir rezillik. Öncelikle ve başta “Demokrasi” olmak üzere; Adalet ve Hukuk’un bunlar için hiçbir şey ifade etmediği, ya da, vaktiyle lânetli birilerinin: “Yasa masa, tüzük büzük, hukuk guguk” dediği türden din tüccarı, siyaset simsarı veya misyon taciri, vesayet güdümlü oldukları kesin!...
Özellikle: Cumhuriyet, Demokrasi ve Lâikliğin, mutlak surette ve behemahal adalet ile mündemiç olduğu ve binlerde yıldır süzülüp gelen; Özgün/norm kural ve bilimsel disiplinlerle kaim bulunduğu idrak edilemiyor. Herkesin ve her kesimin kendine göre bir Cumhuriyet, hak, adalet, hukuk, demokrasi ve lâiklik görüşü var. Bu sizce normal mi? Elbette hayır…
Demokrasi İslâm’da “mutlak hakkaniyet, eşitlik ve adalet” tanımı ile nınırlıdır.
Demokraside keyfiyet, berduşluk, Zerdüşlük yoktur.
Yıllarca denenmiş ve sonuçta doğruluğu kanıtlanarak yerleşmiş kurallar vardır.
Ya “demokrasi, adalet ve hukukun kurallarına uyulur” veya defolup gidilir..  
Zaten şahsiyet ve haysiyet sahiplerinden böyle bir yaklaşım beklenemez…
Dolayısıyla: Her ne şekilde olursa olsun, millet adına karar vermekle memur, yasama ile mükellef kimseler, (yani güncel deyimle Milletvekilleri) “hak ve yetkileri sınırlı, milli ve millet menfaatini korumakla görevli” bireyler yurttaşlar namına hukuki vekil hükmünde olup;. "Hâkimler ve Savcılar" gibi olmak ve cari hukukun akaidi, icabında yorumu muvacehesinde "vicdanlarına uyarak" hareket etmek, kesinlikle ve asla “hiçbir baskı altında kalmadan” telkin ve tavsiyeye uymadan, eğer varsa, hür iradeleri ile karar vermek zorunda ve durumundadırlar.
Bunun istinadı "hukuki, ahlâki ve adil" olmaktır.
İşte "Millet Vekili” budur.
Her ne kadar vekil seçmek milletin doğrudan hakkı ise de bu: İnsani değerler, inanç ve ahlâk şuurunun, namuslu-dürüst, onurlu ve sorumlu bir demokrat kişilikle yerleştiği; Siyasetin hiçbir menfaat beklenmeden, ‘süfli meslek olarak’ yapılmadığı, ileri demokrasilerde görülen bir yüksek kültür durumudur. Tıpkı Atalarımızın Medeni Siyaset dedikleri “devlet idaresinde, Rabbin rızası için Millet iradesini temsil etmek” gibi…
Şu hale nazaran: Mevcutta kimsenin farkında olmadığı, bilmediği ve idrak edemediği bir bilimsel disiplin olan "demokrasi kurumu, adalet ahlâkı ve hukuk devleti", yani umur-u devlet dâhilinde hareket etmek, bütün görevli, yetkili ve sorumluların boynuna asılı vebaldir. Bu vebalin uymayı, itaat ve sadakati zorunlu kıldığı DEMOKRASİ ise: Devletin hakiki sahibi olan halkın yaşamı, birbirleri ve devlet ile ilişkileri konusunda "doğru, onurlu, sorumlu, adil ve dürüst (norm) kuralların her daim yürürlükte kalması, değişmez, değiştirilemez ve her şeye rağmen geçerli, uygulanır olması halidir.
Bunun herkesçe kabulü, tasdiki ve bilinmesi zorunludur.
Adalet ahlâkı ve bunun cihazı hukuk olmadıkça hüküm meşru olmaz.
Adaletsiz hükümetler faziletsizdir. Hüküm hikmet iletir. Hikmet sahipleri eğer İslâm iseler mutlaka Hazreti Ömer; Mecusi yahut Zerüşt iseler Nûşirevan, Hıristiyan iseler Necaşi gibi olmak ve lâkin “din ve insanlık düşmanı olmadıkça” evrensel hukuku icra ve adaleti ifa etmek zorundadırlar. İlim (bilim)’in bütün şubeleri bir disiplin (kural ve formüller) bütünüdür. Adalet ve Demokrasi de böyle bir disiplindir. 48 maddelik anayasa taslağının (diğer bütün aykırılıklara rağmen) Meclise sunulması bir hukuk cinayeti, cehalet ve skandal olacaktır…    
NETİCE OLARAK:
Zaten bu parlamentonun anayasa yapma hakkı yok. Dönem itibarıyla “taşıma sulu kafalardan oluşan” bireysel özgürlük, bağımsızlık ve tarafsızlık öğesinden, özellik, millet adına özne ve “gerçeği haykıracak ve savunacak kadar” bile medeni cesaretten yoksun bu taife anayasa yapabilecek MİLLİ YETKİ ve yetenekten yoksundur.
Hele şu 48 maddeye ibret için bir bakın.
Tamamı anayasa, kanun ve hukuk tekniğinden uzak… Lâstikli lâflar ve inadına edebi kavramlarla süslenmiş, sünger misali her yana ve her yöne çekilebilecek şeamet kelimeler.. Bu inşaat, ya mutlak bir çöküş için hazırlanmış veya en küçük bir zelzelede milletin tepesine çökecek biçimde hazırlanmış.
Olur, mümkündür olabilir diyenlerin Allah belâsını versin…
Rab, kahhar ismiyle, milli birlik, beraberlik ve bütünlüğümüzü bozmayı, ülkemizi bölmeyi ve âlemin gâvuruna, Ermeni’sine, Rum’una peşkeş çekmeyi düşünenleri kahreylesin.
Başka ne denilebilir?...    
 DEMOKRASİ, ADALET VE HUKUK IŞIĞINDA TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI (!)
Mustafa Nevruz SINACI
Yeni, Sivil Anayasa” konulu makalemde geniş mantık, evrensel hukuk, reel içtihat ve hukuk-u düvel emsalleri itibarıyla anlatmaya, açıklamaya çalıştığım: Demokrasi, Adalet ahlâkı ve hukuk kavramları, bir toplum olarak insanca yaşamanın, toplumsal sözleşmelerin, hak, hürriyet, görev, yetki ve sorumluluklarının temel unsuru olup;
Demokrasi: “Devletin hakiki sahibi olan halkın yaşamı, birbirleri ve devlet ile ilişkileri konusunda "doğru, onurlu, sorumlu, adil ve dürüst (norm) kuralların her daim yürürlükte kalması, değişmez, değiştirilemez ve her şeye rağmen geçerli, uygulanır olması halidir.”
Buna göre:
1. Demokrasi adalet ve barışı temin eden ve teminat altına alan kurallar bütünüdür.
2. Demokrasi kesinlikle ve asla keyfiliğe yer vermeyen kuralsızlık değildir.
3. Demokrasi İslâmi ve İnsani, Evrensel bir kurumdur. Kuralları sabit ve standarttır.
4. Demokrasinin öznesi olan “fikir, düşünce, söz söyleme” hürriyeti, yaşama hakkı ile eş değeri haizdir ve birinin hak ve hürriyeti “ancak, sadece ve nihayet” bir diğerinin / ötekinin hak ve hürriyetinin başladığı yere kadardır. Kişiler bir araya geldikçe bu hürriyetlerin kapsamı genişleyebilir. Ancak sınır: Başkalarının (kurum veya şahıs) hak ve hürriyetlerinin başladığı yere kadardır. Bu sınır aşılamaz ve asla aşındırılamaz.
Demokrasinin teminatı adalet ve hukuk; Adalet ve Hukuk’un istinadı ise mutlak hak, karşılıklı saygı, kanunlarda ve kanunlar karşısında eşitlik ve yaşam boyutunda dürüstlüktür. Şu hale nazaran: Demokrasi adı altında sergilenen disiplinsizlik, kontrolsüzlük, takipsizlik, insan (hayvan, canlı-cansız varlık) hakları, adalet ve hukuka saygısızlık pek iğrenç bir vahşet, utanç verici dalâlet, bilime hıyanet, koyu taassup, cehalet ve vahşettir.
Dolayısıyla kurumlar ve bireyler, öncelikle hak, görev ve sorumlulukları en onurlu ve adil biçimde tanımlanmış ve sınırlanmış olmak koşuluyla: “karşılıklı saygı” ilkesine uygun bir yaşam sürmeye mecburdurlar. Özel, yerel, bölgesel, yasal ve kurumsal sorunu olan hukukun içinde çözüm aramaya ve bütün sorunları “adalet, hukuk ve ahlâk kuralları içinde” çözmeye mecburdur. Kamusal alan ve toplumsal hakların korunması ve/veya geliştirilmesi yönünden gerekli ve zorunlu olması halinde: Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı; Başta AB+ABD ülkeleri olmak üzere, dünyada uygulanan "ortak hukuk" usul ve prosedür şöyledir:
1. Bireysel eylem ve gösteri yürüyüşü: Barışçıl olmak "genel ahlâk, kamu düzeni ve yerleşik hukuka aykırı" öğeler içermemek koşuluyla, kişisel güvenlik nedeniyle mülki amire ihbar / bildirim dışında; İzin dâhil her hangi bir kurala tabii değildir.  
2. Kitlesel Eylem, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri: Belirli sayıda ve sorumlu bir "Organizasyon komitesi" tarafından hazırlanmak, düzenlenmek, ifa, icra ve idare edilmek;
Önceden Mülki İdareye "etkinliğin ihbarı" amacıyla bildirilmek; Bu bildirimde yer, güzergâh, tarih ve saat / süre gibi bilgileri açıklamak kayıt ve şartıyla....
3. Kitlesel Gösteri ve yürüyüş sırasında: Kamu, kişisel ve özel mülkiyete kesinlikle zarar vermemek; Her hangi bir nedenle veya kazara, zarar, hasar, yahut tahrip vaki olur ise mutlak surette bedel ödemeyi veya tazmini peşinen vaat ve taahhüt etmek, (Burada idarenin mutlak görevi: Vaki zarar ve hasar bedellerini kesinlikle "sorumlu ve/veya suçlulardan temin, tahsil ve tazmin etmektir. Aksine bir tasarruf, insan hakları, adalet ve hukuka aykırı olup; İdarenin zaaf, görevi ihmal ve suiistimalini kanıtladığı için ağır suçtur. Ayrıca:
Önceden bildirilen yer, tarih ve saat şartına mutlaka uymak., Mesai bitiminde gösteriyi mutlaka sonlandırmak., Başkaca bireylerin hak ve özgürlüklerini kısıtlayacak, trafik akışını durduracak ve günlük hayatın olağan seyrini engelleyip kısıtlayacak teşebbüs, kalkışma ve inisiyatiflerden kesinlikle ve mutlaka kaçınmak., Kamu düzeni, güvenlik ve huzuru bozacak, günlük yaşamın olağan akışını aksatarak emniyeti suiistimal edecek teşebbüsler kesinlikle ve mutlaka dünyanın bütün ülkelerinde yasaktır. Bu iş “demokrasilerde” böyle olur. Biline!...